Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Tevekkül ve Kader: Doğru Tevekkül Anlayışı ve Tedbirin Önemi

MEHMET ERÇELİK

CUMA VAAZI

SEN “BEN YAPTIM” DERKEN, SANA O GÜCÜ VEREN RABBİNİ NEDEN UNUTUYORSUN?

YARIN ELİNDEN HER ŞEY ALINDIĞINDA “KEŞKE TEVEKKÜL ETSEYDİM” DEMEMEK İÇİN BUGÜN NE BEKLİYORSUN?

KADERİ REDDEDİP KENDİNİ İLAH GİBİ GÖRMEYE Mİ KALKIYORSUN?

ALLAH “BANA BIRAK” DERKEN SEN NEDEN HÂLÂ HER ŞEYİ KENDİN ÇÖZMEYE ÇALIŞIYORSUN?

HER ŞEY SENİN ELİNDE DEĞİLKEN, BU KİBİR NEYİN NEDENİ?

BUGÜN TEVEKKÜL ETMEZSEN, YARIN HANGİ GÜCE SIĞINACAKSIN?

اَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ، الْمَالِكِ الْحَقِيقِيِّ لِكُلِّ الْأُمُورِ، الْكَافِي عِبَادَهُ، الَّذِي لَا يُضَيِّعُ مَنِ اتَّكَلَ عَلَيْهِ، نَحْمَدُهُ وَنَسْتَعِينُهُ وَنَسْتَغْفِرُهُ وَنَعُوذُ بِهِ مِنْ شُرُورِ أَنْفُسِنَا وَمِنْ سَيِّئَاتِ أَعْمَالِنَا.

وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، الَّذِي تَوَكَّلَ عَلَى رَبِّهِ حَقَّ التَّوَكُّلِ، وَعَلَّمَنَا حَقِيقَةَ حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ، وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ وَمَنْ تَبِعَهُمْ بِإِحْسَانٍ إِلَى يَوْمِ الدِّينِ.

Hamd; bütün işlerin gerçek sahibi olan, kullarına yeterli gelen ve kendisine tevekkül edenleri asla zayi etmeyen âlemlerin Rabbi Allah’a (c.c) mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım diler, O’ndan bağışlanma ister ve nefsimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüklerinden O’na sığınırız.

Salât ve selâm; Rabbine hakkıyla tevekkül eden, bize “Hasbünallâhu ve ni‘me’l-vekîl” hakikatini öğreten Efendimiz Muhammed Mustafa’ya (s.a.v), âline, ashabına ve kıyamete kadar onları ihsan ile takip edenlere olsun.

AZİZ MÜMİNLER,DEĞERLİ MÜSLÜMANLAR!

Ey bedbaht insan

Kendini güçlü zannettin, ama bir nefesin bile senin elinde olmadığını hiç düşündün mü?

Yürüdüğün yolun sahibi sen misin, yoksa sana o yolu yürütüp her adımını yazan Rabb’in mi?

Sana “Bana güven” diyen bir Rabbin var…

“Bana dayan” diyen bir Rabbin var…

“Ben sana yeterim” diyen bir Rabbin var…

Ama sen, O’nu bırakıp kendi zayıf aklına, kendi kırılgan gücüne sığınıyorsun.

Bir iş yaparken “Ben yaptım, ben başardım” diyorsun…

Oysa o aklı veren O…

O gücü veren O…

O fırsatı açan O…

Sen perdeyi görüyorsun, sahneyi görüyorsun ama sahneyi kuranı görmüyorsun.

Ey insan!

Eğer “Ben yaparım, ben ederim” diye kibirlenirsen…

Allah seni kendine bırakır…

Ve insanın kendine bırakıldığı yerde helak başlar.

Ama sen bir işe başlarken “Bismillah” desen…

“Ya Rabbi ben acizim, sen yardım et” desen…

Elinden geleni yaptıktan sonra “Rabbim sana tevekkül ettim” desen…

İşte o zaman yollar açılır, kilitler çözülür, kapılar bir bir aralanır.

Çünkü tevekkül; tembellik değildir…

Tevekkül; kulun aczini bilip Rabbine sığınmasıdır.

Toprağa tohum atan çiftçi gibi ol…

Eker, sular, uğraşır…

Ama “Ben büyüttüm” demez…

“Allah büyüttü” der.

Kuşu düşün…

Sabah yuvasından çıkar, rızkını arar…

Ama göğü yaratanın onu unutmayacağını bilir.

İşte mümin de böyledir…

Çalışır, gayret eder, alın teri döker…

Ama sonucu Allah’a bırakır.

Ve der ki:

“Ya Rabbi… ben elimden geleni yaptım…

Gerisini sana bıraktım…”

İşte o teslimiyet, insanı yere düşürmez…

O teslimiyet insanı yere bile düşse kaldırır.

Şimdi Kur’an’a ve Resûlullah’ın (s.a.v) sözlerine kulak ver…

Kimin gerçekten güçlü olduğunu, kimin gerçekten kaybettiğini orada göreceksin.

Çünkü gerçek güç sende değil…

Seni yaratanındır.

AYET 1.

وَعَلَى اللّٰهِ فَتَوَكَّلُوا إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ

“Meali: Eğer gerçekten iman ediyorsanız yalnızca Allah’a tevekkül edin. (Mâide Suresi, 23)”

HADİS 1.

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: لَوْ أَنَّكُمْ تَتَوَكَّلُونَ عَلَى اللّٰهِ حَقَّ تَوَكُّلِهِ لَرُزِقْتُمْ كَمَا يُرْزَقُ الطَّيْرُ تَغْدُو خِمَاصًا وَتَرُوحُ بِطَانًا

“Meali: Resûlullah (s.a.v)”

buyurdu: “Siz Allah’a gereği gibi tevekkül etseydiniz, kuşlar gibi rızıklandırılırdınız; sabah aç çıkar, akşam tok dönerler.” (Tirmizî, Zühd, 33)

NÜZUL SEBEBİ:

İsrailoğulları, düşman karşısında korkuya kapılıp geri çekilmek istediklerinde Allah Teâlâ onlara sadece güç ve sayı ile değil, iman ve tevekkül ile galip gelineceğini öğretmek için bu ayeti indirmiştir. Bu ayet, müminin korku anında bile yönünü Allah’a çevirmesi gerektiğini beyan eder.

AZ VE ÖZ TEFSİR:

Ey insan! Tevekkül, tembellik değildir!

Tevekkül; sebebe sarılıp sonucu Allah’tan beklemektir. Kuş örneği bunun en açık delilidir: Kuş yuvasında oturmaz, çıkar, arar, çabalar… Ama rızkı verenin Allah olduğunu bilir.“Ben çalışmayayım, Allah versin” demek tevekkül değil, Allah’a karşı edepsizliktir. Çünkü Allah, rızkı yaratır ama onu aramayı kula emreder.

Gerçek tevekkül; kalbin Allah’a bağlı, bedenin ise görev başında olmasıdır.

Çalışmadan bekleyen değil, çalıştıktan sonra Allah’a güvenen kurtulur.

