SÖZ AHLÂKI
Bildiğiniz gibi geçen bahar aylarından beri bütün insanlığın hayatını alt üst eden, hepimizi evlerimize mahkûm eden, binlerce insanın ölümüne, yüzbinlerce insanın hastalığına sebep olan bir salgını yaşıyoruz… İlk defa evlerimizde karantina altında, camiden, cemaatten, teravihten mahrum kaldığımız günler, aylar yaşadık… Bunlardan mahrum bir Ramazan ayı geçirdik… Şüphesiz bu süreç bütün insanlığa, hepimize çok şey öğretti… Çok büyük dersler ve ibretler var… Ortak evimiz ve yurdumuz olan tabiata ne kadar hoyrat davrandığımızı hep birlikte gördük… İnsanın değerini, sağlığın ne kadar önemli olduğunu, aldığımız bir nefesin bile ne kadar kıymetli olduğunu bu süreçte çok iyi öğrendik… Dünyayı insanlarla birlikte kardeşçe paylaşmanın ne büyük bir nimet olduğunu bir kez daha gördük… Hele hele özgürlüğün insan için ne büyük nimet olduğunu anladık Müslüman olarak caminin, cemaatin, cumanın, bayramın ne muhteşem bir nimet olduğunun farkına vardık… Ancak bir şey var ki; onu bu süreçte de yapamadık…
Dargınlıkları bir kenara bırakamadık… Bu zor süreçte dahi bir birimizi sözle yaralamaya devam ettik… Yanlış bilgilerden hareketle birbirimizi yaralamaktan maalesef vaz geçemiyoruz… Aramızdaki kırgınlıkları gideremiyoruz…
Maalesef, en büyük ayrılığı-gayrılığı söz üzerinden yaşıyoruz… Söz üzerinden kırıp-döküyoruz birbirimizi… Laflarımızı, sözlerimizi birbirimizin kalbine kurşun sıkarcasına konuşuyoruz… Ramazan aylarında midelerimize oruç tutturuyoruz ama dilimize oruç tutturamıyoruz…
Kur’an-ı Kerim’in söz ahlakıyla ilgili bize çizdiği muhteşem bir çerçeve var… Bu sohbetimizde sizinle bunu konuşmak istiyorum bu gün…
Değerli Mü’minler!.. Kur’an’da söz ahlakını bize anlatan, bir diğer adı da ahlak olan bir sure var… Hucurat Suresi…
Bu Hucurat Suresi bize söz ahlakını öğretmek için nazil olmuş… Sure hem insanoğlunun aynı özden, aynı topraktan, aynı anneden, aynı babadan yaratılmış olmaktan kaynaklanan, aynı hılkatten gelen evrensel kardeşliğini ilan eder… Hem de iman kardeşliğini ilan eder… (HUCURAT;13)
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّا خَلَقْنَاكُمْ
مِنْ ذَكَرٍ وَاُنْثٰى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوباً وَقَبَٓائِلَ لِتَعَارَفُواۜ
““Ey insanlar!.. Biz sizi bir erkek ile bir kadından yarattık… Sizleri şubelere, kabilelere, milletlere ayırdık ki, birbirilerinizin varlığını tanıyasınız, birbirinizin hukukunu tanıyasınız, birbirinizle marifet, bilgi alış-verişinde bulunasınız diye…””
Bu surede öğretilen ikinci kardeşlik ise iman kardeşliği…
اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ
“Mü’minler ancak kardeştir””
فَاَصْلِحُوا بَيْنَ اَخَوَيْكُمْ
