RAMAZAN MEKETEBİNDEN ÖĞRENDİKLERİMİZ
وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتّٰى يَاْتِيَكَ الْيَقٖينُ
Değerli Mü’minler!.. Artık son günlerine geldiğimiz Ramazan ayı senede bir ay bizi adeta yoğun bir eğitime alan… Unuttuklarımızı hatırlatan… Bizim kendimizi sorgulamamıza imkân veren… Değerini ve kıymetini bilmediğimiz birçok şeyin değerini, kıymetini idrak etmemizi sağlayan bir eğitim ayı… Ramazan ayı içerisinde hayatımıza ışık tutacak olan birçok güzelliği hissedip öğrenmiş olduk…
Öncelikle Değerli Kardeşlerim!.. Ramazan ayı içerisinde zamanın, vaktin değerini iyice hissettik… Peygamber Efendimiz insanoğluna verilen en önemli nimetlerden biri olarak gösteriyor zamanı… Zamanın değerini-kıymetini bilme noktasında da insanın aciz olduğunu ifade ediyor… Biz de Ramazan ayında bir dakikanın bile ne kadar önemli olduğunu bayağı bi hissettik… Bir dakika geçmemesi için imsak ânında, oruca niyetlenmeden önce, elimizi yemeğe-suya uzatırken, gözümüz hep saatte oldu… Bir dakika geçmesin diye… Yine önümüze hazırlanmış olan iftar sofrasına oturduğumuzda, orucumuza ve ibadetimize halel gelmesin diye, gözümüz hep saatte oldu… Bir dakikanın bile ne kadar önemli olduğunu, Ramazan bize iyice hissettirmiş oldu…
Oruç ibadetiyle; irademizin aslında ne kadar kuvvetli olduğunu hissedip görmüş olduk… Hayatımızda bazen hâkim olamadığımızı söylediğimiz irademize… İstersek ve amacımız Allah rızasını kazanmak olursa… Aslında hâkim olabileceğimizi gösterdik… Aç da kalsak yemek yemeden durabileceğimizi gösterdik… Dudağımız kurusa da, susuz da kalınabileceğini gösterdik… Nefsani arzularımıza, farklı duygularımıza gem vurulabileceğini… Oruçlu olmamız münasebetiyle vücudumuzun bütün organlarını, istersek, bütün günahlardan uzak tutabileceğimizi ortaya koymuş olduk… Aslında zayıf dediğimiz iradenin ne denli kuvvetli olduğunu… Dilersek şeytanın oyununa gelmeyeceğimizi… Nefsin bize galip gelemeyeceğini… Ramazan ayında en güzel şekilde göstermiş olduk…
Yine Ramazan ayı içerisinde ibadetlerimize bir düzen geldi… Akşam namazı vaktini hiç kaçırmadık mesela… Ezanlara daha fazla kulak kesildik… Sahura kalkmamızdan dolayı belki… Diğer zamanlarda bazen gafletle kaçırdığımız sabah namazı vakitlerinde ihmallerimiz olmadı… Teravih sebebiyle, yatsı namazına iştirak etmek suretiyle, cemaatle namaz kılmaya Ramazan ayı içerisinde daha fazla özen göstermiş olduk…
Ramazan’ın sadece gündüzünü ibadetle geçirmedik… Aynı zamanda geceleri de ayakta olduk… Teravihle daha fazla kıyamda durmanın… Daha fazla bel bükmenin yani rükuya gitmenin… Daha fazla secdeye vararak; Cenab-ı Allah’a yakınlaşmanın hazzını, ayrıcalığını ve farkını yaşamış olduk Ramazanda… Ve yine Ramazanın geceleri bizim diri olduğumuz, ayakta olduğumuz zaman dilimleriydi… Bazı geceler belki hiç uyumadan imsak vaktine kadar ayakta kaldık… Bazı geceler de; birkaç saat istirahatten sonra; sırf Allah için, Peygamberimizin bereket olduğuna işaret ettiği, bereket vakti diye öğrettiği, sahurun bereketinden istifade ettik…