SAHABE KISSASI:

Hicret esnasında Peygamber Efendimiz (s.a.v) ve Hz. Ebû Bekir (r.a), Sevr Mağarası’na sığındıklarında müşrikler mağaranın ağzına kadar gelmişti. Hz. Ebû Bekir (r.a) endişeyle “Ey Allah’ın Resûlü! Baksalar bizi görecekler!” dediğinde Efendimiz (s.a.v) büyük bir teslimiyetle şöyle buyurdu:

“لَا تَحْزَنْ إِنَّ اللّٰهَ مَعَنَا”

“Üzülme! Allah bizimle beraberdir.” (Tevbe, 40)

Bu söz, tevekkülün zirvesidir: Tedbir alınmış, gizlenilmiş ama kalp tamamen Allah’a bağlanmıştır.

KISSADAN HİSSE:

Çalışmadan beklemek tevekkül değil…

Çalıştıktan sonra Allah’a güvenmek gerçek tevekküldür.

AYET 2.

وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِ فَهُوَ حَسْبُهُ

“Meali: Kim Allah’a tevekkül ederse, O ona yeter. (Talâk Suresi, 3)”

HADİS 2.

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: احْرِصْ عَلَى مَا يَنْفَعُكَ وَاسْتَعِنْ بِاللّٰهِ وَلَا تَعْجِزْ

“Meali: Resûlullah (s.a.v) buyurdu: “Sana fayda verecek şeye sarıl, Allah’tan yardım iste ve acizlik gösterme.” (Müslim, Kader, 34)”

NÜZUL SEBEBİ:

İnsanların geçim korkusu ve gelecek endişesiyle Allah’a güvenmekte zayıf kalmaları üzerine bu ayet indirilmiş; gerçek güvenin yalnızca Allah’a olması gerektiği bildirilmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR:

Ey rızık korkusuyla titreyen insan!

Allah sana “Ben sana yeterim” diyor… Sen hâlâ sebeplere mi güveniyorsun?

Tevekkül eden yalnız kalmaz, çünkü Allah onunladır.

Ama dikkat! Bu ayet tembeller için değil, görevini yapanlar içindir.

Hadiste açıkça deniyor ki: “Çalış, gayret et, sonra Allah’a dayan.”

Demek ki tevekkül; gayretsiz bekleyiş değil, gayretin ardından teslimiyettir.

SAHABE KISSASI:

Hz. Ömer (r.a), çalışmadan oturup “Biz tevekkül ettik” diyen bir topluluğu görünce şöyle demiştir:

“Siz mütevekkil değil, müteekkil (başkasının sırtından geçinen) kimselersiniz!”

Ve eklemiştir:

“Gökten ne altın yağar ne gümüş!”

Bu söz, sahabenin tevekkülü nasıl doğru anladığının açık bir delilidir.

KISSADAN HİSSE:

Allah’a güven, ama görevini terk etme…

Çünkü Allah, çalışan kuluna yeter.

AYET 3.

إِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلِينَ

“Meali: Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever. (Âl-i İmrân Suresi, 159)”

HADİS 3.

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: اعْقِلْهَا وَتَوَكَّلْ

“Meali: Resûlullah (s.a.v) buyurdu: “Deveni bağla, sonra tevekkül et.” (Tirmizî, Sıfatü’l-Kıyâme)”

NÜZUL SEBEBİ:

Uhud Savaşı sonrasında Müslümanların yaşadığı sarsıntı üzerine bu ayet nazil olmuş; zaferin sadece sayıya ve güce değil, Allah’a güvene bağlı olduğu bildirilmiştir. Müminlerin kalplerini yeniden toparlamak ve onları tevekküle yönlendirmek için indirilmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR:

Ey insan! Allah seni seviyor mu? İşte ölçü: Tevekkül!

Ama nasıl bir tevekkül?

Sebebi terk eden değil, sebebe sarıldıktan sonra kalbini Allah’a bağlayan bir tevekkül…

“Deveni bağla” emri, bu dinin en net ölçüsüdür: Tedbir kuldan, takdir Allah’tandır.

Bağlamadan “Allah korur” demek; imtihanı anlamamaktır.

Unutma! Allah, tedbiri terk edeni değil, tedbir aldıktan sonra kendisine yöneleni sever.

SAHABE KISSASI:

Bir adam, devesini serbest bırakıp “Ben Allah’a tevekkül ettim” deyince Efendimiz (s.a.v) ona şöyle buyurdu: “Önce bağla, sonra tevekkül et.”

Bu kısa ama derin uyarı, tevekkülün yanlış anlaşılmasını kökten düzeltmiştir.

Sahabe bu ölçüyü hayatına taşımış; hiçbir zaman sebepleri terk etmemiştir.

KISSADAN HİSSE:

Tedbiri bırakmak değil…

Tedbirden sonra Allah’a dayanmak tevekküldür.

AYET 4.

فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِ

“Meali: Bir işe karar verdiğinde artık Allah’a tevekkül et. (Âl-i İmrân Suresi, 159)”

HADİS 4.

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: لَوْ تَوَكَّلْتُمْ عَلَى اللّٰهِ كَمَا يَنْبَغِي لَأَتَاكُمُ الرِّزْقُ مِنْ حَيْثُ لَا تَحْتَسِبُونَ

“Meali: Resûlullah (s.a.v) buyurdu: “Allah’a hakkıyla tevekkül etseydiniz, size hiç ummadığınız yerden rızık gelirdi.” (Ahmed b. Hanbel)”

NÜZUL SEBEBİ:

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) istişare sonrası karar verip harekete geçmesi gerektiğini bildirmek ve tereddüt eden müminlere yol göstermek için bu ayet nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR:

Ey kararsız insan!

Düşün… istişare et… tedbir al…

Ama sonra kalbini dağıtma!

Karar verdikten sonra artık Allah’a teslim ol!

Çünkü tevekkül, karar sonrası kalbin Allah’a bağlanmasıdır.

Şüpheyle yaşayan değil, Allah’a güvenen huzur bulur.

Unutma! Allah’a güvenen, ummadığı yerden rızık bulur.

SAHABE KISSASI:

Sahabe bir işe başlamadan önce istişare eder, karar verdikten sonra tereddüt etmeden Allah’a tevekkül ederdi. Onlar için tereddüt değil, teslimiyet esastı.

KISSADAN HİSSE:

Kararsızlık yorar…

Tevekkül huzur verir.

AYET 5.

وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ

“Meali: Onlar yalnız Rablerine tevekkül ederler. (Enfâl Suresi, 2)”

HADİS 5.

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: سَبْعُونَ أَلْفًا يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ بِغَيْرِ حِسَابٍ... هُمُ الَّذِينَ لَا يَسْتَرْقُونَ وَلَا يَتَطَيَّرُونَ وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ

Meali: Resûlullah (s.a.v) buyurdu: “Yetmiş bin kişi hesapsız cennete girecektir… Onlar uğursuzluğa inanmazlar ve yalnız Rablerine tevekkül ederler.” (Buhârî, Müslim)

NÜZUL SEBEBİ:

Gerçek müminlerin özelliklerini açıklamak ve onların kalplerinin yalnızca Allah’a bağlı olduğunu göstermek için bu ayet nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR:

Ey kalbini sebeplere bağlayan insan!

Gerçek tevekkül; kalbin sadece Allah’a bağlanmasıdır.

Ne uğursuzluk korkusu…

Ne sebeplere aşırı güven…

Ne de insanlara dayanma…

Sadece Allah!

İşte bu teslimiyet, insanı hesapsız cennete götüren bir sırdır.

