TEVHİD VE PEYGAMBERLİK
Değerli Mü’minler!.. Cenab-ı Allah’ın peygamberleri yeryüzüne tevhid inancını, sevgiyi, merhameti, şefkati getiren insanlardır… Hz.Adem Peygamber’den Hz.Muhammed Mustafa (A.S.V)’a kadar gelmiş geçmiş bütün peygamberler insanlara sevgiyi, merhameti, şefkati ve Allah’ın varlığını ve birliğini getirmiş, haber vermişlerdir…
Cedd’ül Enbiya olan, yani bütün peygamberlerin atası olan… Hatta insanlığın da ikinci atası diye bilinen Hz.Nuh Peygamber… Yine Cedd’ül Enbiya olan Hz.İbrahim Peygamber… Hz.Musa Peygamber… Hz.İsa Peygamber Hz.Yahya Peygamber… Süleyman Peygamber… Davut Peygamber… Bizim Peygamberimiz Hz.Muhammed Mustafa (SAV)’e kadar bütün peygamberler… Tevhidi, Allah’a olan imanı, sadakati, birliği insanlara anlatmışlar İnsanları Allah’ın varlığına ve birliğine davet etmişlerdir
Yasin Suresi’nin 41. ayet-i kerimesinde;
وَآيَةٌ لَّهُمْ
“Onlar için ibrettir… Onlar için ayettir… Mucizedir… İşarettir…”
أَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّيَّتَهُمْ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ
“Tıka basa dopdolu bir geminin içerisinde insanların zürriyetlerini taşımamız… Onlar için büyük bir ayet, büyük bir mucizedir…”
Nuh’un gemisi iman gemisiydi… Hep söylüyoruz; bu gün zulüm denizinin içerisinde iman gemisine binenler, cennetin selamet sahillerine ulaşacaktır inşallah…
Rabbim bizi iman gemisine binenlerden eylesin…
Hz.Nuh Peygamber insanları imana, insanları tevhide, Allah’ın varlığına ve birliğine, Allah’a olan sevgiye ve muhabbete davet etmişti… Ama inanmamışlardı… Koskoca bir ömür… Bizim ömrümüzle mukayese edilmeyecek uzunlukta bir ömür… Bu ömrün 950 senesi peygamberlikle geçmiş… Ki; İslam tarihçileri 1400 küsur sene yaşadığını söylüyorlar… Ve bu hayat süreci içerisinde 950 yıl, bir fiil Allah’ın peygamberliğini ifa etmiş…
İnsanları tevhide, hakka, adalete, doğruya, sevgiye ve muhabbete çağıran bir insan… Azamet sahibi bir insan… Kararlı, sabırlı, metanetli, dirayetli bir insan Hz.Nuh Peygamber…
Onun için Ulü’l-Azim peygamberlerindendir der âlimler… Yani güçlü iradeye sahip, çok çileler çekmiş, çok sıkıntılardan geçmiş… Ama son derece güçlü ve metanetli, dirayetli bir peygamber…(YASİN;42)
وَخَلَقْنَا لَهُم مِّن مِّثْلِهِ مَا يَرْكَبُونَ
“İşte, o gemide olanlar gibi, onların bir mislini de biz yine yarattık…”
Kur’an-ı Kerim’den biz şunu öğreniyoruz… Nuh Peygamberin zamanındaki insanlar, Hz.Nuh’a inananlar ve inanmayanlar olarak iki gruptu… İnananlar Hz.Nuh’un yaptığı gemiye binerek, Allah’ın azabından, tufanından kurtuldu… Hz.Nuh’a iman etmeyenler; o iman etmeyenlerin içerisinde Hz.Nuh’un hanımı da vardı, Hz.Nuh’un Ken’an isminde oğlu da vardı… Bunlar da kâfirlerle birlikte Nuh tufanında helak olup gittiler…
Değerli Mü’minler!.. Tuğyan varsa bir yerde… Ki, tuğyan nedir?.. Tuğyan, Allah’a isyan etmektir… Allah’a karşı gelmektir… Allah’ın koyduğu sınırları çiğnemektir Allah’ın çizgilerini aşmaktır… Emirlerini tutmamaktır… Bunların hepsine tuğyan diye biliriz… Ve şunu hiç unutmamamız lazım ki, Kur’an bunu söylüyor bize… Tuğyan’ın olduğu yerde tufan vardır…