Kendimizi hem bir ibadete hazırlarken, aynı zamanda dilimiz tövbeyle meşgul oldu… Kur’an-ı Kerim’de ifade edildiği gibi; seher vaktinde, sahur vaktinde istiğfar edebilen seçkin insanlar grubuna dahil olduk Ramazanda.. Dualarımız oldu… Peygamberimizin yaptığı gibi Kur’an okuduk… Kur’an dinledik… Gecenin o seher vakti denen o özel zamanında… Gündüzünü saim yani oruçlu geçirdiğimiz Ramazan’ın; gecelerinde de hem manen hem madden kaim olmuş olduk… Ayakta olmuş olduk…
Değerli Kardeşlerim!.. Yine Ramazan ayı içerisinde; Ramazanın Kur’an ayı olduğunu hissederek… Kur’an’la daha fazla zaman geçirme imkânı bulduk… Bazılarımız Kur’an’ı hatmetme imkânı buldu…
Peygamberimizin Cebrail (AS)’la beraber yaparak, bize sünnet olarak bıraktığı, mukabele geleneğini yaşadık, yaşatmaya çalıştık… Bazılarımız mealli hatimler indirdi… Böylece Kur’an’ı anlama… Rabbimizin mesajına daha candan kulak verme… Onun bize gönderdiği hayat kitabını anlama gayreti içerisine girdi… Diğer zamanlardan daha fazla Kur’an dinledik… Kur’an okuduk… Ramazan’ın Kur’an ayı olduğunu hayatımızda ortaya koymuş olduk…
Ve yine Ramazan ayı içerisinde; çocuklarımız camiyle buluşmuş oldu… İbadetle, dini kavramlarla çocuklarımızı tanıştırmış olduk…
Diğer zamanlarda elinden tutup camiye getirmediğimiz evlatlarımızı, yanımıza alarak camiye getirdik. Çocuklarımızla camiyi bereketlendirmiş, dualarımızın kabulüne katkıda bulunmuş olduk… Çocuklarımız gönül dünyalarında iz bırakacak olan dini kavramları… İftarın ne demek olduğunu… Ezanın ne kadar önemli olduğunu… İmsakın, sahurun ne anlamda kıymetli olduğunu… Cenab-ı Allah’ın rızasını gözeterek ibadet etmenin ne olduğunu… Bizimle beraber Ramazana iştirak ederek öğrenmiş oldular…
Ve yine Ramazan ayı; fakirin, yoksulun, aç olanların haliyle hâllendiğimiz… Tuttuğumuz oruçla aç olan insanı halini yaşamış olduğumuz… Yapmış olduğumuz hayır ve hasenatlarla… Fitrelerle… Zekâtlarla… Fidyelerle… Fakirlerin yüzünün gülmesine… Zenginle fakirin bir araya gelip aynı sofrada oturmasına… Ramazan ayı vesile olmuş oldu… Ramazan ayı içerisinde hayır ve hasenatlarımızı, fakir ve fukarayı sevindirmeyi ciddi anlamda artırmış olduk…
Bizi en fazla günaha düşürmüş olan organımız olan dilimize hâkim olduk Ramazanda… Yalan söyleyemez olduk… Gıybet edemez olduk… Dedikodu yapmaz olduk… Birilerinin aleyhinde konuşulduğu zaman; hatta onları da susturur olduk… Ramazanda olduğumuzu, oruçlu olduğumuzu kendimize ve etrafımıza bolca hatırlatarak yaptık bunu… Birisi damarımıza bastığında, üzerimize geldiğinde… Sair zamanlarda belki hâkim olmaksızın, rahat kullanabildiğimiz dilimizi, günaha sokmamak için “oruçluyum ben” diyerek… İnsanların gönlünü kırmadan, üzmeden, dilimizi günaha sokmadan yaşayabileceğimizi ortaya koymuş olduk…
Şimdi Ramazanı uğurlamaya hazırlandığımız Ramazan ayının son cumasına eriştik… Şimdi kendimize şu soruyu sorma zamanı… Acaba Ramazanda öğrenmiş olduğumuz bütün bu güzellikler Ramazanla beraber gitmiş olacak mı?.. Acaba ibadet duyarlılığımız… Cemaat disiplinimiz.. Namaz kılma hassasiyetimiz… Ramazanla bitmiş olacak mı?.. Hakim olduğumuz nefsimize mağlup olmaya mı başlayacağız yeniden…
