Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Ticaret Ahlakı: Helal Kazancın Bereketi

İbrahim Bölükbaşı

TİCARET AHLAKI


بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَأْكُلُوا أَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ إِلَّا أَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ

“Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaret başkadır.”

Nisâ, 4/29

Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:

مَا أَكَلَ أَحَدٌ طَعَامًا قَطُّ خَيْرًا مِنْ أَنْ يَأْكُلَ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ وَإِنَّ نَبِيَّ اللَّهِ دَاوُدَ عَلَيْهِ السَّلَامُ كَانَ يَأْكُلُ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ

“Hiç kimse kendi elinin emeğinden daha hayırlı bir lokma yememiştir. Allah'ın peygamberi Davud da kendi elinin emeğini yerdi.”

Buhârî, Büyû', 15

HELAL KAZANCIN ÖNEMİ

Bu mübarek ayetler, malların kıymetine işaret ederek onların gayrimeşru şekilde elden çıkarılmasını yasaklamaktadır.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَأْكُلُوا أَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ

“Ey iman etmiş olanlar! Mallarınızı aranızda batıl yere yemeyiniz.”

Ey hakikaten şuurlu bir biçimde iman etmiş Müslümanlar! Mallarınızı aranızda İslâm şeriatının mubah kılmadığı kumar, faiz, hırsızlık, hıyanet, gasp, yalan yere şahitlik gibi batıl yollarla yemeyiniz; o mallarınızdan böyle gayrimeşru biçimde istifadeye kalkışmayınız.

إِلَّا أَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ

“Meğerki tarafınızdan kendi rızanızla yapılan bir ticaret olsun.”

Öyle meşru bir tarzda yapılan ticaret mallarından istifade etmek caizdir. Nitekim veraset, vasiyet, bağış, sadaka, mehir, cinayet bedeli gibi mallardan da istifade meşru bulunmuştur.

Nisâ, 4/29

Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:

مَا أَكَلَ أَحَدٌ طَعَامًا قَطُّ خَيْرًا مِنْ أَنْ يَأْكُلَ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ وَإِنَّ نَبِيَّ اللَّهِ دَاوُدَ عَلَيْهِ السَّلَامُ كَانَ يَأْكُلُ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ

“Hiç kimse kendi elinin emeğinden daha hayırlı bir lokma yememiştir. Allah'ın peygamberi Davud da kendi elinin emeğini yerdi.”

Buhârî, Büyû', 15

ÇALIŞAN GENÇ ALLAH YOLUNDADIR

Resûlullah (s.a.v.) bir sabah ashabıyla oturup sohbet ediyordu. O sırada kuvvetli bir genç erkenden iş yerine doğru geçti. Ashaptan bazıları onun hakkında şöyle dedi:

يَا رَسُولَ اللَّهِ لَوْ كَانَ هَذَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ

“Ey Allah'ın Resûlü! Keşke gençliğini ve gücünü Allah yolunda değerlendirseydi; erkenden dünyalık kazanmaya gideceğine buraya gelip birkaç şey öğrenseydi.”

Resûlullah (s.a.v.) de onlara şu cevabı verdi:

إِنْ كَانَ خَرَجَ يَسْعَى عَلَى وَلَدِهِ صِغَارًا فَهُوَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ

“Öyle demeyin! Şayet bu genç, küçük çocuğunun ihtiyacını temin etmek için gidiyorsa o Allah yolundadır.”

وَإِنْ كَانَ خَرَجَ يَسْعَى عَلَى أَبَوَيْنِ شَيْخَيْنِ كَبِيرَيْنِ فَهُوَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ

“Eğer yaşlı anne babasının ihtiyaçlarını temin etmek için gidiyorsa, bu kişi Allah yolundadır.”

وَإِنْ كَانَ يَسْعَى عَلَى نَفْسِهِ يُعِفُّهَا فَهُوَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ

“Eğer kendini iffetli tutmak için gidiyorsa o Allah yolundadır.”

وَإِنْ كَانَ خَرَجَ رِيَاءً وَمُفَاخَرَةً فَهُوَ فِي سَبِيلِ الشَّيْطَانِ

“Fakat bu kişi insanlara karşı gösteriş ve övünmek için çalışıyorsa, o şeytanın yolundadır.”

