RAMAZAN BAYRAMI CUMASI (2)
Değerli Mü’minler!.. Her sene bir ay boyunca bize unuttuklarımızı hatırlatan… Bizim kendimizi sorgulamamıza imkân veren… Değerini ve kıymetini bilmediğimiz birçok şeyin değerini, kıymetini idrak etmemizi sağlayan bir eğitim ayı olan, onbir ayın sultanı Ramazan-ı şerifi uğurladık… Rabbimizin katında tutulan arşive gönderdik…
Cenab-ı Hakk uğurlamış olduğumuz Ramazan ayını bizden memnun eylesin… Tuttuğumuz oruçlarımızı kabul eylesin… Yaptığımız ibadetlerimizi, Allah'a arz ettiğimiz itaatimizi, tevbe istiğfarlarımızı kabul eylesin… Rabbim inşallah tüm günahlarımızdan arınmış olmayı hepimize nasip eylesin…
Değerli Kardeşlerim!.. Cenab-ı Allah'ın ihsanı tükenmez… Cenab-ı Allah'ın rahmetinin de sonu yoktur… Allah-u Teâlâ
إِنَّ رَحْمَتِي تَغْلِبُ غَضَبِي
““Benim rahmetim gazabımı geçmiştir” buyuruyor…”
Bu nedenle vakitler değişir… Mekânlar da değişir… İnsanlar da değişir… Ama Allah'ın rahmeti tükenmez… Allah'ın ihsanının sonu yoktur… Allah'ın lütfunun kereminin sonu, nihayeti yoktur… Önemli olan o ihsanı, o lütfu, o ikramı, o rahmeti anlayabilmektir…
Cenab-ı Allah'ın rahmetinin yağdığı, şeytanların zincire vurulduğu, cennet kapılarının açıldığı, cehennem kapılarının kapandığı Ramazan ayı bitti… Şimdi Cenab-ı Allah'ın rahmetinin şekli değişti… Biz Ramazanda ibadet etmenin zevkiyle, kulluk etmenin hazzı ile bir daha tanıştık… Allah'ın rahmetinin ne kadar güzel olduğunu bir daha fark ettik… Bundan sonra bize düşen; o rahmeti her an bulup hissetmek ve o rahmetin, o mağfiretin, o ikramın içinde kalabilmek… Ramazan ayında Rabbimizin gönlümüze kattığı o rikkati, o inceliği, müminlerin birbirlerinin dertleriyle dertlenmelerini, kulluğumuzun bilincini, bütün faaliyetlerimizin, bütün amellerimizin… Hatta dünyaya dair bütün işlerimizin emredicisinin Allah olduğunu ve yolumuzu doğru gidebilmenin, hataya-yanlışa düşmemenin çaresinin de Peygamber Efendimize uymak olduğunu… Ramazan ayında iliklerimize kadar hissettik, yaşadık ve uyguladık elhamdülillah…
Bundan sonra Ramazan bitti diye Allah'ın rahmeti de bitmiyor, bitmeyecek… Ramazan bitti diye mağfiret bitmiyor… Bundan sonra rahmete, takvaya, şükre, tövbe-istiğfara, mağfirete ulaşabilmeyi nasıl bulacağımızı… Nasıl onun içinde kalacağımızı… Nasıl günahlarımızdan uzak duracağımızı öğrendiğimiz bu Ramazan ayının geri kalan 11 aya etki etmesi, tesir etmesi ve Ramazanda öğrendiklerimizi geri kalan 11 aya uygulayabilmek için iş bize düşüyor…
Bundan sonra Ramazan mektebinin bize öğrettiklerini diğer aylarda da uygulayıp, kazandıklarımızı kaybetmemek sorumluluğu ile Şevval ayına ulaştık…
Değerli Kardeşlerim!.. Ramazan ayı bize bir görev verdi… Bu görev; öğrendiklerimizi bir sonraki Ramazan ayına ulaşıncaya kadar kaybetmemek, korumak… Ramazan ayındaki gibi sürekli şeytanımızı zincire vurmak… Cennetin kapısını hayatımız boyunca açık tutabilmek… Kendimize cehennem azabını kapatmak… Bunlar Ramazan ayının bize verdiği sorumluluklar…
Mübarek Ramazan ayının bize görev olarak bıraktığı… Emanet olarak bıraktığı sorumluluğu yerine getirebilmek için… İlk yapmamız gereken, Ramazan ayına şeref veren… O şereften dolayı bize oruç ibadetinin emredilmesine sebep olan… Dünyanın en büyük şerefini… Hayatımızın sonuna kadar, geri kalan günlerimize yaymaktır…