Acaba Kur’an’ın yüzünü açmak için yeni bir Ramazana daha erişmiş olmamız mı gerekecek… Çocuklarımızın camide olması için, camide çocuk sesinin olması için bir dahaki Ramazan ayını mı bekleyeceğiz… Acaba fakirin-fukaranın, yoksulun, kimsesizin sofrasına ortak olmak için, onlarla beraber olmak için başka bir Ramazanı mı bekleyeceğiz… Yoksa bütün bu güzellikleri, bütün bu erdemleri hayatımıza taşımak suretiyle… Ramazanda kazandıklarımızı bir ömre taşıyarak hayatımızı Ramazan mı kılacağız… Bu Ramazan bize hayatımızı Ramazan kılma bilincini kazandırarak gitmiş olmalı birkaç gün sonra…
Değerli Kardeşlerim!.. İtiraf etmemiz gerekir ki… Bunu kendimi de katarak ifade ediyorum… Her birimiz Ramazan ayında ortaya koymuş olduğumuz duyarlılığı… Ortaya çıkan disiplini… Kamil bir mü’min halini… Maalesef Ramazan dışına taşıma noktasında gafletlerimiz ve yanlışlarımız oluyor…
Halbuki Cenab-ı Allah’ın emirleri, buyrukları, bize yapmış olduğu hatırlatmalar, bizden istedikleri hep aynı Biz hayatın her anında günahlardan uzak durma disipliniyle yaşamak zorundayız… Biz hayatın her noktasında konuşurken, yürürken, elimizi uzatırken… Her an Cenab-ı Allah’ın kulu olduğumuzu unutmadan… Ciddi bir disiplinle hayatımızı sürdürmek zorundayız…
Mukaddimede okumuş olduğum…
وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتّٰى يَاْتِيَكَ الْيَقٖينُ
““Ölene kadar Rabbine kulluk et”(HİCR,99) ayetini bilmeyenimiz, duymayanımız yoktur aramızda… Hepimiz ecelimiz gelinceye kadar kulluk etmekle yükümlü olduğumuzu biliyoruz… Ve hepimiz aslında şunu da biliyoruz… Dünyanın koşuşturması, debdebesi, eğlencesi, işi-gücü bazen unuttursa da… Ölümün hepimize çok yakın olduğunu da biliyoruz… Her an ölebileceğimizi de biliyoruz… Ölümün yaşı olmadığını… Her an Azrail’in gelebileceğini… Artık tamam diyebileceğini…”
Dönüşü olmayan yola çıkışın bizim için de yaşanabileceğini… Ve Rabbimize doğru, Onunla buluşmak üzere… Kabirle başlayacak olan ahiret yolculuğumuzun her an başlayabileceğini hepimiz çok iyi biliyoruz… Peygamber Efendimizin “İbadetin en değerli ve kıymetlisinin az da olsa devamlı yapılan ibadet” olduğuna dair telkinini ve tavsiyesini yine bilmeyenimiz yok… Bize bütün bunları ne unutturuyorsa; biz onları unutmak zorundayız… Bize kulluğumuzu unutturan… Bize nefsimize hakim ve galip gelmeyi unutturan… Bize Cenab-ı Allah’a daha fazla ibadet etmemizi unutturan… Dünya ve dünyanın içerisinde ne varsa… Hepsiyle aramıza mesafe koymak zorundayız…
Biz dünya için yaşayan insanlar olmamalıyız… Biz ukbayı düşünen… Biz mutlak olan günü, din gününü hiç unutmayarak yaşayan… Biz yarın diye konuştuğumuz zaman… Yarından kastımızı bu günün ertesi olarak değil… Ahiret hayatı olarak düşünüp, bilip… O güne hazırlıklı olan insanlar olmak zorundayız… Ramazan mektebinin bize kazandırdıklarını hayatımızın tamamına taşımak zorundayız…
