Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Şeytanın Günlük Tuzakları: Vesvese, Günah ve Aldanışa Karşı Uyanık Olmak

MEHMET ERÇELİK

ŞEYTANIN GÜNLÜK TUZAKLARI VE ŞEYTANIN DÜŞMANLIĞI


ŞEYTAN SENİ ADIM ADIM CEHENNEME SÜRÜKLÜYOR!

FARKINDA MISIN? EN BÜYÜK DÜŞMANIN SENİNLE BİRLİKTE YAŞIYOR!

KALBİNE ATILAN HER ŞÜPHE ŞEYTANIN OKUDUR!

FAKİRLİK KORKUSU ŞEYTANIN EN BÜYÜK YALANIDIR!.

SEN ALLAH’A YAKLAŞTIKÇA ŞEYTAN SANA DAHA ÇOK SALDIRIR!


اعوذ بالله من الشيطان الرجيم

بسم الله الرحمن الرحيم

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ، حَمْدًا كَثِيرًا طَيِّبًا مُبَارَكًا فِيهِ كَمَا يُحِبُّ رَبُّنَا وَيَرْضَى. وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ، أَشْرَفِ الْأَنْبِيَاءِ وَالْمُرْسَلِينَ، وَعَلَى آلِهِ وَأَصْحَابِهِ أَجْمَعِينَ

“Âlemlerin Rabbi Allah’a, O’nun sevdiği ve razı olduğu şekilde çok, temiz ve bereketli hamd olsun. Salât ve selâm, peygamberlerin en şereflisi Efendimiz Muhammed’e, onun âline ve ashabının üzerine olsun.”

HAKİKATIN ÇIĞLIĞI VE BÜYÜK UYANIŞ

EY ADEMOĞLU! EY EŞREF-İ MAHLUKAT OLARAK YARATILIP DA ESFEL-İ SAFİLİNE ADAY OLAN AKIL SAHİBİ MÜSLÜMAN!

Bilmez misin ki; senin bu yeryüzünde attığın her adımda, aldığın her nefeste pusuya yatmış en büyük düşmanınız şeytandır ve onun senin içindeki iş birlikçisi olan nefsindir! Bilmez misin ki; yerin ve göğün Rabbi seni defalarca uyarmış, sarsılmaz ayetleriyle

وَلَا تَتَّبِعُواْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ

“Şeytan sizin apaçık düşmanınızdır, sakın onun adımlarına uymayın!” diye ferman buyurmuştur!”

Peki ey sonsuz bir uykunun, derin bir gafletin kollarına kendisini bırakmış kul!

Sen ki; lisanınla Allah’a iman ettiğini, O’na teslim olduğunu söylüyorsun… Ama nasıl olur da; seni ebedi saadetinden koparmak için and içmiş bir düşmanın izini sürersin? Nasıl olur da; seni kor alevlerin içine çekmek isteyen bir varlığı en mahrem yerinde; kalbinde, zihninde ve hayatının başköşesinde ağırlarsın?

Ey insan!

Düşmanını tanımayan, onunla savaşamaz! Düşmanının silahını bilmeyen, darbelere karşı duramaz! Şeytan seni zincirlerle çekmez, seni zorla sürüklemez… O sadece fısıldar… Hakikati süsleyip boyar… Zehri altın kadehte sunar… Aldatır! Ama sen o fısıltıya kulak verir, o süslü yalanı kabul edersen; işte o zaman kendi ellerinle kurduğun o zindana esir düşersin!

O sana; çirkin olan günahı bir zevk sarhoşluğu gibi gösterir…

Haramı; "zamana uymak" adı altında masum bir tercih gibi gösterir…

Önünde bir dağ gibi biriken günahlarını, "Allah affeder" yalanıyla bir toz tanesi kadar ehemmiyetsiz gösterir…

Ve en nihayetinde; seni adım adım, santim santim Rabbinden koparıp yapayalnız bırakır!

Ey nefsine aldanan, aynadaki yalanına kanan insan!

Sen düşmanını uzak diyarlarda, karanlık köşelerde arıyorsun… Oysa o senin kanında dolaşıyor, seninle birlikte sofraya oturuyor, seninle birlikte yastığa baş koyuyor! Kalbine bin bir çeşit vesvese ekiyor… Aklına şüphe zehrini damlatıyor… İbadetlerini; "hele bir dur, sonra yaparsın" diyerek erteletiyor… Ve seni ruhun bile duymadan, yavaş yavaş büyük bir felakete, geri dönüşü olmayan bir uçuruma sürüklüyor!

Sana o sinsi ve yumuşak sesiyle der ki:

“Daha çok gençsin, hayatını yaşa…”

“Önünde koca bir ömür var, sonra tövbe edersin…”

“Herkes yapıyor, bu kadarcık şeyden ne çıkar?”

İşte bu sözler; ebedi hayatını ateşe veren o kibritin ilk kıvılcımlarıdır! Şeytanın en profesyonel, en tehlikeli tuzakları işte bu küçük tavizlerin arkasına gizlenmiştir!

Ey mümin!

Şeytan sana bir dost postuna bürünerek yaklaşır; nasihat ediyormuş gibi yapar… Ama onun tek bir gayesi vardır: Seni de kendisiyle birlikte ilahi rahmetten mahrum bırakıp cehennemin dibine sürüklemek! Unutma! O, atamız Hz. Âdem’e secde etmeyerek kibirlendi ve kovuldu… Ve o günden beri, seni de kendi karanlık akıbetine ortak etmek için yemin etti!

Ey akıl sahibi insan!

Nasıl olur da; seni yok etmekten başka bir derdi olmayan bir düşmana kalbinin kapılarını sonuna kadar açarsın? Nasıl olur da; onu ruhunun derinliklerinde besleyip büyütürsün? Nasıl olur da; bir yaratılmışın, bir saptırıcının fısıltısını; Kâinatın Sahibi olan Allah’ın mutlak emrinden üstün tutarsın?

Artık uyan! Kendine gel! Silkelen ve düşmanını tanı!

Gel! Hakikatin nurlu aynasına bakalım…

Gel! Şeytanın sinsi tuzaklarını ve o tuzaklardan kurtuluş yollarını Kur’an-ı Kerim’in ayetlerinden, Peygamber Efendimiz S.a.v’in nurlu hadislerinden öğrenelim!

Gel! Aldatılmadan önce uyanalım, ayağımız kayıp cehennem çukuruna düşmeden önce urvetü’l-vüskâya, Allah’ın sarsılmaz ipine tutunalım!

Çünkü…

Şeytan seni bir kerede değil; milim milim, adım adım yok eder! Bir gün secdeden soğutur, bir gün harama baktırır, bir gün yalanı söyletir…

Ve unutma ey insanoğlu…

Şeytanın kazandığı her insan, aslında kendi iradesiyle ve kendi tercihiyle kaybetmiştir!

Gel, bu kitapta kendi nefsine karşı vereceğin o büyük savaşın haritasını çizelim. Gel, "Eûzü" çekerek sığındığın Rabbine, kalbini de teslim etmenin yollarını beraberce arayalım…

1. AYET-İ KERİME

يَآ اَيُّهَا النَّاسُ كُلُوا مِمَّا فِي الْاَرْضِ حَلَالًا طَيِّبًاۘ وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِۜ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُب۪ينٌ

“Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helâl ve temiz olanlarından yiyin. Şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o size apaçık bir düşmandır.”

(Kaynak: Bakara Suresi, 168. Ayet)

1. HADİS-İ ŞERİF

إِنَّ الشَّيْطَانَ يَجْرِي مِنَ الْإِنْسَانِ مَجْرَى الدَّمِ

“Şüphesiz şeytan, insanın vücudunda kanın dolaştığı gibi dolaşır.”

(Kaynak: Buhârî, Ahkâm 21; Müslim, Selâm 23) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Cahiliye döneminde bazı helal rızıkları kendi kendilerine haram kılanların bu yanlış inancını düzeltmek; harama giden yolun "adım adım" olduğunu ve şeytanın rızık üzerinden insana nasıl sızdığını bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: "Şeytan seni bir kerede cehenneme atamaz. Önce helal-haram sınırını gevşetir, sonra küçük günahları 'ne olacak canım' dedirterek sevdirmeye başlar." Ayette geçen "adımlar" ifadesi, sinsi bir stratejiyi işaret eder. Şeytan kanımızda dolaşan bir virüs gibidir; eğer helal rızıkla bağışıklığımızı güçlendirmezsek, ruhumuzu yavaş yavaş ele geçirir. Müslüman, düşmanının içeride olduğunu bilip her an tetikte olandır.

Sahabe Kıssası: Hz. Hazretleri Ömer b. Hattâb, bir gün nefsinde bir meyil hissettiğinde hemen kendini kınamış ve "Şeytanın bir adımı bu!" diyerek geri durmuştur. Efendimiz S.a.v onun bu titizliği için; "Eğer benden sonra bir peygamber gelseydi o Ömer olurdu; çünkü şeytan onun gölgesinden bile kaçar" buyurarak irade gücünü övmüştür.

Kıssadan Hisse:

Şeytan bir anda değil, damla damla zehirler; küçük günahlardan sakın.

Helal rızık, şeytana karşı en güçlü kalkandır.

Kanında dolaşan bu düşmanı ancak zikir ve abdestle etkisiz hale getirebilirsin.

2. AYET-İ KERİME

قَالَ رَبِّ بِمَآ اَغْوَيْتَن۪ي لَاُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِي الْاَرْضِ وَلَاُغوَيَنَّهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ

“(İblis) dedi ki: Rabbim! Beni azdırdığın için, mutlaka ben de yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini azdıracağım!”

(Kaynak: Hicr Suresi, 39. Ayet)

2. HADİS-İ ŞERİF

حُفَّتِ الْجَنَّةُ بِالْمَكَارِهِ وَحُفَّتِ النَّارُ بِالشَّهَوَاتِ

“Cennet nefsin hoşuna gitmeyen (zor) şeylerle; cehennem ise nefsin arzuladığı (süslü) şehvetlerle kuşatılmıştır.”

(Kaynak: Müslim, Cennet 1; Buhârî, Rikâk 28) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: İnsanın fıtratındaki güzellik arzusunun şeytan tarafından nasıl istismar edileceğini; batılın hak kılıfına (telbis) sokularak kulun algısının nasıl yönetileceğini haber vermek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Şeytan bir dekoratördür; cehennem çukurunun üzerini ipek örtüler ve renkli ışıklarla kapatır. "Şeytan haramı olduğu gibi gösterse kimse yapmaz; o yüzden harama 'modernlik', zinaya 'aşk', faize 'kazanç' etiketini yapıştırır." İman, bu sahte ambalajın içindeki irini ve ateşi görebilme ferasetidir. Eğer bir günah sana çok cazip geliyorsa, bil ki orada İblis'in usta bir reklam çalışması vardır.

Sahabe Kıssası: Hz. Hazretleri Mus'ab b. Umeyr, Mekke'nin en süslü kıyafetlerini ve hayatını elinin tersiyle itmiştir. Şeytanın dünyayı ona "vazgeçilmez" bir süs gibi sunmasına rağmen, o Uhud'da mızrak darbeleriyle delik deşik olan eski hırkasını cennetin atlaslarına tercih etmiştir.

Kıssadan Hisse:

Şeytan sana vitrini süsler ama mezarı süslemez!

Nefse ağır gelen hayırda kurtuluş, tatlı gelen haramda helâk vardır.

Ambalaja değil, içeriğe (akıbete) bak.

3. AYET-İ KERİME

اِنَّمَا يُر۪يدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُوقِعَ بَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَآءَ

“Şeytan, aranıza ancak düşmanlık ve kin sokmak ister.”

(Kaynak: Mâide Suresi, 91. Ayet)

3. HADİS-İ ŞERİF

إِنَّ الشَّيْطَانَ قَدْ أَيِسَ أَنْ يَعْبُدَهُ الْمُصَلُّونَ فِي جَزِيرَةِ الْعَرَبِ وَلَكِنْ فِي التَّحْرِيشِ بَيْنَهُمْ

“Şeytan, namaz kılanların kendisine tapmasından ümidini kesmiştir; fakat onları birbirine düşürmekten (kışkırtmaktan) asla vazgeçmemiştir.”

(Kaynak: Müslim, Münâfıkîn 65) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Evs ve Hazreç kabileleri gibi eski düşmanların İslam ile kardeş olmasını hazmedemeyen şeytani odakların; basit dünya menfaatleri ve eski yaralar üzerinden fitne çıkarmaya çalışması üzerine nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: "Şeytan seni puta taptıramazsa, kardeşine taptırır; yani kardeşinin hatasını gözünde ilahlaştırıp seni o nefrete mahkûm eder." Şeytanın en sevdiği iş, iki müminin arasını bozup İslam toplumunu kalbinden zayıflatmaktır. Gıybet, dedikodu ve su-i zan bu tuzağın yakıtlarıdır. Müslüman, kardeşiyle arasını bozan fısıltının "Rahmanî" değil "Şeytanî" olduğunu fark edip affedendir.

Sahabe Kıssası: Hz. Hazretleri Ebû Dercâne, ölüm döşeğindeyken yüzü parlıyordu. "Hangi ameline güveniyorsun?" diye sorduklarında; "İki şey: Beni ilgilendirmeyen işe karışmadım ve hiçbir Müslüman kardeşime kalbimde kin taşımadım" demiştir.