SAHABE KISSASI:

Sahabe, uğursuzluk inançlarını tamamen terk etmiş ve kalplerini sadece Allah’a bağlamıştır. Onlar için korku değil, tevekkül vardı.

KISSADAN HİSSE:

Kalbin kime bağlıysa, kaderin de ona göre şekillenir.

AYET 6.

قُلْ لَنْ يُصِيبَنَا إِلَّا مَا كَتَبَ اللّٰهُ لَنَا هُوَ مَوْلَانَا وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ

“Meali: De ki: “Bize ancak Allah’ın yazdığı şey isabet eder. O bizim Mevlâmızdır. Müminler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.” (Tevbe Suresi, 51)”

HADİS 6.

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: وَاعْلَمْ أَنَّ مَا أَصَابَكَ لَمْ يَكُنْ لِيُخْطِئَكَ وَمَا أَخْطَأَكَ لَمْ يَكُنْ لِيُصِيبَكَ

“Meali: Resûlullah (s.a.v) buyurdu: “Bil ki sana isabet eden şey seni şaşırmazdı; sana isabet etmeyen de sana asla ulaşmazdı.” (Tirmizî, Kader, 10)”

NÜZUL SEBEBİ:

Münafıkların ve zayıf imanlı kimselerin savaş ve musibetler karşısında korkuya kapılıp “Keşke gitmeseydik” demeleri üzerine bu ayet nazil olmuş; her şeyin Allah’ın takdiriyle gerçekleştiği vurgulanmıştır.

AZ VE ÖZ TEFSİR:

Ey korku içinde yaşayan insan!

Sana gelmeyen zaten sana yazılmamıştır…

Sana gelen ise asla kaçmayacaktı!

İşte kader budur!

Tevekkül eden kalp “neden oldu?” demez, “Rabbim böyle takdir etti” der.

Ama bu anlayış tembellik değildir!

Çalışır, tedbir alır… ama sonucu Allah’a bırakır.

Kalbini rahatlatan da işte bu teslimiyettir.

SAHABE KISSASI:

Hz. Ömer (r.a), Şam’a giderken yolda veba olduğunu öğrenince geri dönme kararı aldı. Bazıları “Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun?” deyince şöyle cevap verdi:

“Allah’ın kaderinden yine Allah’ın kaderine kaçıyoruz!” (Buhârî)

Bu söz, kader ile tedbirin nasıl birlikte anlaşılması gerektiğini en açık şekilde ortaya koymuştur.

KISSADAN HİSSE:

Kaderi bahane etme…

Kaderi doğru anlayıp tedbir al!

AYET 7.

مَا أَصَابَ مِنْ مُصِيبَةٍ إِلَّا بِإِذْنِ اللّٰهِ

“Meali: Hiçbir musibet yoktur ki Allah’ın izni olmadan meydana gelmiş olsun. (Teğâbün Suresi, 11)”

HADİS 7.

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: عَجَبًا لِأَمْرِ الْمُؤْمِنِ... إِنْ أَصَابَتْهُ سَرَّاءُ شَكَرَ فَكَانَ خَيْرًا لَهُ، وَإِنْ أَصَابَتْهُ ضَرَّاءُ صَبَرَ فَكَانَ خَيْرًا لَهُ

Meali: Resûlullah (s.a.v) buyurdu: “Müminin işi ne hoştur! Başına bir nimet gelse şükreder bu onun için hayır olur; bir sıkıntı gelse sabreder bu da onun için hayır olur.” (Müslim, Zühd, 64)

NÜZUL SEBEBİ:

İnsanların başlarına gelen sıkıntıları sebeplere bağlayıp Allah’ın takdirini unutması üzerine bu ayet nazil olmuş; her şeyin ilahi izinle gerçekleştiği bildirilmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR:

Ey musibete isyan eden insan!

Bil ki hiçbir şey başıboş değildir!

Ne bir acı… ne bir kayıp… ne bir imtihan…

Hepsi Allah’ın izniyledir!

Mümin için iki yol vardır:

Şükür ya da sabır!

Her iki yol da kazançtır.

İsyan eden kaybeder, teslim olan kazanır.

SAHABE KISSASI:

Sahabe, başlarına gelen musibetlerde “Bu da Rabbimizdendir” diyerek sabreder, bunu bir terbiye vesilesi olarak görürdü.

KISSADAN HİSSE:

Musibet seni yıkmak için değil…

Seni Allah’a yaklaştırmak içindir.

AYET 8.

وَمَا تَشَاءُونَ إِلَّا أَنْ يَشَاءَ اللّٰهُ

“Meali: Siz dileyemezsiniz, ancak Allah dilerse (dileyebilirsiniz). (İnsan Suresi, 30)”

HADİS 8.

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: كُلُّ شَيْءٍ بِقَدَرٍ حَتَّى الْعَجْزِ وَالْكَيْسِ

“Meali: Resûlullah (s.a.v) buyurdu: “Her şey kader iledir; acizlik de, zekâ da.” (Müslim, Kader, 1)”

NÜZUL SEBEBİ:

İnsanların kendi iradelerini mutlak zannetmeleri ve Allah’ın iradesini göz ardı etmeleri üzerine bu ayet nazil olmuş; her şeyin Allah’ın dilemesine bağlı olduğu bildirilmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR:

Ey iradesine güvenen insan!

Sen istiyorsun ama senin istemeni bile Allah yaratıyor!

Bu ne demektir?

Kul ister, Allah yaratır!

İşte kader budur!

Ne tamamen zorlanmışsın…

Ne de tamamen başıboş bırakılmışsın…

Orta yol: sorumlu bir kul, mutlak kudret sahibi bir Rab!

Bu dengeyi anlayan kurtulur.

SAHABE KISSASI:

Sahabe, yaptığı her işte “İnşâallah” diyerek Allah’ın iradesine teslim olur, kendi gücüne güvenmezdi.

KISSADAN HİSSE:

Sen plan yaparsın…

Ama son sözü Allah söyler.

AYET 9.

إِنَّا كُلَّ شَيْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ

“Meali: Şüphesiz biz her şeyi bir ölçüye (kaderle) göre yarattık. (Kamer Suresi, 49)”

HADİS 9.

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: كَتَبَ اللَّهُ مَقَادِيرَ الْخَلَائِقِ قَبْلَ أَنْ يَخْلُقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِخَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ

“Meali: Resûlullah (s.a.v) buyurdu: “Allah, gökleri ve yeri yaratmadan elli bin yıl önce mahlûkatın kaderini yazmıştır.” (Müslim, Kader, 16)”

NÜZUL SEBEBİ:

İnsanların olayları rastgele ve sebepsiz zannetmeleri üzerine bu ayet nazil olmuş; her şeyin ilahi bir ölçü ve plan dâhilinde gerçekleştiği bildirilmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR:

Ey her şeyi tesadüf zanneden insan!

Bu âlem başıboş değil!

Ne bir yaprak rastgele düşer…

Ne bir olay sebepsiz olur…

Her şey ölçüyle, hesapla, kaderle!

Senin hayatın da bu ilahi planın içindedir.

Ama unutma: Bu plan içinde sana da sorumluluk verilmiştir!

SAHABE KISSASI:

Sahabe kaderi öğrendiğinde teslim olmuş, ama asla tembelleşmemiştir. Onlar kaderi bahane değil, iman vesilesi yapmıştır.

