SÜBHANEKE DUASININ ANLAMI VE TEFSİRİ
سُبْحَانَكَ اَللّٰهُمَّ وَبِحَمْدِكَ وَتَبَارَكَ اسْمُكَ وَتَعَالٰى جَدُّكَ وَجَلَّ ثَنَآئُكَ وَلاَ اِلٰهَ غَيْرُكَ
“Bu duayı Hz.Ayşe (RA) rivayet ediyor… Bu rivayet Hanefilerin esas almış olduğu rivayet… Yani namaza başladığımız zaman biz Hanefiler bunu okuyoruz…”
Şafiiler ve Malikiler veccehtü duası denilen şu duayı okuyorlar… “Veccehtü vechiye lillezi fetare's-semavati ve'l arde hanifen müslimen vema ene minel müşrikin… İnne salati ve nüsüki ve mahyaye ve memati lillahi rabbil alemin La şerike leh ve bizalike ümirtü ve ene minel müslimin…” Ama Hanefiler ve Hanbeliler bunu okuyorlar…
Hanefi Mezhebinin imamı, İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri Peygamberimizin ömrünün son yıllarında namazda bu Sübhaneke duasını okuduğunu söylüyor… Peygamber Efendimiz (SAV)’in Sübhaneke makamında okuduğu farklı dualar var… Ama en çok okuduğu bu iki dua ve ömrünün son zamanlarında hep Sübhaneke duasını okuduğu için de İmam-ı Azam Ebu Hanife bu duayı okumamızın doğru olduğunu söylemiş, biz de onun için bu duayı okuyoruz…
Bu rivayet Hz.Aişe Validemizden… Hz.Aişe; Peygamber Efendimize en yakınında olan kişi, O’nun eşi, bir anlamda Peygamberimizin ailesinin, evinin resmi sözcüsü… İşte bu dua oHz.Aişe validemizden rivayet ediliyor… “Peygamber (SAV) namaza başladığında “Sübhânekellâhumme ve bihamdik ve tebârakesmük ve teâlâ ceddük ve lâ ilâhe ğayruk” derdi… Bu duayı okurdu” diyor…
İşte biz de onun için bunu okuyoruz… Allah-u Ekber diye namaza başlıyoruz ve bu duayı okuyoruz… “Sübhânekellâhumme ve bihamdik ve tebârakesmük ve teâlâ ceddük ve lâ ilâhe ğayruk…”
Peki Sübhanekeyi okuyoruz da; bu duayı okurken ne diyoruz, ne söylüyoruz… Peygamber Efendimiz (SAV) daraldığında namaz kılardı… Kıldığımız namazlardan Peygamberimiz gibi haz alabilmek için abdestten başlayacaksın işe… Sonra neler söylüyorsun namazda, okumuş olduğun ayet-i kerimeler, Peygamberimiz o ayetlerden ne anlamıştı, sahabe-i kiram namaza, rükûsuna, secdesine nasıl bir mana, nasıl bir anlam yüklemişti… Bu noktada biz ne durumdayız ona bakacağız… Bu noktada öğrenmemiz gereken, bilmemiz gereken önemli hususlardan bir tanesi de bu… Sübahnekenin ve öteki duaların anlamını bilmek…
İlk başlıyorsunuz, namazın başındasınız… Cenab-ı Allah’a onun büyüklüğünü arz edecek tazim cümleleri kullanacaksınız… “Subhaneke allahümme ve bi hamdik…” “Subhaneke” Ya Rabbi bütün noksanlıklardan, bütün eksikliklerden seni tenzih ediyorum… “Subhaneke allahümme ve bihamdik” Hamd ile bunu yapıyorum Allah'ım… Huzurundayım Ya Rabbi “Subhaneke allahümme ve bihamdik…”
Cenab-ı Allah’ı tazim etmek, sadece dille, sadece lisanla olmaz… Dilimizdeki o hamd cümlelerini; müminler, Müslümanlar olarak söyleyeceğiz ki, söylüyoruz… Sonra hayatımızın bütün noktalarına, bütün şubelerine taşıyacağız… İşte biz buradayız Ya Rabbi!.. Seni ben sadece lisanımla, sadece namazda seni tesbih etmiyorum… Sana sadece namazda tazim etmiyorum… İşte hayatım, işte yaşamım, işte evim, işte sokağım, işte cemiyetim, işte okulum… Her yerde, bütün varlığımla seni tazim diyorum Ya Rabbi!..