Kıssadan Hisse:

Şeytanın ekmeğine yağ sürmek istemiyorsan, kardeşini affet.

Tartışma başladığında kazanan değil, barışan ol; çünkü kazanan hep şeytandır.

Kin, kalpteki iman nurunu söndüren bir is karasıdır.

4. AYET-İ KERİME

اَلشَّيْطَانُ يَعِدُكُمُ الْفَقْرَ وَيَأْمُرُكُمْ بِالْفَحْشَآءِۚ وَاللّٰهُ يَعِدُكُمْ مَغْفِرَةً مِنْهُ وَفَضْلًاۜ

“Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size çirkinliği (cimriliği) emreder. Allah ise size kendi katından bağışlama ve bol nimet vaat eder.”

(Kaynak: Bakara Suresi, 268. Ayet)

4. HADİS-İ ŞERİF

إِيَّاكُمْ وَالشُّحَّ فَإِنَّ الشُّحَّ أَهْلَكَ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ

“Cimrilikten ve açgözlülükten sakının! Çünkü cimrilik, sizden öncekileri helak etmiştir.”

(Kaynak: Müslim, Birr 56; Ebû Dâvûd, Zekât 46) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Müminlerin ellerindeki malları Allah yolunda infak etmekten çekinmelerine sebep olan "gelecek kaygısı" ve "yokluk korkusu" gibi şeytani vesveseleri bertaraf etmek; rızkın asıl sahibinin Allah olduğunu hatırlatmak için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: "Şeytan bir ekonomist gibi gelir, hesap makineleriyle kalbine oturur ve 'verirsen biter' der. Allah ise 'verirsen artar' buyurur." Şeytanın vaadi korku, Allah'ın vaadi ise berekettir. Ayette cimriliğin "fuhşiyat" (çirkinlik) olarak adlandırılması, rızık endişesinin insanı her türlü ahlaksızlığa ve haram kazanca sürükleyebilecek bir temel olmasındandır. Müslüman, bankadaki rakama değil, Rezzâk olan Allah’ın vaadine güvenen kimsedir.

Sahabe Kıssası: Hz. Hazretleri Ebû Bekir es-Sıddîk, malının tamamını infak için getirdiğinde Efendimiz S.a.v "Geride ne bıraktın?" diye sormuştu. O (r.a.), "Allah’ı ve Resûlü’nü bıraktım" diyerek şeytanın fakirlik korkusunu imanının heybetiyle ezip geçmiştir.

Kıssadan Hisse:

Şeytan "yokluğu", Allah "sonsuzluğu" vaat eder.

Cimrilik kalbi daraltır, infak ise ruhu ferahlatır.

Rızık endişesiyle harama el uzatmak, şeytanın sofrasına oturmaktır.

5. AYET-İ KERİME

وَاِمَّا يَنْزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِۜ اِنَّهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ

“Eğer şeytandan bir kışkırtma (vesvese) seni dürtecek olursa, hemen Allah’a sığın. Çünkü O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”

(Kaynak: A'râf Suresi, 200. Ayet)

5. HADİS-İ ŞERİF

يَأْتِي الشَّيْطَانُ أَحَدَكُمْ فَيَقُولُ مَنْ خَلَقَ كَذَا مَنْ خَلَقَ كَذَا حَتَّى يَقُولَ مَنْ خَلَقَ رَبَّكَ

“Şeytan birinize gelir ve 'Şunu kim yarattı? Bunu kim yarattı?' der. Sonunda işi 'Rabbini kim yarattı?' demeye kadar götürür. Oraya gelince hemen Allah'a sığınıp o düşünceden vazgeçsin!”

(Kaynak: Buhârî, Bed’ü’l-Halk 11; Müslim, Îmân 214) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Müminlerin ibadet halindeyken veya tefekkür ederken zihinlerine gelen istemsiz şüpheler karşısında ne yapacaklarını şaşırmaları; şeytanın bu "nazğ" (dürtme) eylemine karşı ilahi sığınağın adresini göstermek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: "Vesvese, hırsızın boş eve girmemesi gibidir. Hırsız (şeytan) değerli bir şeyin (imanın) olduğu eve girer." Şeytanın amacı seni şüphe labirentinde boğup ibadetten soğutmaktır. Onunla mantık savaşına girilmez; çünkü o yalanın babasıdır. Çare; "Eûzü" çekmek, o düşünceyi çöpe atmak ve işine (zikrine, namazına) devam etmektir. Üzerinde durursan büyür, boş verirsen ölür.

Sahabe Kıssası: Bazı sahabe efendilerimiz "Öyle şeyler kalbimizden geçiyor ki, onları söylemektense gökten yere çakılmayı tercih ederiz" dediklerinde; Efendimiz S.a.v "İşte bu apaçık bir imandır" buyurarak onları teselli etmiştir. Yani o düşünceden rahatsız olmak, kalbin temizliğinin ispatıdır.

Kıssadan Hisse:

Vesvese geldiğinde onunla konuşma, Rabbine sığın.

Şüphe imanı bozmaz, ama ilgilenirsen huzurunu bozar.

Şeytanın hilesi zayıftır; "Bismillah" dediğinde sinek kadar küçülür.

اِنَّمَا ذٰلِكُمُ الشَّيْطَانُ يُخَوِّفُ اَوْلِيَآءَهُ فَلَا تَخَافُوهُمْ وَخَافُونِ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ

“İşte o şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Şu halde, eğer iman etmişseniz onlardan korkmayın, Benden korkun.”

(Kaynak: Âl-i İmrân Suresi, 175. Ayet)

6. HADİS-İ ŞERİF

إِنَّ الْغَضَبَ مِنَ الشَّيْطَانِ وَإِنَّ الشَّيْطَانَ خُلِقَ مِنَ النَّارِ

“Öfke şeytandandır, şeytan ise ateşten yaratılmıştır. Öyleyse biriniz öfkelendiğinde abdest alsın!”

(Kaynak: Ebû Dâvûd, Edeb 3, No: 4784) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Uhud Savaşı sonrası müminleri düşman sayısıyla korkutmaya çalışan bedbahtlara karşı; müminin kalbindeki korkunun ve heybetin yalnızca Allah'a ait olması gerektiğini, şeytanın korku pompalayarak iradeyi kırmak istediğini beyan için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: "Öfke, şeytanın senin üzerine attığı bir kementtir; o kementle seni istediği günaha çeker." Şeytan ateşten yaratılmıştır; öfke de kalbi yakan bir ateştir. Bu ateşi söndürecek olan ise abdestin serinliği ve Allah'tan korkmanın (takvanın) vakarındır. Şeytan seni "insanlar ne der, karizman çizilir" diyerek kibre ve öfkeye iter. Müslüman ise "Rabbim ne der?" diyerek susan ve öfkesini yutan kahramandır.

Sahabe Kıssası: Hz. Hazretleri Ali, savaşta bir müşriği altına almış tam öldürecekken adam yüzüne tükürdü. Hz. Hazretleri Ali hemen onu bıraktı. Adam şaşırdı: "Neden bıraktın?" dedi. Ali (r.a.): "Seni Allah rızası için öldürecektim, tükürünce nefsime bir öfke geldi. Amelime nefsim (şeytan) karışmasın diye seni bıraktım" dedi.

Kıssadan Hisse:

Öfke anında konuşan, şeytanın tercümanıdır.

Gerçek pehlivan, öfkesini yenen kimsedir.

Şeytan seni korkuyla esir almak ister, sen ancak Allah’tan korkarak özgürleşirsin.

7. AYET-İ KERİME

اِسْتَحْوَذَ عَلَيْهِمُ الشَّيْطَانُ فَاَنْسٰيهُمْ ذِكْرَ اللّٰهِۜ اُو۬لٰٓئِكَ حِزْبُ الشَّيْطَانِۜ اَلَآ اِنَّ حِزْبَ الشَّيْطَانِ هُمُ الْخَاسِرُونَ

“Şeytan onları hakimiyeti altına almış ve onlara Allah’ı anmayı unutturmuştur. İşte onlar şeytanın yandaşlarıdır. İyi bilin ki, şeytanın yandaşları hep kayıptadırlar.”

(Kaynak: Mücâdele Suresi, 19. Ayet)

7. HADİS-İ ŞERİF

يَعْقِدُ الشَّيْطَانُ عَلَى قَافِيَةِ رَأْسِ أَحَدِكُمْ إِذَا هُوَ نَامَ ثَلَاثَ عُقَدٍ

“Sizden biriniz uyuduğu zaman şeytan onun ense köküne üç düğüm atar. Her düğümü atarken de: 'Önünde uzun bir gece var, uyu!' der.”

(Kaynak: Buhârî, Teheccüd 12; Müslim, Müsâfirîn 171) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Münafıkların dünya menfaatleri ve gündelik telaşlar peşinde koşarken Allah’ın emirlerini ve O'nu anmayı nasıl terk ettiklerini, şeytanın bir toplumu ele geçirmek için önce "zikri" (hatırlamayı) yok ettiğini beyan etmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: "Şeytan seni camiden, namazdan, Kur'an'dan doğrudan koparamazsa, önce bunları unutturacak bir hayat tarzı kurar önüne." Şeytanın en sinsi hakimiyeti, kulun zihnini dünya işleriyle öylesine doldurmasıdır ki, kula Rabbini anacak bir an bile bırakmaz. Sabah namazına kalkarken enseye atılan o "uyu" düğümleri, aslında ruhu gaflet hapishanesine mahkûm etmektir. Zikir, o düğümleri çözen tek kuvvettir. Kim Allah’ı anmayı unutursa, şeytan onun kalbine mühür vurur.

Sahabe Kıssası: Hz. Hazretleri Hanzala, bir gün ağlayarak "Hanzala münafık oldu!" diye sokaklara dökülmüştü. Efendimiz S.a.v'in huzurunda zikrin lezzetini aldığını ama evine, işine dönünce o hali unuttuğunu söylemiştir. Efendimiz S.a.v ona; "Ey Hanzala! Eğer her an benim yanımdaki gibi zikir üzere olsaydınız, melekler yollarda sizinle musafaha ederlerdi" buyurarak, unutkanlığa karşı sürekli zikirle uyanık kalmanın önemini göstermiştir.

Kıssadan Hisse:

Şeytanın en büyük başarısı, insana neden yaratıldığını unutturmasıdır.

Gecenin düğümlerini çözmek isteyen, sabah namazına ve zikre sarılmalıdır.

Allah’ı unutanı, Allah da kendi nefsiyle baş başa bırakarak cezalandırır.

8. AYET-İ KERİME

اِنَّ الْمُبَذِّر۪ينَ كَانُوٓا اِخْوَانَ الشَّيَاط۪ينِۜ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِرَبّ۪ه كَفُورًا

“Çünkü israf edenler (saçıp savuranlar), şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.”

(Kaynak: İsrâ Suresi, 27. Ayet)

8. HADİS-İ ŞERİF

إِنَّ الشَّيْطَانَ يَأْكُلُ بِشِمَالِهِ وَيَشْرَبُ بِشِمَالِهِ

“Şeytan soluyla yer ve soluyla içer. Biriniz yemek yediğinde (israftan kaçınarak ve sünnete uyarak) sağ eliyle yesin.”

(Kaynak: Müslim, Eşribe 105; Ebû Dâvûd, Et'ime 19) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Cahiliye insanının malını sadece gösteriş, şan ve şöhret için harcamasını, buna karşılık ihtiyaç sahiplerine karşı cimri davranmasını kınamak ve harcanan her bir zerre nimetin hesabının sorulacağını bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: "İsraf sadece parayı sokağa atmak değildir; Allah'ın verdiği bir lokma ekmeği, bir damla suyu veya bir dakikalık ömrü Allah'ın razı olmadığı yerde tüketmektir." Şeytan nankördür ve kulu da nankörlüğe israf kapısından çeker. Şeytanla kardeşlik bağı kurmak istemeyen, sofrasındaki kırıntıya da, cebindeki paraya da "emanet" nazarıyla bakmalıdır. İsrafın bittiği yerde bereket başlar; israfın olduğu yerde ise şeytanın sofrası kurulur.

Sahabe Kıssası: Hz. Hazretleri Ebû Zer, ihtiyacından fazla olan her şeyi dağıtırdı. "İki gömleği olup da birini kardeşine vermeyen, şeytana kapı açmıştır" şuuruyla yaşar, dünyanın süslü harcamalarına karşı dimdik bir duruş sergilerdi.

Kıssadan Hisse:

Harcadığın her nimet ya cennete bir basamak olur ya da şeytana bir kardeşlik bağı.

Şeytan nankörlüğü sever, mümin şükrü ve iktisadı yol edinir.

İsraf, malın bereketini; nankörlük ise imanın lezzetini alıp götürür.

9.AYET-İ KERİME

وَاِمَّا يَنْزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِۜ اِنَّهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ

“Eğer şeytandan bir kışkırtma (vesvese veya öfke dürtüsü) seni dürtecek olursa, hemen Allah’a sığın. Çünkü O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”

(Kaynak: A'râf Suresi, 200. Ayet)

9.HADİS-İ ŞERİF

إِنَّ الْغَضَبَ مِنَ الشَّيْطَانِ وَإِنَّ الشَّْطَانَ خُلِقَ مِنَ النَّارِ وَإِنَّمَا تُطْفَأُ النَّارُ بِالْمَاءِ فَإِذَا غَضِبَ أَحَدُكُمْ فَلْيَتَوَضَّأْ

“Öfke şeytandandır, şeytan ise ateşten yaratılmıştır. Ateş ancak su ile söndürülür. Öyleyse biriniz öfkelendiğinde hemen abdest alsın!”