Ramazan ayını, Ramazan-ı Şerif yapan ve bize oruç ibadetinin farz kılınmasının sebebi Kur'an-ı Kerim'dir… Ramazan Kur'an ayıdır… Kadir Gecesi'nde Cenab-ı Hakk Peygamberimize ayetlerini indirmiş… Vahyetmiş… Ramazan ayı bu yüzden önemli ve bu ayda özel bir ikramla oruç bize gelmiş… Kur'an'ın bu hürmetini Ramazan'ın içinden alıyoruz, hayatımızın geri kalan kısmına yayıyoruz… Birinci yapacağımız bu…
Unutmayın; içinde Kur'an'ın yer aldığı her gün şeref günüdür… İçinde Kur'an'ın yer aldığı her gün nimet günüdür… İçinde Kur'an'ın yer aldığı her gün Allah'ın özel koruması altında kalındığı gündür… İçinde Kur'an'ın yer aldığı her gün rahmet günüdür, bereket günüdür, ikram günüdür… İçinde Kur'an'ın yer aldığı her gün Allah ile baş başa kalabilme günüdür…
Kulluğumuzu unutmamak… Yaratıcımızın Allah olduğunu… Allah’ın her şeyin mülkünü elinde tutan olduğunu… Hükümranın o olduğunu… Karar vericinin Allah olduğunu unutmamak… Dünyanın ve içindekilerin aldatıcı olduğunu unutmamak… Gönüllerimizi, dillerimizi, zihinlerimizi dünyanın aldatıcı eğlencelerine kaptırmamak… Sadece Kur'an ile meşgul olmakla mümkün olur…
Yoksa dünya gelir; insanoğlunun zihnini, kalbini, etrafını sarar… Ondan sonra bir bakmışsınız ki; namaz vakti geçmiş, ama namaz kılmayı bile unutmuşuz… Dünya telaşı deriz… Kimimiz dükkânında, kimimiz tarlasında, kimimiz ticaretinde maişet peşine koşar Evet, bu bizim dünyadaki sorumluluğumuz… Doğru… Ama bir bakmışız ki, sadece dünyamızı kazanmak için yaşar olmuşuz… İbadetlerimizde noksanlık baş göstermiş… Şeytan bizi kendine asker etmiş…
Bundan korunmanın yolu Kur'an-ı Kerim ile meşgul olmaktan geçiyor… Kur'an ile meşgul olmamak sadece dünyanın bizi sarmasına sebep olmaz… Bir de üstüne üstlük, dünyamız daralır, paramız-pulumuz, malımız-mülkümüz bereketsizleşir…
وَمَنْ اَعْرَضَ عَنْ ذِكْرٖى
““Kim benim zikrimden yüz çevirirse… Beni hatırlamaktan, benim kelamımla meşgul olmaktan, Kur'an okumaktan, ibadet etmekten, zikretmekten yüz çevirirse…”
فَاِنَّ لَهُ مَعٖيشَةً ضَنْكًا
““Onun dünyadaki geçim sıkıntısı ile karşılaşmasını temin ederim… O dünyada geçim sıkıntısı yaşamaya başlar…”
وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اَعْمٰى
“Bu da yetmez… “Kıyamet günü onu diriltirken iki gözünü alır, â’ma olarak diriltirim…”(TAHA;124)”
Bu ayet bize; malımızın bereketinin Kur'an’la, evladımızın terbiyesinin Kur'an’la, ailemizin huzurunun Kur'an’la, günahlarımızın af ve mağfiretinin Kur'an’la mümkün olduğunu söylüyor… Bize düşen o Kur’an’ın içinden bunları bulup bulup almak…
Peygamberimiz “İçerisinde Kur'an okunmayan ev yıkılmış gibidir” diyor… Yani biz dört duvardan ibaret olarak görürüz… İçinde yaşamaya çalışırız… Ama yıkılmış bir evde yaşanmaz… Yağmur yağsa içine girer… Soğuk rüzgâr esse içine girer… Yırtıcı hayvanlar gelse içine girer… Biz dört duvarımız, bir de çatımız var sanıyoruz… Ama içinde huzur yoksa… Yani içinde Kur'an yoksa… O ev, her türlü saldırıya açıktır… Yani Allah'ın koruması Kur'an'ın içindedir…
