RAMAZANA GİRERKEN
“Ramazan ayı” demek “Allah’ın ayı” demektir. Ramazan, temizlik demektir. Günahlardan temizlenmek demektir.
Peygamber Efendimiz de, Ramazan demek;
“Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennem ateşinden kurtulmaktır” diyor.
Ramazan ayı; Kur’an’ın inmeye başladığı bir aydır…Orucun farz olması da bu aya tahsis edilmiştir. Oruç, dinin en büyük esaslarından biridir. Nefisler oruç ile terbiye edilir. İnsanın kötülük yapmasına sebep olan bütün hırslar oruçla sakinleştirilir.
Önce namaz, sonra zekât, üçüncü olarak da nefsimize çok zor gelen oruç farz kılınmıştır. Orucun farz kılınmasının hikmeti ilahi emre teslim olmak, kulluk zevkini tatmak ve ruhu riya ve gösteriş kirlerinden temizleyip, ihlâsı kuvvetlendirmek ve kendini bizzat ilahî korumaya tevdi etmek için nefisle mücadele etmektir.
Kısaca Ramazan; Kur’an ve oruç ayıdır. Bir taraftan oruçla nefsin kötü sıfatlarını yakıp, onu temizlerken diğer taraftan Kur’an ile hayatımızı aydınlatmak için bize tanınmış büyük bir fırsattır Ramazan ayı.
Peki, bu Ramazan ayı ne vermeli bize? Ramazan ayının bize bir şeyler verebilmesi için, bizim şu anda bu mübarek aya girerken, otuz gün sonra, bayram sabahına erdiğimizde bizim neye, nereye ulaşmak istediğimize bir karar vermemiz lâzım. Bir hedefimizin olması lazım yani.
Bu akşam ilk teravihi kılarken, bu gece ilk sahura kalkarken ve sahur sofrasında ilk niyetimizi yaparken deruni bir İslâm ikliminin içine girdiğimizin farkında olmamız lazım önce. Eğer bu gece bunların farkında olursak, işte o zaman otuz gün sonra, bu gece farkında olduklarımızın meyvelerini toplarız bayram sabahına erdiğimizde.
İlk başta şunu bilelim o zaman… Peygamber Efendimiz, Ramazan’ın sonunda bizim her birimizin Cennetlik insanlar haline gelmemizi istiyor ve şöyle buyuruyor:
“Ramazan orucunu inançla ve karşılığını Allah’tan bekleyerek tutanın geçmiş günahları affolunur.”
Peygamberimiz bu sözünde şöyle diyor bize: “Yani öyle bir oruç tutun ki, Ramazan ayını öyle bir yaşayın ki, Allah’a öyle bir teslim olun ki, kirlerinizden, günahlarınızdan temizlenin, cennete lâyık insanlar haline gelin.”
Ülkemizin ve dünyanın bir sürü gündemi var malumunuz. Hiç kimsenin kendisini bu yoğun gündemin dışında tutması mümkün değil. İster istemez ülkemizin ve dünyanın gündeminde olan konularla ilgileniyoruz.
Bu konuların hakkında düşünüyoruz, konuşuyoruz hepimiz. Çünkü hepsi bu ülkede, bu dünyada yaşadığımız için bizi ilgilendiriyor zaten.
Ama eğer sadece o gündemler içinde savrulursak, sadece o gündemlerle ilgilenir, meşgul olursak, bir de bakmışız bayram sabahı gelmiş. Bir de bakmışsınız, Ramazan ayı geldiği gibi gitmiş. Ramazan’ın gelip geçtiğinin farkında bile olmayız.
Onun için her Müslümanın şu andan itibaren, önce Ramazan’ı bütün gündemlerin başına alması lazım. Eğer şu andan itibaren bizim için en önemli şey Ramazan olursa; o gündemdeki bütün meselelere, Ramazan ayı kendinden bir şey katacak belki
Şuna emin olun; eğer şu 1.5 milyarlık İslâm dünyası, Ramazan ayını, Peygamberimizin bizden beklediği kıvamda yaşarsa, yeni bir Müslümanlık çizgisi doğar dünyada
Her şeyden önce Ramazan ayı arınma, temizlenme ayıdır Bir süzülme ayıdır Herkesin kişiliğinin imbikten geçmesi lazım bu bir ay boyunca Önümüzdeki otuz gün hayatımızdaki tortulardan kurtulma zamanı olmalı bizim için
Her oruç “İmsak”la başlar. İmsak, disiplin demektir. “Şeytan zincire vurulur bu ay” diyor Peygamber Efendimiz İmsak, sadece yeme içmeden kesilme değildir… İnsanı kötülüğe sürükleyen nefs-i emmareyi ve Cenab-ı Hakk’ın “İnsanın düşmanı” dediği Şeytan’ı zincire vurma iradesi anlamına geliyor imsak.
Bu da, her insanın içinde ister istemez var olan vahşetin zincirlenmesi, disiplin altına alınması demektir. Bu insanı gerçekten insan kılmak demektir. Bu, insanı “Rahmeten lil alemin” olan Peygamberimizin izinde “Rahmet insanı” haline getirmek demektir.
