SIRAT-I MÜSTAKÎM
Değerli Mü’minler!.. Hepimiz yolcuyuz… Bu hayatın yolcuları olarak yolumuza devam ediyoruz… Bir taraftan maddi varlığımızla anne rahminden başlayan bir yolculuk… Ve toprakla son bulan bir yolculuk… Diğer taraftan ise; Allah yolunun yolcularıyız… Mü’minler, Müslümanlar olarak İslam yolunun yolcularıyız… Bu yolu tercih etmişiz… Hayatın anlamının burada olduğuna karar vermişiz… Zaten kıldığımız namazlarda her gün kırk defa tekrar ediyoruz…
اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقٖيمَ
““Ya Rabbi!.. Bizleri dosdoğru yolundan ayırma… Sıratı müstakîmden ayırma” diye…”
Namazlarımızın her rekâtında Fatiha’da okuyoruz… Bununla “Yolumuz şaşırtma Ya Rabbi!” diye dua ediyoruz… Ve Rabbimizin desteğini, himayesini, yardımını niyaz ediyoruz…
Öyleyse Değerli Kardeşlerim!.. Doğru yoldan sapmamak, yolumuzu şaşırmamak son derece önemlidir… Bu hayat yolculuğunda bir yol bilincine ve bir yolcu bilincine sahip olmak çok önemli…
Kulluk yolu dediğimiz bu yol hep kavşaklarla devam ediyor… Kavşaklarda yanlış yollara sapabiliriz… Allah’a götüren yolla, şeytana götüren yolları bir birinden iyi ayırmalıyız… Rabbimizin yolu tektir… Ancak şeytanın yolları çoktur… (EN’AM;153)
وَاَنَّ هٰذَا صِرَاطٖى مُسْتَقٖيمًا فَاتَّبِعُوهُ
“Cenab-ı Hakk böyle buyuruyor… İşte bu benim dosdoğru olan yolumdur… Ona tabi olun…”
وَلَا تَتَّبِعُوا السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَنْ سَبٖيلِهٖ
“Onun dışında diğer yollara tabi olmayın… O diğer yollar sizi Allah’ın yolundan ayırır…”
Demek ki; Değerli Kardeşlerim!.. Yollar çok çeşitli.. Ama önemli olan Allah’ın yolunda dikkatli ve ısrarlı bir şekilde hayatımızı devam ettirmemizdir… Biraz önce dediğim gibi; hayat yolu kavşaklarla dolu… Kavşaklara geldiğimizde; hayatımızın değişik anlarında, değişik alanlarında imtihanlara tabi tutulabiliriz…
Bu imtihanlar esnasında dikkat etmeliyiz… Hangi yola gireceğimizi çok iyi belirlemeliyiz… Bu kavşaklarda kafalar karışabilir… Yolumuzu şaşırabiliriz… Peygamberin yolundan mı gideceğiz… Kur’an’ın yolundan mı gideceğiz… Yoksa şeytanın önümüze koyduğu çok çeşitli yollardan mı gideceğiz… İşte burada karar vermek, kararlı olmak, disiplinli olmak, ilkeli olmak gerçekten çok önemli…(NUR;21)
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ
Ey iman edenler! .. Şeytanın adımlarını, şeytanın izini takip etmeyin… Kim şeytanın izini takip ederse sonu hüsrandır… Sonu kötülüktür…
Değerli Mü’minler!.. Her yolun bir takım kuralları vardır… İlkeleri vardır… Yolda seyrediyorsunuz… O kurallara uymak mecburiyetindesiniz… Bu kuralları ihlal ettiğiniz takdirde… Bunun bir bedeli vardır… Hatta bunun bedelini hayatınızla bile ödemek zorunda kalırsınız…
İslam yolunun da işte böyle kuralları vardır… Bu kurallara uyarsanız hedeflere ulaşırsınız… Hem dünyada mutlu olursunuz… İlkeli, disiplinli bir hayat dünyada huzuru getirir… Hem de ahirette sonsuz ve ebedi mutluluğu, saadeti getirir bu kurallar… Ama bu kurallara uymazsanız… O zaman netice hüsranla, helakle sonuçlanır… Demek ki; bu bilinçle davranmalıyız… Hayatımızı sürdürmeliyiz… Bir yolda yolcu olduğumuz bilincine sahip olmalıyız…