(Kaynak: Ebû Dâvûd, Edeb 3; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4/226) Sıhhat Derecesi: Hasen.

Nüzul Sebebi: Cahiliye döneminden kalma bir alışkanlıkla, en ufak bir meselede parlayan ve kan davasına kadar işi götüren insanların bu kontrolsüz öfkesini dizginlemek; müminin gücünün bileğinde değil, nefsine hakimiyetinde olduğunu bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: ; "Öfke, şeytanın insanın içine attığı bir kor ateştir. O ateş yandığında akıl duman olur, iman ise tehlikeye girer. Şeytan senin öfkeni kullanarak sana en büyük cinayetleri işlettirir, en ağır sözleri söyletir." Ayetteki "istiaze" (Allah'a sığınma) emri, öfke anında tek çarenin iradeyi Allah'ın emrine teslim etmek olduğunu gösterir. Abdestin suyu o ateşi söndürür, "Eûzü" çekmek ise şeytanı o meclisten kovar.

Sahabe Kıssası: Hz. Hazretleri Ali, savaş meydanında bir müşriği tam öldürecekken adam yüzüne tükürdü. Hz. Hazretleri Ali mızrağını hemen geri çekti. Adam şaşkınlıkla "Neden beni öldürmedin?" diye sorunca; "Seni Allah için öldürecektim, yüzüme tükürünce işin içine nefsim ve öfkem karıştı. Amelime şeytan ortak olmasın diye seni bıraktım" dedi. Bu vakar, o müşriğin hidayetine vesile oldu.

Kıssadan Hisse:

Öfke anında ayaktaysan otur, oturuyorsan uzan; ateşi yükseltme, söndür.

Şeytan senin öfkenle beslenir; ona bu ziyafeti verme.

Gerçek pehlivan, rakibini yıkan değil, öfkelendiğinde nefsine sahip olandır.

10.AYET-İ KERİME

يَآ اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا۠ وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ

“Ey insanlar! Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. O çok aldatıcı (şeytan) da Allah’ın affına güvendirerek sizi aldatmasın.”

(Kaynak: Fâtır Suresi, 5. Ayet)

10.HADİS-İ ŞERİF

تَعِسَ عَبْدُ الدِّينَارِ وَعَبْدُ الدِّرْهَمِ وَعَبْدُ الْخَمِيصَةِ

“Dinarın kulu olan, dirhemin kulu olan ve lüks kıyafetlerin kulu olanlar helâk olsun!”

(Kaynak: Buhârî, Cihâd 70; İbn Mâce, Zühd 8) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: İnsanların rızık endişesi ve dünya malına olan aşırı düşkünlükleri sebebiyle asıl varış yerleri olan ahireti unutmaları; şeytanın ise bu zaafı kullanarak "Allah bağışlayıcıdır, istediğin gibi yaşa" diyerek onları aldatması üzerine nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: "Şeytan sana dünyayı bir vitrin gibi süsler ama o vitrinin faturasını ahirette sana ödetir." Buradaki en büyük tehlike "el-Garûr" olan şeytanın, insanı Allah'ın merhametiyle kandırmasıdır. "Daha gençsin, ileride tövbe edersin, Allah affeder" fısıltısı, cehennem yoluna dökülen en sinsi benzindir. Müslüman, parayı elinde tutan ama kalbine sokmayan, eşyaya değil Allah'a kul olan kimsedir.

Sahabe Kıssası: Hz. Hazretleri Mus'ab b. Umeyr, Mekke'nin en zengin genciydi. Şeytan ona her türlü dünya nimetini "vazgeçilmez" gösteriyordu. Ancak o, ahiretin vaadini satın almak için dünyayı elinin tersiyle itti. Uhud'da şehit düştüğünde, üzerine örtülen hırka başını örtse ayakları açıkta kalıyordu. O, dinarın kulu değil, davanın sultanı oldu.

Kıssadan Hisse:

Dünya bir rüya, ölüm ise asıl uyanıştır; rüyadaki sahte altınlara aldanma.

Şeytanın en büyük yalanı "Allah affeder" diyerek günaha teşvik etmesidir.

Ebedi olanı, geçici olanla takas etmek akıl karı değildir.

11. AYET-İ KERİME

قَالَ اَنَا۠ خَيْرٌ مِنْهُۜ خَلَقْتَن۪ي مِنْ نَارٍ وَخَلَقْتَهُ مِنْ ط۪ينٍ

“(İblis) dedi ki: Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.”

(Kaynak: Sâd Suresi, 76. Ayet)

11. HADİS-İ ŞERİF

لَا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مَنْ كَانَ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ مِنْ كِبْرٍ

“Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez.”

(Kaynak: Müslim, Îmân 147; Tirmizî, Birr 61) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: İblis’in, Hz. Âdem Hazretlerine secde etmemek için ileri sürdüğü "madde ve asalet üstünlüğü" bahanesini ifşa etmek; ırk, soy veya mevkiden dolayı başkasını hor görmenin şeytani bir bataklık olduğunu bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: "Şeytanın ilk günahı 'Ben' demesidir. Kim 'Ben daha bilgiliyim, ben daha soyluyum, benim ibadetim daha çok' diyerek başkasına tepeden bakarsa, o an kalbine İblis'in cübbesini giymiş demektir." Kibir, imanı eriten bir asittir. Şeytan ateşe güvendi, helak oldu. Sen ancak kulluğuna ve tevazuna güvenmelisiniz Değerli Hocam. Zira Allah, mütevazı olanı yüceltir, kibirleneni ise alçaltır.

Sahabe Kıssası: Hz. Hazretleri Ebû Zer, bir gün Hz. Hazretleri Bilâl’e ırkından dolayı bir söz söylemişti. Efendimiz S.a.v bunu duyunca çok üzüldü ve "Ey Ebû Zer! Sende hâlâ cahiliye izleri var!" buyurdu. Bunun üzerine Ebû Zer Hazretleri, kibrini ayaklar altına almak için yanağını toprağa koydu ve "Bilâl ayağıyla yanağıma basmadıkça yerimden kalkmam" diyerek nefsini terbiye etti.

Kıssadan Hisse:

Başkasını hakir görmek, kendi içindeki büyük bir manevi boşluğun işaretidir.

Şeytan "Ben" dediği için kovuldu; kul "Sen (Yâ Rabbi)" dediği için kabul gördü.

Kibirli kalbe hidayet nuru girmez; o kapı ancak tevazu ile açılır.

12. AYET-İ KERİME

وَقُلْ لِعِبَاد۪ي يَقُولُوا الَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُۜ اِنَّ الشَّيْطَانَ يَنْزَغُ بَيْنَهُمْۜ اِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلْاِنْسَانِ عَدُوًّا مُب۪ينًا

“Kullarıma söyle, en güzel olan sözü söylesinler. Çünkü şeytan aralarına nifak sokar. Şüphesiz şeytan insan için apaçık bir düşmandır.”

(Kaynak: İsrâ Suresi, 53. Ayet)

12. HADİS-İ ŞERİF

إِنَّ الشَّيْطَانَ قَدْ أَيِسَ أَنْ يَعْبُدَهُ الْمُصَلُّونَ فِي جَزِيرَةِ الْعَرَبِ وَلَكِنْ فِي التَّحْرِيشِ بَيْنَهُمْ

“Şeytan, namaz kılanların kendisine tapmasından ümidini kesmiştir; fakat onları birbirine düşürmekten (aranızı bozmaktan) asla vazgeçmemiştir.”

(Kaynak: Müslim, Münâfıkîn 65) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Müslümanların birbirlerine karşı kullandıkları sert ifadelerin ve düşüncesizce söylenmiş sözlerin, şeytan tarafından nasıl büyük kavgalara ve kopuşlara dönüştürüldüğünü haber vererek, toplumsal birliğin dil ahlakıyla korunacağını bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: "Şeytan senin ağzından çıkacak 'keşke söylemeseydim' diyeceğin o tek bir kelimeyi bekliyor." Kardeşine "Sen zaten böylesin" dediğin an, şeytan elinde körükle o ateşi büyütmeye gelir. Hadiste buyurulan "tahriş", kışkırtmak demektir. Şeytan seni puta taptıramaz belki ama kardeşine düşman ederek dinden soğutur. Dilini güzelliğe alıştırmayan, şeytanın nifak ordusuna asker taşır.

Sahabe Kıssası: Hz. Hazretleri Ebû Dercâne, vefatı yaklaşınca yüzünde bir sevinç belirdi. Yanındakilere; "İki şey benim için çok kıymetli; biri boş işle meşgul olmadım, diğeri ise hiçbir Müslüman kardeşim için gönlümde en ufak bir kin ve kötülük barındırmadım" demiştir.

Kıssadan Hisse:

Sözün en güzelini söylemek, şeytana vurulmuş en büyük darbedir.

Müslümanların arasını bozan her fısıltı şeytanın bir projesidir.

Kalpteki kin, zindandaki yılan gibidir; en sonunda sahibini sokar.

13. AYET-İ KERİME

يَا بَن۪يٓ اٰدَمَ لَا يَفْتِنَنَّكُمُ الشَّيْطَانُ كَمَآ اَخْرَجَ اَبَوَيْكُمْ مِنَ الْجَنَّةِ يَنْزِعُ عَنْهُمَا لِبَاسَهُمَا لِيُرِيَهُمَا سَوْاٰتِهِمَاۜ

“Ey Âdem oğulları! Şeytan, ana babanızı, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın.”

(Kaynak: A'râf Suresi, 27. Ayet)

13. HADİS-İ ŞERİF

الْمَرْأَةُ عَوْرَةٌ، فَإِذَا خَرَجَتْ اسْتَشْرَفَهَا الشَّيْطَانُ

“Kadın mahremiyetidir (avrettir). Dışarı çıktığında şeytan ona (insanları onunla, onu da insanlarla saptırmak için) gözünü diker.”

(Kaynak: Tirmizî, Radâ 18) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Cahiliye döneminde Kâbe’yi çıplak tavaf edenlerin bu çirkin adetini ortadan kaldırmak; şeytanın insanı önce hayâ duygusundan soyup sonra günahın içine atacağı gerçeğini hatırlatmak için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: "Şeytanın davası senin üstündeki örtüyledir Değerli Hocam. Önce kalbindeki takva elbisesini, sonra bedenindeki hayâ perdesini çekip almak ister." Ayette belirtildiği gibi, atamız Âdem Hazretlerinin cennetten çıkarılma süreci "soyulma" ile başlamıştır. Şeytan mahremiyeti yok ederek aileyi ve ahlakı yıkmayı hedefler. Hayâ, imanın yarısıdır; hayâ giderse şeytan kalbe taht kurar.

Sahabe Kıssası: Hz. Hazretleri Osman b. Affân, hayâsıyla meşhurdu. Efendimiz S.a.v onun hakkında; "Meleklerin bile hayâ ettiği bir kimseden ben hayâ etmeyeyim mi?" buyurmuştur. O, en dar ve gizli anlarında bile edep perdesini koruyarak şeytanın mahremiyet tuzağını bozmuştur.

Kıssadan Hisse:

Hayâ, Müslüman gencin en sağlam kalesidir.

Şeytan önce utanma duygusunu öldürür, sonra günahı helalleştirir.

14. AYET-İ KERİME

لَعَنَهُ اللّٰهُۜ وَقَالَ لَاَتَّخِذَنَّ مِنْ عِبَادِكَ نَص۪يبًا مَفْرُوضًاۙ

“Allah onu (şeytanı) lanetledi. O da şöyle dedi: 'Elbette senin kullarından belirli bir pay alacağım.”

(Kaynak: Nisâ Suresi, 118. Ayet)

14. HADİS-İ ŞERİF

مَا مِنْ مَوْلُودٍ يُولَدُ إِلَّا نَخَسَهُ الشَّيْطَانُ فَيَسْتَهِلُّ صَارِخًا مِنْ نَخْسَةِ الشَّيْطَانِ

“Doğan her çocuğa, doğduğu anda şeytan mutlaka dokunur (onu dürtüp taciz eder). Çocuk da şeytanın bu dokunuşundan dolayı feryat ederek ağlar.”

(Kaynak: Buhârî, Enbiyâ 44; Müslim, Fezâil 147) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Şeytanın insanlığa olan düşmanlığının sadece yetişkinlerle sınırlı olmadığını, beşikten mezara kadar sürecek sistemli bir saldırı planı (nasîben mefrûdâ) içinde olduğunu bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: "Şeytan senin peşini daha ilk nefesinde bırakmıyor, son nefesine kadar da bırakmayacak." Ayetteki "belirli bir pay" ifadesi, şeytanın gaflete düşen, zikri terk eden ve nefsine uyan her kuldan hisse alacağını gösterir. Bu savaşta tarafsız kalmak yoktur; ya Rahman’ın safındasın ya da şeytanın "payı" olursun. Müslüman, her an uyanık kalarak bu "payı" şeytana kaptırmayan kimsedir.