““Öyleyse hepinize düşen vazife, mü’minler arasındaki bu kardeşliği ıslah etmektir… Mü’minlerin arasını bulmaktır…””
Bu sure bize hem birinci kardeşliği; yani hılkatten kaynaklanan insan kardeşliğimizi, hem de bizi kardeş kılan iman kardeşliğimizi ihlal eden en temel kurallara da işaret ettiği için bu sureye aynı zamanda Ahlâk Suresi denilmiştir… Bu manada bu kardeşlik hukukunu ihlal eden yedi büyük kötülüğü Kur’an-ı Kerim peş peşe bu surede sıralamıştır… Mesela demiştir ki;
لَا يَسْخَرْ قَوْمٌ مِنْ قَوْمٍ
““Birbirinizle alay etmeyin… Bir topluluk bir başka toplulukla sakın alay etmesin… Bir kadın, kadınlar topluluğu başka bir kadınlar topluluğunu sakın alaya almasın… Ola ki, kınadığı insanlar kendisinden daha hayırlıdır…””
وَلَا تَلْمِزُٓوا اَنْفُسَكُمْ
““Birbirinizi karalamayın, birbirinizi horlamayın, birbirinizi hakir görmeyin…””
وَلَا تَنَابَزُوا بِالْاَلْقَابِۜ
““Birbirinizi lakaplarla çağırmayın, hoşlanamayacağı isimlerle çağırmayın…””
اجْتَنِبُوا كَث۪يراً مِنَ الظَّنِّۘ
““Birbirinizin aleyhinde zanda bulunmayın, su-i zan yapmayın…””
وَلَا تَجَسَّسُوا
““Birbirinizin ayıbını araştırmayın, birbirinizin casusu olmayın…””
وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضاًۜ
““Birbirinizin gıybetini yapmayın…””
Bu gıybet ayetinde Cenab-ı Allah; gıybeti ölen kardeşimizin etini kesip çiğ çiğ yemek gibi çirkin bir davranış olarak tasvir ediyor… Ve sonra yedinci olarak da;
اِنْ جَٓاءَكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَأٍ فَتَبَيَّنُٓوا
““Yoldan çıkmış birisi size bir haber getirirse onu araştırmadan kabul etmeyin… Araştırmadan onun sözüne inanmayın… Aksi takdirde cehaletle, bilmeden kardeşlerinizin hakkına girersiniz…” buyuruyor…”
Değerli Kardeşlerim!.. Kur’an-ı Kerim’de söz ahlakını sadece Hucurat Suresi’nde görmüyoruz… Kur’an’ın tamamında görüyoruz… Ve Kur’an’da söz ahlakını anlatan bütün ayetleri toplayıp bir araya getirdiğimizde 7-8 tane söz çeşidinden bahsedildiğini görüyoruz…
Bunlardan birincisi KAVL-İ HASEN; güzel söz… Mü’min güzel söz sahibi olacak ve güzel konuşacak…(BAKARA;83)
وَقُولُوا لِلنَّاسِ حُسْناً
““İnsanlarla güzel konuşunuz…””
وَقُولُوا لِلنَّاسِ حُسْناً
“İnsanlarla güzel konuşacaksın”
Başka bir ayette ise; Kavl-i Hasene karşı Kavl-i Su’… Kötü söz… Allah’ın sevmediği söz olarak ifade edilmiştir…
لَا يُحِبُّ اللّٰهُ الْجَهْرَ بِالسُّٓوءِ مِنَ الْقَوْلِ
““Allah çirkin sözden hoşlanmaz…” (NİSA;148) buyurmuştur…”
İkincisi KAVL-İ ADL… Adaletli söz… Cenab-ı Rabbil Alemin;
وَاِذَا قُلْتُمْ فَاعْدِلُوا
““Konuştuğunuz zaman adaletli konuşunuz…”(EN’AM;152) buyuruyor… Söz söylediğiniz zaman sözünüz adil olsun… Sözün adaleti nedir derseniz… Sözün adaleti; dengeli oluşudur, yani ötekine başka, berikine başka konuşmamaktır… Bir de, sözün her türlü aşırılıktan uzak oluşudur…”