KISSADAN HİSSE:

Tesadüf yoktur…

Her şey ilahi planladır.

AYET 10.

قُلْ لَا أَمْلِكُ لِنَفْسِي نَفْعًا وَلَا ضَرًّا إِلَّا مَا شَاءَ اللّٰهُ

“Meali: De ki: “Ben kendime bile Allah’ın dilediğinden başka ne fayda ne zarar verebilirim.” (A’râf Suresi, 188)”

HADİS 10.

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: يَا غُلَامُ إِنِّي أُعَلِّمُكَ كَلِمَاتٍ... احْفَظِ اللَّهَ يَحْفَظْكَ

“Meali: Resûlullah (s.a.v) buyurdu: “Ey genç! Sana bazı sözler öğreteyim: Allah’ı koru (emirlerine uy), Allah da seni korur.” (Tirmizî, Kader, 10)”

NÜZUL SEBEBİ:

İnsanların kendilerini güçlü ve bağımsız zannetmeleri üzerine bu ayet nazil olmuş; her şeyin Allah’ın iradesine bağlı olduğu bildirilmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR:

Ey kendine güvenen insan!

Sen kendine bile sahip değilsin!

Ne fayda verebilirsin ne zarar!

Her şey Allah’ın dilemesine bağlıdır.

Ama bu seni pasif yapmaz…

Bilakis Allah’a bağlar!

O’na bağlanan asla sahipsiz kalmaz.

SAHABE KISSASI:

İbn Abbas (r.a), bu hadisi öğrendiğinde hayatı boyunca sadece Allah’a güvenmiş, insanlardan değil Allah’tan istemeyi öğrenmiştir.

KISSADAN HİSSE:

Allah’ı unutan kendini kaybeder…

Allah’a yönelen kendini bulur.

AYET 11.

وَمَا أَصَابَكُمْ مِنْ مُصِيبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ أَيْدِيكُمْ

“Meali: Başınıza gelen musibetler, kendi ellerinizle yaptıklarınız sebebiyledir. (Şûrâ Suresi, 30)”

HADİS 11.

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: لَا يَرُدُّ الْقَضَاءَ إِلَّا الدُّعَاءُ

“Meali: Resûlullah (s.a.v) buyurdu: “Kaderi ancak dua geri çevirir.” (Tirmizî)”

NÜZUL SEBEBİ:

İnsanların başlarına gelen sıkıntıları tamamen kader deyip kendilerini temize çıkarmaları üzerine bu ayet nazil olmuş; kulun sorumluluğu hatırlatılmıştır.

AZ VE ÖZ TEFSİR:

Ey her şeyi kadere yükleyen insan!

Her musibet kaderdir… ama her kaderin sebebi vardır!

Yaptıkların sonuç doğurur!

Günah ekersen, sıkıntı biçersin!

Ama kapı kapanmaz…

Dua ile kaderin yönü değişebilir!

İşte rahmet burada tecelli eder.

SAHABE KISSASI:

Sahabe, hata yaptığında “kader” deyip geçmez, hemen tevbe eder ve dua ile Allah’a yönelirdi.

KISSADAN HİSSE:

Hata yaparsın…

Ama dua ile yönünü değiştirebilirsin.

AYET 12.

وَإِنْ يَمْسَسْكَ اللّٰهُ بِضُرٍّ فَلَا كَاشِفَ لَهُ إِلَّا هُوَ

“Meali: Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, onu O’ndan başka giderecek yoktur. (Yûnus Suresi, 107)”

HADİS 12.

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: إِذَا سَأَلْتَ فَاسْأَلِ اللَّهَ

“Meali: Resûlullah (s.a.v) buyurdu: “İstediğinde Allah’tan iste.” (Tirmizî)”

NÜZUL SEBEBİ:

İnsanların sıkıntı anında Allah’tan başkasına yönelmesi üzerine bu ayet nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR:

Ey darda kalınca insanlara koşan!

Seni kurtaracak olan yalnız Allah’tır!

Ne insan…

Ne makam…

Ne para…

Sadece Allah!

O’na yönelen kurtulur, başkasına yönelen dağılır.

SAHABE KISSASI:

Sahabe sıkıntıya düştüğünde ilk olarak secdeye kapanırdı. Onlar çözümü Allah’ta arardı.

KISSADAN HİSSE:

Darda yöneldiğin yer, senin imanını gösterir.

AYET 13.

وَعَسَى أَنْ تَكْرَهُوا شَيْئًا وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ

“Meali: Olur ki bir şeyi sevmezsiniz, hâlbuki o sizin için hayırdır. (Bakara Suresi, 216)”

HADİS 13.

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: عَجِبْتُ لِأَمْرِ الْمُؤْمِنِ إِنَّ أَمْرَهُ كُلَّهُ لَهُ خَيْرٌ

“Meali: “Müminin işi ne kadar da hayret vericidir; onun her işi onun için hayırdır.” (Müslim)”

NÜZUL SEBEBİ:

Müslümanların savaş, hicret ve imtihan süreçlerinde ağır yüklerle karşılaşmaları üzerine bu ayet nazil olmuş; insanın sınırlı bilgisine karşı Allah’ın mutlak ilmi hatırlatılmıştır.

AZ VE ÖZ TEFSİR:

Ey başına geleni anlamayan insan!

Sen sadece bugünü görüyorsun…

Ama Allah hem bugünü hem yarını görüyor!

Bazen istemediğin şey, kurtuluşundur…

Bazen sevdiğin şey, imtihanındır…

Tevekkül; “ben bilmem ama Rabbim bilir” demektir.

SAHABE KISSASI:

Sahabe Uhud’da büyük acı yaşadığında bile “Bu da Rabbimizin takdiridir” diyerek imanlarını korumuşlardır.

KISSADAN HİSSE:

Senin bilmediğini Allah bilir…

O yüzden teslim ol.

AYET 14.

وَاللّٰهُ يَعْلَمُ وَأَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ

“Meali: Allah bilir, siz bilmezsiniz. (Bakara Suresi, 216)”

HADİS 14.

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: لَوْ تَعْلَمُونَ مَا أَعْلَمُ لَضَحِكْتُمْ قَلِيلًا وَلَبَكَيْتُمْ كَثِيرًا

“Meali: “Benim bildiğimi bilseydiniz az güler çok ağlardınız.” (Buhârî)”

NÜZUL SEBEBİ:

İnsanların olayları yüzeysel değerlendirmesi üzerine bu ayet nazil olmuş; ilahi ilmin insan bilgisini kuşattığı bildirilmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR:

Ey sınırlı aklıyla hükmeden insan!

Sen parçayı görüyorsun… Allah bütünü görüyor!

Sen sonu bilmiyorsun… Allah başını ve sonunu biliyor!

Tevekkül; aklı bırakmak değil, Allah’ın ilmine güvenmektir.

SAHABE KISSASI:

Sahabe, bilmedikleri meselelerde hemen “Allah ve Resûlü daha iyi bilir” diyerek teslimiyet gösterirdi.

KISSADAN HİSSE:

Bilgin azsa güvenin büyük olsun.

AYET 15.

إِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصَّابِرِينَ

“Meali: Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir. (Bakara Suresi, 153)”

HADİS 15.