Hadi şimdi gerçekten elimizi vicdanımıza koyup soralım kendi kendimize: Şu yaşımıza kadar bir sürü Ramazan ayı yaşadık… Gerçekten “Şeytanlarımızı zincire vurabiliyor muyuz?” Öfkelerimizi, hırslarımızı “Ben oruçluyum” diye dizginleyebiliyor muyuz gerçekten Ramazan ayında? Öyle ise ne konuştuğumuza, ne dinlediğimize, neye sustuğumuza, neyi gördüğümüze ve ya neyi görmezden geldiğimize çok dikkat etmemiz lazım her şeyden önce…
Ramazan, namazı yeniden ve bir kere daha idrak edebilme ayıdır aynı zamanda Sahurlarla birlikte seherleri hayata katma ayıdır bu ay İçimizdeki namaz bilincini ihya edebilme ayıdır bu ay Rabbimizin huzuruna taze bir yürekle, yeni ahidlerle günde beş defa çıkma ayıdır bu ay.
Hadi aynı şekilde yine soralım kendi kendimize: “Ramazan’dan çıkarken ” yüreğimiz hâlâ namazın “Huzur hali” ile bütünlenememişse, Cenab-ı Hakk’ın bizi her zaman gördüğü bilincini kuşanamamışsak, Cenab-ı Rabbil Alemin’in huzuruna arınmışlık duygusuyla çıka çıka yüreklerimizde yoğun bir arınma duygusu oluşmamışsa, içimizde cennet kokuları duyabilir miyiz acaba?
Onun için namazlarımıza çok önem vermeliyiz. Teravih namazlarına hiç ara vermeden her gece devam etmek namaz disiplinimiz için büyük fırsat olsun bize. Şimdi, bu bir ay boyunca asla namazlarımı bırakmayacağım, ne olursa olsun teravih namazlarını aksatmayacağım diye bir karar verelim kendi kendimize.
Bir de Kur’an’ı idrak etme, Kur’an’ı anlama ayıdır Ramazan ayı Hayat kitabımızı ayet ayet, hece hece su gibi içip, damarlarımıza, tüm varlık alanımıza bir hayat iksiri gibi taşıma ayıdır bu ay. Eğer Kur’an sayfalarından rahmet emmeden geçerse bu ay, içimize bir Kur’an ışığı düşmeden gidiverirse. Acaba “Ramazan’dan çıkarken ” üzülüp “eyvah ben ne yaptım” diye yanmaz mıyız buna?
İşte bu pişmanlığı yaşamamak için, bayram sabahına gönül huzuruyla çıkmak için, yarın huzur-u mahşerde bu rahatlıkla hazır olmak için şu otuz gün boyunca günde bir saatimizi Kur’an’a ayıralım. Her camide mukabeleler okunuyor. Bizim camimizde de öğle namazının peşinden okuyoruz. Namazla birlikte sadece bir saat sürüyor günlük. Şu bir saatimizi ayıralım Kur’an’a. Eğer işiniz-gücünüz gereği bunu yapamıyorsanız, yarın akşamdan itibaren namazdan önce 15-20 dakika olmak üzere her akşam Kur’an’dan bir cüzü konuşacağız burada. Allah bize Kur’an’da ne diyor, bizden ne istiyor bunu anlatmaya çalışacağız hasbel kader. Hiç olmazsa bunu kaçırmayalım o zaman. Yarın huzur-u mahşerde verilecek bir cevabımız olsun Allah’a.
Ramazan ayı insanı ve içinde yaşadığımız toplumu idrak edip anlama ayıdır Açların, yoksulların, kimsesizlerin, yetimlerin, evsizlerin, borçluların yerine kendimizi koyup, onları anlayabilme ayıdır Ramazan ayı
Bir damla tebessüme hasret insanların günden güne çığ gibi büyüdüğü bu İslam dünyasında “Tebessüm sadakadır” diyen Peygamberimizin sesinin şu andan itibaren duyulması lazım. Eğer bayram sabahına erdiğimizde Ramazan’dan çıkarken hala bir yetim başı okşamamışsak, hala bir guraba evini şenlendirmemişsek, bir yüreğe su serpmemişsek, nasıl Peygamberimizin “Amellerin en hayırlısı mü’minin kalbine sevinç taşımaktır” müjdesine lâyık olduğumuzu düşünebiliriz?
Ramazan “zekât”la bütünleşen bir ay. Zekât da malımızın-mülkümüzün, paramızın-pulumuzun arınması, temizlenmesi demektir Bizim dinimiz, malın ancak içindeki “fakirin hakkı” yerine ulaştırıldığı zaman temizlenebileceğini bildiriyor. İşte Ramazan ayında Müslüman, zekatını vererek malını temizliyor. Tövbe ırmağında yıkanarak ve tüm uzuvlarını günah kirine karşı koruyarak nefsini temizliyor.