“Subhaneke allahümme ve bi hamdik…” Hamd ile seni tesbih ediyorum Allah'ım… Bütün kemaller sende… Sende noksanlık olmaz… Sende eksiklik olmaz Ya Rabbi… Beni yarattın; gözlerim, ellerim, ayaklarım var Ya Rabbi!.. Eğer bana bir hastalık verdinse şifayı verecek de sensin Allah'ım… Bir organımı, bir uzvumu aldınsa, o zaman beni sabırla imtihan ediyorsun… Sana şunları vermiştim, bunların karşılığında bana şükredebildin mi?.. Şimdi onu, ya da bir tanesini senden alıyorum, bunun karşılığında Cenab-ı Allah’a yapmadığım şükürlerin eksikliğini giderme adına Allah-u Teala’dan istiğfarda bulunacak mısın, pişman olacak mısın, nadim olacak mısın?..
Yani “Sübhaneke Allahümme ve bihamdik” derken “Ya Rab!.. Kemal sende, noksanlık bizde… Kemal bu kitapta, Kur’an-ı Kerim'de… Eğer bu kitabı biz hayatımıza tatbik edersek, uygularsak; yaşantımızda, insanlığımızda, kulluğumuzda eksiklik olmayacak Allah'ım…” Bunu söylüyoruz… Ama senin kitabını almazsak, onunla amel etmezsek; problemler, sıkıntılar bitmeyecek Ya Rabbi!..
Türkiye’de bir gün camiye bir hanımefendi geldi… “Hocam size bir şey sormak istiyorum, sizden bir ricam var” dedi… “Buyurun” dedim… “Hocam bizim şöyle şöyle sıkıntılarımız var” dedi ve uzun uzun anlattı ailevi ve geçim sıkıntılarını… “Bize neler söylersiniz, ne yapalım, neleri okuyalım?.. Siz bize bir şeyler yazsanız, onları taşısak, evimize koysak vs.” şeyler dedi… “Ben bir şey yazmıyorum Allah-u Teala gönderdi kitabını, onu okuyalım diyoruz” dedim… O bayana verdiğim cevabı size de söylemiş olayım, yeri gelmişken… “Sahabe-i kiram buyuruyor ki; çocuk eğer nazar olduysa, sihir vesaire varsa ve çocuk olduğu için Kur’an’ı okuyamıyorsa yazar boynuna asardık… Kur’an şifadır, Kur’an kendi söylüyor bunu, yani şifa olduğunu…
وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَاءٌ
Kur'an, mü'minler için şifadır…”(İSRA;82)
هُوَ لِلَّذٖينَ اٰمَنُوا هُدًى وَشِفَاءٌ
“"O, inananlar için bir şifadır…”(FUSSİLET;44)”
وَشِفَاءٌ لِمَا فِى الصُّدُورِ
““O dertlere şifadır…”(YUNUS;57) diyor… Ama eğer kendisi Kur’an-ı Kerim okuyabiliyorsa, sen şu ayetleri oku… Şifayı halkeden Allah-u Teala inşallah şifanı verir derdik” diyor sahabe…”
Yani Allah-u Teâlâ bu kitabı kâğıtlara yazalım, sonra onları boynumuza asalım diye indirmedi… Elbette Kur’an-ı Kerim şifadır… Ama Allah-u Teâlâ bu kitabı bize onu yazın diye değil, yaşayın diye gönderdi… Yaşayacağız… O bayana “Eğer sen daralıyorsan, evinde huzur yoksa, sen evinde huzur, selamet istiyorsan, değil birkaç tane ayet, bütün ayetleri yazsak, onları boynuna assan; eğer sen bu Kur’an'ı yaşayamıyorsan yine şifayı bulamazsın… Ruhunda ve hayatında bir rahatlama, bir genişleme olmaz… Sen İslam kadını olarak tesettüre riayet ediyor musun?.. Modaya göre mi giyiniyorsun, yoksa Rabbimin Kur’an'da ifade buyurduğu gibi mi giyiniyorsun?.. Hayatında Allah’ın emrettiği mahremiyete uyuyor musun?.. Hayatında namaz var