Değerli Kardeşlerim!.. Bizim günahımız ne kadar çok olursa olsun… Yine de bize gel diyen… Yine de bizi kapısından, huzurundan kovmayan bir Rabbin kuluyuz biz… Cenab-ı Allah Kur’an’da şöyle buyuruyor…(ZÜMER;53)
قُلْ يَا عِبَادِىَ الَّذٖينَ اَسْرَفُوا عَلٰى اَنْفُسِهِمْ
““Ey Muhammed!.. Günah işlemek suretiyle kendi nefislerine zulmeden… Hayatını israf eden kullarıma seslen… Onlara söyle de…””
لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِ
““Allah’ın rahmetinden ümitlerini kesmesinler…””
Neden kesmeyeceklerini de Cenab-ı Allah ayetin devamında bize hatırlatıyor…
اِنَّ اللّٰهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمٖيعًا
““Çünkü Cenab-ı Allah bütün günahları affeder…””
Cenab-ı Allah’ın affetmeyeceği, affedemeyeceği hiçbir günah yoktur… Yeter ki kul dönsün… Yeter ki kul istiğfar etsin… Yeter ki kul pişman olsun… Cenab-ı Allah bütün günahları neden affettiğini de ayetin sonunda açıklıyor bize…
اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحٖيمُ
““Çünkü O gafurdur… Rahimdir… Bağışlayıcıdır… Merhamet sahibidir…””
Peygamber Efendimiz bir gün arkadaşlarıyla beraber otururken… Yanan bir ateşe doğru koşan evladını, ateşe düşmekten kurtaran anneyi görerek… Onu arkadaşlarına gösteriyor ve…
“Şu anneyi görüyorsunuz değil mi… Ateşe doğru koşan evladına merhamet gösteren anneyi görüyorsunuz değil mi…” “Görüyoruz Ya Rasulallah!..” “Allah’a yemin olsun ki… Cenab-ı Allah’ın kullarına rahmeti ve merhameti… O annenin evladına olan merhametinden daha fazladır…” buyuruyor…
Biz yakan, azap etmeyi seven bir Rabbin kulu değil… Affetmeyi seven… Afuv olan… Rahim olan… Merhamet sahibi olan… Gafur olan… Bağışlayan bir Rabbin kuluyuz biz… İşte bize yakışan; şu Ramazan ayında yakaladığımız kulluk bilincini unutmamaktır… Günahlarımızda ısrarcı olmamaktır…
Cenab-ı Mevla yine Kur’an-ı Kerim’de… Al-i İmran Suresi’nde… Cennete giden… Kendisi için cennet hazırlanan kullarının özelliklerini sayarken… Önümüze şu vasfı ve özeliği ortaya koyuyor…(AL-İ İMRAN; 135)
وَالَّذٖينَ اِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً اَوْ ظَلَمُوا اَنْفُسَهُمْ
Kendisi için cennet hazırlanan… Cennete erişecek olan muttaki insanların vasıflarından biri olarak şunu sayıyor… “Onlar bir günah işlediklerinde… Kendi nefislerine zulmettiklerinde… Bir şekilde günaha bulaştıklarında…”
Lütfen dikkat edin buraya…
ذَكَرُوا اللّٰهَ
““Allah’ı hatırlarlar…” Cenab-ı Allah’ın kulu olduklarını hatırlarlar… Yaptığı yanlışla Cenab-ı Allah’ı üzdüğünü hatırlar… O yanlışın Cenab-ı Allah’ın rızasını kaybettireceğini hatırlar… Cenab-ı Allah’ın huzuruna varacaklarını… Hesap vereceklerini… Bir gün günahların ortaya döküleceğini hatırlarlar… Şu dünyada ufacık bir yanlış yapıp, hata ettiğinde… Eşinin, evladının, anne-babasının karşısına çıkmaktan utanan ben… Bunca günahla, bunca hatayla Rabbimin huzuruna nasıl çıkacağım diye… Bunun üzüntüsünü duyup… Cenab-ı Allah’ın kulu olduğunu hatırlarlar… Ve bunun ardından da…”
