Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Ramazan Bayramı: Affetmek, Kardeşlik ve Paylaşmanın Bereketi

İbrahim Bölükbaşı

Ramazan Bayramı Vaazı


Bizleri bir Ramazan-ı Şerif’e daha ulaştıran, oruçla, ibadetle, sabırla terbiye eden ve nihayet bu mübarek bayram gününe, cuma günü ve namazına kavuşturan Yüce Rabbimize sonsuz hamdü senalar olsun.

Salât ve selâm, âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz’e, onun âline ve ashabına olsun.

Kıymetli Müslümanlar! Bir ay boyunca nefislerimizi terbiye ettik…Aç kaldık ama sabrettik…Susuz kaldık ama şükrettik… Geceleri uykumuzu böldük ama Rabbimize yöneldik…

 Nefislerimizi dizginledik,şehvetimize uymadık.... tövbeyle kalplerimizi temizledik. Ramazan bize sadece aç kalmayı değil; sabrı, şükretmeyi, affetmeyi ve birbirimizi sevmeyi öğretti.

Ramazan;لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ  Ayette belirtiği gibi bizi takva sahibi olmamızı sagladı yani kalbimizi Kur’an ile aydınlattı, ruhumuzu arındırdı ve bizi Allah’a yakınlaştırdı.

...Değerli kardeşlerim Artık sırada bayramın bereketi ve mutluluğu var.Bu da barışla ancak saglanır

Zira bayramı bayram yapan kırgınlıkların sona erdiği, kalplerin birleştiği, şükrün ve sevginin çoğaldığı gün olmasıyla gerçekleşir.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا ادْخُلُوا فِي السِّلْمِ كَافَّةً وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ

“Ey iman edenler! Tam anlamıyla teslimiyet içinde (barış ve itaatte) olun, şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o sizin açık düşmanınızdır.” (Bakara, 208)

BAYRAMIN MANASI

Aziz Kardeşlerim!

Bugün bayram…Ama bu bayram sadece bir sevinç günü değildir…

Bayram

 Şükür günüdürلَئِنْ شَكَرْتُمْ لَاَزٖيدَنَّكُمْ وَلَئِنْ كَفَرْتُمْ اِنَّ عَذَابٖي لَشَدٖيدٌ ( ibrahim 7)

 Affetme günüdürوَالْعَافٖينَ عَنِ النَّاسِؕ Aliimran 134

Efendimiz buyurur:

أَفْضَلُ الأَعْمَالِ أَنْ تُدْخِلَ السُّرُورَ عَلَى مُسْلِمٍ

Amellerin en faziletlisi, bir Müslümanın kalbine sevinç koymaktır.”

Bayram; kırgınları affetme, küsleri barıştırma günüdür. Kalplerimizi temizleyelim, kin ve kırgınlıktan arındıralım.

 Kardeşlik günüdür وَكُونُوا عِبادَ اللَّهِ إخواناً Allah’ın kulları kardeş olun.

Rabbimiz şöyle buyurur:

وَلِتُكْمِلُوا الْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُوا اللَّهَ عَلَىٰ مَا هَدَاكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

“Sayılı günleri tamamlamanız, sizi doğru yola ilettiği için Allah’ı tekbir etmeniz ve şükretmeniz içindir.” (Bakara, 185)

 PEYGAMBER EFENDİMİZ VE BAYRAM

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

لِلصَّائِمِ فَرْحَتَانِ:فَرْحَةٌ عِنْدَ فِطْرِهِ ،وَفَرْحَةٌ عِنْدَ لِقَاءِ رَبِّهِ

“Oruç tutan için iki sevinç vardır: Biri iftar ettiğinde, diğeri Rabbine kavuştuğunda.”

فَمَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَٓاءَ رَبِّه۪ فَلْيَعْمَلْ عَمَلاً صَالِحاً

Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa yararlı bir iş yapsın ”Kehf 110

MÜKAFAT OLARAK ALLAHIN ONLARA HAZIRLIĞI VAR

وَعَدَ اللّٰهُ الْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً ف۪ي جَنَّاتِ عَدْنٍۜ وَرِضْوَانٌ مِنَ اللّٰهِ اَكْبَرُۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ۟


Allah, mümin erkeklere ve mümin kadınlara, içinde ebedî kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vâdetti. Allah'ın rızası ise hepsinden büyüktür. İşte büyük kurtuluş da budur.  