Taberânî, el-Mu'cemü'l-Kebîr, 19/129; Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, 4/325

ZENGİNLİK VE TAKVA

Muâz b. Abdullah'ın amcası anlatıyor: "Biz bir cemaatte idik; Resûlullah da yanımıza çıkageldi. Oradakilerin zenginlik hususunda sohbete daldıkları bir esnada Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:

لَا بَأْسَ بِالْغِنَى لِمَنِ اتَّقَى وَالصِّحَّةُ لِمَنِ اتَّقَى خَيْرٌ مِنَ الْغِنَى

“Muttakî için zenginliğin bir zararı yoktur; ancak sıhhat, muttakî için zenginlikten daha hayırlıdır.”

İbn Mâce; İbn Hanbel

Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:

أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا اللَّهَ وَأَجْمِلُوا فِي الطَّلَبِ فَإِنَّ نَفْسًا لَنْ تَمُوتَ حَتَّى تَسْتَوْفِيَ رِزْقَهَا وَإِنْ أَبْطَأَ عَنْهَا فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَجْمِلُوا فِي الطَّلَبِ خُذُوا مَا حَلَّ وَدَعُوا مَا حَرُمَ

“Ey insanlar! Allah'tan hakkıyla sakının ve dünyevî talepte mutedil olun. Zira hiçbir kimse rızkını eksiksiz elde etmeden ölmez; rızkı gecikse bile ona kavuşacaktır. Öyleyse Allah'tan hakkıyla sakının ve talepte mutedil olun; helal olanı alın, haram olanı terk edin.”

İbn Mâce

TİCARET ERBABININ HARAMI VE HELALİ BİLMESİ GEREKİR

Hz. Ömer şöyle buyurmuştur:

لَا يَبِعْ فِي سُوقِنَا إِلَّا مَنْ قَدْ تَفَقَّهَ فِي الدِّينِ

“Bizim çarşımızda ancak dini bilen kimseler satış yapsın!”

Tirmizî

İbn Âbidîn, farz-ı ayn ilimleri sayarken şöyle demektedir: "Meslek erbabına ve bir şeylerle meşgul olan herkese, o mevzudaki haramdan kaçınabilmesi için onunla ilgili ilmi ve ona terettüp eden ahkâmı öğrenmesi farzdır. Dolayısıyla alışverişle ilgili bilgiler de bu meselelerle uğraşan kimselere farzdır."

TİCARET İBADETE ENGEL OLMAMALIDIR

رِجَالٌ لَا تُلْهِيهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَنْ ذِكْرِ اللَّهِ وَإِقَامِ الصَّلَاةِ وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ

“Birtakım erler vardır ki, onları ne bir ticaret ne de bir alışveriş Allah'ı anmaktan, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoyar.”

Evet, bu dünyevî meşguliyetler kendilerini dinî vazifelerine engel olmaz; dünya varlığı kendilerini ahiretten gafil bırakmaz, malî ve bedenî ibadetlerinden alıkoymaz.

يَخَافُونَ يَوْمًا تَتَقَلَّبُ فِيهِ الْقُلُوبُ وَالْأَبْصَارُ

“Onlar, kalplerin ve gözlerin dehşetle döneceği bir günden korkarlar.”

Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olacağı o kıyamet gününün mesuliyetinden korkarlar. Allah korkusuyla titreyen kalpleri kendilerini daima zikir ve fikre sevk eder; gafil bulunmazlar, daima uyanık bir hâlde olurlar.

Nûr, 24/37

TİCARETTE DÜRÜSTLÜĞÜN FAZİLETİ

Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:

التَّاجِرُ الْأَمِينُ الصَّدُوقُ الْمُسْلِمُ مَعَ الشُّهَدَاءِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

“Güvenilir ve dürüst Müslüman satıcı, kıyamet günü şehitlerle beraberdir.”

İbn Mâce

Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:

إِنَّ التُّجَّارَ يُبْعَثُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فُجَّارًا إِلَّا مَنِ اتَّقَى اللَّهَ وَبَرَّ وَصَدَقَ

“Kıyamet günü tüccarlar günahkârlar olarak diriltilecektir. Ancak Allah'tan sakınanlar, iyilik yapanlar ve doğruluktan ayrılmayanlar müstesnadır.”