Bu dinin Peygamberi, “Komşusu açken kendisi tok sabahlayan bizden değildir” diyor. Bizim dinimize göre, komşuluk hukuku, yakından uzağa bir şehri, bir memleketi, bir coğrafyayı, hatta dünyayı içine alır. Yenipazar’daki ya da Fatsa’daki komşudan habersiz yaşayarak arınıp temizlenemeyiz.
İslam ülkeleri dediğimiz alanlar, insanların boğazlaştığı alanlar haline gelmişken, küresel sam yelleri yürekleri kavurur ve insanımızın kimyasını bozarken, Ramazan bizde yeni bir insan, yeni bir toplum inşa edemiyorsa, Ramazan’dan yeterince istifade ettiğimizi söyleyemeyiz.
Ramazan hayatımıza her yıl bir aylığına geliyor. Tıpkı namazın günde beş kere hayatımıza gelmesi gibi. Allah-u Teala ile olan bağımızı sürekli yenileme, tazeleme zamanları bunlar
Attığımız her adımda, konuştuğumuz her sözde, yediğimiz her lokmada, içtiğimiz her yudumda, hatta aldığımız her nefeste; kulaklarımızda, kalbimizde işitmemiz gereken bir ses olmalı. O ses şu hep şunu söylemeli bize: “İslam’ı diri yaşa” demeli bize. O ses “Müslümanlık kıvamını kaybetme” demeli bize. Bunları unutturmamalı hayat bize.
Günde beş kere evinizin önünden akan nehirde yıkanıp da arınamamak gerçekten çok acıdır bir Müslüman için Bir ay boyunca oruç disiplinine girip de, yürekleri yıkayamamak, “Oruç insanı” haline gelememek gerçekten şu kısacık ömrümüz için çok büyük bir kayıp olur bizim için
Her namazla yenilenmemizi, her kıldığımız namazla temizlenmemizi, kıldığımız namazların kötülük yapmamıza engel olmasını istiyor bizden Allah… Her sahurla, her imsakla, her iftarla, içimizdeki Müslümanlık sevincini büyütmemizi ve İslam’ın güzellikleri ile donanmak için gayret etmemizi istiyor bizden Allah.
İşte şu anda burada kılacağımız teravih namazıyla Ramazan’a başlarken, bir ay sonraki çıkışı düşünmek bunun için çok önemli. Merhemi nereye süreceğimizi bilmek, sarılması gereken yarayı görmek gibi bir şey bu.
Evet; bu gece hepimiz sahura kalkacağız inşallah. Sofralarımızın başına oturduğumuzda, artılarımızı, eksilerimizi yan yana getirelim. Önümüzdeki sofraya şöyle bir bakıp tefekkür edelim biraz. Sadece bir su ile oruca niyet edenleri düşünelim. Şükredelim halimize.
Yarın akşam da ilk orucun iftarını açacağız inşallah. İftar sofralarımızı genişletelim. Aç-açık, memleketine, evine ocağına hasret ve ya o mübarek vakitte başlarına bombalar yağan Müslümanların yüreğini taşıyalım iftar sofralarımıza.
Yaşlı kadının biri “Benim halimden haberi olmayacaktı da niye halife oldu?” diye çıkışıyor Hz. Ömer’e. Yarın bizde “Komşundan haberin olmayacaktı da neden Müslüman oldun?” azarlanmamak için, kalbimizi avucumuzun içine alıp, hesaplaşalım kendi kendimizle.
Şöyle Müslümanca bir infak terbiyesi içinde, yani hiçbir gönlün kırılmasına, hiç kimsenin ezilmesine sebep olmayan bir nezahetle, bir erdemi kuşanarak, atalarımızın sadaka taşlarının mahremiyetini gözeterek, bir elin verdiğini öbürü duymayacak bir mahfiyetle, kendi sevdiğin şeylerden, evinde hangi kalitede yiyorsan ondan, bir (belki birkaç) paket yaptırıp, şöyle alacakaranlıkta bir evin kapısını çalmak İşte Ramazan’ı değerlendirmek budur.
Yaksa Cenab-ı Allah’ın bizim akşama kadar aç-susuz durmamıza hiç ihtiyacı yok inanın. Cenab-ı Hak hâşâ bize eziyet olsun diye de bizi aç-susuz bekletmiyor akşama kadar.
Ramazan’ı “Yaralarımızı görmemiz ve sarmamız” için, ilahi bir fırsat olarak yaşamamız lazım Ramazanın hiçbir anını boşa harcamadan değerlendirmemiz lazım. Ramazan‘ı ibadetlerimizle, hayır-hasenatlarımızla öyle bir büyütelim, öyle bir büyütelim ki, şu bir ayda sanki asırlarca yaşamış gibi olalım. Yani bize asırlarca yaşamış ve ömrünü ibadetle geçirmiş bir insanın o uzun hayatında kazandığı sevapları kazandırsın. Şu önümüzdeki otuz gün tam bir İslâm zamanı olsun bizim için Böylece bayram sabahına çıktığımızda cennetlik insanlar olalım, cennetlik toplumlar olalım inşallah.