Adaletli söze karşı reddedilen bir söz çeşidi var… O da KAVL-İ ZÛR… Kavl-i Zûr hakikat ifade etmeyen kötü sözdür… Tezvirat amaçlı bütün sözlerin adı Kavl-i Zûr’dur…
Hatta
وَاجْتَنِبُوا قَوْلَ الزُّورِ
Tağuttan, puttan kaçındığınız gibi zûr sözden, yani tezviratlı sözlerden kaçınınız…” (HAC;30) buyuruyor Cenab-ı Hakk…
Bir başka söz çeşidi de; KAVL-İ SEDİD… Kavl-i Sedid; sağlam söz, doğru söz demektir…
وَقُولُوا قَوْلاً سَد۪يداًۙ
““Sağlam konuşun…”(AHZAP;70) Sözünüz hakka uygun olsun, sözünüz doğru olsun… Sağlam, dürüst, insaflı söz söylemektir Kavl-i Sedid… Başkalarının hakkında bütün ima ve gizli anlamlardan, gizli anlamalardan, yersiz kuşkulardan arınmış bir şekilde konuşmaktır Kavl-i Sedid sahibi olmak…”
Gerçeği hem abartmadan, hem de eksiltmeden olduğu gibi aktarmaktır…
Buna karşı Cenab-ı Allah; başka ayetlerde eğri-büyrü sözlerden kaçınmamızı emrediyor ve ona da KAVL-İ LAHN diyor… Kavl-i Lahn nifak içerisinde olan insanların konuşmasıdır…
وَلَتَعْرِفَنَّهُمْ ف۪ي لَحْنِ الْقَوْلِۜ
““Sen onları eğri-büyrü konuşmalarından anlarsın…” (MUHAMMED;30) buyuruyor…”
Bir başka söz çeşidi de KAVL-İ ZUHRUF… Sadece başkasını etkilemek için yapılan süslü-püslü, cilalı konuşmalara da Kavl-i Zuhruf denilmiştir…
Kavl-i Zuhruf ve Kavl-i Lahn dediğimiz eğri-büyrü sözlerden ve süslü-püslü sözlerden kaçınıp; özellikle sedid, yani sağlam ve doğru sözlü olmayı emrediyor Kur’an-ı Kerim…
Bir başka söz çeşidi de KAVL-İ LEYYİN… Kavl-i Leyyin ayeti hâsseten; böyle bazen Allah’ın dininin sahibiymiş gibi -hâşâ- hareket eden ve bu noktalarda aşırı giden insanları böyle hayrette bırakan bir ayettir aslında… Bu ayet iki büyük peygamberi; Hz.Musa’yı ve Hz.Harun’u yeryüzünün en büyük zalimi olan Fir’avun’a gönderirken Cenab-ı Allah’ın peygamberlerine verdiği bir emirdir…
فَقُولَا لَهُ قَوْلاً لَيِّناً
““Onunla yumuşak konuşun, yumuşak söz söyleyin…” (TAHA;44) buyuruyor…”
Tarihteki meşhur Haccac-ı Zalim bir hutbe irat ederken âlimlerden birisi ayağa kalkar ve çok ağır konuşur Haccac’a… Kendisinin ne kadar zalim olduğunu falan biraz hakaretvari konuşur… Rivayet odur ki; Haccac-ı Zalim o âlime şu cevabı verir… “Yahu kardeş; ben Fir’avun’dan kötü değilim, sen de Musa’dan ve Harun’dan büyük değilsin… Allah Musa’yı, Harun’u bile Fir’avun’a gönderirken
فَقُولَا لَهُ قَوْلاً لَيِّناً
dedi…”
Beşincisi; KAVL-İ KERİM… Kavl-i Kerim; gönül alıcı söz demektir… Saygılı söz demektir… Cömert ifadeler demektir… Ve Kavl-i Kerim evlatların anne-babalarıyla konuşurken takınacakları üsluba dairdir…
فَلَا تَقُلْ لَهُمَٓا اُفٍّ وَلَا تَنْهَرْ هُمَا
“öf bile demeyin, onları azarlamayın…” dedikten sonra;”
وَقُلْ لَهُمَا قَوْلاً كَر۪يماً