Hepimiz ahirete inanıyoruz… Öldükten sonra dirileceğimize iman ediyoruz… Ama bu inanç salt, kuru bir inanç olarak kalmaması lazım… Hayatımıza damgasını vurması lazım… Bunun bir bilinç, bir şuur haline gelmesi lazım…
Şuur haline gelmediği zaman; amellerimiz üzerinde, davranışlarımız üzerinde, düşüncelerimiz üzerinde onun bir tesiri olmaz… Bu hayatın sonunda hepimiz Allah’a varacağız… Buna inanıyor ve iman ediyoruz… Aslında bütün insanlar, hangi dine mensup olursa olsun, hangi inanca ve ya hangi inançsızlığa sahip olursa olsun; herkes Allah’a varacak… Bundan hiç kimsenin kaçış yolu yok… Allah’tan geldik ve yine O’na döneceğiz…(BAKARA;156)
اَلَّذٖينَ اِذَا اَصَابَتْهُمْ مُصٖيبَةٌ قَالُوا اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ
O mü’minlerin, Müslümanların başına bir felaket, bir musibet geldiği zaman; onlar şöyle derler… Biz Allah’a aidiz… O’ndan geldik… O’na kulluk için burada varız… Ve sonunda döneceğimiz yer de O’ndan başkası değildir…
Muhterem Mü’minler!.. Demek ki, bu anlamda bir bilince, bir şuura sahip olmamız gerekiyor… Hepimiz Allah’a varacağız… Böyle inanıyor ve iman ediyoruz… Ama önemli olan Allah’ın razı olduğu yoldan O’na varmaktır…(MAİDE;105)
اِلَى اللّٰهِ مَرْجِعُكُمْ جَمٖيعًا
“Hepinizin dönüşü O’nadır…”
فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
“Yaptığınız her şeyi; aile hayatınızda, toplumsal hayatınızda, ticari hayatınızda, siyasi hayatınızda… Her nerde olursa olsun; bütün hareketlerimizle O’nun huzuruna varacağız… Öyleyse hayatımızı bu bilinçle yaşamamız gerekiyor…”
Kur’an-ı Kerim ölümden sonra dirilişi ve Allah’ın huzurunda hesabı bizlere çok vurucu ifadelerle anlatıyor… Bir ayet-i kerimede şu ifade geçiyor… “;17)
يَوْمًا يَجْعَلُ الْوِلْدَانَ شٖيبًا
“O gün öyle bir gün ki… Çocukları dahi ak saçlı ihtiyarlar haline getirecek olan bir gündür… Böyle bir gün bizi bekliyor…”
Ama Cenab-ı Hakk; bu dehşetli günün felaketinden, musibetinden bizlere kurtulma yolunu da gösteriyor… Bizler dualarımızda o günün şerrinden, o günün kötülüğünden korunmak için Rabbimize yalvarır, yakarırız… Ne deriz… (AL-İ İMRAN;194)
رَبَّنَا وَاٰتِنَا مَا وَعَدْتَنَا عَلٰى رُسُلِكَ وَلَا تُخْزِنَا يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اِنَّكَ لَا تُخْلِفُ الْمٖيعَادَ
Ey Rabbim! .. Ey Allah’ım!.. Peygamberin vasıtasıyla bizlere vaad ettiğin lütufları, güzellikleri bizlere ihsan eyle… Hesap gününde bizleri mahzun ve mahcup eyleme…
رَبَّنَا لَا تُؤٰاخِذْنَا اِنْ نَسٖينَا اَوْ اَخْطَاْنَا
“Yine Amenerrasulü’de bu duayı yapıyoruz… Ya Rabbi!.. Bizleri unuttuklarımız sebebiyle… Ve hatalarımız dolayısıyla hesaba çekme… Ve yine…”
رَبَّنَا اغْفِرْ لٖى وَلِوَالِدَیَّ وَلِلْمُؤْمِنٖينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ
Ey Rabbimiz! .. Beni, annemi-babamı ve bütün mü’minleri hesap gününde bağışla diye dua ediyoruz…
