Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Sıla-i Rahim: Akrabalık Hukuku

İsmail Sezkin

SILA-İ RAHİM AKRABALIK HUKUKU


“Cenab-ı Allah mahlûkâtı yarattıktan sonra, rahim dile gelerek: 'Burası, akrabalık ilişkilerini kesmekten sana sığınanların makamıdır.' der. Cenab-ı Allah, 'Evet öyledir. Sen, seninle bağı kuranlarla benim bağ kurmama, seninle ilgiyi kesenlerden de ilgiyi kesmeme razı olmaz mısın?' diye sorar. Rahim, 'Evet, razıyım Rabbim.' deyince Cenab-ı Allah, 'Öyleyse bu sana verilmiştir.' buyurur. Bundan sonra Peygamber Efendimiz (SAV), 'İsterseniz şu âyetleri okuyun.' der:

Fe hel aseytum in tevelleytum en tufsidû fîl ardı ve tukattıû erhâmekum.

'Demek siz (İslâm'dan) yüz çevirip de yeryüzünde fesat çıkaracak ve akrabalık ilişkilerini koparacaksınız öyle mi!

Ulâikellezîne leanehumullâhu fe esammehum ve a’mâ ebsârehum.

İşte Allah'ın lânetlediği, kulaklarını sağır ve gözlerini kör ettiği kimseler bunlardır.

E fe lâ yetedebberûnel kur’âne em alâ kulûbin akfâluhâ.

Bunlar Kur'an'ı hiç düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri üzerinde kilitler mi var!' ” Muhammed, 47/22-24

Din dilinde eşyanın ve varlıkların konuşması sıkça rastlanılan bir üslûp özelliğidir. Kur'ân-ı Kerîm'de ve hadislerde bunun örneklerini görüyoruz.

Mesela; A’raf Suresinde henüz bedenleri yaratılmamış beşerin ruhlarının konuştuğu haber verilir. A’râf, 7/172.

Mesela; her zaman okuduğumuz Yasin Suresinde kıyamet günü ağızlara mühür vurulup, ellerin, gözlerin, kulakların ve hatta derilerin konuşacağı, yapılan işlere ayakların tanıklık edeceği bildiriliyor. Yâsîn, 36/65

Yine mesela; Kaf Suresinde de Cehenneme“Doldun mu?” diye sorulacak cehennem de, “Daha var mı?” diyecek deniliyor. Kâf, 50/30.

İşte bu kudsî hadis de Cenab-ı Allah ile akrabalık olan Rahim’in konuşması bu kabilden.

Akrabalar arası ilişkiler konusu, “sıla-i rahim” kavramıyla ifade edilir. “Rahim” ile ana rahmi; “sıla” ile de bağ kastedilir. “Akrabalar arası ilişki” denilen bu bağ, rahimler vasıtasıyla ortaya çıkar. Rahim ile cenin arasında nasıl “kordon” diye bilinen maddî bir bağ var ise doğduktan sonra da akrabalar arasında mânevî bir bağ söz konusudur.

Cenin için kordon ne kadar hayatî önemliyse Müslümanlar için de sıla-i rahim o kadar önemlidir.

Cenab-ı Rabbil Alemin’in en güzel isimlerinden olan “Rahmân” ve “Rahîm” ile “rahmet” ve “rahim” kelime olarak aynı kökten gelir. Kelimenin kökeni, acıma, esirgeme, merhamet etme anlamını taşır.5 Çok esirgeyen ve çok merhamet eden Rabbimiz, rahmet ve merhametini sadece insanlara değil, hayvanlara da ana rahmi aracılığıyla verir. En vahşi hayvanların dahi yavrularına olan şefkat ve merhameti bunun bir sonucudur işte. Nitekim Peygamberimiz bir hadisinde, “Rahim, Rahmân'dan uzanmış bir ağdır ve arşa bağlıdır.” buyurmuş6 ve “'Rahim', Rahmân'(dan) bir bağdır.” şeklinde bir tanımlama yapmıştır.7

Peygamberimiz'in bir kudsî hadiste de şöyle buyurduğu nakledilir: “Yüce Allah şöyle buyurur: 'Ben Rahmân'ım, o (akrabalık bağlarının adı) da rahimdir. Ona kendi ismimden türeyen bir isim verdim. Onunla ilişkiyi sürdürenle ben de ilişkimi sürdürür, onunla ilişkiyi kesenle ben de ilişkimi keserim.'” 8

Sıla-i rahime, İslam’dan önce câhiliye döneminde de önem veriliyordu. İslâm dini buna daha da önem vermiş, câhiliye dönemindeki bazı yanlışları düzeltmiş ve onu ilk günlerden itibaren dinin temellerinden birisi yapmış. İslâm dini akrabalık bağını körü körüne bir övünme meselesi olmaktan çıkartmış ve akrabalar arasında karşılıklı hak ve sorumlulukları merkeze alan bir ilişkiler ağı kurmuş.