Sahabe Kıssası: Hz. Hazretleri Hanzala, çocukları ve eşiyle meşgul olurken Allah'ı unuttuğu korkusuyla "Hanzala münafık oldu" demişti. Şeytanın dünya meşgalesiyle kendisinden pay almasından o kadar korkuyordu ki, sonunda Uhud'da meleklerin yıkadığı bir şehit mertebesine ulaştı.

Kıssadan Hisse:

Şeytan mesai saati olmayan tek düşmandır.

Kalbini zikirle doldurmazsan, şeytan oradan kendi payını alır.

15. AYET-İ KERİME

وَلَاُضِلَّنَّهُمْ وَلَاُمَنِّيَنَّهُمْ وَلَاٰمُرَنَّهُمْ فَلَيُبَتِّكُنَّ اٰذَانَ الْاَنْعَامِ

“Onları mutlaka saptıracağım, onları mutlaka boş kuruntulara boğacağım ve onlara emir vereceğim de (putlar adına) hayvanların kulaklarını yaracaklar.”

(Kaynak: Nisâ Suresi, 119. Ayet)

15. HADİS-İ ŞERİF

إِنَّ الشَّيْطَانَ يَعْقِدُ عَلَى قَافِيَةِ رَأْسِ أَحَدِكُمْ إِذَا هُوَ نَامَ ثَلَاثَ عُقَدٍ

“Biriniz uyuduğunda şeytan onun ense köküne üç düğüm atar. Her düğüme 'Önünde uzun bir gece var, uyu!' diyerek vurur.”

(Kaynak: Buhârî, Teheccüd 12) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Cahiliye insanının batıl inançlar ve hurafe adetlerle fıtratı bozmalarını kınamak; şeytanın insanı doğru yoldan saptırıp onu saçma sapan kuruntularla (ümniyye) nasıl oyaladığını beyan etmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: "Şeytanın işi kuruntu üretmektir; seni 'şöyle olsaydı böyle olurdu' diyerek geçmişin hüznüne veya 'ya şöyle olursa' diyerek geleceğin korkusuna hapseder." Ayetteki "hayvan kulaklarını yarmak" örneği, fıtratın bozulmasını temsil eder. Enseye atılan düğümler ise seher vaktinin bereketini çalma projesidir. Şeytan seni hayallerle uyuturken, ömür sermayen elinden kayıp gider.

Sahabe Kıssası: Hz. Hazretleri Abdullah b. Mes'ûd, bir gün yerde düz bir çizgi çizen Efendimiz S.a.v'in o çizginin sağına soluna başka çizgiler çizerek; "Bunlar şeytanın yollarıdır, her yolun başında da oraya çağıran bir şeytan vardır" uyarısını hayatına rehber etmiş ve kuruntulardan kaçınmıştır.

Kıssadan Hisse:

"Keşke" demek şeytanın kapısını açmaktır.

Kuruntularla uğraşan, hakikati ıskalar.

Sabah namazına kalkmak, şeytanın düğümlerini parçalamaktır.

16. AYET-İ KERİME

فَوَسْوَسَ لَهُمَا الشَّيْطَانُ لِيُبْدِيَ لَهُمَا مَا وُورِيَ عَنْهُمَا مِنْ سَوْاٰتِهِمَا

“Derken şeytan, birbirine kapalı olan ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara vesvese verdi.”

(Kaynak: A'râf Suresi, 20. Ayet)

16. HADİS-İ ŞERİF

إِذَا نُودِيَ بِالصَّلَاةِ أَدْبَرَ الشَّيْطَانُ... حَتَّى إِذَا قُضِيَ التَّثْوِيبُ أَقْبَلَ حَتَّى يَخْطُرَ بَيْنَ الْمَرْءِ وَنَفْسِهِ

“Ezan ve kamet bittiğinde şeytan geri gelir ve namazda kişinin kalbiyle nefsi arasına girerek: 'Şunu hatırla, bunu hatırla' der. Öyle ki, kişi kaç rekat kıldığını bilemez hale gelir.”

(Kaynak: Buhârî, Ezân 4; Müslim, Salât 19) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Atamız Hz. Âdem Hazretlerinin cennetteki imtihanında şeytanın doğrudan bir müdahale değil, içsel bir fısıltı (vesvese) ile yaklaştığını; insanın zayıf anlarını kolladığını bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: "Vesvese, hırsızın boş eve girmemesi gibidir Değerli Hocam. Şeytan namaz kılmayana vesvese vermez, o zaten onunladır. O, namaz kılanın huşusunu çalmak için gelir." Hadiste geçtiği gibi; unuttuğun her dünya işini namazda aklına getirir ki kalp Allah'tan kopsun. Çare; "Oldu mu, olmadı mı?" diye düşünmek değil, fısıltıya kulak asmadan secdene odaklanmaktır.

Sahabe Kıssası: Hz. Hazretleri Osman b. Ebi'l-Âs, Efendimiz S.a.v'e gelerek: "Ya Resûlullah! Şeytan namazımla arama girip kıraatimi karıştırıyor" dedi. Efendimiz S.a.v: "Bu 'Hanzeb' denilen bir şeytandır. Onu hissettiğinde Allah'a sığın" buyurarak ona vesveseyi def etme yolunu öğretmiştir.

Kıssadan Hisse:

Vesvese imandan değil, imanı çalmak isteyen hırsızdandır.

Namazda aklına gelen "çok önemli" işler, şeytanın attığı oltadır; yutma!

17. AYET-İ KERİME

اَلشَّيْطَانُ يَعِدُكُمُ الْفَقْرَ وَيَأْمُرُكُمْ بِالْفَحْشَآءِۚ وَاللّٰهُ يَعِدُكُمْ مَغْفِرَةً مِنْهُ وَفَضْلًاۜ

“Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size cimriliği emreder. Allah ise size kendi katından bağışlama ve lütuf vaat eder.”

(Kaynak: Bakara Suresi, 268. Ayet)

17. HADİS-İ ŞERİF

مَا مِنْ يَوْمٍ يُصْبِحُ الْعِبَادُ فِيهِ إِلَّا مَلَكَانِ يَنْزِلَانِ فَيَقُولُ أَحَدُهُمَا اللَّهُمَّ أَعْطِ مُنْفِقًا خَلَفًا

“Her sabah iki melek iner; biri 'Allah’ım! İnfak edene karşılığını ver', diğeri ise 'Allah’ım! Cimrilik edenin malını telef et' diye dua eder.”

(Kaynak: Buhârî, Zekât 27; Müslim, Zekât 57) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Müminlerin ellerindeki malı Allah yolunda harcamak istediklerinde şeytanın "yarın aç kalırsın, çocuklarının rızkını tüketme" gibi fısıltılarla hayra engel olmaya çalışması üzerine nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: "Şeytan bir ekonomist maskesiyle gelir, elinde kağıt kalemle senin rızkını hesaplar. 'Verirsen eksilir' der. Allah ise 'Verirsen Ben tamamlarım' der." Burada mesele sadece para değil, Allah'ın 'Rezzâk' ismine olan güvendir. Şeytan korku pompalarken, Allah bereket vaat eder. Cimrilik, şeytanın kulu cehenneme bağladığı bir zincirdir.

Sahabe Kıssası: Hz. Hazretleri Ebû Bekir, malının tamamını getirdiğinde şeytanın "fakirlik" fısıltısını çoktan ezmişti. Efendimiz S.a.v "Ailene ne bıraktın?" deyince; "Allah ve Resûlü'nü" diyerek rızık endişesinin imanla nasıl yok edileceğini göstermiştir.

Kıssadan Hisse:

Veren el eksilmez, bilakis temizlenir ve artar.

Şeytanın ekonomisi korku, Allah'ın ekonomisi ise bereket üzerine kuruludur.

18. AYET-İ KERİME

فَوَسْوَسَ اِلَيْهِ الشَّيْطَانُ قَالَ يَآ اٰدَمُ هَلْ اَدُلُّكَ عَلٰى شَجَرَةِ الْخُلْدِ وَمُلْكٍ لَا يَبْلٰى

“Nihayet şeytan ona vesvese verip şöyle dedi: 'Ey Âdem! Sana ebedîlik ağacını ve yok olmayacak bir hükümranlığı göstereyim mi?”

(Kaynak: Tâhâ Suresi, 120. Ayet)

18. HADİS-İ ŞERİF

يَشِيبُ ابْنُ آدَمَ وَتَشِيبُ فِيهِ خَصْلَتَانِ: الْحِرْصُ عَلَى الْمَالِ، وَالْحِرْصُ عَلَى الْعُمُرِ

“Âdemoğlu yaşlanır ama onda şu iki şey hep genç kalır: Mal hırsı ve uzun yaşama (ebediyet) arzusu.”

(Kaynak: Müslim, Zekât 115; Buhârî, Rikâk 10) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Şeytanın insanı kandırırken kullandığı en kadim hilenin "hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya bağlanmak" olduğunu; atamız Âdem Hazretlerine bile bu damardan yaklaştığını bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: "Şeytan sana 'Daha dur, yaşın genç, önünde koca bir ömür var' diye fısıldar ki sen ahireti unut, dünyaya kazık çakmaya çalış." İnsandaki ebediyet arzusu fıtridir ama şeytan bu arzuyu ahiretten dünyaya kaydırır. Ölmeyecekmiş gibi biriktirmek, bitmeyecekmiş gibi harcamak şeytanın en büyük "oyalama" taktiğidir.

Sahabe Kıssası: Hz. Hazretleri Abdullah b. Ömer, bu tehlikeye karşı şu düsturu edinmişti: "Akşama ulaştığında sabahı bekleme, sabaha ulaştığında akşamı bekleme." O, şeytanın "uzun emel" tuzağına düşmemek için her anını son anı gibi yaşamıştır.

Kıssadan Hisse:

Şeytanın "ebediyet" vaadi, cehenneme giden yolun biletidir.

Dünya bir misafirhanedir; misafirhaneye saray muamelesi yapmak akıl karı değildir.

19. AYET-İ KERİME

وَالَّذ۪ينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ رِئَآءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَلَا بِالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ وَمَنْ يَكُنِ الشَّيْطَانُ لَهُ قَر۪ينًا فَسَآءَ قَر۪ينًا

“Bunlar, mallarını insanlara gösteriş için harcayan, Allah’a ve ahiret gününe de inanmayan kimselerdir. Şeytan kime arkadaş olursa, o ne kötü bir arkadaştır!”

(Kaynak: Nisâ Suresi, 38. Ayet)

19. HADİS-İ ŞERİF

إِنَّ أَخْوَفَ مَا أَخَافُ عَلَيْكُمُ الشِّرْكُ الْأَصْغَرُ قَالُوا وَمَا الشِّرْكُ الْأَصْغَرُ يَا رَسُولَ اللهِ قَالَ الرِّيَاءُ

“Sizin için en çok korktuğum şey küçük şirktir." Yanındakiler: "Ey Allah’ın Resûlü! Küçük şirk nedir?" diye sorunca; "Riyadır (gösteriştir)" buyurdu.”

(Kaynak: Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/428) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Münafıkların namaza kalkarken üşenerek kalkmaları ve sadece insanlar gördüğünde ibadet ediyormuş gibi davranarak, ibadeti Allah rızası için değil toplumsal bir statü için yapmalarını kınamak üzere nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: "Şeytan seni ibadetten alıkoyamazsa, ibadetinin içine 'başkaları ne der' zehrini akıtır Değerli Hocam." Riya, ameli yiyip bitiren bir kurttur. Şeytan kulun kulağına; "Bak ne güzel namaz kılıyorsun, herkes sana hayran kalacak" diye fısıldar. O an ibadet Allah için olmaktan çıkar, nefis için olmaya başlar. Şeytanın en sinsi "arkadaşlığı" budur; seni hayır işliyor zannettirirken aslında koca bir hiçliğe sürükler.

Sahabe Kıssası: Hz. Hazretleri Ömer, namaz kılan bir gencin boynunu çok fazla büktüğünü ve huşu gösterisi yaptığını görünce; "Ey genç! Boynunu kaldır, huşu boyunda değil kalptedir. Bizim dinimizi öldürme!" diyerek, şeytanın gösteriş tuzağına karşı uyanık olunması gerektiğini hatırlatmıştır.

Kıssadan Hisse:

Allah’ın görmesi yetmiyorsa, o amelde ihlas yoktur.

Şeytan ibadeti değil, ibadetin içindeki "ecri" (sevabı) çalmak ister.

20. AYET-İ KERİME

وَاِمَّا يَنْزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِۜ اِنَّهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ

“Eğer şeytandan bir kışkırtma (öfke veya kötü düşünce) seni dürtecek olursa, hemen Allah’a sığın. Çünkü O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”

(Kaynak: A'râf Suresi, 200. Ayet)

20. HADİS-İ ŞERİF

لَيْسَ الشَّدِيدُ بِالصُّرَعَةِ، إِنَّمَا الشَّدِيدُ الَّذِي يَمْلِكُ نَفْسَهُ عِنْدَ الْغَضَبِ

“Gerçek pehlivan (güçlü kimse), rakibini yere seren değil; öfke anında nefsine hakim olandır.”