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: وَمَنْ يَتَصَبَّرْ يُصَبِّرْهُ اللّٰهُ

“Meali: “Kim sabretmeye çalışırsa Allah ona sabır verir.” (Buhârî)”

NÜZUL SEBEBİ:

Müslümanların Mekke döneminde ağır işkencelere maruz kalmaları üzerine bu ayet nazil olmuş, sabrın ilahi yardım olduğu bildirilmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR:

Ey sıkıntıdan kaçan insan!

Sabır yalnız dayanmak değildir…

Sabır Allah’ın yardımını beklemektir!

Sabreden yalnız değildir…

Çünkü Allah onunladır!

SAHABE KISSASI:

Bilal-i Habeşî (r.a), işkence altında bile “Ehad, Ehad” diyerek sabrın zirvesini göstermiştir.

KISSADAN HİSSE:

Sabır yalnızlık değil…

Allah’ın beraberliğidir.

AYET 16.

وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا

“Meali: Kim Allah’tan sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu açar. (Talâk Suresi, 2)”

HADİS 16.

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: اتَّقِ اللَّهَ حَيْثُمَا كُنْتَ

“Meali: “Nerede olursan ol Allah’tan sakın.” (Tirmizî)”

NÜZUL SEBEBİ:

Zorluk içinde kalan müminlerin çıkışsızlık hissetmeleri üzerine bu ayet nazil olmuş; takvanın kurtuluş kapısı olduğu bildirilmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR:

Ey çıkmazda olduğunu sanan insan!

Takva kapısı asla kapanmaz!

Allah’tan sakınan, asla çaresiz kalmaz!

Çünkü her kapı kapanır… ama takva kapısı açılır!

SAHABE KISSASI:

Sahabe en zor anlarda bile günaha yaklaşmamış, Allah’tan uzaklaşmamayı kurtuluş bilmiştir.

KISSADAN HİSSE:

Takva varsa çıkış vardır.

AYET 17.

وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يَجْعَلْ لَهُ مِنْ أَمْرِهِ يُسْرًا

“Meali: Kim Allah’tan sakınırsa, Allah onun işini kolaylaştırır. (Talâk Suresi, 4)”

HADİS 17.

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: إِنَّمَا النَّصْرُ مَعَ الصَّبْرِ

“Meali: “Zafer ancak sabırla beraberdir.” (Ahmed b. Hanbel)”

NÜZUL SEBEBİ:

Müminlerin zorluklar karşısında yılmaları üzerine bu ayet nazil olmuş, takva ile kolaylık arasındaki ilahi bağ bildirilmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR:

Ey zorlanan insan!

Kolaylık, şartların değişmesi değil kalbin değişmesidir.

Allah’tan sakınan kişi için yollar açılır…

Çünkü Allah o kulun işini kolaylaştırır.

SAHABE KISSASI:

Sahabe, en zor zamanlarda bile “Bu da geçer” dememiş, “Allah kolaylaştırır” demiştir.

KISSADAN HİSSE:

Kolaylık dışarıda değil…

Allah’a yakınlıkta gizlidir.

AYET 18.

وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يُكَفِّرْ عَنْهُ سَيِّئَاتِهِ

“Meali: Kim Allah’tan sakınırsa, Allah onun kötülüklerini örter. (Talâk Suresi, 5)”

HADİS 18.

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: التَّائِبُ مِنَ الذَّنْبِ كَمَنْ لَا ذَنْبَ لَهُ

“Meali: “Günahtan tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.” (İbn Mâce)”

NÜZUL SEBEBİ:

Günah işleyip umutsuzluğa düşen kimseler üzerine bu ayet nazil olmuş; Allah’ın bağışlaması ve örtmesi hatırlatılmıştır.

AZ VE ÖZ TEFSİR:

Ey geçmişiyle kararan insan!

Allah’ın rahmeti senin geçmişinden büyüktür!

Takva; geçmişi siler, geleceği temizler.

SAHABE KISSASI:

Sahabe tövbe ettiğinde geçmişiyle değil, geleceğiyle yaşardı.

KISSADAN HİSSE:

Tövbe, geçmişi siler…

Rahmet yeni bir sayfa açar.

AYET 19.

وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يَجْعَلْ لَهُ نُورًا

“Meali: Kim Allah’tan sakınırsa, Allah ona nur verir. (Hadid Suresi, 28)”

HADİS 19.

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: اتَّقُوا فِرَاسَةَ الْمُؤْمِنِ فَإِنَّهُ يَنْظُرُ بِنُورِ اللّٰهِ

“Meali: “Müminin ferasetinden sakının; çünkü o Allah’ın nuruyla bakar.” (Tirmizî)”

NÜZUL SEBEBİ:

Kalplerin kararması ve hakikatin görülmemesi üzerine bu ayet nazil olmuş; takvanın kalbi aydınlatan bir nur olduğu bildirilmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR:

Ey karanlıkta yürüyen insan!

Nur, gözde değil kalptedir.

Takva kalbi aydınlatır…

Ve insan hakikati görür hale gelir.

SAHABE KISSASI:

Sahabe karanlıkta bile doğruyu bulur, çünkü kalpleri nurla doluydu.

KISSADAN HİSSE:

Nur dışarıdan değil…

takvadan gelir.

AYET 20.

وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُ

“Meali: Kim Allah’tan sakınırsa, Allah ona beklemediği yerden rızık verir. (Talâk Suresi, 3)”

HADİS 20.

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: إِنَّ رُوحَ الْقُدُسِ نَفَثَ فِي رُوعِي أَنَّ نَفْسًا لَنْ تَمُوتَ حَتَّى تَسْتَكْمِلَ رِزْقَهَا

“Meali: “Cebrail (a.s) kalbime ilham etti ki, hiçbir nefis rızkını tamamlamadan ölmez.” (Hâkim)”

NÜZUL SEBEBİ:

Rızık endişesiyle günaha yönelen insanlar üzerine bu ayet nazil olmuş; rızkın Allah katında olduğu bildirilmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR:

Ey rızık korkusuyla günah işleyen insan!

Rızkını veren Allah’tır!

Sen sadece sebeplere sarıl…

Rızkı Allah’a bırak!

SAHABE KISSASI:

Sahabe rızık için değil, Allah için yaşardı. Rızık onları takip ederdi.

KISSADAN HİSSE:

Rızık peşinden koşulmaz…

Allah’a yönelince gelir.

AYET 21.

وَعَلَى اللّٰهِ فَتَوَكَّلُوا إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ

“Meali: Eğer müminseniz yalnız Allah’a tevekkül edin. (Mâide Suresi, 23)”

HADİS 21.

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: إِذَا دَخَلْتَ عَلَى أَهْلِكَ فَسَلِّمْ يَكُنْ بَرَكَةً عَلَيْكَ

“Meali: “Evinize girdiğinizde selam verin, bu size bereket olur.” (Tirmizî)”

NÜZUL SEBEBİ:

Müminlerin kalplerinde güvenin sadece Allah’a yönelmesi gerektiğini öğretmek için bu ayet nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR:

Ey kalbi ikiye bölünmüş insan!

Bir taraf Allah… bir taraf dünya…

Tevekkül, kalbin tek sahibini seçmesidir.

SAHABE KISSASI:

Sahabe evine girerken bile Allah’ı hatırlardı.