mı?.. Gıybet var mı?.. Dedikodu var mı?.. Tecessüs var mı, yani başkalarının özel hayatını araştırıp konuşuyor musun?.. Eğer bunları yapıyorsan bundan tövbe istiğfar ettin mi?.. Mutfağında çoluk-çocuğuna, ailene pişirdiğin yemeğin helal mi, haram mı olduğuna dikkat ediyor musun? Evladına Kur’an-ı Kerim’i ve Allah’ın emir ve yasaklarını, yani dinini öğrettin mi, öğretiyor musun?.. Namaz vakti geldiğinde hadi hep beraber namazlarımızı kılalım deyip kılıyor musunuz?.. Cenab-ı Allah bizi huzuruna davet ediyor, bunu söylüyor musun?.. Eğer bunlardan yapman gerekenleri yapmıyorsan, yasak olanları yapıyorsan; Kur’an’ın tamamını yazıp boynuna assan da hayatındaki, evindeki o huzursuzluklar, o darlık gitmez
Demek ki, hayatımızda maddi-manevi sıkıntılar, huzursuzluklar varsa, Peygamberimize bakacağız… Peygamberimiz ashabına Kur’an-ı Kerim'i yazın boğazınıza asın demedi… Onları bu kitapla amel etmeye davet etti… Onlar da bu Kur’an ile amel edince yani Kur’an'ı hayatlarına tatbik edince, onların dünyası değişti… Onlar da sıkıntı çekiyorlardı… Evlerine ekmek götürmekte zorlananlar vardı… Bunlardan biri de Hz. Fatıma'nın eşi Ali idi… Peygamberimizin damadı… O da çok fakirdi, evine ekmek götürmekte zorlanıyordu… Peygamber Efendimiz Kur’an ayetlerini, kendi yolunu yani sünnetini tavsiye etti… Bununla amel edeceksiniz, buna göre yaşayacaksınız dedi…
Kur’an-ı Kerim bize onu anlatıyor… Yüreğinde daralma olabilir, işinde-gücünde, geçiminde darlık olabilir… Allah-u Teâlâ Kur’an-ı Kerim'de bize bir reçete veriyor… Ama bu reçeteyi hayatına tatbik etmeden önce şunu düşüneceksin; dünya bir imtihan yeri, bu dünya Cennet değil, burada farklı şekilde mutlaka imtihan olacaksın… Maddi manevi hastalık gelecek, bela gelecek, musibet gelecek, ölüm olacak… Bütün bunlar olacak, bazen kazanacaksın, bazen kaybedeceksin… Hayat mevsimden mevsime dönüp duracak ve sonra ömrün bitecek, ayrılacaksın bu dünyadan… Peygamber Efendimizin Peygamberlik hayatına bakacaksın; 23 yıl sürekli olağanüstü şartlarda geçen bir hayat… Ama Peygamberimiz olağanüstü şartlarda geçen o hayatında ne tekbiri, ne hamdi, ne secdeyi, ne Kur’an-ı Kerim'i bıraktı… Buyurur ki Kur'an'ı Kerim Hicr Suresi’nin 97. ayet kerimesinde; “Onların dediğinden dolayı, iftiralarından, küfürlü yobazlarının o cümlelerinden dolayı
وَلَقَدْ نَعْلَمُ اَنَّكَ يَضٖيقُ صَدْرُكَ بِمَا يَقُولُونَ
senin yüreğinde bir daralma var, daralıyor yüreğin” diyor… Bakın Peygamberimizin de yüreği daralıyormuş… Kur’an söylüyor bunu… Çare ne?.. Deva ne?.. Ne yapacaksın?.. Yüreğin daralıyorsa birine gidip, bana bir şeyler yaz deyip de hazır paranı da kaptırmayacaksın…
Rabbim bize bu kitabı gönderdi… Evvela bu kitaba göre yaşayacağız… Tesettürün olacak, mahremiyetin olacak, namazın olacak, dedikodudan-gıybetten uzak bir hayatın olacak… Eğer bunlar varsa, bunları yaptıysan; hâlâ yüreğinde daralma varsa ne yapalım Ya Rabbi?.. Deva ne?..