Evet; Muhterem Hazirûn!.. Hepimiz o buluşma gününe, büyük buluşmaya hazırlanmalıyız… Kur’an’ın bu ifadeleri bizi harekete geçirmesi lazım… Kıyamet sahnesiyle ilgili, haşirle ilgili, hesapla ilgili o dehşetli sahneler bizi uyarması ve kendimize getirmesi gerekir…
Eğer bizler Kur’an’ın bu beyanlarını; hesapla ilgili beyanlarını duyduğumuz halde hâlâ uyanmıyorsak… Kendimize gelmiyorsak… Orada demek ki bir problem, bir sorun var demektir…
O bakımdan hesap bilinci… Hesap şuuru… Bizim hiçbir zaman aklımızdan çıkarmadığımız bir konu olmalıdır… Biz buradayız… Bu dünyadayız…
Ama aklımız hep orada olmalıdır… Hiçbir zaman unutamadığımız bir husus olmalıdır… Yarın Allah’ın huzuruna çıkacağız… O bakımdan; adımlarımız ona göre atmalıyız… İşlerimizi, planlarımızı, programlarımızı ona göre yapmak zorundayız… Yaptığımız ve ya yapacağımız her iş Allah rızasına uygun mudur, değil midir? Bunun hesabını yapmak zorundayız…
İşte bu bilinçle yaşayanlara da Kur’an’ın müjdeleri var (ENBİYA;101,102)
اِنَّ الَّذٖينَ سَبَقَتْ لَهُمْ مِنَّا الْحُسْنٰى اُولٰئِكَ عَنْهَا مُبْعَدُونَ
Kendilerine ebedi mutluluk takdim edilenler… Evet; yani bu bilinçle yaşayanlar… Hesap şuuruyla yaşayanlar… Hesap şuuruyla nefeslerini tüketenler… Onlara ebedi mutluluk vaat edilmektedir… Ve onlar cehennem azabından uzak tutulacaklardır…
لَا يَسْمَعُونَ حَسٖيسَهَا
“Bunun da ötesinde; onlar o cehennemin hışırtısını dahi duymayacaklardır…”
وَهُمْ فٖى مَا اشْتَهَتْ اَنْفُسُهُمْ خَالِدُونَ
“Onlar orada canlarının çektiği nimetler içerisinde ebedi olarak kalacaklardır…”
Muhterem Cemaat!.. Mü’min ve Müslümanlar olarak bizler manevi bir yolun yolcularıyız… Bunun şuurunda olmalıyız… Bu dikkat ve hassasiyetle yaşamalıyız… İlkeli ve prensipli bir hayat yaşamalıyız…
Bizler hesap şuuruna sahip olmalıyız… Bu şuurda bir hayat yaşamalıyız… Biz buradayız… Ama aklımız orada olacak… Bilincimiz orada olacak… Böyle bir sorumlulukla yaşamalıyız…
Bunlar bizim dini hayatımız açısından, samimiyetimiz açısından, dindarlığımız ve takvamız açısından çok önemli… Bizler marifatullah bilgisine sahip olacağız… Muhabbetullaha sahibi olacağız… Yani Cenab-ı Mevla’yı tanımaktır bu… Allah’ın Esma-i Hüsnasını bilmektir bu… Cenab-ı Hakk’a karşı muhabbet içerisinde olmaktır…
Bunun yolu tefekkürden geçiyor… Cenab-ı Mevla bütün mahlûkatı ve bizleri yarattı… Yaşatıyor… Sonsuz nimetlerine gark etti… Bunları anlamak… Bunları idrak etmek zorundayız… Şu üzerinde yaşadığımız dünyada Cenab-ı Allah’ın bir sürü ayetleri var… Evet; onlar üzerinde tefekkür etmek… Onları anlamaya çalışmak… Kısaca Rabbimizin biz kullarına olan lütfunu ve ihsanını idrak etmek… Bunu anlamaya çalışmak gerekiyor… Allah-u Teâlâ bizim Mevlâmızdır…
نِعْمَ الْمَوْلٰى وَنِعْمَ النَّصٖيرُ
(ENFAL;40) O ne güzel Mevladır… Ne güzel dosttur… Ne güzel koruyan ve kayırandır… O ne güzel yardımcıdır… O yaratan ve yaşatandır diyor Kur’an…
Yuhyî ve yümît… O besleyip büyütendir… Rabbimizdir… Hani