KISSADAN HİSSE:

Kalbin bölünürse huzurun da bölünür.

AYET 22.

وَاللّٰهُ خَيْرُ الْمَاكِرِينَ

“Meali: Allah, plan yapanların en hayırlısıdır. (Âl-i İmrân Suresi, 54)”

HADİS 22.

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: الدُّعَاءُ هُوَ الْعِبَادَةُ

“Meali: “Dua ibadetin özüdür.” (Tirmizî)”

NÜZUL SEBEBİ:

İnananların düşman planları karşısında korkuya kapılmaları üzerine bu ayet nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR:

Ey planlara güvenen insan!

En büyük plan Allah’ındır!

Hiçbir plan O’nun planını geçemez.

SAHABE KISSASI:

Sahabe düşman planlarından değil, Allah’tan korkardı.

KISSADAN HİSSE:

Allah’ın planı varken insanın planı zayıftır.

AYET 23.

وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

“Meali: O, her şeye hakkıyla gücü yetendir. (Hadid Suresi, 2)”

HADİS 23.

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: احْفَظِ اللَّهَ يَحْفَظْكَ

“Meali: “Allah’ı koru (emirlerine uy), Allah da seni korur.” (Tirmizî)”

NÜZUL SEBEBİ:

Allah’ın kudretinin sınırsız olduğunu insanlara bildirmek için bu ayet nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR:

Ey çaresiz zanneden insan!

Çaresiz değilsin… Allah var!

SAHABE KISSASI:

Sahabe hiçbir zaman “imkânsız” demedi, “Allah var” dedi.

KISSADAN HİSSE:

İmkânsız yoktur… Allah vardır.

AYET 24.

وَكَفَى بِاللّٰهِ وَكِيلًا

“Meali: Vekil olarak Allah yeter. (Ahzâb Suresi, 3)”

HADİS 24.

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ

“Meali: “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.” (Buhârî)”

NÜZUL SEBEBİ:

Müminlerin tehdit ve korku anlarında yalnız bırakılmadıklarını hatırlatmak için bu ayet nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR:

Ey yalnız hisseden insan!

Asla yalnız değilsin…

Allah sana vekildir!

SAHABE KISSASI:

Sahabe en zor anda “Hasbünallâh” diyerek ayağa kalkardı.

KISSADAN HİSSE:

Allah vekilse korku yoktur.

AYET 25.

إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا

“Meali: Şüphesiz zorlukla beraber bir kolaylık vardır. (İnşirah Suresi, 6)”

HADİS 25.

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: وَاعْلَمْ أَنَّ النَّصْرَ مَعَ الصَّبْرِ

“Meali: “Bil ki zafer sabırla beraberdir.” (Ahmed b. Hanbel)”

NÜZUL SEBEBİ:

Peygamber Efendimiz (s.a.v) ve müminler Mekke döneminde ağır baskı, boykot ve işkenceler altında iken bu ayet nazil olmuş; dış şartların sıkışıklığına rağmen Allah’ın rahmet kapısının kapanmadığı bildirilmiştir. Müminlerin kalbini teselli eden bu ilahi mesaj, en dar anlarda bile ümit kapısını açık bırakmıştır.

AZ VE ÖZ TEFSİR:

Ey sıkıntı içinde kıvranan insan!

Zorluk tek başına gelmez… yanında mutlaka kolaylık taşır.

Ama insan zorluğu görür, kolaylığı sabırla açar.

Bu ayet sana şunu öğretir: “Sıkıntı son değil, başlangıçtır.”

Müminin hayatı karanlıkta başlar ama nurla devam eder. Sabır, kapıyı açan anahtardır.

SAHABE KISSASI:

Hz. Bilal (r.a), kızgın kumların üzerinde işkence görürken bile “Ehad, Ehad” diyerek kalbini teslimiyetten ayırmamıştır. O anlar, dışarıdan bakıldığında zorluktu; fakat onun için imanla gelen bir kolaylığa dönüşmüştü. Sahabe, zorluğu Allah’a yakınlık vesilesi olarak görmüştür.

KISSADAN HİSSE:

Zorluk kapı kapatmaz…

Sadece sabrı olmayanın gözünü kapatır.

AYET 26.

فَإِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا

“Meali: Şüphesiz zorlukla beraber bir kolaylık vardır. (İnşirah Suresi, 7)”

HADİS 26.

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: مَنْ يُرِدِ اللّٰهُ بِهِ خَيْرًا يُصِبْ مِنْهُ

“Meali: “Allah bir kuluna hayır dilerse onu imtihan eder.” (Buhârî)”

NÜZUL SEBEBİ:

Müslümanların yaşadığı sıkıntıların geçici olduğunu, ardından ilahi rahmet ve ferahlığın geleceğini bildirmek için bu ayet tekrar vurgulanmıştır. Bu tekrar, ümidin kalpte yerleşmesi içindir.

AZ VE ÖZ TEFSİR:

Ey sabırsız insan!

Kolaylık hemen gelmez… ama mutlaka gelir.

Çünkü Allah vaadinden dönmez.

Mümin sıkıntıyı görür ama sonunda ferahı bekler.

İman, gecenin sonunda doğan güneşe inanmaktır.

SAHABE KISSASI:

Sahabe Medine döneminde savaşlar ve yokluklar yaşarken bile “Rabbimiz bizi yalnız bırakmaz” diyerek umutlarını korumuşlardır. Onların kalbi sıkıntıya değil, Allah’ın vaadine bağlanmıştır.

KISSADAN HİSSE:

Sabır geciktirmez…

Allah’ın vaadi gecikmez.

AYET 27.

وَهُوَ الَّذِي يُنَزِّلُ الْغَيْثَ مِنْ بَعْدِ مَا قَنَطُوا

“Meali: O, insanlar ümidini kestikten sonra yağmuru indirendir. (Şûrâ Suresi, 28)”

HADİS 27.

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: ادْعُوا اللَّهَ وَأَنْتُمْ مُوقِنُونَ بِالْإِجَابَةِ

“Meali: “Allah’a dua edin ve kabul edileceğine kesin iman ederek dua edin.” (Tirmizî)”

NÜZUL SEBEBİ:

Kıtlık ve kuraklık dönemlerinde insanların ümitsizliğe kapılması üzerine bu ayet nazil olmuş; Allah’ın rahmetinin tam ümitsizlik anında geldiği bildirilmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR:

Ey ümidini kaybeden insan!

Allah, en karanlık anda rahmetini indirir.

Çünkü O’nun rahmeti umutsuzluğu bile aşar.

İnsan “bitti” der… Allah “başlıyor” der.

Tevekkül, umutsuzluğun bittiği yerde başlar.

SAHABE KISSASI:

Bir kıtlık döneminde sahabe yağmur duasına çıkar ve gözyaşlarıyla Allah’a yönelirdi. Onlar bilirlerdi ki rahmet sadece Allah’tandır.

KISSADAN HİSSE:

Ümitsizlik insana aittir…

Rahmet Allah’a aittir.

AYET 28.

وَمَا بِكُمْ مِنْ نِعْمَةٍ فَمِنَ اللّٰهِ

“Meali: Sizde olan her nimet Allah’tandır. (Nahl Suresi, 53)”

HADİS 28.