Dolayısıyla; Nuh kıssasından çıkaracağımız en önemli mesaj… Ey insanlar!.. Rabbinize karşı tuğyan içerisinde olmayın… İtaat içerisinde olun… Rabbinizin emirlerini çiğnemeyin… Rabbinizin koyduğu sınırları geçmeyin… Rabbinize karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun… Ve asla Allah’a isyan etmeyin… Asla Allah’a karşı -hâşâ- kafa tutmayın…
Bütün bunların özelliğini, bütün bunların nasıl, ne gibi acı sonuçlara yol açtığını, bize Nuh kıssası çok açık ve net bir şekilde anlatıyor…
Şimdi bir peygamber düşünün… Bir ömür aynı yastığa baş koymuş hanımı kendisine iman etmiyor… Allah’a davet eden bir insana yanı başındaki hanımı iman etmiyor İman etmediği gibi, bir de kocasıyla alay ediyor… Hatta insanları örgütlüyor, benim kocam -hâşâ- bunadı, ne yaptığını bilmiyor, gelin bakın karanın ortasında gemi yapmaya çalışıyor diye, insanları örgütleyerek bizzat kocasıyla alay ettiriyor…
Tarih hiçbir zaman isyankârları hayırla yâd etmez… Kur’an-ı Kerim de hiçbir zaman isyankârları hayırla yâd etmedi… Bakınız; Tahrim Suresi’nin 10. ayet-i kerimesi;
ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا كَفَرُوالِّلَّذِينَ اِمْرَأَةَ نُوحٍ وَاِمْرَأَةَ لُوطٍ
Allah kâfirlerin misali olarak Nuh’un hanımı ile Lut’un hanımını size misal gösterir… İkisi de peygamber hanımı… İkisi de peygamberlerin nikâhı altındaki iki kadın… Ama ikisi de isyankâr… İkisi de inkârcı… Birisi Nuh’un hanımı… Diğeri Lut’un hanımı…
كَانَتَا تَحْتَ عَبْدَيْنِ مِنْ عِبَادِنَا صَالِحَيْنِ
“Bu iki kadın, salih iki kulumuzun nikâhı altında idiler diyor Cenab-ı Allah…”
فَخَانَتَاهُمَا
“Ama maalesef o iki güzel insana, o iki salih insana ihanet ettiler… İtaat etmediler… Onların çağrılarına kulak vermediler…”
فَلَمْ يُغْنِيَا عَنْهُمَا مِنَ اللَّهِ شَيْئً
“Onlara kazandıkları hiçbir şey fayda vermedi… Yatıkları hiçbir amelden, güzel işten nasipleri olmadı…”
وَقِيلَ ادْخُلَا النَّارَ مَعَ الدَّاخِلِينَ
“Cehenneme girenlerle birlikte onlara da cehenneme girin denildi…”
Şimdi burada Tahrim Suresi’nin bu 10. ayeti çok net bir şey anlatıyor bize… Diyor ki; kim olursan ol, istersen peygamberin hanımı ol… İstersen Nuh’un hanımı ol… İstersen Lut peygamberin hanımı ol… Eğer iman yoksa sende, gideceğin yer ateştir… Aynısını Tebbet Suresi’nde de görüyoruz…
تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ وَتَبَّ
Ebu Leheb’in elleri kurusun… Ve kurudu da… Çünkü elleriyle, vücuduyla, bedeniyle İslam’a karşı mücadele ediyordu… Hz.Muhammed Mustafa (SAV)’e karşı isyan ediyordu… Elinden geldiği kadar var gücüyle mücadele ediyordu… Bedir Savaşına kendisi katılmadı, ama on tane paralı asker gönderdi… Ölümden de korkuyordu… Kim bu?.. Hz.Muhammed Mustafa (SAAV)’in öz be öz amcası… Yani Abdul Muttalip’in oğlu Ebu Lehep… Ve Cenab-ı Hakk, bunun akıbetini bize Tebbet Suresi’nde haber veriyor…