Her kim mehafetullah sahibi olmak istiyorsa… Peygamber Efendimizin ifadesiyle “Her hikmetin başı mehafetullahtır… Yani Allah korkusudur…” Hikmet de; bir adım sonrasını görebilmek, bir adım sonrasını anlayabilmek, feraset ve basiret sahibi olmaktır… Ben bunun başıma geleceğini nereden bilirdim demek istemiyorsanız… Hiç böyle olacağını tahmin etmezdim demek istemiyorsanız… Hikmet sahibi olmanız gerekiyor… Hikmet sahibi olmanın yolu da; Allah korkusuna sahip olmakla mümkün… Ama bu Allah korkusu; ateşe düşmekten ve ya yırtıcı hayvandan korkar gibi korkmaktan ibaret değil…
Allah korkusunun tarifi; Allah'ın rahmetini kaybetmekten korkmak demektir… Allah'ın gazabına çarpılmaktan korkmak demektir… Cenab-ı Allah kıyamet gününde gözüm görmesin seni, senin gibi kul mu olur derse, ben ne yaparım… Bunun korkusunu yaşamaktır… Kur'an'ın ifadesiyle;
سَلَامٌ عَلَيْكُمْ طِبْتُمْ فَادْخُلُوهَا خَالِدٖينَ
““Sana selam olsun… Ne güzel bir hayat yaşadın… Hadi gir cennete ve ebediyen orada kal”(ZÜMER;73) dediği kullarından olabilmek için yaşamaktır… Mehafetullah budur…”
İşte; kim mehafetullah sahibi olmak istiyorsa… Allah'tan hakkıyla korkmak… Yerini-yurdunu, duruşunu tespit edebilmek istiyorsa, Kur'an okusun Kim Allah'ın sevdiği kullarından, Allah'ın muhabbet ettiği kullarından olmak istiyorsa Kur'an okusun… Satır satır okusun… Kur'an'ın içine girsin… Kur'an'ın içinde yaşasın…
Hz. Aişe’nin Peygamberimizi tarif ederken söylediği “Onun ahlakı Kur'an ahlakıdır” ifadesine erişebilmek için, Kur'an'ın içinde yaşamak gerekiyor… Bir başka ifade ile Kur’an’ı okumak; ahlakımızı Kur'an'ın onayına sunmaktır…
Ben anne-babama karşı şöyle bir tavır sergiliyorum… Aileme, çocuklarıma karşı böyle bir tavır sergiliyorum… Komşularımla alakam şu şekilde… Ticaretimi böyle yapıyorum… İşte bunların doğru olup olmadığını ben Kur’an’a soracağım… Yaşadığımız hayatı Kur’an’a tasdik ettirmek demektir Kur'an’ı okumak… Yani sadece güzel makamlarla, güzel nağmelerle okumaktan bahsetmiyorum…
Mesela; Kur'an'ı açtığınız zaman, şu ayeti görürsünüz…
وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهٖ جَنَّتَانِ
““Kim Allah’tan hakkıyla korkarsa ahirette ona iki tane cennet vardır…”(RAHMAN;46) Yine Kur’an’ı açarsınız şunu görürsünüz…”
فَلَا تَقُلْ لَهُمَا اُفٍّ وَلَا تَنْهَرْهُمَا وَقُلْ لَهُمَا قَوْلًا كَرٖيمًا
““Anne-babanıza öf demeyin… Anne-babanıza hakaret etmeyin… Anne-babanıza güzel söz söyleyin…””
وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ
““Anne-babanıza şefkat kanatlarınızı indirin””
وَقُلْ رَبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَانٖى صَغٖيرًا
““Ya Rabbi!.. Annem-babam ben küçükken bana nasıl merhamet ettiyse… Yaşlandıklarında sen de onlara merhamet et diye anne-babanıza dua edin”(İSRA;23-24) ifadesini görürsünüz… Anneme-babama nasıl davranacağımı, bak Kur'an anlatıyor bana… Bir başka ayet-i kerimeyi açarsınız;”
لَا تَاْكُلُوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ
““Mallarınızı kendi aranızda haram yollarla, batıl yollarla yemeyin…””
اِلَّا اَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ
““Ancak karşılıklı rızaya dayalı ticaret yaparsanız… Bu size helaldir…”(NİSA;29) Bak, dükkânımda nasıl ticaret yapmam gerektiğini anlatıyor ayet… Yine Kur'an’ı açarsanız şu ayeti görürsünüz…”
اَلَّذٖينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقٖيمُونَ الصَّلٰوةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ
““Gerçek anlamda iman etmiş olmak istiyorsanız, gayba iman edin Namazlarınızı eksiksiz kılın ve size verilen rızıktan arttırın… İnfak edin…”(BAKARA;3) Bakın; nasıl bir hayat yaşayacağımızı… Kazandığımızı nasıl harcayacağımızı Kur'an'ın bize anlattığını görürsünüz…”
Bir başka ayet-i kerimeyi açarsınız… Hayatınızın başka bir yönünü görürsünüz… Farklı bir ayet açarsınız; aklınıza takılan, içinden çıkamadığınız, kararsız kaldığınız bir şeyin çözümünü görürsünüz… Başka bir ayet daha açarsınız; yüreğinizi sıkan o sıkıntının, hayatınızda bunalım olarak yayılmış olan o derdin çözümünü görürsünüz…
Kur'an-ı Kerim bir deryadır, dalabilene… Kur'an-ı Kerim bir nimettir, alabilene… Kur'an-ı Kerim gözümüzün ışığıdır, görebilene… Onun için diyoruz ki; Ramazan-ı Şerif ayının bize verdiği görevi yerine getirmek için, yapmamız gereken ilk iş; Kur'an-ı Kerim okumaktır… Bakın; Ramazanda her gün bir cüz Kur'an okuduk… Demek ki yapabiliyormuşuz…
Hayatımızın merkezine Kur'an'ı koyalım… Kur'an'ın okunduğu bir ev olalım… Kur'an'ın okunduğu bir iş yeri olalım… Kur'an'ın okunduğu bir aile olalım… Her gün Kur'an ile meşgul olalım ki; Kur'an-ı Kerim'de yarın kıyamet günü bize şefaatçi olsun… Ramazan ayının bize bıraktığı emanetleri koruyabilmenin… Ramazan gibi bir ömür yaşayabilmenin birinci yolu bu…
Şöyle düşünün; ecel geldiğinde Kur'an'ı okurken ölmeyi kim istemez… Ecelin ne zaman geleceğini bilmiyoruz… O zaman, sanki şu an ölecekmiş gibi, vaktimizi ne kadar Kur'an'la geçirirsek, ne kadar Kuran'la meşgul olursak… Kur'an okurken ölme ihtimalimiz o kadar çok olur… Ne kadar boş ve gereksiz işlerle uğraşırsak, o kadar boş ve gereksiz işlerle uğraşırken ölme tehlikemiz olur… Tercih bizim… Kavgaya-dövüşe-nizaya, dünyalık peşine koşmaya, dünyanın malının hırsını kalbimize sokmaya ne kadar çok zaman ayırırsak… O hırs üzere ölme ihtimalimiz, tehlikemiz büyüdükçe büyür… İşte rahmeti ya da kaybetmeyi tercih etmek bizim elimizde…
Kur'an-ı Kerim'i açıyorsunuz; Müminun Suresi’nin ilk 10 ayetinde Allah-u Teâlâ razı olduğu on özellikten bahsediyor… O ayetleri okuyup, acaba bu özellikler bende var mı, yok mu diye sormak lazım… İsra Suresi’ni açıyorsunuz; yapmamamız gereken ne kadar yasaklanmış amel varsa, Rabbimiz tek tek sayıyor… Acaba ben bu yanlışları yapıyor muyum, yapmıyor muyum diye sormak için de, bunları yine Kur'an'dan öğrenmemiz gerekiyor…
Yani kısacası; bize düşen Kur’an ile meşgul olup, Kur'an-ı Kerim'in satırlarının arasına girmek… Kur'an'ın bir ayetini daha, bir ayetini daha diye diye yaşamak… Şunu da kazanayım derken, Kur'an'ın satırlarının arasında ruhumuzu teslim etmek… Kur'an ile dolu bir ömür yaşamak…
Bakın bunu söylemek çok kolay… Ama uygulamak gerçekten zor… Çünkü dedik ya; şeytanların zincirleri çözüldü artık… Artık bundan sonra iş bize düşüyor… Kendi şeytanımızı zincirlemek zorundayız…
