TEBLİĞ VE REDDEDENLERİN DURUMU
Değerli Mü’minler!.. Allah-u Teâlâ’nın da şu kâinatı bir hikmet için, bir sebebe dayalı olarak yarattığını biliyoruz… Yeryüzünde insan olarak ve bir hedefe bağlı olarak yaratılmış olan bizlerin de bir hedefi var… Var edilişimizin bir gayesi var… (Duhan;38)
وَمَا خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِبٖينَ
““Ey insanlar!.. Haberiniz olsun ve bilesiniz ki… Biz gökleri ve yeri ve onlar arasında bulunan her şeyi… Yani bütün mevcudatı… Bütün mahlûkatı… Yaratılmış her şeyi… Eğlence olsun diye; amaçsız, boşu boşuna yaratmadık…””
Muhterem Hazirûn!.. Gayeli olmak ve bir hedef için iş yapma prensibi… Cenab-ı Hakk’ın kâinata koyduğu umumi bir kaidedir bu… Yeryüzünde var olan, kâinatta var olan hiçbir şey amaçsız hareket etmiyor…
Hepsine Allah bir hedef koymuş… Her şey o hedefe göre hareket ediyor… Bu hedef noktasında en sorumlu mevkide olan varlık ise insandır… İşte Kur’an bize bunu telkîn ediyor…(Mu’minun; 115)
اَفَحَسِبْتُمْ اَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثًا وَاَنَّكُمْ اِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ
““Ey insanlar!.. Siz bizim sizi boş yere, amaçsız olarak yaratığımızı ve bu hayatınızın sonunda tekrar diriltilerek bize döndürülmeyeceğinizi mi zannediyorsunuz… Böyle zannetmeyin… Sizin bir gayeniz var… O gayeye ulaşmanız için yaratıldınız… Hesaba çekileceksiniz…””
Ve Cenab-ı Hakk biraz da kapalı olan bu iki ayetin arkasından başka bir ayet daha getirerek bunları açıklıyor… Ve bizim önümüze apaçık, dupduru bir hedef koyuyor… Ve buyuruyor ki…(Zariyat;56)
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ
““Ben hem cinleri, hem de insanları tek hedef için yarattım… Sadece ve sadece bana kulluk etsinler diye yarattım…””
Evet; insan bir hedef için yaratılmıştır… O hedef de; yaratılan insanın kendisine verilen akıl nimeti sayesinde… Ve bunu kullanarak, Allah’ın gönderdiği vahiy desteğiyle, Peygamberler vasıtasıyla Cenab-ı Hakk’ın varlığını bilmesi ve bulması… Biz buna kulluk şuuru diyoruz… Yaratılmışlığımızın farkında olup, niçin yaratıldığımızı bilmek diyoruz…
Ben insanları ve cinleri bana ibadet etsinler, kulluk etsinler diye yarattım şeklinde tercüme etmeye çalıştığımız bu ayeti kerime de geçen iki şey var… Bir ibadet var, bir de ubudiyyet var
Yani; bizim kulluğumuzun iki cephesi var… Bir ibadet cephemiz var… Bir de ubudiyet cephemiz var… İbadet hayatımız belli şekillerdir… Davranışlardır… Başlarsınız biter… Yenisi gelir, onu yaparsınız… Mesela; Ramazan gelir oruç tutarsınız… Vakit gelir namaz kılarsınız… Yıl dolar, zenginseniz, zekât verirsiniz… Yani vakti dolar, yeniden gelir… İbadet hayatımızda Cenab-ı Hak’ın koyduğu ölçüler dâhilinde kesintiler olabilir…
Ama ubudiyyette, kulluk şuurunda kesinti olmaz… Onun için ibadet Allah’ın istediğini yapmaktır… Ubudiyyet ise, Allah’ın yaptığına razı olmaktır…