مَا أَغْنَى عَنْهُ مَا لُهُ وَمَا كَسَبَ
سَيَصْلَى نَارًا ذَاتَ لَهَبٍ
“Onun dünyada ne kazandığı malı, ne o kazancı ona fayda vermedi…”
Dünya kadar malınız-mülkünüz olsa, paranız-pulunuz olsa… Eğer Allah’a olan imanınız yoksa Allah katında zerre kadar değeriniz ve kıymetiniz yok demektir… Velev ki; Hz.Muhammed’in amcası dahi olsanız, fark etmez… Tebbet Suresi de bize bunu haber veriyor…
İşte bu Tahrim Suresi’nin 10. ayeti de bize, Peygamber hanımı da olsan, imanın yoksa hiçbir değerin yok diyor…
وَقِيلَ ادْخُلَا النَّارَ مَعَ الدَّاخِلِينَ
“Onlara cehenneme girenlerle birlikte cehenneme girin denildi…”
Muhterem Mü’minler!.. Cennet ile cehennem arsındaki engel ölümdür… İnsan ölünce, cennetlikse cennetine kavuşur, cehennemlikse cehennemine kavuşur…
İşte bunun için iman… Şimdi bakın; aynı yastığa baş koymuş bir insan… Nuh (AS) bin küsür sene yaşıyor ve 950 sene peygamberlik yapıyor… Aynı yastığa baş koyduğu, yanı başındaki hanımı iman etmiyor… İmanın ne kadar büyük nimet ve lütuf olduğunu, aslında bu ayet-i kerime bize çok net haber veriyor…
Yoksa insanın imanı ve salih ameli olmadığı zaman; elindeki hiçbir güvencesi, hiçbir dayanağı onu Allah indinde kurtaramaz… Kur’an bu konuda çok nettir…
Şimdi bakın, Peygamberin amcasından bahsediyoruz Ebu Lehep’ten bahsediyoruz… Hz.Nuh’un hanımından bahsediyoruz… Hz.Lut’un hanımından bahsediyoruz…
سَيَصْلَى نَارًا ذَاتَ لَهَبٍ
“Alevli bir ateşe yaslanacaktır o… Kim?.. Ebu Lehep… Ebu Lehep kim?.. Hz. Peygamberin amcası…”
وَامْرَأَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ
“Hanımı da onun odun hamallığını yapacaktır…”
فِي جِيدِهَا حَبْلٌ مِّن مَّسَدٍ
Odunları deste halinde, iplerle bağlayarak sırtında taşıyacak, kocasının ateşine odun taşıyacak… Hamallığını yapacak… Neden?.. Çünkü Hz.Muhammed’e isyan ettiler…
Dolayısıyla; peygamberlere isyan edenler asla iflah olmazlar… Onun için tuğyanın olduğu yerde de tufan olur… Hz.Nuh’un gemisine bindin… O iman gemisi, kurtulursun… Tıpkı Nuh’un gemisin binip kurtulanlar gibi… İşte kitaplar der ki; o mübarek mücadele etti, çalıştı, çalıştı, gayret etti… Baktı olacağı yok… Olmuyor Allah’ın emriyle gemiyi yaptı… Cebrail (AS) geldi, projesini çizdi… İşte iman gemisidir o aslında… Ve kendisine iman edenlere dedi ki; bu gemiye bineceksiniz… Binerseniz kurtulursunuz… Binmeyenler helak olacak…
Gemiye bindi… Ama hanımı binmedi… Oğlu da binmedi… (HÛD-42)
يَا بُنَيَّ ارْكَب مَّعَنَا وَلاَ تَكُن مَّعَ الْكَافِرِينَ
“Ya oğlum, yavrucuğum!.. Gel, ne olursun gel bizimle beraber ol… Gel şu gemiye adım at…”
O gemiye binse iman edecek… Babasının peygamberliğine inanacak… Allah’ın varlığına ve birliğine inanacak… Ama öz be öz oğlu hayır dedi…(HÛD-43)
قَالَ سَآوِي إِلَى جَبَلٍ يَعْصِمُنِي مِنَ الْمَاء
“Hayır… Ben suda boğulmam… Senin -haşa- Rabbinin tufanı beni yok edemez… Ben şu dağın tepesine çıkarım Sudan kurtulurum dedi babasına…”