İslam da akrabalık bağı esastır ama bu bağ hak-hukuk adalet çerçevesinde bir esastır. Mesela; en yakın akraba da olsa, şahitlikte ve yargıda dürüstlükten ve adaletten asla ödün verilemez.10 Yakını bile olsa kimse kimsenin vebalini yüklenemez.11 Hatta bu konuda Peygamber Efendimizin dahi ayrıcalığından söz edilemez. Kendisinin de açıkça ifade ettiği gibi, “kızı Fâtıma da olsa ” ne dünyada ne de âhirette yapabileceği bir şey yoktur.12

Kur’an-ı Kerim’i açıp baktığımız zaman akrabalar arası ilişkilere çok önem verildiğini görüyoruz.13 Cenab-ı Hak birçok âyette akrabaya hakkını vermeyi,14 yardım ve iyilik etmeyi emrediyor,15 bizi akrabalık haklarına riayetsizlikten sakındırıyor16 ve akrabalık bağlarını koparmanın, fitne ve fesat olduğundan söz ediliyor Kur’an’da.17

Peygamber Efendimiz; akrabalar arası ilişkinin önemini bizzat yaşayarak öğrenir. Peygamberimiz babasını hiç göremeyen bir yetimdir. Annesini de dayılarını ziyarete gittikleri zaman Medine dönüşünde kaybeder. Önce dedesinin, sonra da kendisine çok şey borçlu olduğu amcası Ebû Tâlib'in himayesinde yetişir. Peygamberimiz, son nefesine kadar kendisini destekleyen ama İslâm'ı seçmeyen amcası Ebû Tâlib ile aralarındaki rahim bağının, rahmete dönüşmesi için çok çabalar. Hatta sırf bu yüzden ilâhî itaba (azarlanmaya) bile muhatap olur.18

İlk vahiy tecrübesinin Peygamberimize verdiği ürperti ve heyecanı yatıştırmaya çalışan Hz. Hatice validemizin, “Çünkü sen, akrabalarla ilişkini sürdürürsün.”19 demesi de Peygamberimizin eskiden beri akrabalık konusunda ne kadar hassas olduğunu gösteriyor bize.

Bizim Peygamberimiz, her zaman sıla-i rahmin önemini vurgulamış. Bunu bize en iyi anlatan hadise de şu; Bizans kralı Herakleios, henüz Müslüman olmamış Ebû Süfyân'a, Peygamber'in neler getirdiğini soruyor. Ebû Süfyân, Allah'a şirk koşmadan kulluk etmeyi, namaz kılmayı, sadaka vermeyi, dürüst ve iffetli olmayı, akrabalarla irtibatı devam ettirmeyi getirdiğini söylüyor.20

Hicret ettiği Medine'ye varır varmaz verdiği ilk mesajlar arasında da yine sıla-i rahim vardı Peygamberimizin. O günlerde henüz Müslüman olmamış olan ve daha sonra İslâm'la şereflenen Yahudi bilginlerinden Abdullah b. Selâm anlatıyor:

“Peygamber (sav) Medine'ye geldiği zaman halk onu karşılamaya çıkar. 'Resûlullah geldi!' çığlıklarını duyunca, bir bakayım diye Abdullah b. Selâm da gider karşılamaya. Onun yüzünü açıkça görünce, bir yalancı yüzü olmadığını anladım diyor Abdullah b. Selâm. Ve orada kendisini karşılayanlara yaptığı ilk konuşmasında şunları söylüyor Peygamberimiz: 'Ey insanlar! Selâmı yayın, yemek yedirin, sıla-i rahmi yerine getirin (akrabalarınızla bağlarınızı koparmayın), insanlar uyurken namaz kılın ve cennete selâmetle girin.' ”21

Akrabalar ile ilişkilerin sürdürülmesinde akrabanın başka dinden olmasının bile bir önemi yoktur. Şirk ve küfür gibi konularda anne babaya itaat edilmesi yasaklanır bizim dinimizde ama onlarla bu dünyada beraberliğin ya da beşerî ilişkilerin sürdürülmesi istenir.22 Nitekim amcası Müslüman olmadığı halde, Peygamberimizin, vefat edinceye kadar Ebû Tâlib ile sıcak ilişkiyi sürdürdüğünü biliyoruz.