(Kaynak: Buhârî, Edeb 76; Müslim, Birr 107) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Müminler arasında çıkan küçük tartışmaların, cahiliye damarıyla büyütülüp kan davasına veya büyük kopuşlara dönüşmesini engellemek; öfkenin Rahmanî değil Şeytanî bir dürtü olduğunu bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: "Öfke geldiğinde akıl tatile çıkar, o boşluğa da hemen şeytan yerleşir." Şeytan ateşten yaratılmıştır ve öfke de kalpteki bir ateştir. İnsan öfkelendiğinde gözü kararır, dili keskinleşir ve sonradan pişman olacağı köprüleri yıkar. Ayetteki "Allah'a sığın" emri, o an yapılabilecek tek doğru hamledir. Zira ateşi ancak su (abdest) ve zikir (Allah'a sığınma) söndürür.

Sahabe Kıssası: Hz. Hazretleri Ebû Bekir, bir adam kendisine hakaret ederken susuyordu. Efendimiz S.a.v tebessümle izliyordu. Ne zaman ki Ebû Bekir Hazretleri adama cevap verdi, Efendimiz S.a.v oradan ayrıldı. Sebebi sorulunca; "Sen sustuğunda senin adına bir melek cevap veriyordu, sen konuşunca araya şeytan girdi. Ben şeytanın olduğu yerde durmam" buyurdu.

Kıssadan Hisse:

Öfke anında susmak, şeytana atılmış en ağır tokattır.

Haklıyken bile tartışmayı terk edene cennetin ortasında bir köşk vaat edilmiştir.

21. AYET-İ KERİME

يَآ اَيُّهَا النَّاسُ كُلُوا مِمَّا فِي الْاَرْضِ حَلَالًا طَيِّبًاۘ وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِۜ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُب۪ينٌ

“Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helâl ve temiz olanlarından yiyin. Şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o size apaçık bir düşmandır.”

(Kaynak: Bakara Suresi, 168. Ayet)

21. HADİS-İ ŞERİF

إِنَّ الشَّيْطَانَ يَسْتَحِلُّ الطَّعَامَ أَنْ لَا يُذْكَرَ اسْمُ اللهِ عَلَيْهِ

“Şeytan, üzerine Allah’ın adı anılmayan (Besmele çekilmeyen) yemeği kendine helâl görür (o yemeğe ortak olur).”

(Kaynak: Müslim, Eşribe 102; Ebû Dâvûd, Et'ime 15) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: İnsanların kendi arzularına göre bazı temiz rızıkları haram, bazı pislikleri helal saymalarına karşılık; rızkın helalliğinin ve temizliğinin kalbin korunması için temel şart olduğunu bildirmek üzere nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: "Mideye giren haram lokma, kalpteki iman kalesinin kapısını şeytana içeriden açmaktır Değerli Hocam." Şeytan sadece günah işletmez, helal rızkını da murdar etmek ister. Besmele çekilmeyen bir sofraya şeytan ortak olur. Şeytanın adımları önce şüpheli rızıkla başlar, sonra harama alışan bir nefisle devam eder. Helal rızık müminin yakıtıdır; yakıt kirli olursa ruh menzile varamaz.

Sahabe Kıssası: Hz. Hazretleri Ebû Bekir, hizmetçisinin getirdiği sütün haram yolla kazanıldığını sonradan öğrenince, parmağını boğazına sokarak o sütü istifra etmiş ve "Eğer canım çıkacak olsaydı yine de bu haram lokmayı midemde tutmazdım" demiştir.

Kıssadan Hisse:

Besmeleyle başlanmayan işin bereketi şeytana gider.

Haramla beslenen bedenden Rahman’a itaat çıkmaz.

22. AYET-İ KERİME

وَلَا تَقُولَنَّ لِشَيْءٍ اِنّ۪ي فَاعِلٌ ذٰلِكَ غَدًاۙ اِلَّآ اَنْ يَشَآءَ اللّٰهُ

“Hiçbir şey hakkında, 'Allah dilerse' demedikçe, 'Ben bunu yarın yapacağım' deme.”

(Kaynak: Kehf Suresi, 23-24. Ayetler)

22. HADİS-İ ŞERİF

نِعْمَتَانِ مَغْبُونٌ فِيهِمَا كَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ: الصِّحَّةُ وَالْفَرَاغُ

“İki nimet vardır ki, insanların çoğu bunların kıymetini bilmekte aldanmıştır: Sağlık ve boş vakit.”

(Kaynak: Buhârî, Rikâk 1; Tirmizî, Zühd 1) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Efendimiz S.a.v'e sorulan sorulara "Yarın cevap veririm" deyip "İnşallah" demeyi unutması üzerine; zamanın ve geleceğin yalnızca Allah'ın yed-i kudretinde olduğunu, ertelemenin ve kesin konuşmanın insanı gaflete düşüreceğini bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: "Şeytanın en sevdiği kelime 'sonra'dır Değerli Hocam. 'Sonra tövbe edersin, sonra namaz kılarsın, daha gençsin' diyerek seni bugünden koparır." Ertelemek, şeytanın müminin ömür sermayesini çalmak için kullandığı en büyük tuzaktır. Yarın yaparım diyenler helak olmuştur; çünkü yarın senin elinde değildir. Müslüman, "vaktin kulu" olandır; her hayrı anında yapan, şeytana "yarın" payı bırakmayan kimsedir.

Sahabe Kıssası: Hz. Hazretleri Abdullah b. Ömer, bu konuda şöyle derdi: "Akşama erdiğinde sabahı bekleme, sabaha erdiğinde akşamı bekleme. Sağlıklı olduğun anı hastalığın için, hayatını da ölümün için değerlendir." O, şeytanın erteletme tuzağını "an"ı yaşayarak bozmuştur.

Kıssadan Hisse:

Ertelemek, şeytanın kalbe attığı bir uyuşturucudur.

"İnşallah" demeden plan yapmak, nefsine ve şeytana güvenmektir.

Vakit kılıç gibidir; sen onu kesmezsen o seni keser.

23. AYET-İ KERİME

وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضًاۜ اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَأْكُلَ لَحْمَ اَخ۪يهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُۜ

“Birbirinizin gıybetini yapmayın. Sizden biri, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte bundan tiksindiniz.”

(Kaynak: Hucurât Suresi, 12. Ayet)

23. HADİS-İ ŞERİF

لَا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ نَمَّامٌ

“Söz taşıyan (koğuculuk yapan) kimse cennete giremez.”

(Kaynak: Buhârî, Edeb 50; Müslim, Îmân 168) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Müslümanlar arasında basit anlaşmazlıkların söz taşıma ve arkadan konuşma yoluyla büyütülüp fitneye dönüştürülmesini engellemek; şeytanın dille kurduğu bu tuzağın "ölü eti yemek" kadar iğrenç olduğunu tescil etmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: "Gıybet, şeytanın en tatlı mezesidir. O, senin dilini kullanarak kardeşinin şerefini ayaklar altına aldırır." Şeytan, müminlerin arasını bozamadığında onları gıybetle birbirine kırdırır. Gıybet edilen mecliste melekler gider, şeytanlar toplanır. Kardeşinin gıybetini yapmak, ona ait olanı haksızca gasp etmektir. Müslüman, diliyle emin olunan, kardeşinin gıyabında onu savunan kimsedir.

Sahabe Kıssası: Hz. Hazretleri Ebû Bekir ve Hz. Hazretleri Ömer, bir seferde yanlarındaki bir hizmetçinin çok uyumasını eleştirmişlerdi. Efendimiz S.a.v'in yanına geldiklerinde; "Ben sizin dişlerinizin arasında et parçaları görüyorum" buyurmuştu. Onlar "Biz et yemedik" deyince; "Kardeşinizin gıybetini yaptınız, onun etini yediniz" buyurarak onları uyarmıştır.

Kıssadan Hisse:

Dilini gıybetten korumayan, amellerini ateşe atmış demektir.

Şeytan fitneyi gıybetle besler; o ateşe odun taşıma.

24. AYET-İ KERİME

يَآ اَيُّهَا الْاِنْسَانُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْكَر۪يمِۙ

“Ey insan! Seni, kerem sahibi Rabbine karşı aldatan nedir?”

(Kaynak: İnfitâr Suresi, 6. Ayet)

24. HADİS-İ ŞERİF

الْكَيِّسُ مَنْ دَانَ نَفْسَهُ وَعَمِلَ لِمَا بَعْدَ الْمَوْتِ، وَالْعَاجِزُ مَنْ أَتْبَعَ نَفْسَهُ هَوَاهَا وَتَمَنَّى عَلَى اللهِ

“Akıllı kişi, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır. Aciz kişi ise, nefsini hevasına uyduran ve buna rağmen Allah’tan (cennet) umandır.”

(Kaynak: Tirmizî, Kıyâmet 2; İbn Mâce, Zühd 31) Sıhhat Derecesi: Hasen.

Nüzul Sebebi: İnsanın sahip olduğu nimetlerin, sağlığın ve mülkün gerçek sahibini unutarak; şeytanın "Allah nasıl olsa affeder" yalanına kapılıp isyana cüret etmesini kınamak üzere nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: "Şeytanın en tehlikeli hilesi, kulun elindeki 'ümitsizlik' değil 'sahte bir umut'tur Değerli Hocam. 'Sen iyi bir insansın, kalbin temiz, Allah Kerîm'dir' diyerek seni harama iter." Rabbimizin Kerîm olması, bizim O'na karşı küstahlık yapmamıza mazeret değildir. Şeytan Allah'ın sıfatlarını insana karşı silah olarak kullanır. Akıllı mümin, korku (havf) ve ümit (reca) arasında, Allah'ın gazabından O'nun merhametine sığınan kimsedir.

Sahabe Kıssası: Hz. Hazretleri Ömer, cennetle müjdelenmesine rağmen, "Eğer gökten bir ses 'Bir kişi hariç herkes cennete girecek' dese, o kişinin ben olmasından korkarım" diyerek aldanma tuzağına karşı ne kadar tetikte olduğunu göstermiştir.

Kıssadan Hisse:

Şeytanın en büyük yalanı: "Allah affeder, günaha devam et!"

Rabbine karşı dürüst ol; O'nun merhametini günahlarına kılıf yapma

25. AYET-İ KERİME

قَالَ وَمَنْ يَقْنَطُ مِنْ رَحْمَةِ رَبِّه۪ٓ اِلَّا الضَّآلُّونَ

“(İbrahim) dedi ki: Sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden ümidini keser?”

(Kaynak: Hicr Suresi, 56. Ayet)

25. HADİS-İ ŞERİF

لَوْ يَعْلَمُ الْمُؤْمِنُ مَا عِنْدَ اللهِ مِنَ الْعُقُوبَةِ مَا طَمِعَ بِجَنَّتِهِ أَحَدٌ وَلَوْ يَعْلَمُ الْكَافِرُ مَا عِنْدَ اللهِ مِنَ الرَّحْمَةِ مَا قَنِطَ مِنْ جَنَّتِهِ أَحَدٌ

“Eğer mümin, Allah’ın katındaki azabı bilseydi, cennetini asla ummazdı. Eğer kafir de Allah’ın katındaki rahmeti bilseydi, O'nun cennetinden asla ümidini kesmezdi.”

(Kaynak: Müslim, Tevbe 23; Buhârî, Rikâk 18) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Çok yaşlandığı halde çocuk müjdesi verilen Hz. İbrahim Hazretlerinin şaşkınlığı üzerine; imkansız gibi görünen durumlarda bile Allah'ın kudretinden ve rahmetinden şüphe etmenin imanla bağdaşmayacağını bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Şeytanın en büyük ve sinsi oyunlarından biri, kulu günahlarının büyüklüğü ile korkutup "Artık Allah seni affetmez" diyerek tövbe kapısından uzaklaştırmaktır. Ümitsizlik, ruhu felç eden bir zehirdir. Kul günah işlediğinde şeytan ona "bitti" der, Allah ise "dön" buyurur. Şeytanın amacı, kulu Rabbinden tamamen koparmaktır. Oysa Allah'ın rahmeti her şeyi kuşatmıştır ve ümitsizliğe düşmek, Allah'ın kudretini ve merhametini takdir edememektir.

Sahabe Kıssası: Hz. Hazretleri Vahşi, Efendimiz S.a.v'in en sevdiği amcasını şehit etmişti. Şeytan ona "Senin gibi birini Allah affeder mi?" vesvesesi verirken, o bu tuzağı yıkmış ve tövbe ederek hidayete ermiştir. Allah'ın rahmetinin her günahtan büyük olduğunu bizzat hayatıyla ispatlamıştır.

Kıssadan Hisse:

Senin günahın ne kadar büyük olursa olsun, Allah'ın rahmetinden büyük değildir.

Şeytan günah işletirken "Allah affeder" der, işlettikten sonra "Affetmez" der. Her iki durumda da yalan söyler.

26. AYET-İ KERİME

اِنَّمَا النَّجْوٰى مِنَ الشَّيْطَانِ لِيَحْزُنَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَلَيْسَ بِضَآرِّهِمْ شَيْـًٔا اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِۜ

“O gizli fısıldaşmalar, ancak inananları üzmek için şeytandandır. Halbuki şeytan, Allah’ın izni olmadıkça onlara hiçbir zarar veremez.”

(Kaynak: Mücâdele Suresi, 10. Ayet)

26. HADİS-İ ŞERİF

إِذَا كُنْتُمْ ثَلَاثَةً فَلَا يَتَنَاجَى اثْنَانِ دُونَ صَاحِبِهِمَا فَإِنَّ ذَلِكَ يُحْزِنُهُ

“Üç kişi bir arada olduğunuzda, iki kişi diğerini bırakıp fısıldaşmasın. Çünkü bu durum onu üzer.”