قَالَ لاَ عَاصِمَ الْيَوْمَ مِنْ أَمْرِ اللّهِ إِلاَّ مَن رَّحِمَ
Yavrum!.. Allah’ın merhamet ettiğinden başkası bu gün kurtulamaz… Dağın tepesine de çıksan helak olmaya mahkûmsun… Çünkü sende iman yok… Çünkü sen isyan ettin… Babaya isyan değil; bir peygambere isyan ettin sen… Peygamberin oğlu da olsan ölmeye mahkûmsun, azaba mahkûmsun…
وَحَالَ بَيْنَهُمَا الْمَوْجُ فَكَانَ مِنَ الْمُغْرَقِينَ
“Tam konuşuyordu babasıyla; kocaman bir dev dalga geldi, aldı götürdü… Ve boğulanlardan oldu…”
İman denizine dalmayanlar, zulüm denizinde boğulmaya mahkûmdur… Peygamberlere itaat etmeyenler, cehennem ateşinde yanmaya mahkûmdur…
Yarın kıyamet gününde Ebu Lehep şöyle mi diyecek sanki… Ben Muhammed Mustafa’nın amcasıyım… Beni yakma ateşte… Önce sen yanacaksın ey Ebu Lehep…
سَيَصْلَى نَارًا ذَاتَ لَهَبٍ
“Alevli ateşe yaslanacaksın… Çünkü Muhammed’in amcası olsan bile isyancısın sen… İsyankârsın sen…”
İman edenler kurtulacak… Bakın size bir sahabeyi anlatayım… Uhud Savaşında Peygamberimiz sahabeye emir verdi… Hazırlık yapın, savaşa çıkacağız dedi… Allah için… Din için… Namus için… Her şey için…
Mekke’den ordu geliyor… Üç bin kişi… Bunlarla savaşmamız lazım… Yoksa ne din kalır elde, ne iman kalır elde, ne Medine kalır elde… Herkes hazırlık yapsın, savaşa çıkacağız dedi…
Bütün evlerde hazırlık ve telaş var… Bütün evlerde bir aşk, bir heyecan var… Ölüme gidiyorlar ama gülerek… Ne götürüyor; iman götürüyor bunları… İman ve cennete olan özlem…
Ama bir evden kavga sesi geliyor… İki tane evlat babalarıyla tartışıyorlar… Babaları topal bir insan… Bastonla yürüyor… “Baba biz savaşa katılacağız, sen de evde kalacaksın, hanımlarımız var, çocuklarımız var… Onların başında, onlara bekçilik yapacaksın, büyüklük yapacaksın… Onları önce Allah’a, sonra sana emanet ediyoruz” diyor çocukları babalarına…
“Olmaz öyle şey… Gidin işinize… Bu dediğinizi vallahi de billahi de yapmam” diyor babaları… İki evlat babasıyla mücadele ediyor… Baba, “Ben de geleceğim savaşa… Sadece sen mi şahadete aşıksın, ben de aşığım, beni bundan engelleyemezsiniz” diyor…
İki evlat baktılar olacağı yok… Gidelim Peygamber Efendimizin yanına, derdimizi anlatalım, belki Peygamber derdimize çare bulur… Kalktılar geldiler Peygamberimize… “Ya Rasulüllah!.. Şu babamıza bir şeyler söyle… Bizi dinlemiyor… Yaşlıdır… Hastadır… Bastonla gezer… Ayağı topaldır… Onun için diyoruz ki, baba sen gelme, biz gidelim… Sen çoluğumuzun çocuğumuzun, hanımlarımızın başında dur… Ama kabul etmiyor… Bir de siz konuşun da, ikna edin şu babamızı” dediler…
Peygamber Efendimiz tebessüm etti… Dedi ki; “Gidin, selamımı söyleyin… Çağırdığımı haber verin…” Geldiler… “Baba Allah Rasulünün selamı var… Seni mescitte bekliyor” dediler… Yerinden bir fırladı mübarek… İsmi Amr bin Cemuh bu sahabenin… Rasulüllah beni çağırıyormuş öyle mi diyerek… Topal ayağıyla koşa koşa Peygamber Efendimizin huzuruna vardı, büyük bir aşk ve heyecanla… “Fedake ebî ve ümmî Ya Rasulellah… Anam-babam feda olsun Ya Rasulellah… Emret beni çağırmışsın… Geldim Ya Rasulellah…”