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ
diyoruz ya. Âlemlerin Rabbi besleyip büyütendir… Koruyan-kayırandır… O bizim velimizdir…(BAKARA;257)
اَللّٰهُ وَلِىُّ الَّذٖينَ اٰمَنُوا يُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ
Allah mü’minlerin velisidir… Dostudur… Onları korur-kollar… Kayırır… Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır… Yediren-içirendir… Rezzaktır… Sadece insanı değil… Bütün canlıları yediren-içiren, rızıklarını bahşeden…
وَمَا مِنْ دَابَّةٍ فِى الْاَرْضِ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ رِزْقُهَا
(HUD;6)
Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki; onun rızkını vermemiş olsun…
Seven-sevilendir… Allah’ın ism-i şeriflerinden biri de Vedûd’tur…(HUD;90)
وَاسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُوا اِلَيْهِ
“Günahlarınızdan bağışlanmanız için Rabbinize yönelin… Af dileyin… Bağışlanma dileyin… Ona yönelin…”
اِنَّ رَبّٖى رَحٖيمٌ وَدُودٌ
“Cenab-ı Hakk sonsuz rahmet ve merhamet sahibidir… O sevendir-sevilendir…”
İşte bu bilinçle, bu anlayışla yaşayacağız… Yaşamalıyız… Bu marifatullaha, bu muhabbetullaha sahip olacağız… Olmalıyız…
Değerli Kardeşlerim!.. İnsanoğlu aidiyet ihtiyacı içinde olan bir varlıktır… Bir aileye mensup olmak isteriz… Bir topluma mensup olmak isteriz… Sosyal bir çevremiz olsun isteriz… Bu insanoğlunun fıtratından gelen bir ihtiyaçtır…
Bizlerin yaratılmış varlıklar olarak kime ait olduğumuzu… Nereye ve kime mensup olduğumuzu da Kur’an bize haber veriyor…(BAKARA;156)
اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ
“Biz Allah’a aidiz… Ondan geldik… Ve sonunda yine Ona döneceğiz…”
Öyleyse yaşadığımız şu hayatı Cenab-ı Hakk’ın dostluğu şuuruyla, Allah-ı Teâlâ’yı dost edinme şuuruyla yaşayalım… Yaşamalıyız… İşte zikir de budur zaten… Her zaman Onunla beraber yaşamak… Bu bilince sahip olmak…
فَاذْكُرُونٖى اَذْكُرْكُمْ
(BAKARA;152) buyuruyor Allah-u Teâlâ… Siz beni anın ki; ben de sizi anayım diyor… Zikir budur Böyle bir bilinç ve anlayışla hayatımızı sürdürmemiz gerekiyor işte…
Kur’anı Kerim Mü’minleri şöyle tarif edip anlatıyor…
وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا اَشَدُّ حُبًّا لِلّٰهِ
(BAKARA;165) Onlar yani mü’minler; her şeyden çok, en fazla Allah’ı severler…
يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُ
(MAİDE;54) Yine; Allah onları sever… Onlar da Allah’ı severler buyuruyor…
İşte bunları anlamanın yolu Allah’ın verdiği nimetleri bilip tefekkür etmekten geçiyor… Ve yine bir de Kur’an okumak…(YUSUF;105)
وَكَاَيِّنْ مِنْ اٰيَةٍ فِى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ يَمُرُّونَ عَلَيْهَا وَهُمْ عَنْهَا مُعْرِضُونَ
Bu ayet-i kerime aslında inkarcılara yönelik bir uyarı Bir hatırlatma… Yeryüzünde nice ayetler vardır, deliller vardır… Ama o insanlar o ayetlerin, o delillerin yanından geçip giderler… Rablerini hatırlamazlar diyor…