Bu ubudiyet dediğimiz Allah’a kulluğumuzun sürekliğini sağlama işlemi için Kur’an elimize bazı anahtarlar vermiş… Açıp gireceğimiz kapılar göstermiş… Bunlardan birincisi… Kulların Cenab-ı Hakk’a ezelde verdiği kulluk sözüne bağlı kalmasıdır… Hani Allah-u Teâlâ ayet-i kerimede buyuruyor… Ben insanoğlundan nesiller yaratmayı takdir ettim… Sonra insanoğlunun nefislerini kendilerine şahit kılarak onlara sordum… Hani ben sizin Rabbiniz değil miyim diye sorduğum zaman… Gâlû belâ diye bildiğimiz… Evet sen bizim Rabbimizsin, yaratıcımızsın diye söz verdiniz ya… İşte o sözü verdiğiniz zamanı sakın unutmayın… Unutmayın ki; yarın hesap verirken mazeret aramaya başlayınca, benim bundan haberim yoktu demeyin diye hatırlatıyorum diyor Cenab-ı Hakk… Öncelikle Rabbimize verdiğimiz sözü tutacağız…
İkinci olarak Cenab-ı Hakk’ın bizim hayatımızı tanzim etmek üzere önümüze koyduğu bir proje var… Şunları yapın, bunları yapmayın şeklinde bir emirler ve yasaklar manzumesi var… Biz buna Din-i Mübin-i İslam diyoruz…
Allah’ın koyduğu sınırları muhafaza edeceğiz… Yap demişse yapacağız, eğer şartlarını taşıyorsak… Yapma demişse yapmayacağız, yine eğer şartlarını taşıyorsak… Bu sınırların ötesine geçmek de suçtur, gerisinde kalmak da suçtur… Bu sınırları tanımamak demektir…
Cenab-ı Hakk; Kur’an’ı bizim önümüze koyup okumamızı emrettikten sonra anlamamız gerekiyor ki… Kur’an’ın içindeki bize verilen emirlerin tamamı Cenab-ı Allah’ın aşılmaması gereken sınırlarıdır… Yasakları da böyledir… Cenab-ı Hak buyuruyor ki… (Bakara;229)
تِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِ
“Allah’ın Kur’an’da sizin önünüze koyduğu emirler ve yasaklar Allah’ın sınırlarıdır…”
فَلَا تَعْتَدُوهَا
“Sakın ha!.. Bu sınırları aşmayınız…”
وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللّٰهِ فَاُولٰئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
“Kulluk ve ubudiyyet noktasında Allah’ın koyduğu sınırları her kim aşacak olursa onlar zalimlerdir…”
Ubudiyyetimizin kesintiye uğramadan devam etmesi için üçüncüsü de elde mevcut olana razı olmaktır… Yani Rabbimizin bize takdir ettiği her neyse… Davranışlar, rızıklar, yapıp edebilme imkânlarımız… Her ne varsa… Rabbimizden gelen her şeye razı olup teslim olacağız… Ama burada teslimiyet dediğimiz şeyin meskenet olmadığını da asla unutmayacağız…
Ubudiyyetimizin devamlı olabilmesi için dördüncü olarak da elden çıkıp kaybolana sabır göstermektir…
Değerli Mü’minler!.. İbadet ve ubudiyyet hali Müslümanın hayatında süreklidir… Allah-u Teâlâ buyuruyor ki…(Hicr;99)
وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتّٰى يَاْتِيَكَ الْيَقٖينُ
““Ey Muhammed!.. Ve ey ona tabi olan mü’min kullarım!.. Yakin dediğimiz, geldiğinde artık bu dünya hayatıyla münasebetinin bittiğini kesin olarak anlamana sebep olan ölüm sana gelinceye kadar, ecelin gelinceye kadar Rabbine ibadete ve ubudiyyete devam et…””
Muaz bin Cebel… Peygamberimizden bir hadis-i şerifi, başından geçen bir olayı bizlere şöyle naklediyor… Bu hadis-i şerif hayatımızın bütünün tam bir kulluk şuuruyla geçmesi gerektiğini anlatıyor bize… Bir gün Muaz bin Cebel Peygamberimize dediler ki…
“Ya Rasulallah!.. Ehbırnî bi amelin… Yudhılinî el cenneh… Ve yubâıdunî minennâr… Bana öyle bir amel söyleyin ki; onu yaptığım zaman cennete gireyim, Cehennemden kurtulayım Ya Rasulellah!..”