(Kaynak: Buhârî, İsti'zân 47; Müslim, Selâm 37) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Münafıkların, müminleri huzursuz etmek ve aralarında bir suikast planlıyormuş havası vermek için topluluk içinde gizli gizli fısıldaşmaları; bu durumun Müslüman kalpleri inciteceği ve nifak tohumu ekeceği için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Şeytan toplumsal huzuru bozmak için her türlü inceliği kullanır. Bir mecliste üçüncü kişiyi dışlayarak yapılan özel sohbetler, dışarıda kalan kişide "Hakkımda mı konuşuyorlar?" şüphesini uyandırır. Bu şüphe şeytanın en sevdiği yakıttır. Müslümanlar arasındaki güven bağını zedeleyen her davranış şeytanın bir projesidir. Adab-ı muaşeret, şeytanın sızacağı delikleri kapatmaktır.

Sahabe Kıssası: Hz. Hazretleri Abdullah b. Mes'ûd, bir mecliste yanında iki kişi varken sadece biriyle gizli konuşmak isteyene müsaade etmemiş, yanlarına dördüncü bir kişi gelene kadar beklemiştir. Efendimiz S.a.v'in bu edep uyarısını hayatına titizlikle uygulamıştır.

Kıssadan Hisse:

İnsanı üzen ve dışlayan her tavırda şeytanın parmağı vardır.

Şeffaflık imandan, gizli işler ve fısıldaşmalar nifaktandır.

27. AYET-İ KERİME

يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اجْتَنِبُوا كَث۪يرًا مِنَ الظَّنّ۪ۖ اِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ اِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا

“Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını araştırmayın (tecessüs etmeyin).”

(Kaynak: Hucurât Suresi, 12. Ayet)

27. HADİS-İ ŞERİF

يَا مَعْشَرَ مَنْ آمَنَ بِلِسَانِهِ وَلَمْ يَدْخُلِ الإِيمَانُ قَلْبَهُ لاَ تَغْتَابُوا الْمُسْلِمِينَ وَلاَ تَتَّبِعُوا عَوْرَاتِهِمْ

“Ey diliyle iman edip kalbine iman nüfuz etmemiş olanlar! Müslümanların gıybetini yapmayın ve onların gizli hallerini araştırmayın.”

(Kaynak: Ebû Dâvûd, Edeb 35) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Müslümanların birbirlerine karşı duydukları güveni sarsacak, insanları birbirine düşürecek olan "acaba ne yapıyor?" merakının ve başkalarının özel hayatını gözetlemenin haram olduğunu tescil etmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Şeytan, insanı başkalarının günahlarını ve gizli hallerini araştırmaya teşvik ederek; kendi kusurlarını unutturmak ister. Başkasının ayıbıyla meşgul olanın kalbi kararır ve kibri artar. Tecessüs, toplumsal kardeşliği temelinden yıkan bir casusluk eylemidir. Şeytan bu yolla müminler arasına zan ve nefret sokar. Mümin, başkasının ayıbını gece gibi örten, kendi ayıbını ise ıslah etmeye çalışan kimsedir.

Sahabe Kıssası: Hz. Hazretleri Ömer, halifeliği sırasında gece devriyesinde bir evden uygunsuz sesler duyup duvardan atlayarak içeri girdiğinde, ev sahibi; "Ey Müminlerin Emiri! Ben bir hata işledim ama sen üç ayeti ihlal ettin: Allah 'Tecessüs etmeyin' dedi sen ettin, 'Evlere kapılarından girin' dedi sen duvardan girdin, 'İzin almadan girmeyin' dedi sen almadın" deyince Hz. Ömer Hazretleri hatasını anlayıp geri çekilmiştir.

Kıssadan Hisse:

Kendi ayıbıyla uğraşmak, başkasının ayıbını görmeye vakit bırakmaz.

Şeytan seni başkasının dedektifi yapmak ister; sen ise nefsinin murakıbı ol.

28. AYET-İ KERİME

ثُمَّ لَاٰتِيَنَّهُمْ مِنْ بَيْنِ اَيْد۪يهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ وَعَنْ اَيْمَانِهِمْ وَعَنْ شَمَآئِلِهِمْۜ وَلَا تَجِدُ اَكْثَرَهُمْ شَاكِر۪ينَ

“Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım ve sen onların çoğunu şükredenlerden bulmayacaksın.”

(Kaynak: A'râf Suresi, 17. Ayet)

28. HADİS-İ ŞERİF

إِنَّ اللَّهَ طَيِّبٌ لَا يَقْبَلُ إِلَّا طَيِّبًا وَإِنَّ اللَّهَ أَمَرَ الْمُؤْمِنِينَ بِمَا أَمَرَ بِهِ الْمُرْسَلِينَ

“Allah temizdir, ancak temiz olanı kabul eder. Allah müminlere de peygamberlere emrettiği şeyi (şükredip temiz rızık yemeyi) emretmiştir.”

(Kaynak: Müslim, Zekât 65; Tirmizî, Tefsîr 3) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: İblis’in Allah’ın huzurundan kovulduğunda insanlara karşı kuracağı pusunun temel amacının "şükretmelerini engellemek" olduğunu; insanın sahip olduğu nimetleri fark etmemesi için her yönden saldıracağını bildirmek üzere nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Şeytanın en büyük hedefi, kulu nankörleştirmektir. O, insana elindeki binlerce nimeti unutturup, sadece eksik olan bir şeye odaklanmasını sağlar. Şikâyet dili şeytanın dilidir; şükür dili ise müminin kalbinin sesidir. İnsan "neden bende yok?" demeye başladığı an, şeytanın sağdan ve soldan kurduğu tuzağa düşmüş demektir. Şükür nimeti artırır, şikâyet ise bereketi ve huzuru bitirir.

Sahabe Kıssası: Hz. Hazretleri Ebû Zer, çok kısıtlı imkanlar içinde yaşamasına rağmen her daim "Elhamdülillah" derdi. Bir gün kendisine durumu sorulduğunda; "Vücudumdaki her bir eklemin sıhhati için şükretsem yine de bitiremem, dünya malı eksik kalsa ne çıkar?" diyerek şeytanın nankörlük tuzağını yerle bir etmiştir.

Kıssadan Hisse:

Şeytan "yokluğa", iman ise "varlığa (nimete)" baktırır.

Şükredilmeyen her nimet, şeytanın o kul üzerindeki hakimiyetini artırır.

29. AYET-İ KERİME

اِنَّمَا ذٰلِكُمُ الشَّيْطَانُ يُخَوِّفُ اَوْلِيَآءَهُ فَلَا تَخَافُوهُمْ وَخَافُونِ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ

“İşte o şeytan, ancak kendi dostlarını (kendi tarafında olanları) korkutur. Şu halde, eğer iman etmişseniz onlardan korkmayın, benden korkun.”

(Kaynak: Âl-i İmrân Suresi, 175. Ayet)

29. HADİS-İ ŞERİF

إِنَّ لِلشَّيْطَانِ لَمَّةً بِابْنِ آدَمَ وَلِلْمَلَكِ لَمَّةً فَأَمَّا لَمَّةُ الشَّيْطَانِ فَإِيعَادٌ بِالشَّرِّ وَتَكْذِيبٌ بِالْحَقِّ

“Şeytanın da meleklerin de insana dokunuşları (ilhamları) vardır. Şeytanın dokunuşu; kötülüğü vaat etmek ve hakkı yalanlamaktır.”

(Kaynak: Tirmizî, Tefsîr 3) Sıhhat Derecesi: Hasen.

Nüzul Sebebi: Uhud Savaşı sonrasında düşman ordusunun büyüklüğünden bahsederek müminlerin kalbine korku salmak ve onları cihattan/doğru yoldan alıkoymak isteyenlerin propagandasına karşı, gerçek korkulacak makamın sadece Allah olduğunu bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Şeytanın en etkili silahlarından biri korkudur. İnsanı rızıkla, yalnız kalmakla, dışlanmakla veya gelecekle korkutarak davasından vazgeçirmeye çalışır. Korku, insanın iradesini felç eder. Şeytan dostlarını korkuyla yönetir, Allah ise müminleri emniyet ve umutla hidayete erdirir. Kalbinde sadece Allah korkusu (takva) olan bir mümini, dünyadaki hiçbir güç ve şeytani vesvese korkutamaz.

Sahabe Kıssası: Hz. Hazretleri Hâlid b. Velîd, ölüm döşeğindeyken vücudundaki yara izlerini göstererek; "Bunca savaşa girdim, bir karış yerim yok ki yara almasın. Ama görüyorsunuz, yatağımda ölüyorum. Korkaklar dünyada rahat yüzü görmesin!" diyerek şeytanın korku tuzağını nasıl parçaladığını göstermiştir.

Kıssadan Hisse:

Korku, şeytanın kalbe attığı bir prangadır; Allah'a tevekkül ise o prangayı çözen anahtardır.

Yarınına Allah'ı kefil kılanın, gelecekten korkusu olmaz.

30. AYET-İ KERİME

وَاتَّبَعُوا مَا تَتْلُوا الشَّيَاط۪ينُ عَلٰى مُلْكِ سُلَيْمٰنَۚ وَمَا كَفَرَ سُلَيْمٰنُ وَلٰكِنَّ الشَّيَاط۪ينَ كَفَرُوا يُعَلِّمُونَ النَّاسَ السِّحْرَ

“Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların uydurup söylediklerine uydular. Halbuki Süleyman inkâr etmedi, fakat o şeytanlar inkâr ettiler; insanlara sihri öğretiyorlardı.”

(Kaynak: Bakara Suresi, 102. Ayet)

30. HADİS-İ ŞERİF

مَنْ أَتَى كَاهِنًا أَوْ عَرَّافًا فَصَدَّقَهُ بِمَا يَقُولُ فَقَدْ كَفَرَ بِمَا أُنْزِلَ عَلَى مُحَمَّدٍ

“Kim bir kahine veya falcıya gider de onun söylediklerini tasdik ederse, Muhammed’e indirileni (İslam’ı) inkâr etmiş olur.”

(Kaynak: Ebû Dâvûd, Tıb 21; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/429) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Yahudilerin, Hz. Süleyman Hazretlerinin peygamberliğini inkar edip onun mucizelerini sihirle gerçekleştirdiğini iddia etmeleri ve batıl yollara sapmaları üzerine; asıl küfrün ve sapkınlığın şeytanın öğrettiği sihirde olduğunu beyan etmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Şeytan insanı tevhid çizgisinden koparmak için gaybı bildiği yalanını uyduran kahinlere, falcılara ve sihirbazlara yönlendirir. Allah'tan başkasından medet ummak, kadere rıza göstermeyip şeytani yollarla gelecek devşirmeye çalışmak imanın özüne aykırıdır. Şeytan bu yolla insanı şirke ve ağır günahlara sürükler. Kurtuluş; her türlü hurafeden uzak durup sadece Allah'ın takdirine ve meşru sebeplere sarılmaktır.

Sahabe Kıssası: Hz. Hazretleri İmran b. Husayn, elinde pirinçten bir halka (muska/uğur niyetine) olan bir adamı görünce onu uyardı ve Efendimiz S.a.v'in şu sözünü hatırlattı: "Onu hemen at! Çünkü o senin sadece zayıflığını artırır. Eğer o üzerindeyken ölürsen asla kurtuluşa eremezsin."

Kıssadan Hisse:

Fal ve büyü, şeytanın insanı Allah'tan kopardığı sahte birer sığınaktır.

Gaybın anahtarı sadece Allah'ın elindedir; şeytanın bu konudaki tüm iddiaları yalandır.

31. AYET-İ KERİME

خُلِقَ الْاِنْسَانُ مِنْ عَجَلٍۜ سَاُور۪يكُمْ اٰيَات۪ي فَلَا تَسْتَعْجِلُونِ

“İnsan aceleci (bir tabiatta) yaratılmıştır. Size ayetlerimi göstereceğim; benden acele istemeyin.”

(Kaynak: Enbiyâ Suresi, 37. Ayet)

31. HADİS-İ ŞERİF

الأَنَاةُ مِنَ اللَّهِ وَالْعَجَلَةُ مِنَ الشَّيْطَانِ

“Teenni (temkinli ve ağırbaşlı davranmak) Allah’tan; acele etmek ise şeytandandır.”

(Kaynak: Tirmizî, Birr 66) Sıhhat Derecesi: Hasen.

Nüzul Sebebi: Müşriklerin, alay ederek "Eğer doğru söylüyorsan vaat ettiğin o azabı bize hemen getir" diyerek acele etmeleri üzerine; Allah’ın her işinin bir hikmeti ve vakti olduğunu, aceleciliğin ise sadece hata ve felaket getireceğini bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Şeytan, insanın fıtratındaki tez canlılığı kullanarak onu düşünmeden karar vermeye, yanlış adımlar atmaya ve sonucunu hesap etmediği işlere girişmeye iter. Aceleyle verilen kararlarda nefis ve şeytanın payı büyüktür. Zira acele eden kişi, olayların arkasındaki hikmeti göremez ve basiretini kaybeder. Mümin, her işinde sabrı ve teenniyi kuşanan, adımlarını Allah’ın rızasını gözeterek sakince atan kimsedir.