İşte tefekkür bu kadar çok önemli… Bizim Rabbimizle çok önemli bir bağımız var… Biz buna muhabbetullah diyoruz… Bu bağın zedelenmemesi için, zayıflayıp yara almaması için çalışmalıyız…
Hayatın hangi alanında bulunursak bulunalım… İster aile hayatında, ister ticarette, ister siyasette ilahi kurallara uyma noktasında gayret etmeliyiz… (MUMİNUN;57)
اِنَّ الَّذٖينَ هُمْ مِنْ خَشْيَةِ رَبِّهِمْ مُشْفِقُونَ
“Onlar Rablerine saygısızlık etmekten korkarlar…”
İşte namaz ibadeti de bize bunun için emredilmiştir… Cenab-ı Hakk’la olan bu bağımızın devam etmesi için… Namazın hikmetlerinden birisi de budur… İşte namaz manevi anlamda kalbimizi tedavi ediyor… Yani gönlümüzün sürekli Allah’a bağlı olmasını… Kalbimizde hep Allah’ın olmasını sağlıyor… Yani günde beş vakit namazla gönüllerimizin ayarlarını yapıyoruz… Gönüllerimizi Allah’a ayarlıyoruz… Namaz kulluk ahdinin tekrar edilmesidir… Günlük hayatımızda bazen istikametimizi kaybedebiliriz… Başka taraflara yönelebiliriz… Gönlümüz başka şeylere kayabilir… İşte beş vakit namaz bu durumlarda kalbimizin, gönlümüzün ayarını yeniden yapmış oluyor…
Gönülden Allah’a bağlanmamız gerekiyor Değerli Kardeşlerim!.. Çünkü biz her şeyimizi O’na borçluyuz… Kur’an bunu şöyle ifade ediyor…(İBRAHİM;34)
وَاِنْ تَعُدُّوا نِعْمَتَ اللّٰهِ لَا تُحْصُوهَا
Allah’ın verdiği nimetlerini saymaya kalksanız dahi buna gücünüz yetmez… İnsanoğlu Cenab-ı Allah’ın sonsuz nimetlerine mazhar olan bir varlıktır…(ENAM;46)
قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَخَذَ اللّٰهُ سَمْعَكُمْ وَاَبْصَارَكُمْ وَخَتَمَ عَلٰى قُلُوبِكُمْ مَنْ اِلٰهٌ غَيْرُ اللّٰهِ يَاْتٖيكُمْ بِهِ
Allah işitme ve görme duyunuzu alsa… Kalplerinizin üstüne bir de mühür vursa… Allah’tan başka sizlere bu nimetleri bahşedecek başka bir ilah, başka bir tanrı var mıdır?..
İşte Kur’an böyle soruyor bize… Cenab-ı Mevla’nın lütfunun sınırlarını biz anlamaktan, kavramaktan dahi aciziz.. Hatta bütün ömrümüzü bile versek O’nun lütfunu, ihsanını anlamaya gücümüz yetmez…
İnsanoğlu yaratıldığından beri araştırıyor… Hz.Adem’den itibaren kendini araştırıyor… Tabiatı araştırıyor… Uzayı araştırıyor… Kâinatı araştırıyor… Ancak bu gün bilim bu kadar çok ilerlediği halde bilinenler bilinmeyenlerin yanında çok az kalır…
Yaratılışımızı düşünelim… Anne rahmindeki durumumuzu düşünelim… İnsan başlangıcına bir baksa, başlangıcını bir düşünse yeter… Kur’an’ın ilk nazil olan ayetlerinde de bu geçiyor zaten… İnsana yaratılışına bakması tavsiye ediliyor…(ALAK;2)
خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ عَلَقٍ
“O insan döllenmiş bir yumurta hücresinden yaratılmıştır diyor… İşte insan önce bunu düşünmesi lazım… İnsanın marifatullaha ulaşması için, muhabbetullaha ulaşması için illâ okullar bitirmesi gerekmiyor… Aklını kullanması yeter… Aklını kullanan bir insana bu bile secdeye varması için yeterlidir… Yine bir başka ayette de Kur’an bize şunu hatırlatıyor…(MURSELAT;20)”
اَلَمْ نَخْلُقْكُمْ مِنْ مَاءٍ مَهٖينٍ
Ey insanlar! .. Biz sizi basit, bayağı bir sudan… Bir nutfeden… Bir sıvıdan yaratmadık mı?..