Münafıklar, müşrikler, Yahudiler bazen farklı kollardan, bazen aynı cephede toplanıp üzerine geliyorlar ve Peygamberimizin yüreği daralıyor… Allah-u Teâlâ da
وَلَقَدْ نَعْلَمُ اَنَّكَ يَضٖيقُ صَدْرُكَ بِمَا يَقُولُونَ
nların söyledikleri şeylerden dolayı göğsünün daraldığını biliyoruz” diyor ya az önce okuduğum ayette… Peki çaresi ne?.. Hemen bir sonraki ayette, 98. ayette çaresini söylüyor Allah-u Teâlâ… O zaman
فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَكُنْ مِنَ السَّاجِدٖينَ
a Rab sen bütün noksanlardan münezzehsin… Kemal sen de, senin nizamında, senin buyruklarında diye hamd ile Allah’ı tesbih et…
وَكُنْ مِنَ السَّاجِدٖينَ
ecde edenlerden ol, yani namaz kılanlardan ol… SubhanAllah de, fakat sadece lisanınla değil, bütün hücrelerinle Allah'ı tesbih ediyorsun, sonra namaz kılıyorsun… İçindeki dertler, yüreğinde sıkıntılar, hafakanlar; bütün bunlarla huzura çıkıyorsun… Bir sonraki ayet, yani 99. ayet…
وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتّٰى يَاْتِيَكَ الْيَقٖينُ
gelene kadar, tesbihinden, namazından ödün vermiyorsun…
Yani bir yerde daralan bir yürek varsa, yorulduysan, evinden, eşinden, oğlundan, işinden problemler varsa, dayanamıyorum dediğin an; “Subhanallah” diyeceksin diyor Cenab-ı Allah… Beni tesbih edeceksin diyor… Beni tazim edeceksin diyor…
فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ
Cenab-ı Allah'ı teşbih ve tazim edeceksin… Sonra Nahl Suresindeki(58) şu ayetleri düşüneceksin…
وَاِذَا بُشِّرَ اَحَدُهُمْ بِالْاُنْثٰى ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَدًّا وَهُوَ كَظٖيمٌ
“nlardan birisine bir kız çocuğun dünyaya geldi diye müjde verilirse öfkeden ya da utancından yüzü simsiyah oluyordu… Nasıl benim kızım dünyaya gelir diye… Cahiliye döneminde adamın kızı oluyor; kızını ya boğazlıyordu, ya kuyuya atıyordu, ya gömüyorlardı, yani bir şekilde kaybediyorlardı kız çocuklarını…”
Kur’an-ı Kerim bize onların hukuk sistemini anlatıyor… Yani sen “Subhaneke allahümme ve bihamdik” Seni hamd ile tesbih ediyorum Ya Rabbi derken, Allah-u Teâlâ’ya senin kitabında, senin yasalarında, senin nizamında eksiklik olmaz Ya Rabbi… Eğer kullar nizam verirlerse, cahiliyede olduğu gibi olur… Onlar kız çocuklarını diri diri toprağa gömerler…
Sonra
يَتَوَارٰى مِنَ الْقَوْمِ مِنْ سُوءِ مَا بُشِّرَ بِهٖ
Onlar gizleniyorlar, saklanıyorlar… Kızı olduysa ortaya çıkmıyor adam… Neden
مِنْ سُوءِ مَا بُشِّرَ بِهٖ
ani kendisine verilen o haberden dolayı, kızın oldu deyince adamı görmüyorlar daha ortalıkta, nasıl benim kızım olur diye utanıyor adam, toplumun içine çıkmıyor…
اَيُمْسِكُهُ عَلٰى هُونٍ اَمْ يَدُسُّهُ فِى التُّرَابِ
illetle elinde mi tutacak, yoksa onu toprağa mı gömecek…
اَلَا سَاءَ مَا يَحْكُمُونَ
kadar kötü bir hüküm veriyorlar diyor Cenab-ı Allah…
