CUMA VAAZI
CUMA VAZI:
اَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
الحمد لله رب العالمين والصلاه والسلام على رسولنا محمد وعلى اله وصحبه اجمعين
TEBLİĞ VE İRŞAD –
HAKİKATİ ANLATMAK MÜMİNİN SORUMLULUĞUDUR.
HAKKI SÖYLEMEK MÜMİNİN İZZETİDİR.
SUSAN DİLİN DE HESABI VARDIR.
HAK SUSARSA BATIL KONUŞUR
SUSMA! HAKİKATİN SESİ OL!
AZİZ MÜSLÜMANLAR
Bugün burada sadece bir vaaz dinlemeye gelmedik.
Bugün burada uyuyan vicdanları uyandırmaya, susan dilleri hakikatin sesiyle konuşturmaya, kendimizi ve birbirimizi Allah’ın kitabıyla yeniden hesaba çekmeye geldik.
Çünkü Müslümanlık sadece “Ben Müslümanım.” demek değildir.
Müslümanlık; hakikati bilmek, hakikate yaşamak ve gücü yettiğince hakikati güzellikle anlatmaktır.
Kur’an önce binaları değil, insanı inşa etti.
Önce duvarları değil, gönülleri fethetti.
Önce şehirleri değil, vicdanları değiştirdi.
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bize sadece ibadet etmeyi değil; iyiliği yaymayı, kötülüğe karşı durmayı, doğruyu anlatmayı ve insanlara Allah’ın rahmet kapısını göstermeyi de öğretti.
Öyleyse geliniz, Rabbimizin ve Resûlü’nün bize yüklediği bu büyük sorumluluğu yedi ayet ve yedi hadis ışığında yeniden hatırlayalım.
1. AYET
وَمَنْ أَحْسَنُ قَوْلًا مِّمَّن دَعَا إِلَى اللَّهِ وَعَمِلَ صَالِحًا وَقَالَ إِنَّنِي مِنَ الْمُسْلِمِينَ
“Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve ‘Ben Müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kim vardır?”
(Fussilet, 41/33)
1. HADİS
بَلِّغُوا عَنِّي وَلَوْ آيَةً
“Benden bir ayet bile olsa insanlara ulaştırın.”
(Buhârî, Enbiyâ, 50, 3461)
Aziz Müminler!
Rabbimiz soruyor: “Allah’a çağırandan daha güzel sözlü kim vardır?”
Demek ki Allah’ın kullarına doğruyu anlatmak sıradan bir iş değildir.
Bir insana namazı hatırlatmak…
Bir gence haramdan uzak durmasını söylemek…
Bir kardeşimize kul hakkını hatırlatmak…
Bir çocuğa Kur’an sevgisi aşılamak…
Bir günahkâra “Allah’ın rahmetinden ümit kesme” demek…
Belki sizin için küçük bir söz olacaktır.
Ama belki o söz, bir insanın hayatını değiştirecektir.
Bazen bir insanı uzun konuşmalar değil, samimiyetle söylenmiş tek bir cümle Allah’a yaklaştırır.
Öyleyse hakkı anlatmaktan utanmayalım.
Suskunluğumuz, bir kalbin Allah’a dönüşüne engel olmasın.
2. AYET
اُدْعُ إِلَىٰ سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُمْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ
“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et; onlarla en güzel yöntemle mücadele et.”
(Nahl, 16/125)
2. HADİS
يَسِّرُوا وَلَا تُعَسِّرُوا، وَبَشِّرُوا وَلَا تُنَفِّرُوا
“Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin.”
(Buhârî, İlim, 11; Müslim, Cihâd, 6, 1732)
Değerli Kardeşlerim!
Tebliğ etmek, insanları azarlamak değildir.
İrşad etmek, insanları kendimizden uzaklaştırmak değildir.
Hakikati anlatacağız; fakat hikmetle anlatacağız.
Kalpleri kırarak değil, kalplere dokunarak…
İnsanları küçümseyerek değil, Allah’ın kulları olduklarını hatırlatarak…
Kapıları kapatarak değil, Allah’ın rahmet kapısını göstererek…
Çünkü bizim görevimiz insanları kendimize değil, Allah’a çağırmaktır.
Bir insan günah işliyor diye onu bütünüyle silmek kolaydır.
Asıl marifet, o insanın elinden tutup:
“Kardeşim, dön. Allah’ın kapısı hâlâ açık.”
diyebilmektir.