Peygamberimiz (SAV) tebessüm ederek… “Ya Muaz!.. Sen benden çok büyük bir şey istedin…” buyurdu… Hem bir kelime olsun, hem sadece bir amel olsun; hem de cennete gir, cehennemden kurtul…
Sonra “Ama Allah-u Teâlâ bu şeyi bir insana kolaylaştırmak isterse ona o şeyi kolay kılar…” buyurdular… Ve şöyle devam etti Peygamberimiz anlatmaya…
“Ya Muaz!.. Ben sana cennete gitmenin şifresini vereyim…” Başladılar anlatmaya…
“Allah’a şirk koşmayacaksın… Namaz kılacaksın… Zekât vereceksin… Oruç tutacaksın… Hacca gideceksin ”
Muaz Peygamberimizden bir tek amel istedi… Peygamberimiz Muaz’ın önüne kocaman bir kitap koydu Beş tane şey saydı…
Ve şöyle devam etti… “Sana hayır kapılarını bildireyim mi Ya Muaz!..” dedi… “Bütün bunların en iyisi nasıl olur, bu kapılar nasıl açılır; sana öğreteyim mi Ya Muaz!..” buyurdu…
“Buyur Ya Rasulellah!..” dedi… Ve saymaya başladı Peygamberimiz…
“Nafile oruca devam et Ya Muaz!..” Sonra “Sadaka ver Ya Muaz!..” dedi… “Ateşi su nasıl söndürürse sadaka da musibetleri söndürür…” dedi… “Bir de herkes uyurken gece namazına kalk Ya Muaz!..”
Bir tek amel istedi Muaz… Peygamberimiz beş madde saydı… Sonra yetmedi üç tane daha saydı… Oldu sekiz madde…
Sonra şu ayet-i kerimeyi okudu Peygamberimiz…(SECDE;16)
تَتَجَافٰى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًا وَطَمَعًا
Kaliteli mü’minlere işaret eden bir ayet-i kerime bu… O sekizinci madde ile ilgili… “Kaliteli mü’minler gece vaktinde yataklarından fırlar, abdest alırlar… Herkesin uyuduğu bir vakitte Allah’a içten yalvarır… Ve onlar namaz kılarlar…”
Yeniden hatırlayalım… Ne istiyordu Muaz… “Ya Rasulellah!.. Bana bir şey söyle Cennete onunla gireyim, cehennemden onunla kurtulayım…” demişti… Peygamberimiz de… Şirk koşmayacaksın… Namaz kılacaksın… Oruç tutacaksın… Zekât vereceksin… Hacca gideceksin… Teheccüd namazı kılacaksın… Nafile oruç tutacaksın… Sadaka vereceksin dedi… Sekize çıkardı… Sonra dedi ki…
“Ya Muaz!.. Bu konuştuğumuz şeylerin başını ve zirvesini sana söyleyeyim mi?..” Sonra devam etti Peygamberimiz…
“Ra’sül emri el İslâm” “İşin başı İslam’dır… Müslümanlıktır…” “Ve zirvetü senâmihî el cihâdü…” “Sonra bunların zirvesi de cihaddır Ya Muaz” dedi…
Beşti sekize çıktı… Sekizden sonra üç tane daha saydı on bire çıktı… Sonra dedi ki… “Ya Muaz!.. Şimdi bunların hepsini, saydığım her şeyi sana bir kelimede özetleyeyim mi?..”
Muaz umutla dinliyor Peygamberimizi… Ve Peygamberimiz Muaz’a baktı… Şahadet parmağını kaldırdı… Mübarek dilini göstererek… “fe ehaze bi lisânihi…” “Hepsinin başı budur” “Hepsi buna bağlı” diyerek… “Diline sahip çıkacaksın…” dedi…
Yani seni cennete götürecek olan da, cehennemden kurtaracak olan da; sadece dilindir diyor Peygamberimiz
Değerli Mü’minler!.. Bir hadis daha arz edeceğim size… Bu hadis-i şerif Müslüman olmayanlara değil… Bu hadis tamamen Müslümanlarla alakalı… Bizimle alakalı… Ve şöyle…
“Kıyamet gününde ümmetimden bazıları dağlar kadar büyük sevaplarla Allah’ın huzuruna gelecek… Ama hedâen mensûrâ olacak… Bütün amelleri uçup gidecek… Hiçbir şeyi kalmayacak…”
Peygamberimiz bunu söyleyince… Sahabeden Sevban (RA) dedi ki…
“Ya Rasulellah!.. Bizi korkuttunuz…” “Bunlar kimdir… Bize kim olduğunu söyleyin de tedbirimizi alalım… Bunlar ne yaptılar ki; onların amelleri hedâen mensûrâ oldu… Bomboş oldu Ya Rasulellah!..” dedi…
“Onlar da sizin kardeşleriniz” dedi… Sonraki ifade çok ilginç… “Onlar da sizin gibi gece namazlarına kalkan insanlardır…” diyor…