Tirmizî; İbn Mâce

Ebû Hüreyre anlatıyor: Resûlullah (s.a.v.) çarşıda bir yiyecek yığınına rastlayınca elini yığına daldırdı; çıkardığında parmaklarına ıslaklık bulaştı. Satıcıya, "Ey mal sahibi, nedir bu?" diye sordu. Satıcı, "Ey Allah'ın Resûlü, yağmur ıslattı" deyince Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

أَفَلَا جَعَلْتَهُ فَوْقَ الطَّعَامِ كَيْ يَرَاهُ النَّاسُ مَنْ غَشَّ فَلَيْسَ مِنِّي

“Bu ıslaklığı üste getirip herkesin görmesini sağlayamaz mıydın? Kim bizi aldatırsa o bizden değildir!”

Müslim

Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:

وَلَا يَحِلُّ لِمُسْلِمٍ بَاعَ مِنْ أَخِيهِ بَيْعًا فِيهِ عَيْبٌ إِلَّا بَيَّنَهُ لَهُ

“Bir Müslümanın, bir malda kusur olduğunu bildiği hâlde müşteriye haber vermeden satması helal değildir.”

İbn Mâce

YUNUS B. UBEYD'İN DÜRÜSTLÜĞÜ

Yunus b. Ubeyd adındaki bir tüccarın dükkânında 200 dirhemden 400 dirheme kadar muhtelif fiyatlarda kumaşlar varmış. Bir defasında kardeşinin oğlunu dükkânda bırakıp namaza gitmiş. Dönüşte birisinin elinde kumaş görmüş ve kendi dükkânındaki 200 dirhemlik kumaşlardan olduğunu anlamış.

Adama sormuş: "Kumaşı kaça aldın?"

Adam: "Dört yüz dirheme aldım."

Yunus: "Aldanmışsın; kumaşın değeri 200 dirhemdir. Geri dön, paranın üstünü al."

Adam: "Bu kumaş bizim orada 500 dirhem de eder, aldanmış değilim."

Yunus: "Hayır, olmaz; götür kumaşı geri ver. Öğüt vermek, dünya kârından hayırlıdır." Bunun üzerine adam kumaşı dükkâna götürmüş ve iki yüz dirhemini geri almış.

Yunus yeğenine dönmüş: "Allah'tan korkmadın mı? İki yüz dirhemlik kumaşı dört yüz dirheme nasıl verdin? Müslümanlara öğüt vermeyi terk ettin; müşterinin bilgisizliğinden yararlanarak malı iki katına sattın. Böyle olur mu?" diyerek onu azarlamış.

Yeğeni: "Vallahi o malı kendi rızasıyla aldı" deyince Yunus b. Ubeyd şöyle demiş: "Peki, o razı oldu; senin vicdanın buna nasıl rıza gösterdi?"

Gazzâlî, İhyâ

TİCARETTE YEMİNDEN KAÇINMAK

Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:

الْحَلِفُ مَنْفَقَةٌ لِلسِّلْعَةِ مَمْحَقَةٌ لِلْكَسْبِ

“Yemin, mala rağbeti artırır; fakat kazancın bereketini giderir.”

Buhârî; Müslim

Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:

يَا مَعْشَرَ التُّجَّارِ إِنَّ الْبَيْعَ يَحْضُرُهُ الْحَلِفُ وَالْكَذِبُ فَشُوبُوهُ بِالصَّدَقَةِ

“Ey tüccarlar! Alışverişe yemin ve yalan karışır; siz onu sadaka ile karıştırın.”

Ebû Dâvûd; Tirmizî

ÖLÇÜYÜ TAM YAPMAK

Bu mübarek ayetler, ölçüye ve tartıya riayet etmemenin kötü durumunu bildiriyor; bu riayette bulunmayanların ahiret azabını düşünmez kimseler olduklarını kınamak maksadıyla teşhir ediyor ve o gibi günahkârların bütün yaptıklarının bir amel defterinde tespit edildiğini ihtar buyuruyor.

وَيْلٌ لِلْمُطَفِّفِينَ

“Ölçü ve tartıda hile yapanların vay hâline!”

"Veyl" bir azap kelimesidir; dünyevî ve uhrevî bir helâk demektir, cehennemde bir vadinin de adıdır. Yani fazla bir kâr temin etmek için ölçü ve tartı hususunda hıyanette bulunanların vay hâllerine!