فَاسْتَغْفَرُوا لِذُنُوبِهِمْ
““Günahlarından dolayı Cenab-ı Allah’tan hemen af ve bağışlanma dilerler…””
Cenab-ı Allah’tan neden af ve bağışlanma dilediklerini de şöyle açıklıyor ayetin devamında…
وَمَنْ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ اِلَّا اللّٰهُ
“Çünkü Allah’tan başka günahlarınızı affedecek hiç kimse yoktur… Onca hatalarınıza rağmen yine de gel diyecek hiç kimse yoktur… Sürekli hata yaparsanız… Sürekli yanlış yaparsanız… Artık bir noktadan sonra… Anneniz-babanız bile… Hayatınızı verdiğiniz eşiniz bile… Yeter artık… Ne halin varsa gör der…”
Ama Allah demez bunu… Onca günahlarınıza rağmen ne olursa olsun yine de bana gel der Allah-u Teâla…
Fakat Cenab-ı Allah ayetin sonunda; cennete gidecek mü’minin neye dikkat etmesi gerektiğini haber veriyor… Cennete gidecek mü’min… Cennete gitmek isteyen mü’min şuna dikkat etmelidir… İşte bu çok önemli…
وَلَمْ يُصِرُّوا عَلٰى مَا فَعَلُوا وَهُمْ يَعْلَمُونَ
“Cennete gidecek olan… Cennete gitmek isteyen muttaki insan… Günahlarında ısrar etmeyen… Bile bile ısrarla… Tekrarla… Adeta inat edercesine aynı hatayı yapmayan insandır…”
Değerli Mü’minler! Biraz önce de dediğim gibi… Cenab-ı Allah ayet-i kerimesinde;
وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتّٰى يَاْتِيَكَ الْيَقٖينُ
Ölüm gelip size çatıncaya kadar… Ölüm gelip sizi buluncaya kadar… Ölüm gelip size ulaşıncaya kadar… Allah’a kulluğa devam edin… İbadete devam edin diyor…
Ya Rabbi ben ayakta kılamıyorum… Oturarak kıl o zaman diyor… Ya Rabbi abdest alamıyorum… Teyemmüm et o zaman diyor… Ya Rabbi azalarım, uzuvlarım oynamıyor… İma ile kıl o zaman diyor…
Yani “Hayye alessalah”… Haydin namaza… “Hayye alel felah”.. Haydin kurtuluşa… Haydin huzura diye duyduğun zaman bu çağrıya kayıtsız kalmayın demektir bu…
Değerli Kardeşlerim!.. İnsan hayatında bölünmeye fırsat vermemeli… Mü’min hayatının tümünü Allah için yaşamaya çalışmalı…
قُلْ اِنَّ صَلَاتٖى وَنُسُكٖى وَمَحْيَایَ وَمَمَاتٖى لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ
Benim namazım ve bütün ibadetlerim… Benim hayatım ve ölümüm… Alemlerin Rabbi Allah için deyin diyor ayet-i kerime…(EN’AM;162) Her şey Allah için olacak… İnsan hayatında sahte Rablere yer vermeyecek… Parayı ilahlaştırmayacak…Makamı-mevkiyi ilahlaştırmayacak…
Dolayısıyla insan hayatında bölünmeye izin vermemeli… Hak dinin Allah’ın dini olduğunu… Hak ölçünün Allah’ın ölçüsü olduğunu aklından çıkarmamalı Her zaman Allah’ın razı olacağı amelleri yapmaya gayret etmeli…
Bazen bu bir fakirin elinden tutmak olabilir… Bazen bir yetimin başını okşamak olabilir… Bazen iki küskünü, dargını barıştırmak olabilir… Bazen bir komşunun, bir hastanın ziyaretine gitmek olabilir… Bazen Rabbi için alnını secdeye koymak olabilir… Bazen ellerini kaldırıp karınca-kararınca yapmış olduğu dua olabilir…
Her halükarda Rabbini razı edecek amellerle… Gününü-gecesini geçirmeye çalışarak… Her davranışımız için Allah’ın huzurunda, ahirette kendimizi savunabileceğimiz bir gerekçe olmalı Değerli Kardeşlerim!..
