Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Ramazan Bayramı 2018: Bir Aylık Eğitim Kampı

İsmail Sezkin

RAMAZAN BAYRAMI - 2018


Ramazan ayının yaklaştığını müjdeleyen üç aylarla başladık. Ramazanla, oruçla, sahurlarla, iftarlarla, teravihlerle, Kur’an’la, dualarla, tövbe ve istiğfarlarla, tespihlerle, yardımlaşmayla devam ettik.

Bir ay boyunca kendimizi manevi eğitim kampına aldık. Kirlenen yanlarımızı temizledik Unuttuklarımızı hatırladık… Kur’an’la yıkılan köprülerimizi yeniden kurduk. Maddi yönümüzü aç bırakarak manevi yönümüzü doyurduk. Ve nefsimizi terbiye ettik…

İrademize Allah’ın emir ve yasaklarına boyun eğdirmeyi öğrettik. İftar sofralarında buluştuk. Aynı ezan sesiyle iftarımızı açtık ve aynı kıbleye yöneldik. Hiç birimizin makam ve mevkiine bakmadan aynı hizada saf olduk. Hep birlikte secdeye vardık. Ve bayram namazı için şimdi burada buluştuk.

Bizi burada huzur içinde toplayıp bir Ramazan Bayramına daha kavuşturan Cenab-ı Rabbil Alemin’e şükürler olsun.

Her milletin bayramı vardır. Bize de Rabbimiz Kurban ve Ramazan bayramlarını lütfetmiş. Allah-u Teâlâ’nın bahşettiği bu bayramların bize getirdiği birçok değerler var.

Bizim bayramlarımız, modern dünyanın insanlarını bireyselleştirip, kalabalıklar içinde yalnızlaştırmasına karşı panzehirdir.

Bizim bayramlarımız, akrabalık bağlarının kolayca kopartılıp atılmasının önüne geçen koca bir settir.

Bizim bayramlarımız, bencilleşen, dünyevi menfaatten başka bir şey düşünmeyen insanlara; kardeşliği, paylaşmayı, sıcaklığı ve sevgiyi getiren bir şefkat elidir.

Bizim bayramlarımız küsleri, dargınları barıştırır, öfkeyi- kini yatıştırır. Bizim bayramlarımız, akrabalıkları, komşulukları, arkadaşlıkları pekiştirir. Yoksul ve fakirleri sevindirir. Bizim bayramlarımız yetimlerin elinden tutar.

Mü’minler kardeştir ve kardeşlik sınır tanımaz. Çünkü;

اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ

““Unutmayın, inananlar birbirlerine düşman olamazlar, çünkü onlar ancak kardeştirler.”

فَاَصْلِحُوا بَيْنَ اَخَوَيْكُمْ

“O halde, mü’minler arasında çıkabilecek anlaşmazlıklara seyirci kalmayın, din kardeşlerinizin arasını düzeltin;”

وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

Allah’tan gelen ilkeleri çiğnememe konusunda son derece titiz ve dikkatli davranın; mü’minlerin birlik ve beraberliğini bozup İslâm toplumunu zayıflatacak her çeşit olumsuz davranıştan sakının ki, O’nun tarafından şefkat ve merhamete lâyık olabilesiniz.”(Hucurat, 49/10)

Bizler din kardeşiyiz hepimiz. Kardeşlik bağımız güçlü olduğu zamanlar dünyaya hükmetmiş bir ümmetiz biz. Ne zaman ki; aramıza fitne girdi, tefrika ve düşmanlık girdi; işte o zaman bölünüp parçalandık, birbirimize düştük. İslam düşmanlarının oyununa geldik, ayrı düştük, zayıf düştük. İpi kopmuş tespih taneleri gibi dağıldık.

Cenab-ı Hakk’ın şu uyarısını anlayamadık bir türlü:

وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَمٖيعًا

““Hep birlikte, Allah’ın yeryüzüne uzatmış olduğu Kur’ân ipine ama tümüne sımsıkı sarılın;”

وَلَا تَفَرَّقُوا

“sakın ondan ayrılmayın!”

وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ

“Allah’ın size olan nîmetini hatırlayın:”

اِذْ كُنْتُمْ اَعْدَاءً

“Hani birbirinize düşman idiniz;”

فَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ

“fakat Allah kalplerinizi kaynaştırıp birleştirdi de,”

فَاَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِهٖ اِخْوَانًا

“O’nun nîmeti sayesinde hepiniz kardeş oldunuz.”

وَكُنْتُمْ عَلٰى شَفَا حُفْرَةٍ مِنَ النَّارِ فَاَنْقَذَكُمْ مِنْهَا

“Ve hani, ateş dolu bir uçurumun tam kenarında idiniz de, Allah sizi oradan kurtardı.”

كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اٰيَاتِهٖ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

İşte Allah, öğüt alıp doğru yolu bulasınız diye âyetlerini size böyle açıkça bildiriyor. Fakat düzensiz, başıboş ve dağınık bir toplum bunları yapamaz.”(Al-i İmran, 3/103)

Dünyanın neresinde olursa olsun, rengi, kavmi ne olursa olsun, kardeşlerimizden sorumluyuz biz. Aç ve fakir olanların, ihtiyaç sahiplerinin, zorda kalanların, zulme uğrayanların, yetimlerin yardımına koşmak ümmet olmanın, kardeş olmanın ve de insan olmanın bir görevidir. Biz bu görevi ümmet adına, millet olarak bir nebze de olsa başarıyla yaptık hamdolsun. Yapmaya da devam edeceğiz inşallah. En yakınımızdan en uzağa kadar, dünyanın öbür ucuna kadar götürmeliyiz bunu. Çünkü kardeşlik sınır tanımaz.

Din kardeşi olan Müslümanların birbirini sevmesi imanın bir gereğidir.

لايُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لأَخِيهِ مَايُحِبُّ لِنَفْسِهِ

“Enes bin Malik‘in rivayet ettiğine göre, Peygamberimiz şöyle buyuruyor bu hadis-i şerifte:”

“Sizden biriniz kendisi için sevip arzu ettiği dünya ve ahret nimetlerini din kardeşi için de sevip arzu etmedikçe, gerçek anlamda iman etmiş olmaz.”(Buhârî, İman 6; Müslim, İman 71;Tirmizi, Kıyamet, 59; Nesâî, İman, 19; Elbani sahih)

Demek ki; gerçek anlamda iman edebilmemiz için kardeşlerimizi bileceğiz, tanıyacağız. Hiç kimsenin rengine, ırkına, kavmine bakmayacağız. Allah’ın boyasına bakacağız. İmanına bakacağız. Kim Allah’a iman etmişse, o artık kardeşimizdir bizim.

Kardeş olduktan sonra onlara hiçbir kötülük düşünmeyeceğimiz gibi, kendimiz için sevip istediğimiz şeyleri onlar için de sevip isteyeceğiz. Eğer kardeşimizin iyiliğini istemezsek, bu nasıl kardeşlik olacak, olmaz öyle kardeşlik. Hiçbir ideoloji, hiçbir renk, hiçbir fikir, hiçbir siyasi görüş, İslam kardeşliğinin önüne geçemez. Bunların hiç biri din bağını koparıp atamaz bizim aramızdan.

Allah’ın bize bahşettiği bu bayramlar bizim aramızdaki dayanışma ruhumuzu, iyiliği, paylaşmayı artırmalı.

“Her şeyi bilen Allah, âile ve toplumun huzuru için bizlere şunları emrediyor:

وَاعْبُدُوا اللّٰهَ

“Yalnızca Allah’a kulluk ve ibâdet edin,”

وَلَا تُشْرِكُوا بِهٖ شَيْئًا

“hiçbir şeyi ve hiç kimseyi O’na denk tutmayın!”

وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا

“Ana babaya iyilik edin”

وَبِذِى الْقُرْبٰى

“ve diğer yakın akrabaya da iyilik edin,”

وَالْيَتَامٰى

“Yetimlere de iyilik edin,”

وَالْمَسَاكٖينِ

“ve yoksullara da iyilik edin,”

وَالْجَارِ ذِى الْقُرْبٰى وَالْجَارِ الْجُنُبِ

“gerek soy, gerek mesafe, gerekse inanç bakımından size yakın ve uzak komşulara da iyilik edin,”

وَالصَّاحِبِ بِالْجَنْبِ

“birlikte olduğunuz iş, yol veya hayat arkadaşınıza da iyilik edin,”

وَابْنِ السَّبٖيلِ

“yolda kalmış kimselere de iyilik edin,”

وَمَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ

“emriniz altındaki köle, cariye, hizmetçi ve işçilere de iyilik edin.”

Şunu iyi bilin ki;

اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ مُخْتَالًا فَخُورًا

“Allah, kendini beğenen kibirli insanları sevmez.” (Nisa, 4/36)”

Bu bayramlar iyiliğin, cömertliğin, ikramın, misafirperverliğin, paylaşmanın, tebessümün, af ve merhametin arttığı günler olmalı.

Bu ayette emredilenleri diğer zamanlarda da yapacağız biz. Çünkü biz elhamdülillah müslümanız ve Kur’an’ın her ayetine iman ediyoruz. Ama bayramlarda bu ayetin gereğini daha güzel şekilde yerine getirilmeliyiz hepimiz.

Bu bayramlar, bizim akrabalık bağlarımızı, muhabbetimizi, komşuluk ilişkilerimizi kuvvetlendirmeli.

Bayramda ailecek, akrabalar birbirlerimizi ziyaret etmeliyiz. Sıla-i rahim görevini hiç olmazsa bayram vesilesiyle yerine getirmeliyiz. Modern hayat akrabalık bağlarını koparma noktasına getirdi artık. Hatta öyle hale geldi ki bazı kimseler; anne babalarının, akrabalarının ziyaretine gidecekleri yerde maalesef tatil yerlerine, otellere gidiyor insanlar.

Bayramda bile akrabalarını ziyaret edip bayramlaşmayan insanlar o kadar çoğaldı ki artık. Akrabalık bağlarını kopardıklarını ve neyi kaybettiklerini bilmiyorlar bunlar… Bu Allah’ın nazarında günahtır ve günah işlediklerini bilmeli bu insanlar. Çünkü Allah bu günahı şu ayetinde ilan edip bildiriyor bize:

وَالَّذٖينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللّٰهِ مِنْ بَعْدِ مٖيثَاقِهٖ

““Allah’a vermiş oldukları sözü, hem de onu yeminleriyle pekiştirdikleri halde bozanlar,”

İnsanın gerek Rabb’iyle, gerek akrabalarıyla, gerek içinde yaşadığı toplumla ve gerekse diğer varlıklarla kurması gereken sevgi ve şefkate dayalı ilişkileri baltalamak sûretiyle,

وَيَقْطَعُونَ مَا اَمَرَ اللّٰهُ بِهٖ اَنْ يُوصَلَ

“Allah’ın geliştirilmesini emrettiği akrabalık bağlarını koparanlar,”

وَيُفْسِدُونَ فِى الْاَرْضِ

“ve yeryüzünde fesada, yozlaşmaya yol açarak bozgunculuk yapanlara gelince,”

اُولٰئِكَ لَهُمُ اللَّعْنَةُ

“onlara dünyada da, âhirette de lânet vardır”

وَلَهُمْ سُوءُ الدَّارِ

“e yurdun kötüsü olan cehennem, onların sonu olacaktır!””

(Ra’d;25)

Aynı apartmanda oturduğu halde farklı dünyaların insanlarıymış gibi bir birine uzak düşen komşular hiç olmazsa şu bayram vesilesiyle tanışmalı. Bu bayram komşuların bayramı olsun. Unutulan komşulukların tekrar hatırlanmasına vesile olsun. Aksi takdirde komşumuz aç yatar da haberimiz dahi olmaz. Allah da bunun hesabını sorar bize.