الَّذِينَ إِذَا اكْتَالُوا عَلَى النَّاسِ يَسْتَوْفُونَ

“Onlar, insanlardan ölçüp aldıkları zaman tam alırlar.”

O kimseler, başkalarının malını kendileri için aldıkları vakit tam ölçüp alırlar; hatta fırsat bulunca onu noksan göstererek nispeten az bir bedelle almak isterler.

وَإِذَا كَالُوهُمْ أَوْ وَزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَ

“Kendileri onlara ölçtükleri veya tarttıkları zaman ise eksik verirler.”

O hilekârlar, kendi mallarını insanlar için ölçtükleri veya tarttıkları zaman eksiltirler; tartıyı veya kileyi noksan yaptıkları hâlde onu tam gösterirler. Kendi şahsî menfaatleri için başkalarına zarar vermekten sıkılmazlar.

أَلَا يَظُنُّ أُولَئِكَ أَنَّهُمْ مَبْعُوثُونَ

“Onlar, diriltileceklerini sanmıyorlar mı?”

Şüphe yok ki onlar öldükten sonra tekrar diriltilecek ve yaptıkları hilelerden dolayı cezalara çarptırılacaklardır. Onlar bu akıbeti hiç düşünmezler mi?

لِيَوْمٍ عَظِيمٍ

“Büyük bir gün için...”

Evet, büyük bir gün için yeniden hayata kavuşturulacaklarını, o günde sual ve hesaba tâbi tutulacaklarını hiç düşünmüyorlar mı?

يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ

“O gün insanlar, âlemlerin Rabbinin huzurunda dururlar.”

Kendilerinin de diriltilecekleri muhakkaktır. O günün böyle meydana geleceğini, o haksızlıklarda bulunanlar hiç bilmiyorlar mı?

Mutaffifîn, 83/1-6

HZ. ŞUAYB'IN KAVMİNE DAVETİ

Bu ayetler de Şuayb aleyhisselamın kavmini tevhit dinine davet ettiğini, onlara alışverişlerinde doğruluktan ayrılmayıp ıslah edici bir hâlde yaşamalarını tavsiye buyurmuş olduğunu bildiriyor.

وَإِلَى مَدْيَنَ أَخَاهُمْ شُعَيْبًا

“Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı gönderdik.”

قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ

“Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin.”

Ey Medyen ahalisi! Allah'a kullukta bulunun, O'na başkalarını ortak koşmayın.

مَا لَكُمْ مِنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ

“Sizin için O'ndan başka bir ilah yoktur.”

Yaratıcılık ve mabutluk yalnız O'na mahsustur; bütün kâinat O'nun varlığına, birliğine ve mabut olduğuna şahittir.

وَلَا تَنْقُصُوا الْمِكْيَالَ وَالْمِيزَانَ

“Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın.”

Alışveriş yaparken kilelerinizi, terazilerinizi, onlarla ölçüp tarttığınız şeyleri hiçbir şekilde noksan yapmayın; başkalarının zararına hareket etmeyin.

إِنِّي أَرَاكُمْ بِخَيْرٍ

“Şüphesiz ben sizi bir hayır (bolluk) içinde görüyorum.”

Yani siz bir servet ve bolluk içinde yaşıyorsunuz; böyle bir hâlin neticesinde Allah'a itaat etmeli, şükretmelisiniz.

وَإِنِّي أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ مُحِيطٍ

“Ve ben, sizin üzerinize kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum.”

İman ve adaleti gözetmediğiniz takdirde sizin üzerinize yönelecek olan kuşatıcı bir günün azabından korkarım.

وَيَا قَوْمِ أَوْفُوا الْمِكْيَالَ وَالْمِيزَانَ بِالْقِسْطِ

“Ey kavmim! Ölçüyü de tartıyı da adaletle tam yapın.”

وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ أَشْيَاءَهُمْ

“İnsanların eşyalarını eksik vermeyin.”

Yani hiçbir kimsenin malının değerini düşürmeye çalışmayın; veyahut bir satılık malın müşterilerini oyalayarak o malın satılmasını geciktirmeye ve kıymetini düşürmeye meydan vermeyin.

وَلَا تَعْثَوْا فِي الْأَرْضِ مُفْسِدِينَ

“Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.”