Hz. Ebû Bekir'in kızı Esmâ anlatıyor… Hz. Aişe ile Esma babaları bir anneleri ayrı üvey kardeşlerdir. Hz. Âişe'nin annesi Ümmü Rûmân ilk Müslümanlar arasında yer alırken, Esmâ'nın annesi Kuteybe’ye hidayet nasip olmamıştır.23 İşte o Esmâ anlatıyor:

Esma’nın bu Müslüman olmayan annesi bir gün kızına geliyor ve kendisine yardım etmesini istiyor. Esma annesi Müslüman olmadığı için Peygamberimize annesine yardım edip etmeyeyim mi diye soruyor. Peygamberimiz de; 'Evet, annenle ilgilen.' Buyuruyor Esma’ya.”24

Hadislerde dile getirilen önemli bir akraba ilişkisi de amcayla olan bağdır. Baba yüzü görememiş Peygamber Efendimizin, kendisinden sadece iki yaş büyük olan, amcası Abbâs'a ne kadar düşkün olduğunu biliyoruz. Peygamberimiz, bir gün bir vesileyle amcası Abbas’tan söz ederken, “Aynı hurma kökünden çıkıp da ayrılan dal.” benzetmesini kullanıyor.

Bir gün Hz. Abbâs, çok sinirli bir şekilde Peygamber Efendimizin yanına geliyor. Ona niye bu kadar sinirlendiğini sorunca, “Bu Kureyş ile bizim aramızda ne var? Birbirleriyle karşılaştıklarında güler yüzlüler, bizimle karşılaştıklarında ise farklılar!” diyor Abbas. Bunun üzerine Peygamberimiz yüzü kızaracak kadar öfkeleniyor ve şöyle diyor: “Bu canı bu tende tutan Allah'a yemin ederim ki Allah ve Resûlü için sizleri sevmedikçe bir kimsenin kalbine iman girmez.” Sonra: “Ey insanlar! Amcamı rahatsız eden, beni rahatsız etmiş olur. Çünkü bir kişinin amcası, baba yarısıdır.” 25 diyor Peygamberimiz.

Akrabalar arasında karşılıklı sevgi, saygı ve ziyaretleşmenin olması lazım. Ama bunların yanında akrabaların arasında aynı zamanda sosyal hayatın her alanında karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma da olmalı. İyilik yapma konusunda öncelikli kimseler, ilk önce anne, sonra baba, kız kardeşler ve kardeşler şeklinde sıralanır. Genel olarak yardım elini uzatmada, özel olarak zekât ve sadaka verirken en yakınlardan başlanır.

Bu durum, Peygamber Efendimizin “el-akrab, fe'l-akrab” şeklinde ifade ettiği gibi, en yakından uzağa doğru devam eder.26 Herhangi bir yoksula verilen, bir sadaka sayılırken; yoksul akrabaya verilen, biri sadaka, diğeri sıla-i rahim olmak üzere iki sadaka sayılır.27

Zorda veya darda kalan bir kimse, öncelikle akrabalarının sorumluluğuna havale edilir. Bunun en güzel örneği ilk muhacir hanım sahâbîlerden olan Fâtıma bnt. Kays'ın durumudur. Peygamberimiz, kocası tarafından üç talâkla boşanan Fâtıma'yı, iddet müddetini tamamlaması için amcasın oğlu olan Ümmü Mektûm'un evine gönderiyor.28

Peygamber Efendimiz'in beyanına göre dayı, mirasçısı olmayan yeğeninin mirasçısıdır. Bir dayı yeğeninin diyetini ödediği gibi onun mirasını da alır.29

İlgi ve ilişkiyi sürdürmeyi fazlasıyla hak eden yakın akrabalardan biri de teyzedir. Bizim kültürümüzde “Teyze ana yarısıdır.”