 KALPLERİ TEMİZLEME ZAMANI

Muhterem Müslümanlar! Bayramın en büyük anlamı, kalpleri temizlemektir.

Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

وَلْيَعْفُوا وَلْيَصْفَحُوا أَلَا تُحِبُّونَ أَن يَغْفِرَ اللَّهُ لَكُمْ

Affetsinler, hoşgörsünler. Allah’ın sizi bağışlamasını istemez misiniz?” (Nûr, 22)

ANEVE BABAYA İYİLİK ALLAHA İBADETDEN SONRA GELİR


وَقَضٰى رَبُّكَ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّٓا اِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَاناًۜ اِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ اَحَدُهُمَٓا اَوْ كِلَاهُمَا فَلَا تَقُلْ لَهُمَٓا اُفٍّ وَلَا تَنْهَرْهُمَا وَقُلْ لَهُمَا قَوْلاً كَر۪يماً٢٣

Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle.

وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ وَقُلْ رَبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَان۪ي صَغ۪يراًۜ  ٢٤

Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: “Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.(İSRA 23-24)

DEĞERLİ MÜMİNLER  Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında yaşanmış, çok ibretlik bir hâdise paylaşmak istiyorum.

Devr-i saadette Alkame isminde bir genç vardı. Çalışkan, cömert ve dindardı. Ancak hastalandığında ne yazık ki Allah’ı zikretmeyi unutacak kadar zor bir durumda kaldı. Durumunu Rasûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- haber aldı.

Efendimiz, Alkame’nin durumunu öğrenmek için Bilâl Habeşî, Ali, Selman ve Ammar -radıyallahu anhüm- hazeratını evine gönderdi. Alkame ağır hastaydı; “La ilahe illallah, Muhammedün Rasûlullah” demekte güçlük çekiyordu.

Efendimiz, Alkame’nin annesinden, oğluna karşı bir kırgınlığı olup olmadığını sordu. Kadın, oğlunun hep karısını dinlediğini, kendisine değer vermediğini söyledi.

Peygamber Efendimiz ona şöyle buyurdu:

"Ey Alkame’nin annesi, Allah’ın azabı daha şiddetli ve devamlıdır. Eğer sen oğluna hakkını helâl etmezsen, onun ibadetleri ona fayda vermez. Gel, içinden ona kırgın olmadığını açıkla, hakkını helâl et."

Kadın ellerini göğe kaldırdı ve dedi ki:

"Ya Rasûlallah! Allah’ı, seni ve burada bulunanları şahid tutuyorum; ben Alkame’den razıyım, ona hakkımı helâl ettim."

İşte o anda Alkame, Allah’ın adını anabildi ve aynı gün ruhunu teslim etti. Rasûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- namazını kıldırdı ve onu defnetti.

Efendimiz definden sonra halka şöyle hitap etti:

"Ey Muhacirler! Ey Ensar! Kim karısını annesinden daha üstün tutarsa, Allah’ın laneti onun üzerinedir; onun diğer ibadet ve iyilikleri kabul olunmaz."


Sevgili kardeşlerim, bu Bayram’da birbirimize kırgınlıklarımızı unutalım, hakkımızı helâl edelim ve sevgiyle kucaklaşalım. Bayram, sadece tatlı yemek ve sevinç günü değildir; aynı zamanda gönülleri yumuşatma, affetme ve kardeşliği pekiştirme günüdür.

Aziz kardeşlerim…Bugün; Dargınlıkları bitirme günüdür....Kırgınlıkları unutma günüdür.....

Bir bayram sabahıydı… Herkes sevinç içindeydi; sokaklar çocukların neşesiyle, evler tatlı kokusuyla doluydu. Ama caminin bir köşesinde, sessizce ağlayan bir adam vardı.

Yanına yaklaştılar ve sordular:

— “Niçin ağlıyorsun?”

Adam gözyaşlarını silerek cevap verdi:

— “Benim bayramım yok… Çünkü kalbim kırık… Kardeşimle yıllardır konuşmuyorum. Onunla aramızdaki kırgınlık yüzünden içim buruk… Ne tatlıdan, ne şenlikten bir zevk alabiliyorum.”