Yani gayrimeşru muamelelere sebebiyet verecek kötü hareketlerde bulunmayın; hırsızlık, yol kesicilik, yağmacılık gibi şeylerden sakının; dünyevî ve uhrevî menfaatlerinizi bozmaya çalışıp durmayın.

بَقِيَّتُ اللَّهِ خَيْرٌ لَكُمْ

“Allah'ın (helalinden) bıraktığı kâr sizin için daha hayırlıdır.”

Yani ölçülere ve tartılara riayet ettikten sonra size Cenâb-ı Hakk'ın helâl kıldığı miktar sizin için hayırlıdır.

إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ

“Eğer mümin kimseler iseniz...”

Sizin hakiki menfaatiniz bundadır. Helâl olmayan bir maldan bir hayır beklenilemez.

وَمَا أَنَا عَلَيْكُمْ بِحَفِيظٍ

“Ben sizin üzerinize bir bekçi değilim.”

Yani sizi çirkin ve gayrimeşru şeylerden fiilen koruyacak bir güçte değilim. Benim vazifem, size hak ve hakikati tebliğ ve tavsiye etmek, sizlere nasihat vermektir. Ne kadar güzel; ahlâkî, iktisadî ve içtimaî bir nasihat, bir irşat!

Hûd, 11/84-86

İbn Abbas anlatıyor: Hz. Peygamber, ölçek ve terazi kullananlara şöyle hitap etti:

إِنَّكُمْ قَدْ وُلِّيتُمْ أَمْرَيْنِ هَلَكَتْ فِيهِ أُمَمٌ سَالِفَةٌ قَبْلَكُمْ

“Sizler, bizden önce gelip geçen kavimleri helâk eden iki işi üzerinize almış bulunmaktasınız.”

Tirmizî

İŞE ERKEN BAŞLAMAK

Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:

اللَّهُمَّ بَارِكْ لِأُمَّتِي فِي بُكُورِهَا

“Allah'ım! Ümmetime, günün ilk vakitlerinde yaptıkları işi bereketlendir.”

Ebû Dâvûd

FİYATI PİYASA BELİRLER

Enes b. Mâlik anlatıyor:

غَلَا السِّعْرُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ سَعِّرْ لَنَا

“Resûlullah (s.a.v.) zamanında fiyatlar artmıştı. Halk ona müracaat ederek "Ey Allah'ın Resûlü! Fiyatları siz belirleseniz" dediler.”

Hz. Peygamber şu cevabı verdi:

إِنَّ اللَّهَ هُوَ الْمُسَعِّرُ الْقَابِضُ الْبَاسِطُ الرَّزَّاقُ وَإِنِّي لَأَرْجُو أَنْ أَلْقَى رَبِّي وَلَيْسَ أَحَدٌ مِنْكُمْ يَطْلُبُنِي بِمَظْلِمَةٍ فِي دَمٍ وَلَا مَالٍ

“Fiyatları koyan Allah'tır; rızkı veren, artırıp eksilten de O'dur. Ben ise, hiç kimse benden ne kan ne de mal hususunda hak talebinde bulunmaz olduğu hâlde Allah'a kavuşmayı diliyorum.”

Tirmizî; Ebû Dâvûd

PAZARLIK PAYI BIRAKARAK YÜKSEK FİYAT SÖYLEMEK

Kayle Ümmü Benî Ammâr anlatıyor: Resûlullah (s.a.v.) yaptığı umrelerden birinde kendisine Merve'de yaklaştım ve şöyle sordum: "Ey Allah'ın Resûlü! Ben ticaret yapan bir kadınım. Bir şeyi satın almak istediğim zaman arzuladığımdan daha düşük bir fiyat teklif ediyorum, sonra yavaş yavaş artırarak düşündüğüm fiyata geliyorum. Bir şeyi satacağım zaman da önce istediğimden daha yüksek bir fiyat söylüyor, sonra yavaş yavaş inerek arzuladığım fiyata geliyorum. Böyle yapmama ne dersin?" Şu cevabı verdi:

لَا تَفْعَلِي يَا قَيْلَةُ إِذَا أَرَدْتِ أَنْ تَبْتَاعِي شَيْئًا فَاسْتَامِي بِهِ الَّذِي تُرِيدِينَ أُعْطِيتِ أَوْ مُنِعْتِ وَإِذَا أَرَدْتِ أَنْ تَبِيعِي شَيْئًا فَاسْتَامِي بِهِ الَّذِي تُرِيدِينَ أَعْطَيْتِ أَوْ مَنَعْتِ

“Ey Kayle, böyle yapma! Bir şey satın almak istediğin zaman düşündüğün fiyatı söyle; sana verilsin veya verilmesin. Bir malı satmak istediğin zaman da versen de vermesen de satmak istediğin fiyatı söyle.”