Bir gün bir adam Peygamberimiz'e gelerek: “Ey Allah'ın Resûlü! Ben büyük bir günah işledim, bana tevbe imkânı var mı?” diye soruyor. Peygamberimiz o adama, “Annen var mı?” diye soruyor. Adam, “Hayır.” deyince, “Teyzen var mı?” diye soruyor. Adam, “Evet, var” deyince Peygamberimiz;“Öyleyse git ona iyilik yap!” buyuruyor ve “Zira teyze anne gibidir.” 30 diyor.

Peygamber Efendimiz (sav), bir gün bir konuyu görüşmek üzere ensarı bir çadırın altında toplar. İçlerinde yabancı kimse bulunup bulunmadığını sorar. Ensar, “Yalnız bir kız kardeşimizin oğlu var.” cevabını verir. Bunun üzerine Peygamberimiz, “Bir kavmin kız kardeşinin oğlu, kendilerindendir.” buyurur ve görüşmeye devam eder.32

Kur’an ayetlerinde sıla-i rahime yani akrabalık bağı konusuna çok vurgu yapılıyor. Aynı şekilde Peygamberimiz de bu konunun önemini sık sık dile getirmiş. Akraba bağlarını sürdürmeye teşvik eden, aradaki bağları koparmaktan sakındıran birçok hadisi şerifi var Paygamberimizin. Mesela bu hadis-i şeriflerin birinde, “Kim rızkının bollaştırılmasını yahut ecelinin geciktirilmesini arzu ederse, akraba ilişkilerini sürdürsün!” buyuruyor Peygamberimiz.33 Bu nedenle soy ve sopun öğrenilmesini tavsiye ediyor Peygamberimiz ve “Akrabalar arası bağların koparılmaması, aile içinde sevgi, malda bolluk ve ömrün uzamasına (bereketlenmesine) sebeptir.” 34 buyuruyor.

Hepimiz ömrümüzün bereketlenmesini isteriz, rızkımızın bol olmasını isteriz ve hiç birimiz kötü bir şekilde ölmek istemeyiz. İşte bunları isteyene Peygamberimiz akrabalık ilişkilerini sürdürmelerini tavsiye ediyor.35

Bir adam bir gün Peygamberimize gelerek, “Yaptığım zaman beni cennete sokacak bir amel haber ver bana!” der. Orada bulunanlar, “Buna da ne oluyor!” derler. Peygamberimiz böyle diyenlere, “Bir ihtiyacı var, nesi olacak!” diyor ve sonra adama şu nasihatte bulunuyor, “Allah'a ibadet edersin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmazsın. Namazı kılarsın, zekâtı verirsin, bir de sıla-i rahmi yerine getirirsin(akrabalarla bağlarını sürdürürsün).”.36

Yine Peygamberimizin bize öğrettiğine göre; “Sıla-i rahim yapan, akrabasından gördüğü iyiliğe iyilikle karşılık veren kimse değil, akrabası kendisine iyiliği kestiğinde dahi onlara iyilik yapandır.” 37 Nitekim bir adam Peygamberimize gelerek, “Yâ Resûlallah! Benim yakınlarım var! Ben onlarla irtibatımı sürdürüyorum, onlar benimle alâkayı kesiyorlar! Ben onlara iyilik ediyorum, onlar bana kötülük ediyorlar! Ben onlara yumuşak davranıyorum, onlar bana kaba davranıyorlar!” diye dert yanıyor.

Peygamberimiz o adama da şu cevabı veriyor, “Eğer dediğin gibi isen, neredeyse onlar senin iyi davranışların karşısında eziliyorlar! Sen böyle devam ettikçe Allah onlara karşı daima sana bir yardımcı verecektir!”38

Bu konudaki başka rivayetlerde de Peygamberimiz en üstün faziletin, akrabalık ilişkisini kesenle ilişki kurmak olduğunu, vermeyene vermek olduğunu ve kendisine sataşanı affetmek olduğunu söylüyor.39

Nitekim sahabeden Ukbe b. Âmir bir gün Peygamberimizle karşılaştığında peygamberimiz tokalaşmak için Ukbe b. Amir’den önce elini uzatıyor ve 'Ey Ukbe! Dünya ve âhiret ahlâkının en faziletlisi; seninle ilişkiyi kesen yakınlarınla ilişkini sürdürmek, sana vermeyene vermek, sana zulmedeni affetmektir ” buyuruyor.40