O sırada imam kürsüde şunları okuyordu:

فَمَن يَعْفُ وَيُصْلِحْ فَأَجْرُهُ عَلَى اللَّهِ

“Kim affeder ve barışı sağlarsa, onun mükâfatı Allah’a aittir.” (Şura, 40)

Adamın kalbi sarsıldı… Gözlerinden yaşlar süzüldü. İçinden bir ses söyledi:

— “Artık daha fazla bekleyemem… Bugün bayram. Kırgınlığı sona erdirmenin vakti geldi.”

Hemen ayağa kalktı, kardeşinin evine koştu ve kapıyı çaldı. Kapı açıldığında gözyaşları içinde kardeşine şöyle dedi:

— “Ben geldim… Affet beni…”Kardeşi de gözyaşları içinde karşılık verdi. İki kardeş birbirine sarıldı ve yılların kırgınlığı o an eridi.İşte o gün… İşte o an… Gerçek bayram o gün olmuştu!

Eger barışmamış olsaydı allahın lanet ettiği kimselerden olurdu.

 وَتُقَطِّعُٓوا اَرْحَامَكُمْ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ لَعَنَهُمُ اللّٰهُ فَاَصَمَّهُمْ وَاَعْمٰٓى اَبْصَارَهُمْ٢٣Akrabalık bağlarını koparanlar , Allah’ın lânetleyip, kulaklarını sağır, gözlerini kör ettiği kimselerdir.

Aziz kardeşlerim… Bayram sadece dışarıdaki neşe ve şeker yeme değil, kalplerin birleştiği, gönüllerin affettiği, kırgınlıkların sona erdiği gündür.

 YETİMLERİ UNUTMAYALIM

Abdullah küçük yaşta iken, bir savaşta babasını kaybetmişti. Annesi yeniden evlenince üvey baba, Abdullah`ı istememişti. Ve Abdullah sokaklarda sâhipsiz kalmıştı.Dertliydi. Yardımsever halkın verdikleriyle karnını doyurabiliyordu. Arkadaşları gülüp oynarken, o, bir köşede oturur, başını elleri arasına alır, düşüncelere dalardı. Bir bayram günü, Abdullah yine böyle bir kenara oturmuş, başını ellerinin arasına almıştı. Cıvıldaşan çocuklara bakıp ağlıyordu. Üstü başı lime lime idi. Gömleği belki kırk yerden yamanmıştı. Üstelik sabahtan beri yiyecek bir şey de bulamamıştı. O sırada Peygamberimiz geçiyordu. Oynaşan çocukları seyretmek için biraz durdu. Gülümsedi. Birkaç çocuğu okşadı. Sonra Abdullah`ı gördü. Kenarda durup ağlaması dikkatini çekmişti. Yanına gitti. Ve niçin arkadaşlarıyla oynamadığını, niçin ağladığını sordu. Abdullah üzüntüsünden Peygamberimizi tanıyamamıştı.

- Amca, dedi, babam bir savaşta şehid düştü, anam evlendi. Üvey babam beni istemedi. Yapayalnız kaldım. Ne yiyecek bir dilim ekmeğim, ne giyecek yeni bir gömleğim var. Bu yüzden arkadaşlarıma katılamıyorum. Peygamber Efendimizin mübarek gözleri doldu.

- Peki yâ Abdullah, dedi, sen Hasan ile Hüseyin`e kardeş olmak ister misin? Hasan ile Hüseyin, Peygamberimizin torunlarıydı. Abdullah istekle atıldı:

- Çok isterim.- Fâtıma`ya evlât, Peygamber`e torun olmak ister misin? Abdullah hemen cevap verdi:

- Çok isterim. - Öyleyse yürü bize gidelim, bundan sonra benim torunumsun... Abdullah ancak o zaman Peygamberimizin karşısında bulunduğunu anladı ve ellerine sarılıp öptü. Birlikte eve gittiler. Abdullah`ın karnı aylardan beri ilk defa güzelce doydu. İlk defa yeni elbiseler giydi. Ve Peygamberimizden izin alıp tekrar çocukların arasına döndü. Ama bu sefer kenardan seyretmiyordu. Oyuna katılmış, onlar gibi hoplayıp zıplamaya başlamıştı. Çocuklar bu değişikliği merak edip Abdullah`a sordular:

- Ey Abdullah, bir saat önce ağlıyordun, üstün başın dökülüyordu, şimdi bakıyoruz yeni elbiseler giydin, aramıza katılıp oynuyorsun. Sebebi nedir? Abdullah memnun memnun gülümsedi:

- Yerimde olsaydınız siz de sevinirdiniz, diye konuştu. Ben, Hz. Ali ile Hz. Fâtıma`ya evlâd, Hasan ile Hüseyin`e kardeş, Peygamber Efendimize torun oldum. Çocuklar hasretle iç çektiler. Bir ağızdan şöyle dediler:

- Keşke biz de senin gibi yetim ve öksüz kalsaydık da, Peygamber torunu olma şerefini kazansaydık. Seni kıskanıyoruz Abdullah.