““Annenizle-babanızla konuşurken kavl-i kerim sahibi olun, gönül alıcı konuşun, saygılı sözler kullanın…”(İSRA;23) diyor Cenab-ı Allah…”
Kur’an’daki altıncı söz çeşidi ise; KAVL-İ MA’RUF Kavl-i Ma’ruf, bilgiye dayalı, olumlu, faydalı, yapıcı, makbul, yerinde olan söz demektir…
وَقُولُوا لَهُمْ قَوْلاً مَعْرُوفاً
““Onlarla ma’ruf konuşunuz…”(NİSA;8) buyuruyor Cenab-ı Mevla…”
Başka ayetlerde de Ma’ruf Söze karşı, Münker Söz kullanılıyor… O da hiçbir değeri olmayan kötü söz demektir… Özellikle de; yine nifak içerisinde olanların sözü olarak ifade edilir… Kavl-i Ma’ruf özellikle aile hukukunda, eşlerin birbirlerine karşı kullanacakları dilin adıdır ve kaçınacakları dil de Münker sözdür…
Çünkü bu
قَوْلاً مَعْرُوفاً
ayeti, bize aile hukukunu bildiren, anlatan ayetlerde geçmektedir…
Yedinci söz çeşidi; KAVL-İ MEYSÛR… Kavl-i Meysûr; kolaylaştırıcı söz, rahatlatıcı söz demektir… Kavl-i Meysur bilhassa zengin servet sahibi, varlıklı insanların fakir insanlarla, kendisinden borç alan insanlarla yapacağı konuşmanın adıdır… Onlar böyle bir talepte bulunduklarında, onlara kolaylaştırıcı söz söyleyecekler, onları zorlamayacaklar…
فَقُلْ لَهُمْ قَوْ لاً مَيْسُوراً
““Hiç değilse kendilerine rahatlatıcı bir söz söyle…” (İSRA;28) buyurulmuştur…”
Bu ayet İsra Suresi’nin 28. ayeti… Ama Cenab-ı Allah Bakara Suresi’nde “Ey iman edenler!.. Sadakalarınızı fakir kullarımın başına kakarak, eziyet ederek iptal etmeyin…” derken Kavl-i Ma’rufu burada da kullanmıştır Kavl-i Meysurla beraber… Demiştir ki;(BAKARA;263)
قَوْلٌ مَعْرُوفٌ وَمَغْفِرَةٌ خَيْرٌ مِنْ صَدَقَةٍ يَتْبَعُهَٓا اَذًىۜ
““Gönül alıcı bir sözünüz; eziyet ederek, başa kakarak yapacağınız milyonlarca yardımdan daha değerlidir…””
Bütün bunlarla birlikte; Kur’an-ı Kerim’de sekizinci bir söz çeşidi de, KAVL-İ TAYYİB… Hoş söz… Cenab-ı Hakk bu ayette güzel sözü; kökü yerde sabit, dalları semaya yükselmiş, meyvesi daima yenen bir ağaca benzetiyor…(İBRAHİM;24-25)
مَثَلاً كَلِمَةً طَيِّبَةً
كَشَجَرَةٍ طَيِّبَةٍ اَصْلُهَا ثَابِتٌ وَفَرْعُهَا فِي السَّمَٓاءِۙ
تُؤْت۪ٓي اُكُلَهَا كُلَّ ح۪ينٍ بِاِذْنِ رَبِّهَاۜ
“Kötü sözü de; hiçbir meyvesi olmayan, köksüz kötü bir ağaca benzetiyor…(İBRAHİM;26)”
وَمَثَلُ كَلِمَةٍ خَب۪يثَةٍ كَشَجَرَةٍ خَب۪يثَةٍۨ
اجْتُثَّتْ مِنْ فَوْقِ الْاَرْضِ مَا لَهَا مِنْ قَرَارٍ
“Onun hiçbir kararı, hiçbir kökü yoktur…”
Değerli Mü’minler!.. Bizler toprağa bile yumuşak basmakla emrolunmuşuz…(İSRA;37)
وَلَا تَمْشِ فِي مَرَحاًۚالْاَرْضِ
Aynı şekilde insanların kalbine de doğru ve güzel sözle dokunmak zorundayız… Yumuşak yürümek, yumuşak konuşmak kötü bir şey değil, bir zafiyet, bir eksiklik değil… Vakardır… Tevazudur… Kibir alçaltır, tevazu yüceltir… Mü’min alçak gönüllülük kanatlarını herkese açmak zorundadır… Cenab-ı Mevla’nın ifadesidir bu…