Bu gerekçeye gönülden inanmalıyız… Acaba kendimi kandırıyor muyum… Hakikaten bu yaptığım iş doğru mu… Bu yaptığım işin hesabını Allah’a verebilir miyim…
Ben konuştuğum lafların hesabını Allah’ın huzurunda verebilir miyim acaba… Yiyip-içtiklerimin hesabını Allah’ın huzurunda verebilir miyim acaba… Diye bu muhasebeyi her zaman yapmalı Müslüman… Ve hesabını verebileceği laflarla, hesabını verebileceği işlerle Rabbinin huzuruna gitmeye çalışmalı…
Bakın Kadir Geceleri gelip geçiyor… Bayramlar gelip geçiyor… Ramazanlar gelip geçiyor… İnsan hayatını Allah’ı görüyormuş gibi yaşamalı… Sen onu görmüyorsan da Allah seni görüyor diyor Peygamberimiz… Tarlada çalışırken… Yolda yürürken… Memursak görevimizi ifa ederken… Ticaret yapıyorsak, alış-veriş ederken… Her neyse… Allah beni görüyor… Allah benim ne yaptığımı biliyor… Allah beni duyuyor… Nerede olursam olayım Allah benimle beraberdir… Benim sağımda ve solumda Kiramen Katibin melekler var… Ne yaparsam yazıyorlar, kaydediyorlar…
Yarın mahşer meydanında getirilecek yazdıkları… Açılacak önümüze… İşte oku kitabını denilecek… Orada eyvah dememek için… Keşke dememek için insan kendini her zaman muhasebe etmeli Değerli Mü’minler!..
Onun için her akşam günlük muhasebe yapmak için beş-on dakika ayırmak lazım… Üzerimde komşumun hakkı var mı acaba… Akrabalık hakkı var mı acaba… Darılttığım, kırdığım kalp var mı acaba… Annem-babam benden memnun mu acaba… Evlatlarımı güzel terbiye ettim mi acaba… Bu muhasebeyi her zaman mutlaka yapmalı insan Değerli Kardeşlerim!..
Rabbime karşı imanımda kusurum var mı acaba… Namazımda-niyazımda eksiğim var mı acaba… Doğru sözlü olamadım mı acaba… Fakirin-fukaranın, garibin-gurabanın, yetimin elinden tutamadım mı acaba… Diye muhasebe yapmalı insan… İnsan her gün daha iyiye, daha güzele ulaşmak için bir gayret içinde olmalı her zaman…
Ölümü aklımızdan çıkarmamız lazım… Ölümü hiç unutmadan yaşamamız lazım hayatımızı her gün… “Günde yirmi defa ölümü hatırlamayanın imanı kemale ermez” buyuruyor Peygamberimiz…
Hepimiz mutlaka bir gün gireceğiz o karanlık kabire… Buradaki malımız-mülkümüz… Boyumuz-posumuz… Arabamız-evimiz-barkımız… Aydınlatmayacak orayı…
İmanımız aydınlatacak orayı… Amellerimizle aydınlanacak mezarlarımız… Onun için herkes imanını yoklayacak… Amelini yoklayacak… Amellerinde riyamı var, yoksa Allah rızası mı var diye yoklayacak… Yarın huzuruna çıktığımızda… Sadece senin için yaptım Ya Rabbi diyebileceğimiz imanımız ve amellerimiz olsun elimizde… Mahşer meydanında Peygamberimizle karşılaştığımız zaman… Ben de senin ümmetindenim Ya Resulallah diyebileceğimiz yüzümüz olsun orada… Şefaatine ben de talibim Ya Rasulellah diyebilecek sözümüz olsun orada…