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: نِعْمَتَانِ مَغْبُونٌ فِيهِمَا كَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ: الصِّحَّةُ وَالْفَرَاغُ

“Meali: “İki nimet vardır ki insanların çoğu bunları kaybeder: sağlık ve boş vakit.” (Buhârî)”

NÜZUL SEBEBİ:

İnsanların nimetleri kendilerinden bilmesi üzerine bu ayet nazil olmuş; bütün nimetlerin Allah’tan olduğu hatırlatılmıştır.

AZ VE ÖZ TEFSİR:

Ey kendini güçlü sanan insan!

Sahip olduğun her şey emanettir.

Sağlık… rızık… zaman… hepsi Allah’tandır.

Tevekkül eden kul, nimeti kendinden bilmez.

SAHABE KISSASI:

Sahabe her sabah “Bugün de Allah’ın bir nimetiyle uyandım” diyerek şükürle yaşardı.

KISSADAN HİSSE:

Nimet senden değil…

Allah’tan gelir.

AYET 29.

وَإِلَيْهِ يُرْجَعُ الْأَمْرُ كُلُّهُ

“Meali: Bütün işler O’na döndürülür. (Hûd Suresi, 123)”

HADİS 29.

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: كُلُّكُمْ رَاعٍ وَكُلُّكُمْ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ

“Meali: “Hepiniz çobansınız ve hepiniz sorumlusunuz.” (Buhârî)”

NÜZUL SEBEBİ:

İnsanların olayları kontrol ettiklerini zannetmeleri üzerine bu ayet nazil olmuş; nihai hükmün Allah’a ait olduğu bildirilmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR:

Ey kontrolü elinde sanan insan!

Aslında hiçbir şey senin elinde değil…

Son söz Allah’ındır.

Tevekkül, bu gerçeği kabul etmektir.

SAHABE KISSASI:

Sahabe her işin sonunda “Allah bilir” diyerek teslimiyet gösterirdi.

KISSADAN HİSSE:

Son söz Allah’ındır.

AYET 30.

إِنَّ اللّٰهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

“Meali: Allah her şeye gücü yetendir. (Bakara Suresi, 20)”

HADİS 30.

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: إِذَا سَأَلْتَ فَاسْأَلِ اللَّهَ

“Meali: “Bir şey istediğinde Allah’tan iste.” (Tirmizî)”

NÜZUL SEBEBİ:

İnsanların güçsüzlüklerini unutarak kendilerini güçlü görmeleri üzerine bu ayet nazil olmuş; mutlak kudretin Allah’a ait olduğu bildirilmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR:

Ey çaresiz hisseden insan!

Çaresizlik insana, kudret Allah’a aittir.

Tevekkül eden bilir ki: Allah isterse her şey olur.

SAHABE KISSASI:

Sahabe en zor anda bile “Allah var” diyerek güçlü kalmıştır.

KISSADAN HİSSE:

Allah varsa imkânsız yoktur.

AYET 31.

وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِ فَهُوَ حَسْبُهُ

“Meali: Kim Allah’a tevekkül ederse, O ona yeter. (Talâk Suresi, 3)”

HADİS 31.

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ

“Meali: “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.” (Buhârî)”

NÜZUL SEBEBİ:

Müminlerin düşman karşısında korkuya kapılıp yalnızlık hissettiği dönemlerde bu ayet nazil olmuş; gerçek dayanma gücünün insanlarda değil, Allah’ta olduğu bildirilmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR:

Ey yalnızlık hissiyle ezilen insan!

Allah sana “Ben yeterim” diyor…

Demek ki başka dayanak aramana gerek yok.

Tevekkül, kalbin Allah’a tam güvenmesidir.

Kul düşer ama Allah’a dayanırsa kalkar.

SAHABE KISSASI:

Sahabe en büyük tehditler karşısında bile “Hasbünallâh” diyerek ayağa kalkmış, korkuyu değil imanı büyütmüştür.

KISSADAN HİSSE:

Allah yeter diyen asla yenilmez.

AYET 32.

أَلَيْسَ اللّٰهُ بِكَافٍ عَبْدَهُ

“Meali: Allah kuluna yeter değil mi? (Zümer Suresi, 36)”

HADİS 32.

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: مَنْ خَافَ أَدْلَجَ وَمَنْ أَدْلَجَ بَلَغَ الْمَنْزِلَ

“Meali: “Kim korkarsa gece yol alır, gece yol alan hedefe ulaşır.” (Tirmizî)”

NÜZUL SEBEBİ:

Müminlerin müşriklerin tehditleri karşısında korkuya kapılması üzerine bu ayet nazil olmuş; Allah’ın kuluna yeter olduğu kesin bir ifade ile bildirilmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR:

Ey korkularıyla yaşayan insan!

Allah sana soruyor: “Ben sana yetmiyor muyum?”

Bu soru aslında bir tesellidir…

Tevekkül eden bilir ki Allah varsa eksik yoktur.

SAHABE KISSASI:

Sahabe korkuyu Allah’a teslim eder, hiçbir zaman insanlardan medet ummazdı.

KISSADAN HİSSE:

Allah yeter diyenin eksikliği olmaz.

AYET 33.

وَمَا تَوْفِيقِي إِلَّا بِاللّٰهِ

“Meali: Başarım ancak Allah iledir. (Hûd Suresi, 88)”

HADİS 33.

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: وَاسْتَعِنْ بِاللّٰهِ وَلَا تَعْجَزْ

“Meali: “Allah’tan yardım iste ve acizlik gösterme.” (Müslim)”

NÜZUL SEBEBİ:

İnsanların başarıyı kendi güçlerinden bilmesi üzerine bu ayet nazil olmuş; muvaffakiyetin Allah’ın yardımıyla olduğu bildirilmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR:

Ey kendini başarılı sanan insan!

Başarı senin değil, Allah’ın lütfudur.

Sen sadece sebep olursun…

Sonucu veren Allah’tır.

SAHABE KISSASI:

Sahabe başarıyı kendinden bilmez, her işi Allah’a nispet ederdi.

KISSADAN HİSSE:

Başarı Allah’tandır.

AYET 34.

وَإِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْأُمُورُ

“Meali: Bütün işler Allah’a döner. (Âl-i İmrân Suresi, 109)”

HADİS 34.

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: كُلُّكُمْ مَسْؤُولٌ

“Meali: “Hepiniz sorumlusunuz.” (Buhârî)”

NÜZUL SEBEBİ:

İnsanların kontrol duygusuna kapılması üzerine bu ayet nazil olmuş; nihai hükmün Allah’a ait olduğu hatırlatılmıştır.

AZ VE ÖZ TEFSİR:

Ey her şeyi kontrol ettiğini sanan insan!

Aslında kontrol Allah’tadır.

Sen sadece emanetçisin.

SAHABE KISSASI:

Sahabe her işin sonunda “Allah’a döner” diyerek teslimiyet gösterirdi.

KISSADAN HİSSE:

Her şey Allah’a döner.

AYET 35.

وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ

“Meali: Müminler yalnız Allah’a tevekkül etsin. (İbrahim Suresi, 11)”

HADİS 35.

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: إِذَا أَرَدْتَ أَمْرًا فَاسْتَخِرِ اللَّهَ

“Meali: “Bir işe niyet ettiğinde Allah’tan hayır iste.” (Buhârî)”

NÜZUL SEBEBİ:

Müminlerin karar anlarında tereddüt yaşamaları üzerine bu ayet nazil olmuş; güvenin sadece Allah’a olması gerektiği bildirilmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR:

Ey kararsız kalan insan!