Ramazan ayında öğrendiklerimizi ömrümüze yaymanın ikinci yolu da… Kur'an'ın hürmetine bize verilen oruç ibadetini, yılın geri kalan kısmına yaymaktır… Peygamberimizin hayatına baktığımız zaman… Peygamberimiz sadece Ramazan'da oruç tutmuyor… Bakın “Kim Ramazan ayının orucunun tamamen tutar… Üstüne de Şevval ayından altı gün daha eklerse… Bütün yılı oruçlu geçirmiş gibi sevap alır” buyuruyor Peygamberimiz… Bu bizim ilk fırsatımız…
Şimdi Ramazan Bayramı'nın üçüncü günü… Bu gün oruç tutmak haramdır, malumunuz… Hadi ikinci, üçüncü gün de misafirimiz geldi diyelim… Bayramı geçirdik… Önümüzde koca bir ay var… Şevval ayı… İlla peş peşe olması da şart değil… Bu Şevval ayının içerisinde ara ara da olsa, toplamda altı gün daha oruç tutmayı Peygamberimiz tavsiye ediyor…
Yine Peygamberimizin hadis-i şeriflerine, sünneti seniyyesine baktığımız zaman… Peygamberimizin terk etmediği sünnetlerinden bir tanesi de; her hafta Pazartesi ve Perşembe günü oruç tutmak… “Neden Pazartesi ve Perşembe günleri oruçlu geçiriyorsunuz?” diye soruyorlar Peygamberimize… “Amellerin Allah'a arz edildiği o günlerde, Allah'a amelim arz edilirken, oruçlu olmak istiyorum” diyor… Demek ki, Pazartesi ve Perşembe günlerinin bir özelliği varmış… Yine bir başka sünneti; Peygamberimiz her kameri ayın 13,14,15. günlerinde eyyam-ı bîd dediğimiz oruçları tutarmış… Oruç Ramazandan ibaret değil yani… Ramazan ayında öğrendiklerimizi hayatımızın geri kalan kısmına yaymanın ikinci yolu da bu…
Hani sözümüze başlarken dedik ya; kulluğumuzu unutmamalıyız diye… Kulluğu hatırlamanın en güzel yolu oruçtur…
Çünkü biz alnımızın teriyle kazanıyoruz… Gecemizi gündüzümüze katıyoruz… Çalışıyoruz, çabalıyoruz para kazanıyoruz… O parayla gidiyoruz rızkımızı temin ediyoruz… Soframıza diziyoruz… Ekmeğimiz, suyumuz, çayımız… Bunlar bizim alnımızın teri… Helal Allah'a şükür… Ama Ramazan geliyor, oruç başlıyor Cenab-ı Allah sen alnının teriyle kazandığını bile ben müsaade edersem yiyebilirsin diyor… Çünkü sen acizsin, benim emrimde kulsun diyor… Biz bunu en çok Ramazanda anlıyoruz… Gücümüz-dermanımız kesiliyor… Akşama kadar açlıktan-susuzluktan nefes alamayacak hale geliyoruz… Yorgunluktan perişan oluyoruz… Ama vakit gelmeden bir saniye önce yiyip-içemiyoruz… Böylece kulluğumuzu, acziyetimizi anlıyoruz…
İşte Ramazan'dan sonra da kulluğumuzu unutmamak… Haşa huzurdan, kendimizi bir şey zannetmemek için… Mülkün asıl sahibinin Allah olduğunu unutmamak için oruç tutun… Oruç tutun ki, acziyetiniz aklınızda kalsın… Bir de Allah’ın verdiği nimetlerin kıymetini anlayıp şükretmeyi unutmayın…
Cenab-ı Allah kimimize rızkı az verir, kimimize çok verir… “Ben ilim tahsil etmek isteyene, istediği kadar ilim veririm… Ama zenginliği kendi istediğime veririm” buyuruyor Allah-u Teâlâ… Onun için kimimizin rızkı dardır, kimimizin rızkı geniştir… Kimimiz hayatının her anını hep yokluk içinde yaşar… Kimimiz sadece oruç tuttuğunda yokluğu görür… Öyleyse Allah'ın yarın bir gün bizi de böyle bir imtihana alıp almayacağını… Elimizdeki nimetlerin malikül mülk olan Allah'ın iradesinde olduğunu unutmak istemiyorsanız Ramazandan sonra da oruç tutun…
Kulluğunu, acziyetini anlayan insan, Allah'a olan itaatini, duasını, istiğfarını arttırır… Çünkü Cenab-ı Hakk “Her kim acziyetini bilerek… Kulluğunu bilerek bana dua ederse… Bana sığınırsa… Onu hiç kimseye muhtaç etmem. Onun tutan eli olurum.