Peki; kim çıkardı bu hükümleri… Yunan'ın birbirine tecavüz eden tanrıları… Avrupa dediğiniz medeniyet… İnsanları köleleştirip arenalarda aslanlara parçalatan Roma, sözde asiller de bu vahşeti seyrediyorlardı… Batı dediğiniz medeniyet işte oraya dayanıyor…
Bu gün bizim hukuk fakültelerimizde işte o katil Roma’nın hukukunu okutuluyor… Ama 15 asır önce kız çocukları diri diri toprağa gömülürken, onları kurtaran Hz.Muhammed Mustafa (SAV)'in hukuk nizamını okutamıyoruz, hiçbir İslam ülkesinde…
İşte İslam… İşte Allah Resulü’nün muazzez medeniyeti… Bakın insanlığı nereden alıyor… Babaların kız çocuklarından utandığı yerden alıyor… Dikkat edin, bakın, mukayese edin, bu nasıl bir anlayış… Batı öyleydi de doğu farklı mıydı?.. Doğu da aynıydı… Hindistan'da bir kadın kocası ölüp dul kaldığında, kocasıyla beraber onu da öldürüyorlardı… Kendini İslam medeniyetinden mahrum bırakan Avrupa'da, 1830 yılına kadar kadınların boynuna tasma takıyorlar, oğulları ya da eşleri onları hayvan pazarına götürüyor satıyorlardı… O yıllardaki Times gazetesinden araştırın, bakın; ilanlar var, adam ilan veriyor… Annemi satıyorum diyor, karımı satıyorum diyor… Avrupa dediğin bu…
Dün onlar kız çocuklarını gömüyorlardı, pazarlarda satıyorlardı, kocası öldü diye öldürüyorlardı… Bu gün farklı mı?.. Hayır, aynı devam ediyor aslında, sadece şekli değişti… Bu gün de podyumlara gömüyorlar, şehvetperestlere mahkûm ediyorlar… Ailesiz bir hayat yaşıyorlar, anne baba 40-50 yaşına gelince hayatında kimse kalmıyor, evlerinin köşelerinde uyuşturucuyla beraber ölümü bekliyorlar…
Dönelim şimdi namaza başladığımız Sübhaneke duasına… “Subhaneke allahümme ve bihamdik” diye namaza başlıyorsunuz, Allah'ı tesbih ediyorsunuz… Senin nizamında eksiklik olmaz, noksan olmaz, kusur olmaz, Roma’nın yalanlarına benzemez Ya Rabbi… Batının masallarına benzemez Allah’ım… “Subhaneke allahümme ve bihamdik…”
Bakın insanlık tarihi boyunca insanoğlu yeryüzünde çeşit çeşit çeşit düzen kurdu, sistem, nizam kurdu… Ama her biri yok olup gitti… Ama Allah-u Teala’nın koyduğu nizam ve sistem hiç değişmedi… “Subhaneke allahümme ve bihamdik” derken Allah nizamında ki bu muhteşem hali düşüneceksiniz… Bu gün var olan nizamlardan kapitalizm zengin adına fakiri sömürür, sosyalizm devlet adına insanlığı sömürür… İslamiyet ise Müslüman zengin olabilir, mal-mülk sahibi olabilir der, ama sadakayla, zekâtla zenginden alır fukaraya verir… Onun için, İslam iktisadının hâkim olduğu bir cemiyet yapısında asla sosyal patlamalar olmaz…
“Sübhaneke allahümme ve bihamdik” derken o manayı düşünüyoruz işte… Cenab-ı Allah'ı tesbih ediyoruz… Kitabında eksiklik olmaz, noksanlık olmaz Ya Rabbi!.. Kusur bizde, biz anlatamadık, biz insanlara İslam’ı arz edemedik…
“Subhaneke allahümme ve bihamdik ve tebera kesmük…” Ya Rabbi senin adında bereketler var… “Ve tebera kesmük” Senin adın da namütenahi yani sonsuz bereket var… Bunca bolluk ve bereket senin adından geliyor… Adını yâd ediyoruz, Allah diyoruz, Allah-uekber diyoruz… Bütün bereketler oradan gelir…