Unutmayalım: Sertlik, çoğu zaman kalpleri kapatır; merhamet ise kapıları açar.
3. AYET
وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَأُولَٰئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
“İçinizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.”
(Âl-i İmrân, 3/104)
3. HADİS
مَنْ رَأَى مِنْكُمْ مُنْكَرًا فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِلِسَانِهِ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِقَلْبِهِ، وَذَلِكَ أَضْعَفُ الْإِيمَانِ
“Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.”
(Müslim, Îmân, 78; 49a)
Aziz Cemaati!
Şunu unutmayalım:
Kötülüğün büyümesi bazen kötülüğü yapanların cesaretinden değil, iyilerin susmasından olur.
Bir evde haram konuşuluyor, kimse ses çıkarmıyor.
Bir iş yerinde haksızlık yapılıyor, kimse ses çıkarmıyor.
Bir ticarette kul hakkı yeniyor, kimse ses çıkarmıyor.
Bir genç günaha sürükleniyor, herkes seyrediyor.
Sonra kötülük büyüyor.
Çünkü batılın gürültüsü, hakkın sessizliğinden güç alıyor.
Fakat burada çok önemli bir ölçü vardır:
Tebliğ, kavga çıkarmak değildir.
Tebliğ, hakaret etmek değildir.
Tebliğ, insanlara zarar vermek değildir.
Mümin; gücü, yetkisi, bilgisi ve şartları ölçüsünde hikmetle, güzel sözle ve meşru yollarla iyiliği savunur.
Sesimizi yükseltirken, kalpleri kırmamaya dikkat edelim.
4. AYET
كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ
“Siz, insanlar için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyar ve Allah’a inanırsınız.”
(Âl-i İmrân, 3/110)
4. HADİS
الدِّينُ النَّصِيحَةُ
“Din samimiyettir, nasihattir.”
Sahâbîler, “Kime?” diye sordular.
Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
لِلَّهِ وَلِكِتَابِهِ وَلِرَسُولِهِ وَلِأَئِمَّةِ الْمُسْلِمِينَ وَعَامَّتِهِمْ
“Allah’a, kitabına, Resûlü’ne, Müslümanların yöneticilerine ve bütün Müslümanlara.”
(Müslim, Îmân, 95; 55a)
Değerli Müslümanlar!
Nasihat etmek, kardeşimizin kusurunu yüzüne vurmak değildir.
Nasihat, onun iyiliğini istemektir.
Bir kardeşimiz yanlış yapıyorsa onu rezil etmek değil, ıslah etmeye çalışmak müminin ahlâkıdır.
Çünkü hepimizin eksiği var.
Hepimizin hatası var.
Hepimizin bir gün bir kardeşimizin nasihatine ihtiyacı var.
Bugün sen söylersin, yarın sana söylenir.
Bugün sen birinin elinden tutarsın, yarın belki bir kardeşin senin elinden tutar.
İyilik böyle çoğalır.
Nasihat, bir yük değil; bir kardeşlik borcudur.
5. AYET
وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ ۚ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ
“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır; iyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar.”
(Tevbe, 9/71)
5. HADİS
مَنْ دَلَّ عَلَى خَيْرٍ فَلَهُ مِثْلُ أَجْرِ فَاعِلِهِ
“Kim bir hayra vesile olursa, o hayrı yapanın sevabı kadar sevap kazanır.”
(Müslim, İmâre, 133; 1893a)
Aziz Müminler!
Bir çocuğa Kur’an öğreten…
Bir genci namaza teşvik eden…
Bir aileyi barıştıran…
Bir insanı haramdan vazgeçiren…
Bir kardeşine hayırlı bir iş gösteren…
Belki dünyada kimse onun adını bilmeyecek.
Ama Allah bilecek.
Ve o iyiliğin sevabı, o iyiliği yapan insan yaşadığı müddetçe değil, iyiliğin etkisi devam ettiği müddetçe onun amel defterine yazılabilir.
Öyleyse:
Bir iyilik yap ve unut.
İnsanların görmesini bekleme.
Çünkü tebliğde asıl mesele insanların seni alkışlaması değil, Allah’ın senden razı olmasıdır.
Gözler görmese de, Allah görür; kalpler bilmezse de, melekler yazar.