Sahabe Kıssası: Efendimiz S.a.v, Abdülkaysoğulları heyetinden Hz. Hazretleri Eşec'e şöyle buyurmuştur: "Sende Allah’ın sevdiği iki haslet vardır: Biri yumuşak huyluluk (hilm), diğeri ise acele etmeyip temkinli davranmaktır (teenni)." Bu övgü, şeytanın acelecilik tuzağına düşmeyen müminler için bir müjdedir.

Kıssadan Hisse:

Aceleyle menzil alınmaz; sadece yolda hata yapılır.

Sabır Rahman’ın, acele ise nefsin ve şeytanın bineğidir.

32. AYET-İ KERİME

قُلْ لِلْمُؤْمِن۪ينَ يَغُضُّوا مِنْ اَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْۜ ذٰلِكَ اَزْكٰى لَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ

“(Resûlüm!) Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar. Bu onlar için daha arındırıcıdır. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”

(Kaynak: Nûr Suresi, 30. Ayet)

32. HADİS-İ ŞERİF

النَّظْرَةُ سَهْمٌ مَسْمُومٌ مِنْ سِهَامِ إِبْلِيسَ مَنْ تَرَكَهَا مِنْ مَخَافَتِي أَبْدَلْتُهُ إِيمَانًا يَجِدُ حَلَاوَتَهُ فِي قَلْبِهِ

“Harama bakış, İblis’in zehirli oklarından bir oktur. Kim benden korktuğu için onu terk ederse, ona kalbinde lezzetini duyacağı bir iman bahşederim.”

(Kaynak: Hâkim, Müstderek, 4/349; Taberânî, Kebîr, 10/173) Sıhhat Derecesi: Zayıf (Lakin manası sahih hadislerle desteklenmiştir).

Nüzul Sebebi: Medine sokaklarında insanların birbirlerinin mahremiyetine dikkat etmeden bakmalarının yol açacağı ahlaki çöküntüyü engellemek; göz kapaklarının aslında harama karşı çekilmesi gereken ilk perde olduğunu bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Göz, kalbe açılan bir kapıdır. Şeytan bu kapıdan içeri sızmak için haram görüntüleri kullanır. Harama bakmak, kalbe atılan zehirli bir ok gibidir; o ok kalbe girdiğinde ibadetin lezzetini öldürür ve yerine nefsani arzuları koyar. Şeytan önce bakışı süsler, sonra düşünceyi kirletir, en sonunda ise haramı işletir. Gözünü haramdan sakınan mümin, kalbini şeytanın saldırılarından korumuş ve imanın gerçek tadına ulaşmış olur.

Sahabe Kıssası: Hz. Hazretleri Ali, bir defasında harama bakışını devam ettirince Efendimiz S.a.v onu şöyle uyarmıştır: "Ey Ali! Peş peşe bakma. Çünkü ilk bakış (kasıtsız olduğu için) lehinedir ama ikinci bakış aleyhinedir (şeytandandır)."

Kıssadan Hisse:

Gözün zinası bakmaktır; gözünü koruyamayan kalbini koruyamaz.

Şeytanın oltasına takılmak istemeyen, bakışını yere indirmelidir.

33. AYET-İ KERİME

فَاِذَا دَخَلْتُمْ بُيُوتًا فَسَلِّمُوا عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ تَحِيَّةً مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ مُبَارَكَةً طَيِّبَةًۜ

“Evlere girdiğiniz zaman birbirinize (veya kendi kendinize), Allah katından mübarek ve pek güzel bir esenlik dileği olarak selam verin.”

(Kaynak: Nûr Suresi, 61. Ayet)

33. HADİS-İ ŞERİF

إِذَا دَخَلَ الرَّجُلُ بَيْتَهُ فَذَكَرَ اللَّهَ عِنْدَ دُخُولِهِ وَعِنْدَ طَعَامِهِ قَالَ الشَّيْطَانُ لَا مَبِيتَ لَكُمْ وَلَا عَشَاءَ

“Bir kimse evine girerken ve yemek yerken Allah’ın adını anarsa (Besmele çekerse), şeytan (arkadaşlarına): 'Size burada gecelemek de yok, akşam yemeği de yok!' der.”

(Kaynak: Müslim, Eşribe 103; Ebû Dâvûd, Et'ime 15) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Müslüman evlerinin sadece birer barınak değil, aynı zamanda huzurun ve zikrin mekanı olması gerektiğini; eve giriş ve çıkışlardaki İslami edebin, aile saadetini şeytani müdahalelerden koruyacağını bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Ev müminin kalesidir. Şeytan bu kaleye sızmak için Besmele ve selamın terk edilmesini bekler. Allah’ın adının anılmadığı, selamın verilmediği evlerde huzursuzluk, kavga ve bereketin kaçması kaçınılmazdır. Şeytan böyle evleri kendine mesken tutar ve aile bireylerinin arasını açmak için her türlü fırsatı kollar. Besmele ve selam, evin kapısına asılmış manevi bir kilittir; bu kilidi vuran kişi, ailesini şeytanın şerrinden emin kılmış olur.

Sahabe Kıssası: Hz. Hazretleri Enes b. Malik, Efendimiz S.a.v'in kendisine şöyle nasihat ettiğini nakleder: "Yavrucuğum! Ailenin yanına girdiğinde selam ver ki, hem sana hem de ev halkına bereket olsun."

Kıssadan Hisse:

Selamsız girilen evde huzur, Besmelesiz başlanan işte bereket olmaz.

Şeytanı evinden kovmak isteyen, dilini Allah’ın zikrine alıştırmalıdır.

34. AYET-İ KERİME

يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُلْهِكُمْ اَمْوَالُكُمْ وَلَآ اَوْلَادُكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللّٰهِۚ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ

“Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa, işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.”

(Kaynak: Münâfikûn Suresi, 9. Ayet)

34. HADİS-İ ŞERİF

إِذَا أُقِيمَتِ الصَّلَاةُ فَلَا تَأْتُوهَا وَأَنْتُمْ تَسْعَوْنَ وَأْتُوهَا وَأَنْتُمْ تَمْشُونَ وَعَلَيْكُمُ السَّكِينَةُ

“Namaz için kamet getirildiğinde koşa koşa gelmeyin, ağırbaşlılıkla yürüyerek gelin. Yetişebildiğinizi kılın, yetişemediğinizi ise (sonra) tamamlayın.”

(Kaynak: Buhârî, Ezân 20; Müslim, Mesâcid 151) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Münafıkların dünya işlerini bahane ederek namazı ve zikri sürekli son ana bırakmaları, vakti geçirmeleri veya ibadete karşı isteksiz davranmaları üzerine; asıl hüsranın dünyalık uğruna Allah'ın huzurunu ihmal etmek olduğunu bildirmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Şeytan insanı doğrudan "namaz kılma" diyerek kandıramadığında, ona "şimdi meşgulsün, birazdan kılarsın" diyerek yaklaşır. İbadetleri son ana sıkıştırmak, amelin huşusunu ve bereketini öldürür. Aceleye getirilen bir namaz, şeytanın o namazdan "çalmasına" sebep olur. Vaktinde eda edilmeyen her hayır, üzerinde şeytanın gölgesinin gezindiği bir borca dönüşür. Müslüman, dünya meşgalesini ezanla birlikte elinin tersiyle iten kimsedir.

Sahabe Kıssası: Hz. Hazretleri Ebû Talha, bahçesinde namaz kılarken çok güzel bir kuşun uçuşuna daldı ve namazın kaçıncı rekatında olduğunu unuttu. Şeytanın dünya malıyla kendisini oyaladığını anlayınca, o bahçeyi sırf namazdaki bu gafletine kefaret olsun diye Allah yolunda tasadduk etmiştir.

Kıssadan Hisse:

Namazı vaktinde kılmak, şeytana atılmış en büyük tokattır.

Dünya işi hiç bitmez ama ömür sermayesi hızla tükenir.

35. AYET-İ KERİME

اِنَّ الَّذ۪ينَ يُحِبُّونَ اَنْ تَش۪يعَ الْفَاحِشَةُ فِي الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌۙ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۜ

“Müminler arasında hayâsızlığın yayılmasını arzu edenlere, dünyada da ahirette de elem verici bir azap vardır.”

(Kaynak: Nûr Suresi, 19. Ayet)

35. HADİS-İ ŞERİF

إِنَّ مِمَّا أَدْرَكَ النَّاسُ مِنْ كَلَامِ النُّبُوَّةِ الْأُولَى: إِذَا لَمْ تَسْتَحْيِ فَاصْنَعْ مَا شِئْتَ

“İlk peygamberlerden itibaren insanlara ulaşan sözlerden biri şudur: Eğer utanmıyorsan, dilediğini yap!”

(Kaynak: Buhârî, Edeb 78; Ebû Dâvûd, Edeb 6) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Hz. Hazretleri Âişe’ye atılan iftira (İfk hadisesi) ve benzeri ahlaki saldırılarla toplumun ar damarını çatlatmaya çalışanlara karşı; iffetin ve hayânın İslam toplumunun sarsılmaz kalesi olduğunu beyan etmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Hayâ, imanın koruyucu zırhıdır. Şeytan insanı günaha sokmadan önce, onun utanma duygusunu köreltmeye çalışır. "Bundan ne çıkar, herkes yapıyor, özgürsün" fısıltılarıyla mahremiyet sınırlarını aşındırır. Hayâ perdesi bir kez yırtıldığında, kul günahı sıradan görmeye başlar. Ahlaksızlığın normalleştiği bir kalpte ve toplumda şeytanın hükümranlığı başlar. Mümin, her an Allah’ın huzurunda olduğu bilinciyle edep elbisesini asla çıkarmayandır.

Sahabe Kıssası: Hz. Hazretleri Osman, hayâsından dolayı evinde yıkanırken bile ayağa kalkmaz, vücudunu toplardı. Efendimiz S.a.v'in; "Gökteki meleklerin bile kendisinden hayâ ettiği bir adamdan ben nasıl hayâ etmem?" buyurması, hayânın insanı ulaştırdığı yüce makamı gösterir.

Kıssadan Hisse:

Hayâ gidince iman zayıflar, iman zayıflayınca her türlü kötülük mubahlaşır.

Şeytanın modern kılıflarla sunduğu hayâsızlık, aslında ebedi bir felakettir.

36. AYET-İ KERİME

وَيَوْمَ يَعَضُّ الظَّالِمُ عَلٰى يَدَيْهِ يَقُولُ يَا لَيْتَنِي اتَّخَذْتُ مَعَ الرَّسُولِ سَب۪يلًا يَا وَيْلَتٰى لَيْتَن۪ي لَمْ اَتَّخِذْ فُلَانًا خَل۪يلًا

“O gün zalim kimse ellerini ısırıp şöyle der: Keşke Peygamber’le beraber bir yol tutsaydım! Yazıklar olsun bana, keşke filanı dost edinmeseydim!”

(Kaynak: Furkân Suresi, 27-28. Ayetler)

36. HADİS-İ ŞERİF

الْمَرْءُ عَلَى دِينِ خَلِيلِهِ، فَلْيَنْظُرْ أَحَدُكُمْ مَنْ يُخَالِلُ

“Kişi dostunun dini üzeredir. Öyleyse her biriniz kiminle dostluk kuracağına dikkat etsin!”

(Kaynak: Ebû Dâvûd, Edeb 16; Tirmizî, Zühd 45) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Müşriklerin önde gelenlerinden Ukbe b. Ebî Muayt’ın, dostu Übey b. Halef'in baskısıyla İslam'dan dönüp Efendimiz S.a.v'e düşmanlık etmesi üzerine; kötü arkadaşın insanı ebedi hüsrana sürükleyeceği gerçeğini tescil etmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Şeytan sadece kalbe fısıldamaz; bazen insan suretindeki dostları vasıtasıyla da insana yaklaşır. Kötü arkadaş, haramı süsleyen, namazı unutturan ve günaha kapı açan bir "insan şeytanı" gibidir. Şeytan bu sinsi kanal üzerinden kulun direncini kırar ve onu fark ettirmeden hidayet yolundan saptırır. Mümin, kendisine Allah'ı hatırlatan, hayra teşvik eden ve ahiret azığı hazırlayan dostlar biriktirmekle mükelleftir.

Sahabe Kıssası: Hz. Hazretleri Ebû Bekir, Efendimiz S.a.v ile dostluğu sayesinde "Sıddîk" makamına ulaşırken; aynı dönemde yaşayan müşriklerin dostlukları onları Bedir kuyusunun dibine götürmüştür. Sadık dost, cennete giden yolda rehberdir.

Kıssadan Hisse:

Seni Allah'tan uzaklaştıran dost, aslında en büyük düşmanındır.

Şeytan dostluk maskesiyle gelir; gerçek dost ise seni ateşten koruyandır.

37. AYET-İ KERİME

وَشَاوِرْهُمْ فِي الْاَمْرِۚ فَاِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّل۪ينَ

“İşler hakkında onlarla istişare et. Kararını verdiğin zaman da artık Allah’a tevekkül et. Şüphesiz Allah, kendisine tevekkül edenleri sever.”

(Kaynak: Âl-i İmrân Suresi, 159. Ayet)

37. HADİS-İ ŞERİF

مَا خَابَ مَنِ اسْتَخَارَ وَلَا نَدِمَ مَنِ اسْتَشَارَ

“İstihare eden mahrum kalmaz, istişare eden ise asla pişman olmaz.”