Peygamberimizin Müslümanlara öğrettiğine göre, “Akraba ile bağı koparmaya yemin de edilmez, nezir de edilmez!” 41 Nitekim sahabenin zenginlerinden olan Mâlik b. Nadle el-Cüşemî, amcasının oğluna bir şey vermemeye ve onunla ilişkiyi sürdürmemeye yemin ettiğini söyleyince Peygamberimiz ondan, daha hayırlı olanı yapmasını ve yemininin kefaretini ödemesini istemiş.42

Peygamber Efendimizin; akrabalık ilişkilerini bazı hadislerinde doğrudan iman ile irtibatlandırdığını görüyoruz, bazı hadislerinde de akrabalık bağını koparmanın doğuracağı olumsuz sonuçlara işaret ettiğini görüyoruz. Bakın bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor Peygamberimiz:

“Kim Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsa, misafirine ikramda bulunsun. Kim Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsa, akraba ilişkilerini sürdürsün ” 43

Peygamberimiz bir hitabesinde de şöyle buyuruyor:

“Cimrilikten sakının, çünkü sizden öncekiler cimrilik sebebiyle helâk oldular. Cimrilik onları vermemeye sevk etti de vermediler, akrabaya iyiliği kesmeye sevk etti de kestiler, günah işlemeye sevk etti de günah işlediler.” 44

Bizim dinimizde, sıla-i rahme bu kadar önem verilmesine rağmen, maalesef Müslümanların bu konuda oldukça zayıf olduklarını görüyoruz artık.

Şehirleştikçe akrabalık bağlarımızın koptuğunu görüyoruz. Milyonların yaşadığı şehirlerde insanlar artık hem bireyselleşti hem de yalnızlaştı. Gerek hayat şartları, gerekse 'kimseye muhtaç olmadan yaşama' dürtüsü, insanları akrabalarından uzaklaştırdığını görüyoruz. İnsanlar artık ailesine, çocuklarına, ebeveynine, sıla-i rahme yeterli zaman ayıramaz oldu.

Günümüzdeki bunca iletişim ve ulaşım araçlarına rağmen, sıla-i rahim eskiye göre daha kolaylaştı ama nedense her geçen gün biraz daha zayıflıyor. Ne yazık ki sıla-i rahim artık sadece birinci dereceden akrabaların ziyaretine indirgenmiş durumda, ikinci ve üçüncü dereceden akrabalar âdeta birbirlerini unutmuşlar vaziyette, gençler en yakın akrabalarını bile hiç tanımıyor.

Daha da acısı gençler için akrabalığın bir önemi kalmamış. Gençlere siz akrabasınız dediğiniz zaman “Ha! Öylemi?” diye geçiştirdiğini görüyoruz. Söz konusu ilişkiler sadece bayramlaşma, düğün veya cenaze merasimlerine katılma şeklinde kısa süreli devam ediyordu ama maalesef son zamanlarda bunlarında bir öneminin kalmadığına şahit oluyoruz bazen.

Ve’l hâsıl-ı kelâm; Müslüman, dinimizin bu kadar önem verdiği rahim ve rahmet bağlarını zayıflatmamalı, aksine güçlendirmeli. Bağların kopmasıyla, aradaki rahmetten, sevgi ve merhametten mahrum kalınacağı unutulmamalı. Peygamber Efendimiz'in ifadesiyle, “Akraba ilişkisini kesen, cennete giremez.” 46

Bu rahmet bağının kurulması, sadece akrabalar arasındaki rahmet akışını değil, aynı zamanda Rahmân ve Rahîm olan Rabbimizin rahmetinin üzerimize bolca inmesini de sağlayacağını unutmamalıyız. Peygamberimizin bildirdiğine göre rahim, arşa asılıdır ve (hâl diliyle) şöyle der: “Benimle irtibatı sürdürenle, Allah da irtibatını sürdürsün! Benimle bağını kesenden Allah da bağını kessin!” 47

Son olarak Peygamber Efendimizin, akrabalık bağlarının koparılmasının kıyamet alâmetlerinden biri olarak saydığını hatırlatalım48 ve sözün özünü yine Peygamber Efendimize bırakalım:

“Sevabı dünyada iken verilecek iyilik, (başkalarına) iyilik etmek ve akraba ile ilgilenmektir. Cezası dünyada iken verilecek kötülük de haddi aşarak azgınlık yapmak ve akraba ile iyi ilişkiyi kesmektir.” 49