İbn Mâce

SATIŞTA MUHAYYERLİK

Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:

الْبَيِّعَانِ بِالْخِيَارِ مَا لَمْ يَتَفَرَّقَا أَوْ قَالَ حَتَّى يَتَفَرَّقَا فَإِنْ صَدَقَا وَبَيَّنَا بُورِكَ لَهُمَا فِي بَيْعِهِمَا وَإِنْ كَتَمَا وَكَذَبَا مُحِقَتْ بَرَكَةُ بَيْعِهِمَا

“Alışveriş yapanlar birbirlerinden ayrılmadıkça (vazgeçmekte) muhayyerdirler. Taraflar alışverişi doğruluk üzere yapar ve kusuru beyan ederlerse alışverişleri her ikisi hakkında mübarek kılınır. Yalan söyleyip kusurları gizlerlerse, belli bir kâr sağlasalar bile alışverişleri bereketini kaybeder.”

Buhârî

FİYATI KIZIŞTIRMAK

Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:

لَا تَنَاجَشُوا وَلَا يَبِعِ الْمَرْءُ عَلَى بَيْعِ أَخِيهِ وَلَا يَبِعْ حَاضِرٌ لِبَادٍ وَلَا يَخْطُبِ الْمَرْءُ عَلَى خِطْبَةِ أَخِيهِ وَلَا تَسْأَلِ الْمَرْأَةُ طَلَاقَ الْأُخْرَى لِتَكْتَفِئَ مَا فِي إِنَائِهَا

“Alıcı olmadığınız hâlde fiyatları kızıştırmak için müşteri ile satıcının arasına girmeyin! Bir kimse kardeşinin satışı üzerine satış yapmasın. Şehirli, köylü namına mal satmasın! Bir kimse kardeşinin dünürlüğü üzerine dünür göndermesin! Kadın da başka bir kadının kabındakini boşaltmak için onun boşanmasını istemesin!”

Müslim

KARABORSA

Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:

الْجَالِبُ مَرْزُوقٌ وَالْمُحْتَكِرُ مَلْعُونٌ

“Malını satışa arz eden rızka erer; karaborsacı ise lanete uğrar.”

İbn Mâce

KARŞI TARAFA KOLAYLIK SAĞLAMAK

Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:

إِنَّ رَجُلًا كَانَ فِيمَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ أَتَاهُ الْمَلَكُ لِيَقْبِضَ رُوحَهُ فَقِيلَ لَهُ هَلْ عَمِلْتَ مِنْ خَيْرٍ قَالَ مَا أَعْلَمُ قِيلَ لَهُ انْظُرْ قَالَ مَا أَعْلَمُ شَيْئًا غَيْرَ أَنِّي كُنْتُ أُبَايِعُ النَّاسَ فِي الدُّنْيَا وَأُجَازِيهِمْ فَأُنْظِرُ الْمُوسِرَ وَأَتَجَاوَزُ عَنِ الْمُعْسِرِ فَأَدْخَلَهُ اللَّهُ الْجَنَّةَ

“Sizden önce yaşamış olan birisine, ruhunu kabzetmek üzere melek geldi ve ona soruldu: "Bir hayır işledin mi?" Adam, "Bilmiyorum" diye cevap verdi. "Hele bir düşün" denildi. Adam, "Bir şey hatırlamıyorum; ancak dünyada iken insanlarla alışveriş yapardım. Bu muamelelerimde zengine ödeme vadesini uzatır, darda olana da kolaylık gösterirdim" dedi. Allah da onu affedip cennetine koydu.”

Buhârî; Müslim

Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:

رَحِمَ اللَّهُ رَجُلًا سَمْحًا إِذَا بَاعَ وَإِذَا اشْتَرَى وَإِذَا اقْتَضَى

“Allah; satarken, alırken ve alacağını isterken kolaylık gösteren kişiye rahmet etsin.”

Buhârî