(Kaynak: Taberânî, el-Mu’cemü’s-Sağîr, 2/136) Sıhhat Derecesi: Hasen.

Nüzul Sebebi: Uhud Savaşı öncesinde Efendimiz S.a.v'in ashabıyla yaptığı istişare neticesinde, kendi görüşüne muhalif olsa da çoğunluğun kararına uyması ve bu ahlakın müminler için bir usul olması gerektiğini bildirmek üzere nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Şeytan, insanı tek başına yakalamayı sever. İstişareyi terk eden kişi, sadece kendi aklına ve dolayısıyla nefsinin fısıltılarına mahkûm kalır. Şeytan, "en iyisini sen bilirsin, kimseye danışma, otoriten sarsılır" diyerek kulu kibre ve hataya sürükler. Oysa ortak akıl ve ehil kişilerle danışmak, şeytanın o işe sızmasını engelleyen manevi bir kalkandır. İstişarede bereket, tek başına hareket etmekte ise şeytani bir kuruntu vardır.

Sahabe Kıssası: Hz. Hazretleri Ömer, halifeliği döneminde en küçük meseleleri bile sahabe efendilerimizle istişare ederdi. Hatta "Eğer aranızda bana karşı gelen ve beni uyaran biri olmazsa sizde hayır yoktur; eğer ben sizi dinlemezsem bende hayır yoktur" diyerek şeytanın ferdiyetçilik tuzağını kökünden kurutmuştur.

Kıssadan Hisse:

Kendi aklına aşık olan, şeytanın oyuncağı olur.

İstişare, aklı ve imanı şeytanın hilesinden koruma sanatıdır.

38. AYET-İ KERİME

يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُونُوا قَوَّام۪ينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَآءَ لِلّٰهِ وَلَوْ عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ اَوِ الْوَالِدَيْنِ وَالْاَقْرَب۪ينَۚ

“Ey iman edenler! Kendiniz, ana-babanız ve yakınlarınız aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun.”

(Kaynak: Nisâ Suresi, 135. Ayet)

38. HADİS-İ ŞERİF

أَلَا أُنَبِّئُكُمْ بِأَكْبَرِ الْكَبَائِرِ؟ ... أَلَا وَقَوْلُ الزُّورِ وَشَهَادَةُ الزُّورِ

“Size günahların en büyüğünü haber vereyim mi? Dikkat edin, o yalan söylemek ve yalan yere şahitlik yapmaktır!”

(Kaynak: Buhârî, Şehâdât 10; Müslim, Îmân 143) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Medine’de bir hırsızlık hadisesinde suçun bir Yahudi üzerine atılmaya çalışılması ve Müslüman bir kabilenin kendi adamlarını korumak için yalan şahitliğe yeltenmesi üzerine; adaletin hiçbir hatır ve akrabalık için feda edilemeyeceğini bildirmek üzere nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Adalet, mülkün temelidir; yalan ise şeytanın en büyük sermayesidir. Şeytan, insanı "yakınlarını koru, menfaatini gözet, bir kereden bir şey olmaz" diyerek yalan yere beyanda bulunmaya veya gerçeği gizlemeye iter. Yalan yere şahitlik, sadece bir kul hakkı değil, aynı zamanda Allah’ın koyduğu nizamı şeytani bir hileyle bozmaya çalışmaktır. Mümin, ateşe atılacağını bilse dahi haktan ve doğrudan ayrılmayan, şeytanın yalan krallığını dürüstlüğüyle yıkan kimsedir.

Sahabe Kıssası: Hz. Hazretleri Abdullah b. Ravâha, Hayber Yahudilerinin mahsulünü taksim ederken onlar kendisine rüşvet teklif edince; "Vallahi benim için mahlukatın en sevimlisi olan Efendimiz S.a.v'in yanından geliyorum. Siz ise bence en sevimsizlerdensiniz. Ama bu durum size adaletsiz davranmama asla sebep olmaz" diyerek şeytanın rüşvet ve zulüm kapısını kapatmıştır.

Kıssadan Hisse:

Yalanla kazanılan hak, ahirette ateşten bir gömlek olur.

Adaletten sapan, şeytanın terazisinde tartılmaya mahkûmdur.

39. AYET-İ KERİME

يَآ اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَاُنْثٰى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَآئِلَ لِتَعَارَفُواۜ اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ اَتْقٰيكُمْۜ

“Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışasınız diye sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.”

(Kaynak: Hucurât Suresi, 13. Ayet)

39. HADİS-İ ŞERİF

لَا فَضْلَ لِعَرَبِيٍّ عَلَى أَعْجَمِيٍّ وَلَا لِعَجَمِيٍّ عَلَى عَرَبِيٍّ ... إِلَّا بِالتَّقْوَى

“Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Araba hiçbir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.”

(Kaynak: Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/411) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Mekke’nin fethinden sonra Hz. Hazretleri Bilâl-i Habeşî Kâbe’nin damına çıkıp ezan okuyunca, bazı müşriklerin onun ırkını ve eski köleliğini hor görmeleri üzerine; üstünlüğün soyla değil sadece iman ve takva ile olduğunu beyan etmek için nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Irkçılık ve soy üstünlüğü davası, İblis’in "Ben ondan daha hayırlıyım" diyerek başlattığı ilk şeytani hastalıktır. Şeytan, insanları kabile, ırk ve renk üzerinden birbirine düşürerek toplumsal barışı yok etmek ister. İnsanın kendi elinde olmayan özelliklerle gururlanması, yaratıcıya karşı bir edepsizliktir. Müslüman, her insanı Allah’ın bir ayeti olarak gören ve üstünlüğü sadece kalpteki Allah korkusunda arayan kimsedir.

Sahabe Kıssası: Hz. Hazretleri Selmân-ı Fârisî'ye nesebini sorduklarında, o dönemdeki ırkçılık kokan yaklaşımlara karşı; "Ben İslam oğlu Selmân’ım" diyerek, gerçek soyun ve üstünlüğün sadece imanda olduğunu ilan etmiş, şeytanın ırkçılık fitnesini susturmuştur.

Kıssadan Hisse:

Irkıyla övünen, şeytanın mirasçısıdır.

Takva libasını giymeyen, hangi soydan gelirse gelsin manen çıplaktır

40. AYET-İ KERİME

يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ حَقَّ تُقَاتِه۪ وَلَا تَمُوتُنَّ اِلَّا وَاَنْتُمْ مُسْلِمُونَ

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gereği gibi takva sahibi olun ve ancak Müslümanlar olarak can verin.”

(Kaynak: Âl-i İmrân Suresi, 102. Ayet)

40. HADİS-İ ŞERİF

مَنْ كَانَ آخِرُ كَلَامِهِ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ دَخَلَ الْجَنَّةَ

“Kimin son sözü 'Lâ ilâhe illallah' (Allah'tan başka ilah yoktur) olursa, o kişi cennete girer.”

(Kaynak: Ebû Dâvûd, Cenâiz 20; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/247) Sıhhat Derecesi: Sahih.

Nüzul Sebebi: Müslümanların sadece hayatlarını değil, ölümlerini de iman üzere inşa etmeleri gerektiğini; hayat boyu süren mücadelenin ancak son nefeste Müslüman olarak kalmakla taçlanacağını bildirmek üzere nazil olmuştur.

Az ve Öz Tefsir: Şeytanın insan üzerindeki en tehlikeli ve son hamlesi sekerât-ı mevt (ölüm anı) vaktindedir. Bütün ömrü boyunca kandıramadığı kulu, o en zayıf anında susuzluk veya korku damarından yakalayarak imanını çalmaya çalışır. Ayetteki "Ancak Müslümanlar olarak ölün" emri, hayatı nasıl yaşarsak öyle öleceğimizin bir işaretidir. Son nefeste kelime-i tevhidi söyleyebilmek, hayat boyu her nefeste o kelimenin gereğini yapmakla mümkündür. Mümin, her anını son anıymış gibi yaşayan ve şeytana son saniyede bile geçit vermeyen kimsedir.

Sahabe Kıssası: Hz. Hazretleri Bilâl-i Habeşî, vefat etmek üzereyken hanımı "Ah ne acı!" diye ağlayınca, o büyük sahabi; "Ah ne güzel! Yarın dostlara; Hz. Muhammed S.a.v ve ashabına kavuşacağım!" diyerek, şeytanın ölüm korkusu tuzağını iman neşesiyle bozmuştur.

Kıssadan Hisse:

Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle diriltilirsiniz.

Şeytanın son nefes pususundan kurtulmanın yolu, hayatı zikir ve takva üzere yaşamaktır.

Mümin için ölüm, korkulacak bir son değil; Rabbine ve sevdiklerine vuslat kapısıdır.

AZİZ KARDEŞLERİM! !

ARTIK HAKİKAT APAÇIK ORTADADIR! MÜREKKEP KURUMADAN, PERDE KAPANMADAN ÖNCE ŞU GERÇEĞİ KALBİNE MİHLE!

Bu dünya bir imtihan meydanıdır… Ve bu meydanda her nefes, her tercih, her bakış bir saf tutma eylemidir! Bu meydanda ya Rahmân’ın arşına sığınan bir kul olacaksın ya da farkında olmadan, süslü yalanların şehvetine kapılıp şeytanın izinden giden bir esir!

UNUTMA EY İNSANOĞLU!

Şeytanın sana sunduğu, önüne serdiği her zevk bir serap gibi geçicidir… Ama o sahte parıltının götürdüğü yer, geri dönüşü olmayan ebedî bir pişmanlıktır! Nice nesiller geldi geçti bu dünyadan; nice güçlüler, nice mağrurlar bir anlık gafletin bedelini bir ömürlük hüsranla ödediler. Nice kalpler gördük ki, "küçük" denilen o kara lekelerle yavaş yavaş karardı ve sonunda güneşin altındaki hakkı dahi göremez hale geldi.

EY KUL!

Eğer bugün hâlâ ciğerlerine o nefes giriyorsa… Hâlâ göğüs kafesinde o kalp mutlak bir mizanla atıyorsa… Ve hâlâ alnın secdenin serinliğiyle buluşabiliyorsa… Bil ki tövbe kapısı senin için hâlâ sonuna kadar açıktır!

AMA ŞUNU DA ASLA UNUTMA:

Ölüm ansızın, hiçbir davetiye göndermeden gelir… Ve o an geldiğinde; ne seni günaha teşvik eden şeytan yanında olacak, ne de seni alkışlayan, "hayatını yaşa" diyen günah arkadaşların! Karanlık kabirde amellerinle baş başa, yalnız kalacaksın. Mahşerin o dehşetli meydanında tek başına hesap vereceksin. Ve sakladığını sandığın, unuttuğunu umduğun her şey; zerre zerre, saniye saniye önüne konulacak!

O çetin günde…

Ne yığıp biriktirdiğin mal fayda verir,

Ne dünyada övündüğün makam,

Ne de peşinden koştuğun o kof ve boş hayaller!

O gün mizanı sadece şunlar ağırlaştırır:

Samimi bir imanla yoğrulmuş bir kalp,

Gözyaşıyla ıslanmış içten bir tövbe,

Riyadan arınmış, gizli yapılan ibadetler,

Ve sadece Allah korkusuyla sırt dönülen günahlar!

EY KENDİNİ KANDIRAN İNSAN!

Şeytan sana fısıldayıp “Daha vakit var!” dedi; ama mezar taşına ismin kazındığında o taş sana “Geç kaldın!” diyecek! Şeytan sana “Yaptığın önemli değil, herkes yapıyor!” dedi; ama hesap günü o "önemsiz" gördüğün her saniye mizanının başında bir dev gibi dikilecek! Şeytan sana “Karanlıkta kal, kimse görmüyor!” dedi; ama Allah her an gördü, her anı kaydetti ve meleklerine tescil ettirdi!

ARTIK KARAR SENİN!

Ya nefsine köle olup şeytanla birlikte o büyük hüsrana yuvarlanacaksın, ya da nefsini Rabbine ram edip gerçek özgürlüğe, Allah’ın rızasına kanat açacaksın! Bu yolun sonunda üçüncü bir yol yok; ya ebedî kurtuluşun sevinci ya da ebedî mahkumiyetin feryadı!

SON SÖZ ŞUDUR:

Şeytan sana sadece yolu gösterir, seni mecbur etmez; o yolda yürüyen sensin! Şeytan seni sadece harama çağırır; ama o davete icabet eden sensin! Ve yarın mahkemeyi kübrada o bedeli ödeyecek olan da sensin!

Öyleyse ey Âdemoğlu!

Henüz güneş batıdan doğmamışken…

Henüz kalbin taşlaşmamış, ruhun bedenden ayrılmamışken…

Henüz rahmet kapıları kapanmamışken…

SİLKELEN VE UYAN!

Gel, Allah’ın sarsılmaz kelamına, Efendimiz S.a.v’in nurlu sözlerine kulak ver. Düşmanının elini tefsir et, onu sök at hayatından! Dost olarak sadece Allah’ı kabul et, vekil olarak sadece Allah’a güven!

Unutma Değerli Hocam, kaybedenler şeytanın peşinden sürüklenen bedbahtlardır; kazananlar ise nefsiyle cihad edip Allah’ın himayesine sığınan bahtiyarlardır!

VAKİT ŞİMDİDİR! TÖVBE ET VE RABBİNE DÖN!


Hazırlayan

MEHMET ERÇELİK