Ve devam ediyor… “Ama onlar yalnız kaldıkları zaman haram işleyen insanlardır…” diyor…
İşte onların amelleri hedâen mensûrâ olacak… Toz duman olacak… Hiçbir şey kalmayacak amellerinden…
Muhterem Mü’minler!.. Hz.Ebu Bekir (RA) Kur’an-ı Kerim okuduğu zaman… Kur’an onu âdetâ eritiyordu… Peki; biz Kur’an okurken ve ya okunurken; aynı anda nasıl oluyor da televizyona bakabiliyoruz… Nasıl oluyor da telefonla uğraşabiliyoruz… Yanımızdaki insana nasıl oluyor da laf yetiştirebiliyoruz… Sahabeden birisine “Allah’tan kork” denildiği zaman tüyleri diken diken oluyordu… Neden bize birisi Allah’tan kork dediği zaman zerre miktarı etkilenmiyoruz…(ENFAL;2)
وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَاِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ اٰيَاتُهُ زَادَتْهُمْ اٖيمَانًا
Neden olmuyor bizde… “Onlar Kur’an okudukları zaman, onlara Kur’an okunduğu zaman; kalpleri böyle fokur fokur kaynar… Titrer kalpleri…”
زَادَتْهُمْ اٖيمَانًا
““İmanlarının arttığını hissederler…” diyor ayet…”
Biz Kur’an okurken ve ya dinlerken; neden bizim tüylerimiz ürpermiyor… Neden biz Kur’an’dan zevk alamıyoruz… Hz. Ebu Bekir gibi, neden bizim de kalbimiz, yüreğimiz titremiyor… Neden Kur’an bizi hiç etkilemiyor…
Sebebi ne biliyor musunuz… İşlediğimiz günahların kalbimizi karartmasından dolayı… Çünkü Peygamberimiz şöyle buyuruyor… “Her işlenen günah kalbe siyah bir nokta koyar.” diyor… Bu noktalar çoğaldıkça hiçbir şeyi hissedemez hale gelirsin…
Aziz Mü’minler!.. Harama bulaşmış bir insan, tövbe etmedikçe kirlidir… Dikkat edin bu sözüme… Harama bulaşmış bir insan, hakiki manada tövbe etmedikçe kirlidir… Kirli olduğu için ona namaz tesir etmez… Kirli olduğu için Hayye alessalah ona tesir etmez… Kirli olduğu için Kur’an-ı Kerim ona tesir etmez… Önce yüreğin temizlenmesi gerekiyor…
Neden Allah’ın ayetleri bize tesir etmiyor… Haramlarla çok iç içeyiz de ondan… Şu zamanda bakıyorsun; namaz kılan insan da haram işliyor… Namaz kılmayan insan da haram işliyor…
Diliyle haram Gözüyle haram… Kulağıyla haram… Gırtlağıyla haram…
Ama Kur’an şunu söylüyor… Ey namaz kılan kullarım; kılmış olduğunuz namazlar sizi camiden çıktıktan sonra bütün günahlardan alıkoyacak diyor… Ama ben namaz kıldığım halde harama devam ediyorum Ama ben namaz kıldığım halde haram lokma yiyorum… O zaman bu nasıl bir namaz… Oysa… (ANKEBÛT;45)
اِنَّ الصَّلٰوةَ تَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ
“Buyuruyor Rabbimiz… Kılmış olduğun namaz… Seni ayağa kaldıracak… “Bütün kötülüklerden alıkoyacak” diyor…”
Ama biz namaz kılıyoruz camiden çıktıktan sonra; az önce aynı safta yan yana namaz kıldığım adamı çekiştirmeye devam ediyorum… Bu nasıl namaz… O zaman kıldığımız namazda bir problem var demek ki…
Aziz Kardeşlerim!.. Önce kirden arınmak sonra temiz şeyi koymak gerekiyor… Peygamberimiz ilk peygamber olduğu zaman Mekke’de ilk on üç yıl boyunca; o cahiliye toplumunu öncelikle kötü kalpten, öncelikle şirkten arındırdı… Sonra üzerine koymaya başladı…
Kirli olan bir bardakla, temiz su içemezsiniz… İçtiğiniz suyun temiz olması için önce o bardağın temizlenmesi gerekiyor…
İşte biz de yüreği temizlemeden, kalbi temizlemeden, mideyi temizlemeden ayağa kalkamayız… Tereddütsüz sağlam bir iman için, tam bir teslimiyet için; önce yürekler tertemiz olacak…