كُنْتُ سَمْعَهُ الَّذِي يَسْمَعُ بِهِ
Onun işiten kulağı olurum…
وَبَصَرَهُ الَّذِي يُبْصِرُ بِهِ
Onun gören gözü olurum…
وَرِجْلَهُ الَّتِي يَمْشِي بِهَا
Onun yürüyen ayağı olurum…
وَيَدَهُ الَّتِي يَبْطِشُ بِهَا
Onun tutan eli olurum… Onun zihni olurum… Onun anlayışı olurum… Onun basireti, feraseti olurum…
وَإِنْ سأَلنِي أَعْطيْتَه، ولَئِنِ اسْتَعَاذَنِي لأُعِيذَّنه
Onu kimseye muhtaç etmem” buyuruyor…
Değerli Kardeşlerim!.. Ramazan ayı vesilesiyle Rabbimizin bize ikram ettiği üçüncü kerem, üçüncü ihsan ise; sorumluluk bilinci… Bakın Ramazan ayında yaptığımız bütün işleri sırf Allah emretti diye yaptık… Mesela; Allah emretmeseydi, gecenin bir vakti uykudan kalkıp bir şeyler yemezsiniz… Allah emretmeseydi; akşam ezanına kadar aç-susuz durmazsınız… Orucunu açar açmaz, teravihe gideceksin, cemaatle, hem de 33 rekat namaz kılacaksın diyen Allah olmasaydı yapar mıydınız… Ya da kazancından bir miktarını çıkaracak güler yüzle, kalbini kırmadan başkasına vereceksin diyen Allah olmasaydı yapar mıydık…
Mesela Ramazan'da takip ettiğimiz kadar, hayatımızın geri kalanında da sabah ezanını takip etsek… Vallahi bereketin içinde yaşarız… Ramazan'da hepimizin kulağı sabah ezanındaydı…
Ama unutmayın Ramazan'dan sonra da okunuyor sabah ezanı… Ramazandan sonra da bu kulaklar sabah ezanının takip etse… Vallahi bu kulaklara Allah cehennem azabını haram eder… Ramazanda takip ettiğimiz kadar Kur'an'ı takip etsek vallahi Allah bu gözlere Cehennemi haram eder…
Kısaca Ramazandaki kadar sorumluluk sahibi olsak… Vallahi Allah bu gözlere, bu bedene, bu hayata, bu azalara cehennem azabını haram eder… Bunun garantisini veriyor Cenab-ı Allah ayet-i kerimelerde… Ne yaparsak yapalım, Allah emrettiği için yapmanın adı sorumluluk sahibi olmaktır… Yani kul olduğunu unutmamaktır…
İşte sorumluluk bilincini Ramazan ayında iliklerimize kadar işleten Cenab-ı Allah onu yıl boyunca devam ettirmemizi istiyor bizden…
Peygamberimiz “İbadetlerin, amellerin en faziletlisi az da olsa devamlı olandır” buyuruyor… Kulluk sorumluluklarımızı unutmayacağız… Mevsimlik kul olmayacağız… Şu dünya hayatımız son buluncaya kadar, ecelimiz gelinceye kadar kulluğumuzu unutmayacağız…
وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتّٰى يَاْتِيَكَ الْيَقٖينُ
“Ayet-i kerimesinde buyurulduğu gibi sadece Ramazan ayında değil “Ölüm gelinceye kadar Allah’a ibadet edip, kulluğumuzu ortaya koyacağız ”(HİCR;99)”