Evet; Değerli Kardeşlerim!.. İnsanın başlangıcı demek ki bir hücre…(TARIK;5)
فَلْيَنْظُرِ الْاِنْسَانُ مِمَّ خُلِقَ
“Öyle ise insanın başlangıcını ve Mevla’nın kendisine olan rahmetini düşünmesi gerekiyor…”
Vel Hasıl-ı Kelâm… İslam yolunun kuralları vardır… Nitekim bizler, kıldığımız namazların her rekâtında bunu hatırlıyor ve ifade ediyoruz zaten…
اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقٖيمَ
“Ya Rabbi!.. Bizleri senin yolundan ayırma… Senin koyduğun kurallardan, ilkelerden, prensiplerden ayırma diye dua ediyoruz… Yani İslam’ın kurallarından ayırma diye Rabbimize yalvarıyoruz… Eğer insan İslam yolunun kurallarına uyarsa; hem dünyanın, hem ahiretin saadetine erer… Aksi takdirde bu yolculuk hüsranla… Helakle sonuçlanabilir…”
İnsanoğlu bu gün bilimsel anlamda zirvelere ulaşmış durumda… İnsanlık bu gün bilimsel anlamda harika işler yapıyor… Her gün tabiatın sırlarını keşfediyor… Ama insanlık buna paralel olarak… Hayatını borçlu olduğu Cenab-ı Hakk’tan da bir o kadar uzaklaşıyor…
Geçmişin kadim toplumlarına baktığınız zaman… Onların hep dindar toplumlar olduğunu görürsünüz… Ama gelelim bu güne… Maalesef çağdaş dediğimiz insan bu gün her nedense sanki Allah’a küsmüş vaziyette… Cenab-ı Hakk’a sırt çevirmiş durumda… Bilgiye ulaştıkça, varlığın esrarına vardıkça; ne yazık ki Allah’a yaklaşamıyor… Gün geçtikçe insanlık daha fazla şerre, daha fazla zulme batıyor…
O halde bu şu demek… Bütün insanlık olarak yeni bir bilgi anlayışına ihtiyacımız var… Bu kadar ilim, bu kadar bilim ve teknoloji insanı Allah’a yaklaştırmıyorsa… İnsanı yüceltmiyorsa… Demek ki orada bir sorun var demektir…
Öyleyse insanı asıl sahibine yaklaştıracak olan… İnsanı irfan ve erdem sahibi yapan bir bilgi ve eğitim anlayışına ihtiyacımız var demek ki… Bize bunu sağlayacak olan da Kur’an’dır… Kur’an’ı sadece okumaktan öte; anlamaktır… Peygamberi anlamak ve Peygamberin izine dönmektir… Peygamber ahlakını yaşamaktır… Kısaca; uydurulan değil, indirilen dine uymaktır… Çünkü hayatın anlamı budur… Yani biz her şeyi öğrendik ve biliyoruz… Ama hayatın anlamını bir türlü öğrenemedik… Çocuklarımıza da öğretemedik… Ve hâlâ daha öğretemiyoruz… Oysa bütün canlıların içinde hayatın anlamını öğrenebilecek tek canlı insandır… Bizim bunu öğrenmeye ve öğretmeye ihtiyacımız var…
Eğer bu işi ciddiye almazsak… Bu işi ciddiye almayanlar dini de ciddiye alamayacağı için… Allah muhafaza sonumuz ebedi hüsran olur… Oysa hayatın anlamı da işte tam da burada gizilidir… Yani bu dünya hayatının anlamı ebedi olan ahiret hayatıdır… İşte hayatımızı bu ebedilik şuuruyla yaşamalıyız… Eğer burada 60-70 yıllık hayatında Allah’ı razı edip de ebedi hayatı kazanamamışsan… Değil 60-70 yıl, 1000 yıl yaşasan neye yarar…