Değerli Mü’minler!.. Kur’an-ı Kerim’de bu kadar anlatılan söz; insanın sadece sıradan bir davranışını değil, aslında kişiliğinin ifadesidir… Sözün öncesinde niyet vardır… Niyet amellerin çekirdeğidir… Sözün öncesinde irade vardır… Sözün öncesinde bir düşünce vardır… Sonrasında ise iş vardır, amel vardır, davranış vardır…
Söz hem niyetlerin, hem de amellerin ifade ve tercümanıdır… Peygamber Efendimiz “İnnemel e’mâlü binniyet” buyuruyor… Ameller ancak niyetlere göre değer kazanır…
Aslında burada şunu da unutmamak lazım… Sözün kendisi de başlı başına bir ameldir… Sözü güzel olmayan insanın davranışlarında ve ahlakında güzellik aramak beyhudedir… Allah’ın öğrettiği kelimeleri, isimleri yine O’nun öğrettiği beyan ile; çünkü,(BAKARA;31)
وَعَلَّمَ اٰدَمَ الْاَسْمَٓاءَ كُلَّهَا
“Adem’e bütün esmayı Cenab-ı Allah öğretti… (RAHMAN;1-4)”
عَلَّمَ الْقُرْاٰنَۜ اَلرَّحْمٰنُۙ
خَلَقَ الْاِنْسَانَۙ عَلَّمَهُ الْبَيَانَ
Beyanı da insana Cenab-ı Allah öğretti… İnsanı esmanın tecelligâhı kılacak kıvama getirmek gerekiyor… Güzel söz, güzel davranışın eseridir… Az önce okuduğum ayetin devamında o vardı… (AHZAP;70-71)
وَقُولُوا قَوْلاً سَد۪يداًۙ
يُصْلِحْ لَكُمْ اَعْمَالَكُمْ
Sağlam, doğru konuşun ki; amelleriniz salih olsun… Bunlar birbirine bağlıdır… Güzel konuşun amelleriniz salih olsun; amelleriniz salih olsun ki sözünüz sağlam olsun… Bu sebeple amel defterlerine yazılanlar sadece elimizin ve ayağımızın yaptığı işler değil, dilimizin yaptığı işler de bir ameldir… Bu zamanda artık klavyemizin başında parmaklarımızın yaptığı iş de bir ameldir… Ağızdan çıkan her söz hakikat terazisinde mutlaka tartılacaktır ve ilahi kayıt altına alınıyor… Nitekim Cenab-ı Hak öyle buyuruyor:(KÂF;18)
مَا يَلْفِظُ مِنْ قَوْلٍ اِلَّا لَدَيْهِ رَق۪يبٌ عَت۪يدٌ
İnsanın dilinden dökülen her kelime, her söz Allah’ın gözetici melekleri tarafından kayıt altına alınır ve sonra o kayıt altına alınanlar amel olarak amel defterine kayıt edilir…
Değerli Mü’minler!.. Sözlerimi şu ifadelerle bitirmek istiyorum… Bizler bu topraklarda yaşayan insanlar olarak aynı toprağın, aynı suyun çocuklarıyız… Aynı inancın evlatlarıyız… Aynı kitabın mü’minleriyiz Aynı Peygamberin ümmetiyiz… Aynı milletin, aynı tarihin çocuklarıyız… Ve aynı zamanda tarihin bizim omuzlarımıza yüklediği bir sorumlulukla, hâlâ nice mazlum milletin de umuduyuz…
Öyleyse artık bütün kutuplaşmaları bir tarafa bırakarak, sözün ahlakını yücelterek, yeni bir hayata başlayalım derim… Demiştim ki; gelin hüznü sevince dönüştürelim, mahrumiyeti rahmete dönüştürelim, muhasarayı muhasebeye dönüştürelim… Korona denen bu musibeti pek çok hususta olduğu gibi, bu hususta da bir rahmete dönüştürelim…