6. AYET
قُلْ هَٰذِهِ سَبِيلِي أَدْعُو إِلَى اللَّهِ عَلَىٰ بَصِيرَةٍ أَنَا وَمَنِ اتَّبَعَنِي ۖ وَسُبْحَانَ اللَّهِ وَمَا أَنَا مِنَ الْمُشْرِكِينَ
“De ki: İşte benim yolum budur; ben ve bana uyanlar Allah’a basiret üzere çağırırız.”
(Yûsuf, 12/108)
6. HADİS
فَوَاللَّهِ لَأَنْ يَهْدِيَ اللَّهُ بِكَ رَجُلًا وَاحِدًا خَيْرٌ لَكَ مِنْ حُمْرِ النَّعَمِ
“Allah’a yemin ederim ki, Allah’ın senin aracılığınla bir kişiye hidayet vermesi, senin için kızıl develere sahip olmaktan daha hayırlıdır.”
(Buhârî, Cihâd, 102; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe, 34; 2406)
Aziz Kardeşlerim!
Belki sen:
“Benim sözümden ne olacak?” diyorsun.
Olur!
Bir insanın kalbine dokunan bir cümle çok şey değiştirir.
Belki bugün bir gence:
“Evladım, namazını terk etme.”
diyeceksin.
Belki yıllar sonra o genç, çocuklarına namazı öğretecek.
Belki senin söylediğin bir cümle bir aileyi kurtaracak.
Belki bir nasihatin bir insanı haramdan uzaklaştıracak.
Sen neticeyi göremezsin.
Ama Allah görür.
Biz neticeden sorumlu değiliz; samimiyetle üzerimize düşeni yapmaktan sorumluyuz.
Görevimiz anlatmaktır.
Hidayet ise Allah’tandır.
Tohumu sen ekersin; yeşerten O’dur.
7. AYET
وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوَىٰ وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ
“İyilik ve takvâ üzere yardımlaşın; günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın.”
(Mâide, 5/2)
7. HADİS
مَنْ دَعَا إِلَى هُدًى كَانَ لَهُ مِنَ الْأَجْرِ مِثْلُ أُجُورِ مَنْ تَبِعَهُ لَا يَنْقُصُ ذَلِكَ مِنْ أُجُورِهِمْ شَيْئًا، وَمَنْ دَعَا إِلَى ضَلَالَةٍ كَانَ عَلَيْهِ مِنَ الْإِثْمِ مِثْلُ آثَامِ مَنْ تَبِعَهُ لَا يَنْقُصُ ذَلِكَ مِنْ آثَامِهِمْ شَيْئًا
“Kim hidayete çağırırsa, kendisine uyanların sevabı kadar sevap kazanır; onların sevabından da hiçbir şey eksilmez. Kim de sapıklığa çağırırsa, kendisine uyanların günahı kadar günah yüklenir; onların günahından da hiçbir şey eksilmez.”
(Müslim, İlim, 16; 2674)
Değerli Kardeşlerim!
Burada hepimizin kendisine sorması gereken bir soru var:
Ben insanları nereye çağırıyorum?
İyiliğe mi?
Güzelliğe mi?
Namaza mı?
Kur’an’a mı?
Ahlâka mı?
Helale mi?
Yoksa farkında olmadan insanları günaha, israfa, gösterişe, gıybet ve harama mı çağırıyorum?
Çünkü insan sadece diliyle tebliğ etmez.
Yaşayışıyla da tebliğ eder.
Sen dürüstsen, dürüstlüğü tebliğ ediyorsun.
Sen merhametliysen, merhameti tebliğ ediyorsun.
Sen kul hakkından sakınıyorsan, kul hakkından sakınmayı tebliğ ediyorsun.
Ama sen camide başka, çarşıda başka; insanların yanında başka, yalnızken başka biriysen, sözün ne kadar güzel olursa olsun hayatın sözünü yalanlayabilir.
Unutmayalım: En etkili tebliğ, yaşayan bir örnektir.
SON SÖZ
Aziz Müminler!
Bugün burada sadece dinleyici olarak değil, yarın birer tebliğçi olarak çıkalım.
Evimizde, işimizde, komşumuzda, sosyal medyada…
Her yerde hakikati güzellikle anlatan, iyiliği çoğaltan, kötülüğe karşı sessiz kalmayan müminlerden olalım.
Allah, bizi hakkı söyleyen, hakkı yaşayan ve hakkı yaşatan kullarından eylesin.
Dillerimizi hakikatle, kalplerimizi merhametle, amellerimizi ihlasla doldursun..
Âmin... MEHMET ERÇELİK