Peygamberimiz tebessüm ederek dedi ki; “Ya Amr!.. Bana çocukların geldiler… Bana şöyle şöyle dediler… Babamız bizi dinlemiyor dediler… Amr; sana savaş farz değil… Sana cihad farz değil… Evlatlarının sözünü dinle, sen Medine’de kal… Bizimle gelme” buyurdular…
“Olmaz” dedi ve ağlamaya başladı Amr bin Cemuh.. Gözyaşları sırılsıklam… Dedi ki; “Ya Resulüllah!.. Sana canım feda… Senin uğrunda ölmeye zaten şu an hazırım… Ama ne olursun, işin sonunda cennet var… Bunun için benimle pazarlık yapma Ya Resulüllah… Benim imanım beni Medine’de oturtmaz… Şu topal ayağımla cennetin bahçelerinde yürümek istiyorum… Ne olursun engelleme beni” dedi…
İşte aşk budur… İşte iman budur… Bak bir tarafta küfür… Savaşa katılamıyor… On kişiyi paralı asker tutuyor… Onları gönderiyor… Öbür tarafta iman var… O iman topal adamı harekete geçiriyor… Allah Rasulünün karşısında “Ne olursun Ya Rasulüllah!.. Sonunda cennet olan bir şeyle ilgili beni zorlama… Sana canım feda… Ama bu işin sonunda cennet var… Bu işin sonunda şahadet var… Gitmek istiyorum… Ölmek istiyorum… Cennetin içerisinde topal ayağımla seke seke yürümek istiyorum” diye yalvartan bir iman…
Peygamberimiz de duygulanıyor ve gözlerinden yaşlar dökülüyor Amr’ın bu cevabı karşısında… “Amr, yollar sana açıktır… Sen düşündüğün gibi hareket et… Nasıl istiyorsan öyle yap” buyurdu…
Ve Amr bin Cemuh iki tane oğluyla birlikte o gün Uhut’a geldi… Uhut Savaşında mücadele etti ve kılıç darbeleriyle vücudu param parça olarak şehit düştü…
Ve savaş bitti… Peygamberimiz şehitleri tek tek incelerken, Amr’ın başına geldi… O ihtiyar beden kılıç darbeleriyle param parça olmuş… Kan revan içerisinde… Yüzünde tatlı bir tebessüm…
Peygamber Efendimiz gözyaşları içerisinde dedi ki; “Vallahi, şu an Amr’ı seyrediyorum… Cennetin içerisinde topal ayağıyla seke seke yürüyor…”
İşte sahabe neslinin tevhidi; bir inanç olarak kalplerine, bir düşünce olarak kafalarına, bir eylem olarak bedenlerine, bir tercih olarak iradelerine böyle hâkim kılmışlardı…
Değerli Kardeşlerim!.. O Asr-ı Saadet insanlarını, cahiliye adı verilen eski hayatlarından kurtaran bu inançları idi
İşte iman insanı böyle cennet sahillerine ulaştırır… Onun için isyan değil itaat… İtaat eden, Peygambere itaat eden, Allah’a itaat eden, Allah’ın Peygamberine itaat eden, sahil-i selamete ulaşır… Cennete ulaşır…
Bunun için mücadele etmek lazım… Bunun için gayret etmek lazım… İman ve salih amel diyoruz ya… Salih amel güzel işler yapmak demektir… Hayatta iken, dünyada iken güzel işler yapmak… Güzel işlerle meşgul olmak…
Bakın şu anda mesela, en güzel işlerden birini yapıyoruz… Camideyiz… Burada bize ne para var… Ne yemek var… Ne dünyevi bir menfaat var… Ama abdestimizi aldık, Rabbimiz emretti diye geldik… Biz biliyoruz ki; bu işin ahiret boyutu çok kârlı… Onun için buradayız… Güzel iş… Salih amel… Hayatımızın her anını, yaşantımızın her saniyesini, işte o güzel iş yaparak, ahirete endeksli çalışarak, çabalayarak kazanmak…