Onun için biz Müslümanlar her işe başlarken Bismillahirrahmanirrahim diye başlıyoruz… Her işe seni yoktan var eden Allah'ın adıyla başlayacaksın… Bismillahirrahmanirrahim diye başlayacaksın…
Peygamber Efendimiz “Hayırlı bir iş de olsa, o işe Besmele ile başlanmıyorsa, o iş ebterdir” diyor… Ebterdir, yani o işte, o işin yapıldığı yerde bereket olmaz, orada hayır olmaz diyor…
Onun için; anneler-babalar çocuklarına önce besmeleyi öğretecek… Besmele ile başlayacaklar hayata… Eğer besmele varsa, Cenab-ı Allah’ın adı varsa o hayatta, o evde bereket olur…
“Ve tebera kesmük, ve teâlâ ceddük” Ya Rabbi senin azametin yücedir Allah'ım…
veteâlâ ceddük… Senin büyüklüğün insanlara benzemez… Mahlûkata benzemez… Arada en küçük bir benzerlik bile olmaz… “ve teâlâ ceddük” Senin azametini ben lisanımla anlatamam Allah’ım… Bundan acizim… Huzurundayım, ellerimi bağladım, rükûya varıyorum, secdeye varıyorum, bütün hücrelerimle, zerrelerimle azametini anlatıyorum Ya Rabbi…
“Ve teâlâ ceddük ve lâ ilâhe gayruk” Senden başka ilah yok, senden başka mabut, senden başka hâlık yok Ya Rabbi!..
Bakın; ömür dediğimiz şey çok çabuk tükenip gidiyor… Onun için şu hayatta yatırım yapın… Nereye?.. Toprağın altına yatırım yapın… Seccade kumbarasına birikim yapın… Bakın; her gün defalarca bu çağrıyı duyuyoruz… Rabbimiz bizi gelin buraya yatırım yapın diye günde beş defa bizi çağırıyor…
Bir videoda denk gelmiştim, “Sübhaneke’yi biliyor musunuz?” diye soruyor bir kadına… “Biz buranın yabancısıyız” diyor… Doğru söylüyor aslında… Şu dünyada Allah’ını bilmeyen kişi bu dünyanın yabancısıdır… Çünkü dünyanın sahibi Allah ve sen onu bilmiyorsun… O zaman buranın yabancısısın demek ki
Beş vakit namaz kılan bir insan günde 15 defa Sübhaneke’yi okur… Başta söylediğim gibi bu dua bize Hz.Aişe’den rivayet ediliyor… Biz Hanefiler Hz.Aişe’nin bu rivayetine göre namazlarda bu duayı okuyoruz…
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik ve tebârakesmük ve teâlâ ceddük ve lâ ilâhe ğayruk…
(Cenaze namazında "ve celle senâük" kısmı da okunur…)
Sübhaneke duasının anlamı; "Allah'ım!.. Sen eksik sıfatlardan uzaksın… Ben seni ancak sana hamd ederek tesbih ederim… Seni daima böyle tenzih eder ve överim… Senin adın mübarektir… Varlığın her şeyden üstündür, şanın yücedir… Senden başka ilah yoktur…"
Allah'ın yüceliğini ve birliğini ifade eder: Kulun, Allah'a olan teslimiyetini ve kulluğunu vurgular…
Manevi arınma sağlar: Namaza başlarken okunan bu dua, kişinin günahlarından arınmasına ve manevi bir başlangıç yapmasına yardımcı olur
Namazın ağırlığını taşımaya yardım eder: Bu dua ile kul, Allah'tan ibadetini daha kolay ve feyizli hale getirmesi için yardım diler.