Tevekkül, kararın Allah’a bağlanmasıdır.

İstihare, kalbi Allah’a teslim etmektir.

SAHABE KISSASI:

Sahabe her işte Allah’tan hayır dilerdi.

KISSADAN HİSSE:

Kararı Allah’a bırakan huzur bulur.

AYET 36.

إِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلِينَ

“Meali: Allah tevekkül edenleri sever. (Âl-i İmrân Suresi, 159)”

HADİS 36.

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: لَا تَطْلُبُوا الْحَوَائِجَ إِلَّا مِنَ اللّٰهِ

“Meali: “İhtiyaçlarınızı sadece Allah’tan isteyin.” (Tirmizî)”

NÜZUL SEBEBİ:

İnsanların başkalarına aşırı güvenmesi üzerine bu ayet nazil olmuş; sevginin ölçüsünün tevekkül olduğu bildirilmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR:

Ey insanlardan medet uman!

Allah’a yönelen kaybetmez.

SAHABE KISSASI:

Sahabe sadece Allah’tan isterdi.

KISSADAN HİSSE:

Gerçek güven Allah’adır.

AYET 37.

وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا

“Meali: Kim Allah’tan sakınırsa, Allah ona çıkış yolu verir. (Talâk Suresi, 2)”

HADİS 37.

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: اتَّقِ اللَّهَ حَيْثُمَا كُنْتَ

“Meali: “Nerede olursan ol Allah’tan sakın.” (Tirmizî)”

NÜZUL SEBEBİ:

Çıkışsızlık hissi yaşayan müminlere umut vermek için bu ayet nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR:

Ey sıkışmış insan!

Çıkış Allah’tadır.

SAHABE KISSASI:

Sahabe her sıkıntıda takvayı seçti.

KISSADAN HİSSE:

Takva çıkıştır.

AYET 38.

وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يَرْزُقْهُ

“Meali: Kim Allah’tan sakınırsa Allah ona rızık verir. (Talâk Suresi, 3)”

HADİS 38.

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: لَوْ تَوَكَّلْتُمْ عَلَى اللّٰهِ لَرَزَقَكُمْ

“Meali: “Allah’a tam tevekkül etseniz rızıklandırılırsınız.” (Tirmizî)”

NÜZUL SEBEBİ:

Rızık korkusu yaşayanlara bu ayet nazil olmuş, rızkın Allah’ın elinde olduğu bildirilmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR:

Ey rızık korkusu taşıyan!

Rızkı veren Allah’tır.

SAHABE KISSASI:

Sahabe rızkı değil Allah’ı arardı.

KISSADAN HİSSE:

Rızık Allah’tandır.

AYET 39.

وَكَفَى بِاللّٰهِ وَكِيلًا

“Meali: Vekil olarak Allah yeter. (Ahzâb Suresi, 3)”

HADİS 39.

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ

“Meali: “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.” (Buhârî)”

NÜZUL SEBEBİ:

Tehdit ve korkulara karşı müminleri teselli etmek için bu ayet nazil olmuştur.

AZ VE ÖZ TEFSİR:

Ey yalnız sanan insan!

Allah vekil olunca korku kalmaz.

SAHABE KISSASI:

Sahabe “Hasbünallah” ile güç bulurdu.

KISSADAN HİSSE:

Allah vekildir, korku yoktur.

AYET 40.

إِنَّ رَبِّي عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ

“Meali: Şüphesiz Rabbim dosdoğru yoldadır. (Hûd Suresi, 56)”

HADİS 40.

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: دَعْ مَا يَرِيبُكَ إِلَى مَا لَا يَرِيبُكَ

“Meali: “Seni şüpheye düşüreni bırak, şüphe olmayanı al.” (Tirmizî)”

NÜZUL SEBEBİ:

İnsanların adalet ve kader konularında şüpheye düşmesi üzerine bu ayet nazil olmuş; Allah’ın hükmünün hikmetli ve dosdoğru olduğu bildirilmiştir.

AZ VE ÖZ TEFSİR:

Ey şüphede kalan insan!

Rabbimin yolu dosdoğrudur.

Şüphe sende, eksiklik sende…

Allah’ta değil.

SAHABE KISSASI:

Sahabe Allah’ın yolunda hiçbir şüpheye düşmedi.

KISSADAN HİSSE:

Doğru yol Allah’ın yoludur.

AZİZ MÜMİNLER.

Ey iman eden insan…

Kalbin var ama bazen o kalp Allah’a tam güvenmiyor…

Aklın var ama bazen o akıl “ben bilirim” diye fısıldıyor…

Nefsin var ama bazen seni Rabbinin kapısından uzaklaştırmak için mücadele ediyor…

Gel…

Daha vakit varken gel…

Daha nefes varken gel…

Daha kapılar kapanmamışken gel…

Tevekkülü öğren…

Teslimiyeti öğren…

Kadere rıza göstermeyi öğren…

Çünkü yarın “keşke”lerin hiçbir fayda vermediği bir gün olacak…

Çünkü yarın, insanın kendi gücüne değil, Allah’ın rahmetine muhtaç olacağı bir gün olacak…

Ey kalbi dağınık insan…

Ey yükünü kendine yük edip yorulan insan…

Ey “ben hallederim” deyip sonra dizleri titreyen insan…

Allah sana diyor ki:

“Bana bırak… Ben yeterim.”

Ama sen hâlâ her şeyi kendin çözmeye çalışıyorsun…

Hâlâ kontrolün sende olduğunu zannediyorsun…

Oysa bir rüzgâr esiyor ve seni yerinden oynatabiliyor…

Bir hastalık geliyor ve bütün gücünü alabiliyor…

Bir imtihan geliyor ve bütün planlarını altüst edebiliyor…

Demek ki güçlü sen değilsin…

Güçlü olan Allah’tır.

O halde gel…

Bugün teslim ol…

Bugün tevekkül et…

Bugün “Rabbim ben acizim” de…

Bir işi yaparken bile şöyle de:

“Ya Rabbi… ben elimden geleni yapıyorum…

Başarıyı, sonucu, neticeyi sana bırakıyorum…”

Çünkü teslimiyet; yenilmek değil…

Teslimiyet; doğru güce sığınmaktır.

Tevekkül; pes etmek değil…

Tevekkül; Allah’a dayanıp yürümektir.

Şimdi düşün…

Yıllar geçiyor…

İnsan yoruluyor…

Dünya ağırlaşıyor…

Ama Allah’a teslim olanın kalbi hafifliyor…

Çünkü yükünü Allah’a verenin yükü azalır…

Kendine bırakanın yükü artar…

Ey imanlı kalp…

Gel artık…

Nefsinin sesini sustur…

Şeytanın vesvesesini kır…

Ve Rabbine dön…

Çünkü kurtuluş; Allah’a güvenenler içindir…

Çünkü selamet; Allah’a teslim olanlar içindir…

Rabbim bizleri;

hakkıyla tevekkül edenlerden,

hakkıyla teslim olanlardan,

son nefeste “Rabbim senden razıyım” diyerek huzuruna çıkan kullarından eylesin.

Hazırlayan MEHMET ERÇELİK