Yürekler temizlenmeden ne yaparsan yap tesir etmez… Şu kıldığımız namazların, tuttuğumuz oruçların, okuduğumuz Kur’an’ın, bizi ayağa kaldırması için önce temizlenmemiz gerekiyor Önce temizlenmeden oruç, Kur’an, namaz bize tesir etmez…
Bizim bir hatamız da şu… Günahları küçük-büyük diye ayırıyoruz… Büyük günahlar… Küçük günahlar… İmam-ı Gazali’nin bununla ilgili güzel bir sözü var… “Ey insan… Günahı büyük küçük diye ayırma da… O günahı kime karşı işliyorsun ona bak” diyor… Peygamberimiz de şöyle buyuruyor…
“Kıyamet gününde küçük günahların cehennemdeki o büyük odunları tutuşturmasından korkuyorum” diyor… Küçük dediklerimiz bir araya gelir kocaman bir günah olur… Unutmayın ki; büyük odunlar küçük bir kibrit çöpüyle tutuşuyor…
İşte Peygamberimiz de bunu söylüyor… Günahın büyüğü küçüğü olmaz… Günah günahtır…
Muhterem Müslümanlar!.. Peygamber Efendimizin şöyle bir duası var:
“Allahümme eınnî alâ zikrike ve şükrike ve husni ibadetik”
“Ya Rabbi! Bana seni anmayı; anma konusunda, seni zikretme konusunda ve sana en güzel bir şekilde ibadet etme konusunda bana yardım et Ya Rabbi!”
Demek ki Değerli Kardeşlerim!.. Varlığımızın devamı Cenab-ı Hakk’ın kudretine, O’nun iznine bağlı olduğu gibi; O’na hakkıyla ibadet edebilme noktasında da, yine O’nun yardımına muhtacız…
اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَعٖينُ
““Ey Rabbimiz!.. Ancak sana ibadet ederiz… Ve ibadetlerimizin kabul edilmesi için zncak ve ancak senden yardım isteriz…” Bu bilinci Allah-u Teâlâ Fatiha Suresi’nde bizim ruhumuza yerleştiriyor… Gönlümüze yerleştiriyor… Kur’an’ı anlayarak okumamız gerektiğinin, yaşamak amacıyla okumamız gerektiğinin altında bu var işte…”
Eğer Kur’an bizim ruhumuzu şekillendiriyorsa bizim için Kur’an’dır… Eğer Kur’an davranışlarımıza biçim veriyorsa bizim için anlamlıdır… Ve Allah’ın kelamıdır… Yoksa bize bu iyilikleri yapmasına izin vermediğimiz Kur’an’la aramız barışık olamaz…
İslam’da ibadet imanın meyvesidir… İbadetimiz yoksa imanımızın tazelenmeye ihtiyacı var demektir…
Kur’an ve Sünnet-i Nebeviyye bize amel ile iman arasında, ibadet hayatımızla inanç hayatımız arasında çok sağlam bir bağın bulunduğunu haber veriyor
Allah-u Teâlâ iman eden mü’minleri andıktan sonra, hemen onların temel özelliği olan salih amel işleme niteliklerini ortaya koyar… Kur’an’ın birçok ayetinde bu böyledir… Hadis-i şeriflerde de bu böyledir… Müslüman kimdir… İnanan ve inandığına göre davranan insandır…(Bakara;277)
اِنَّ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ لَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Ey İman eden insanlar! .. Bununla yetinmeyip salih ameller işleyenler!.. Ne gibi salih ameller… Namaz kılanlar, zekâtı verenler ve benzeri bütün ibadetleri yapanlar var ya… İşte onlar için mükâfatları Rableri katındadır… Ve onlar için korku yoktur… Ve asla mahzun olmayacaklardır…
Bu hem ahiret hayatı için böyledir, hem de dünya hayatı için böyledir… Hakikaten Rabbimize karşı ruhumuzla ve bedenimizle kulluk görevimizi yerine getirebilirsek Rabbimizin bizim için vaad ettiği…(Yunus;62)
لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
“Onlara korku da yoktur, mahzun olmak da yoktur müjdesini daha bu dünya hayatındayken yaşarız…”
Yine Muaz bin Cebel (RA)’dan bir hadis-i şerif… Peygamberimiz bir seferden dönerken terkisindeki Muaz bin Cebel’e sesleniyor… “Ya Muaz!..” “Buyur Ya Rasulellah!..” Biraz sonra tekrar sesleniyor… “Ya Muaz!..” “Buyur Ya Rasulellah!..” Biraz sonra üçüncü kez tekrar sesleniyor…“Ya Muaz!..” “Buyur Ya Rasulellah!..”