Peygamber Efendimiz buyurur:

أَنَا وَكَافِلُ الْيَتِيمِ فِي الْجَنَّةِ هَكَذَا“Ben ve yetime bakan kimse cennette şöyleyiz.”

Kardeşlerim!

Bayram; Yetimin başını okşamaktır....  Fakirin kapısını çalmaktır.....

MÜMİNLER KARDEŞTİRLER

اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ فَاَصْلِحُوا بَيْنَ اَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ۟

Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin. (hucurat10)

وَاَصْلِحُوا ذَاتَ بَيْنِكُمْۖ وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُٓ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ

eğer mü’minler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının, aranızı düzeltin, Allah ve Rasûlüne itaat edin.”(ENFAL 1)

«لا يَحِلُّ لِمُسْلِمٍ أَنْ يَهْجُرَ أَخَاهُ فَوْقَ ثَلَاثٍ، فَمَنْ هَجَرَ فَوْقَ ثَلَاثٍ فَمَاتَ دَخَلَ النَّارَ

“Bir Müslümanın kardeşini üç günden fazla terk etmesi helal değildir. Kim üç günden fazla küs kalır ve bu halde ölürse cehenneme girer (ya da girmeyi hak eder).(Ebû Dâvûd, )

EY İMAN EDENLER BARIŞA GİRİN

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا ادْخُلُوا فِي السِّلْمِ كَافَّةً وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ

Ey iman edenler! Hep birden barışa girin.Sakın şeytanın peşinden gitmeyin.

Çünkü o, apaçık düşmanınızdır.”( bakara 208 )

ÇÜNKÜ MÜMİNLER VUCUDUN ORGANLARI GİBİDİR

مَثَلُ المُؤْمِنِينَ في تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعاطُفِهِمْ مَثَلُ الجَسَدِ إذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالحُمَّى.

Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta

bir vücuda benzerler.

Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” Sahih-i Buhari, Kitabü’l-Adab

لَا تَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا وَلَا تُؤْمِنُوا حَتَّى تَحَابُّوا أَوَلَا أَدُلُّكُمْ عَلَى شَيْءٍ إِذَا فَعَلْتُمُوهُ تَحَابَبْتُمْ؟ أَفْشُوا السَّلَامَ بَيْنَكُمْ  “İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de (kâmil anlamda) iman etmiş olamazsınız.”“Size, yaptığınızda birbirinizi seveceğiniz bir şeyi göstereyim mi? Aranızda selamı yayınız.”Sahih-i Muslim, Kitabü’l-Iman, Hadis No: 54

لاَ يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لأَخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ »

 “Sizden biriniz, kendisi için arzu edip istediği şeyi, din kardeşi için de arzu edip istemedikçe,

gerçek anlamda iman etmiş olmaz. (imanın tadına eremez)” (Buhârî, Îmân 7; Müslim, Îmân 71-72

Sevgili kardeşlerim, Ramazan Bayramı’nın gerçek anlamı şudur:Kırgınlıkları bırakmak, hakkı helâl etmek,

  1. Aileyi, anne-babayı ve yakınları hatırlamak,Sevgi ve paylaşmayı çoğaltmak,işte bu, Bayram’ı Bayram yapan erdemlerdir.Geliniz, bu Bayram’da gönüllerimizi temizleyelim, birbirimizi affedelim ve sevgiyle kucaklaşalım. Böylece hem Allah’ın rızasını kazanır, hem toplumsal huzurumuzu pekiştiririz.

Allah, Ramazan Bayramımızı mübarek eylesin, sevdiklerimizle beraber nice huzurlu ve hayırlı Bayramlar nasip etsin. Amin.                          İBRAHİM BÖLÜKBAŞI DİN HİZMETLERİ UZMANI