Bu mücadele içerisinde olmak, insanın dünyasını da cennete çevirir, ahiretini de… Yaşadığı yeri cennete çeviremeyen için, gideceği her yer cehennemdir… Bir daha söylüyorum… Yaşadığı yeri cennete çeviremeyen için, gideceği her yer cehennemdir…
Bir insan yaşadığı bu dünyada iyiliklerle, güzelliklerle, helallerle, Allah’a olan itaatiyle hayatını cennete çeviremezse gideceği yer cehennemdir; bilsin… Hiç kimse, günah bataklığı içerisinde boğuşup, çırpınıp da; huzurlu olan bir tane adam gösteremez şu dünyada…
Mesela; işi gücü faiz olan, gece gündüz faizle, tefecilikle uğraşan bir adamda huzur olmaz… Mesela; sabahtan akşama kadar, akşamdan sabaha kadar kafayı çekip zil zurna sarhoş olan ve bir de üstüne üstlük mutlu olan bir tane adam gösteremezsiniz… Kumar masalarında ömrünü çürütüp de huzuru bulan bir tek adam gösteremezsiniz… Gece gündüz milletin namusuna göz dikip, şehvetinin esiri olup zina yapıp da, huzurlu olan bir tane adam bulamazsınız…
Çünkü huzur İslam’ı yaşamaktadır… Huzur Kur’an’a göre hayatı devam ettirmektedir… Bunu yaparsanız huzurlusunuz… Dünyanız da cennete döner, ahirette de Allah sizi cennete koyar…
Onun için yaşadığı yeri cennete çeviremeyenin, gideceği yer cennet değildir… Cehennemdir… Bugün bizim yapmamız gereken, tarihten alacağımız ders ve ibretle istikametimizi belirlemektir… Bilindiği gibi Müslümanlar, sekiz asırdır Batı’yı aydınlatan Endülüs İslam medeniyetini, Doğu’yu aydınlatan Maveraünnehir İslam medeniyetini, Afrika’yı imar eden İslam medeniyetini kaybettiler Şimdi de Şam-ı Şerif’te, selam yurdu Bağdat’ta, hikmet beldesi San’a’da İslam medeniyetleri yok olma tehlikesiyle karşı karşıya Bugün, bütün Müslümanların kayıtsız kalamayacağı tek bir meselesi vardır: O da akan kanı durdurmak, Müslümanları birbirine düşüren komplolara karşı durmak, içimizden ve dışımızdan beslenen her türlü dâhili ve harici fitne uzantılarıyla mücadele etmek ve ümmeti halasa çıkarmaktır
Bu selam ve eman yurtlarını tarihte sahip oldukları huzura yeniden kavuşturmanın yolu, şu dünyada barış ve adaleti yeniden temin etmenin yolu, Müslümanların tevhid ve vahdette, rahmet ve merhamette buluşması ve İslam coğrafyasında güven ve barış ortamını tesis etmelerinden geçmektedir…
Onun için; Hz. Âdem’den itibaren bütün peygamberlerin ortak davası ve mesajı tevhiddi Nitekim Hûd Suresi’nde sırasıyla Nûh, Hûd, Sâlih, Şuayb peygamberlerden her biri toplumlarına şu ortak mesajı iletmişlerdi: (Hûd, 26, 50, 61, 84.)
يَا قَوْمِ اعْبُدُواْ اللّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ
““Ey kavmim!.. Allah’a kulluk edin! Sizin O’ndan başka hiçbir ilahınız yok!..””
Cenab-ı Mevla, başta ülkemiz olmak üzere, bütün Müslümanlara vahdeti, birliği, dirliği ve huzuru nasip eylesin…
Cenab-ı Mevla; bütün insanlığı merhamet dini İslam’ın rahmet ve adaletinden hiçbir zaman nasipsiz bırakmasın…