Artık Muaz anlıyor ki; Peygamber Efendimiz çok önemli bir şey söyleyecek… Peygamberimizin tebliğ metotlarından birisidir bu…
“Ya Muaz!.. Söyle bakalım; Allah’ın kullar üzerindeki hakkı nedir bilir misin?..”
“Bilmiyorum Ya Rasulallah!.. Nedir Allah’ın kulları üzerindeki hakkı?..” diyor Muaz… Buyurdular ki… “Allah’ın kulları üzerindeki hakkı… Bütün bu nimetlere karşılık…“Ellâ tüşrikü bihî şey’en” “Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamaları ve ibadet etmeleridir ” Sonra devam ettik yolculuğa diyor Muaz…
Peygamberimiz bir müddet sonra tekrar… “Ya Muaz!..” dedi… “Söyle bakalım; kulların Allah üzerindeki hakkı nedir bilir misin…” Gerçekten insanı irkilten bir soru… Allah’ın bize nasıl bir borcu olabilir… Ve ya bizim Allah’tan ne alacağımız olabilir acaba…
Muaz yine “Bilmiyorum Ya Rasulallah!.. Buyurun siz söyleyin… Nedir bizim Allah’tan alacağımız şey?..”
Peygamberimiz cevap veriyor… Eğer mü’minler “Allah’a ibadet eder, O’na ortak koşmazlar ise; onlara azap etmemek de kulların Allah’ın üzerindeki hakkıdır…”
Yani Cenab-ı Rabbil Âlemin bize vaat ediyor… Kul dünyada Allah’a ibadet edecek; Cenab-ı Hakk da hem dünyanın güzelliklerini, hem ahiretin nimetlerini bize ihsan edecek… Şöyle diyor ayet-i kerimede Cenab-ı Allah; (BAKARA;257)
اَللّٰهُ وَلِىُّ الَّذٖينَ اٰمَنُوا
“Cenab-ı Allah iman edenlerin velisidir…”
اَلَا اِنَّ اَوْلِيَاءَ اللّٰهِ لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
““Allah’ın velisi olduğu… Allah’ın dostu olduğu… Allah’a dost olan mü’minler için korku yoktur… Hüzün yoktur… Keder yoktur…”(YUNUS;62)”
Peygamberimiz (SAV); “İnnallâhe teâlâ lâ yenzuru ila ecsâmiküm velâ suveriküm buyuruyor… Allah-u Teâlâ sizin kalıbınıza, suretlerinize; yakışıklı mısın, değil misin, boyun ne kadar uzun… Bunlara bakmaz diyor… Sonra velâkin yenzuru ila kulûbiküm ve a'mâliküm diyor…
Fakat sizin kalbinize ve davranışlarınıza bakar…” buyuruyor…
Velâkin yenzuru ila kulûbiküm ve a'mâliküm… Allah sizin önce kalplerinize bakar… İmanınızın makamı olan kalbinizin kalitesine bakar… İçinde ne var
Acaba iman mı var yoksa fısk-ı fücur mu var… İsyan mı var, küfür mü var… Önce buna bakar… Eğer istediği orada varsa, ondan sonra davranışlarınıza bakar, amellerinize bakar, yaptıklarınıza bakar…
Demek ki Allah-u Teâlâ Amentü billâh, Amentü birasülillah… Allah’a ve Rasulüne inandım demekle bizi bırakmayacak… Daha sonra imanımızın bize yaptırdığı amellerimize bakacak…
Velâkin yenzuru ila kulûbiküm ve a'mâliküm
İşte hepimiz akşam başımızı yastığa koyduğumuzda, sabah kalktığımızda bu muhasebeyi yapalım… Cenab-ı Hak ile bağlantımızın ne olduğunun hesabını yapalım…
Kulûbiküm ve a'mâliküm… Kalbimizde ve amellerimizde ne var… Bunun hesabını yapalım…
Hayatımızı bu Velâkin yenzuru ila kulûbiküm ve a'mâliküm Allah sizin kalbinize ve amellerinize bakar… Hadisini unutmadan yaşayalım…
Allah imanlarımızı kavi kılsın inşallah…
Bizlere ihlâslı amellerde bulunmayı nasib eylesin…