Büyüklerin ellerinden öpülmeli, küçükler sevindirilmeli, komşu, eş, dost hep birlikte, sevinçle bayramlaşılmalı. Yaşlılar, hastalar, fakirler sevindirilmeli. Özellikle kimi kimsesi olmayanları, yetim ve öksüzleri unutmamalıyız, bayram sevincimize onları da ortak etmeliyiz. Gönül alıp, gönül yapma günleri olmalı bayram…

Bayramlar, aramızdaki düşmanlık, dargınlık ve küskünlüğe son vermeli. Bazı sebeplerden dolayı birbirimize karşı dargınlık besleyen ve birbirlerine küsenlerimiz olabilir. İnsanız sonuçta. Böyle şeyleri gurur meselesi yapmadan, bayram bahanesiyle bitirmeliyiz aramızda. İslam kardeşliğini zedeleyen, sakınılması gereken çok önemli bir husus bu.

Nitekim hadisi şeriflere baktığımızda çok sert uyarılarla birbirimize küs durmamızı yasakladığını görüyoruz Peygamberimizin.

لاَ يَحِلُّ لِمُسْلِمٍ أَنْ يَهْجُرَ أَخَاهُ فَوْقَ ثَلاَثَةِ أَيَّامٍ

““Din kardeşiyle üç gün üç geceden fazla küs kalması, bir Müslüman’a helal değildir.”

Küslük durumunda mü’minler arasındaki birlik, beraberlik ve kardeşlik duyguları öyle büyük bir yara alır ki,

يَلْتَقِيَانِ فَيُعْرِضُ هَذَا وَيُعْرِضُ هَذَا

“İki Müslüman karşılaşırlar da, biri bir tarafa, öteki öbür tarafa yüzünü çevirir.”

وَخَيْرُهُمَا الَّذِى يَبْدَأُ بِالسَّلاَمِ

“u ikisinden en hayırlı olanı, bunu gurur meselesi yapmayıp yeniden barışmak için ilk adımı atarak önce selam verendir.””

(Ebu Davud, Edep, 55; Elbani sahih demiştir. Ahmed b. Hanbel, 5/421; Şuayb Arnavut sahih demiştir.)

“Ey mü’minler!

لاَ تَبَاغَضُوا ،

“Birbirinize kin ve nefret beslemeyin.”

وَلاَ تَحَاسَدُوا ،

“Birbirinize haset etmeyin.”

وَلاَ تَدَابَرُوا ،

“irbirinize darılıp yüz çevirmeyin, birbirinizle ilginizi kesmeyin.”

وَكُونُوا عِبَادَ اللَّهِ إِخْوَانًا

“Allah’ın kulları, kardeş olun”

Şunu iyi bilin ki,

وَلاَ يَحِلُّ لِمُسْلِمٍ أَنْ يَهْجُرَ أَخَاهُ فَوْقَ ثَلاَثَةِ أَيَّامٍ

“Bir Müslüman’ın din kardeşini üç günden fazla terk etmesi, küsüp onunla konuşmaması, ondan uzak durması helal değildir.””

مَنْ هَجَرَ أَخَاهُ سَنَةً فَهُوَ كَسَفْكِ دَمِهِ

““Kim din kardeşini bir yıl terk edip ona küs durursa, onun kanını dökmüş gibi günaha girer. Yani Mü’minler arasında dargınlık ve düşmanlığa sebep olan ve bu düşmanlığı aylarca, yıllarca devam ettiren insanların İslam toplumuna verdiği zarar, Müslümanlara silah çeken, onların kanını döken kâfir ve zalimlerin verdiği zarardan daha az değildir.”(Ebu Davud, Edep, 55; Elbani sahih demiştir.Ahmed b. Hanbel, 4/220)”

Ramazanda kazandığımız oruç, şükür, ibadet, dua, tövbe, zikir ve Kur’an okuma gibi alışkanlıklarımızı, haram ve kötülüklerden uzak durma duyarlılığımızı, ramazandan sonra da devam ettirmeliyiz. Ramazan bir eğitimdi bizim için.

Asıl samimiyetimiz şimdi, ramazandan sonra başlayacak. İmanımızın gereği olan salih amellerimizi kesintisiz olarak bundan sonra da devam ettirmeliyiz. İbadetlerimize, bayramla birlikte elveda diyemeyiz. Sadece Ramazan da değil bütün bir ay, bütün bir yıl, bütün bir ömür boyunca kulluk yapmak zorundayız. Allah öyle emrediyor bize.

وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتّٰى يَاْتِيَكَ الْيَقٖينُ

“Ve ölüm denilen kesin gerçek kapını çalıncaya dek, Rabb’ine kulluk ve ibâdete devâm et!”(Hicr, 15/99)”

Yani Ramazan’ın sonuna kadar değil, ömrümüzün sonuna kadar kulluk etmemiz emrediliyor…

الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ ،

““Müslüman Müslüman’ın kardeşidir”

لاَ يَظْلِمُهُ

“Ona haksızlık etmez,”

وَلاَ يُسْلِمُهُ ،

“onu zor anında yalnız bırakmaz.”

وَمَنْ كَانَ فِى حَاجَةِ أَخِيهِ كَانَ اللَّهُ فِى حَاجَتِهِ ،

“Kim Müslüman kardeşinin bir ihtiyacını karşılarsa, Allah da onun bir ihtiyacını karşılar.”

وَمَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً فَرَّجَ اللَّهُ عَنْهُ كُرْبَةً مِنْ كُرُبَاتِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ ،

“Kim bir Müslüman’ın bir sıkıntısını giderirse, Allah da Hesap Günü onun sıkıntılarından birini giderir.”

وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا سَتَرَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

“Kim bir Müslüman’ın mutlaka açıklanması gerekmeyen bir ayıbını örterse, Allah da Hesap Günü onun bir ayıbını örter.”

Ramazanda bol bol sevaplarla ve geçmiş günahlarımızı da affettirip, günahlardan arınmış bir şekilde bayrama kavuşanlardan olmayı, bütün bir ömrümüzü ramazan gibi yaşamayı Cenab-ı Hak cümlemize nasib eylesin.

Bu bayramın bütün İslam âlemine hayırlar getirmesini, savaşın, zulmün, işgalin, açlığın, susuzluğun ve bu gibi nedenlerden dolayı ölümlerin son bulmasını Cenab-ı Hak nasib eylesin.

Bayram Namazının Kılınışı:

“Bayram namazı, biri ramazan bayramında diğeri kurban bayramında olmak üzere yılda iki defa kılınan iki rek'atlık bir namazdır. Bayram namazı Hanefî mezhebinde, cuma namazının vücûb şartlarını taşıyan kimselere vaciptir. Şafiî ve Mâlikîler'e göre müekked sünnet, Hanbelîler'e göre ise farz-ı kifâyedir.

Bayram namazının diğer namazlardan kılınış bakımından farkı, bunun her rek'atında üçer fazla tekbir olmasıdır. Bu fazla tekbirlere “zait tekbirler” denir. Bu ilâve tekbirler vacip olup birinci rek'atta kıraatten önce, ikinci rek'atta kıraatten sonra alınır. Tekbirle birlikte eller kaldırılır ve yanlara bırakılır. İlk rek'atta iftitah tekbirinden sonra eller bağlanır ve “Sübhâneke” okunur. Bundan sonra imamla birlikte zait tekbirlere geçilir. İmamın tekbiri diğer tekbirlerde olduğu gibi sesli, cemaatin tekbirleri ise alçak sesle olur. Allah-ü ekber denilerek eller kaldırılır ve yanlara salınır, sonra yeniden tekbir alınır; aynı şekilde eller kaldırılır, yanlara bırakılır ve sonra bu rek'attaki zait tekbirlerin sonuncusu olan üçüncü tekbir alınır ve bu defa eller bağlanır. Cemaat susar, imam gizlice eûzü ve besmele çektikten sonra açıktan okumaya başlar. Fâtiha'dan sonra bir sûre daha okur, rükû ve secdeden sonra ikinci rek'ate kalkılır. İkinci rek'atta imam, Fatiha ve arkasından bir sûre okuduktan sonra üç defa tekbir alınır ve eller yanlara salıverilir. Dördüncü tekbir rükûa geçiş tekbiri olup bu tekbirle rükûya gidilir ve namaz tamamlanır.”