Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Ubûdiyet ve Salih Amel

İsmail Sezkin

UBUDİYET VE SALİH AMEL


وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ

Değerli Mü’minler!.. Kulluk… Ubudiyyet… Cenab-ı Allah'a kul olma… Bu öyle bir şeydir ki; bu bütün canlıları içine alan bir durumdur… Kâinattaki her şeyi ilgilendiren bir meseledir…

Yeryüzünde ne kadar canlı varsa… Hareket eden ne varsa… Hepsi Cenab-ı Allah’a aittir… Yani hepimiz Cenab-ı Allah'ın kuluyuz… İster iman etsin, isterse etmesin… Müslüman olsun ve ya olmasın Herkes Cenab-ı Allah'ın kuludur… Ama önemli olan; Cenab-ı Allah'a kul olan kişilerin kendi iradesiyle kul olmasıdır

Değerli Kardeşlerim!.. Herkes ve kâinatta bulunan her şey… Her zerre… Cenab-ı Allah’ı tesbih eder… Her şey Cenab-ı Allah'a kuldur… Cenab-ı Allah'ın abdıdır… Bütün mahlûkat adına, her ne varsa…

Fakat insanoğlunu bu mecburi kulluk içerisinde, diğer varlıklardan ayıran en önemli nokta; iradedir… Yani kendi iradesiyle kul olmaktır…

Mesela; hayvanat Cenab-ı Allah'ın kuludur… Bütün nebatat Cenab-ı Allah'ın kuludur… Hepsi Cenab-ı Allah'ı tesbih ederler… Cenab-ı Allah'ı zikrederler… Kendi lisanlarıyla onlar da Cenab-ı Hakk’ı anarlar… O’nun önünde eğilirler… O’na secde ederler…

Melaike de Cenab-ı Allah'ın kuludur… Onlar da Cenab-ı Allah'ı tesbih eder… Aralarındaki fark; melekler akıl yardımıyla… Akıl aracılığıyla Cenab-ı Allah'a kulluk ederler… Fakat onların iradesi yoktur… Cenab-ı Allah'a kulluk yapmaya mecburdurlar… Öyle yaratılmışlardır… Onların görevi tesbih etmektir… Onların görevi Cenab-ı Allah'ı takdis etmek, yüceltmektir…

Biraz önce dediğim gibi; hayvanat ve nebatat da Cenab-ı Allah'a kul olurlar… Onlar fıtratlarından ve tabiatlarından gelen içgüdüleriyle Cenab-ı Allah'ı tesbih eder, takdis ederler… Ama onların da iradesi yoktur…

Hem nefsi olan… Hem aklı olan… Hem de iradesi olan tek varlık insandır… Eğer, insanoğlu nefsine uyar, Cenab-ı Allah'a kul olmaktan uzaklaşırsa… O zaman sapıtır, şeytana kul olur…

Ama eğer; insanoğlu aklı ve kalbi aracılığıyla… Bunları kullanarak Cenab-ı Allah'a kul olursa… İşte o zaman da Cenab-ı Allah'ın izniyle melekleşir… Belki meleklerden de üstün olur… O zaman Rahmani bir kul olur… Burada önemli olan irade ile kul olmaktır…

Değerli Kardeşlerim!.. İnsanoğlu irade sahibi… Nefis sahibi… Akıl sahibi olan bir varlıktır dedik… İnsanoğlu; ya küfranı din eder Yani Allah muhafaza; Cenab-ı Allah'ı inkâr eder… Cenab-ı Allah'ın dinini inkâr eder… Cenab-ı Allah'ın yeryüzündeki kanunlarını inkâr eder… Şeytanın yoluna gider, dinden çıkar ve Allah'a ortak koşar… Ebedi cehennemlik olur…

Ve ya insanoğlu küfran-ı nimet eder… Cenab-ı Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük yapar… O zaman; bu insan, belki Din-i Mübin-i İslam’ı kabul etme noktasında mü’mindir… Ama maalesef günah işleyerek günahkâr olur… Bunun cezasını da çeker…

Değerli Mü’minler!.. İnsanoğlu, Cenab-ı Allah'a kul olarak özgürleşir… Bir kimse Cenab-ı Allah'a kul olursa… İradesiyle Cenab-ı Allah'ı kabul ederse… O zaman, mabud gibi görünen her şeyi elinin tersiyle itmiş olur… Ve böylece sadece Cenab-ı Allah'a kul olarak özgür bir birey olur…

Ama insanoğlu, eğer Cenab-ı Allah'a kul olmazsa… Eğer putlara kul olursa… Dünyasını harab ettiği gibi ahiretini de harab eder… Yine bazı insanların yaptığı gibi; eğer dünyalığı kendisine mabud ederse… O zaman da hem bu dünyada, hem de ahirette kaybetmiş olur…

فَاَمَّا الْاِنْسَانُ اِذَا مَا ابْتَلٰیهُ رَبُّهُ فَاَكْرَمَهُ وَنَعَّمَهُ فَيَقُولُ رَبّٖى اَكْرَمَنِ

““Eğer insanoğlu imtihana çekilir de; Rabbi ona nimet verirse, bir ikramda bulunursa… O kimse, hamdolsun halim vaktim yerimde… Rabbim bana ikram etti… Rabbim bana bu nimetleri verdi der…””

وَاَمَّا اِذَا مَا ابْتَلٰیهُ فَقَدَرَ عَلَيْهِ رِزْقَهُ فَيَقُولُ رَبّٖى اَهَانَنِ

““Ama insanoğlu başına bir problem bir sıkıntı gelirse… Allah onun rızkını birazcık daraltırsa… Alım gücünü birazcık kısıtlarsa… Hemen Rabbim beni küçük düşürdü… Rabbim beni mahcup etti… Perişan etti der ve isyan etmeye başlar…””

Peygamber Efendimiz de “Eğer bir kimse paranın kölesi olursa Malın-mülkün, eşyanın kölesi olursa… Yazıklar olsun ona… O kişiler kendilerine bir şey verilirse hallerinden razı olurlar… Başlarına bir sıkıntı gelirse, o zaman da razı olmazlar, isyan ederler…” buyuruyor…

Değerli Kardeşlerim!.. Nefsinin yanında, aklının yanında bir de iradesi olan bizler bu dünyaya acaba neden geldik?.. Niçin buradayız acaba?.. Amacımız, gayemiz ne acaba?..

Mesela; sabah evden çıkıyor, akşama kadar çalışıyoruz… Kimimiz direksiyon başında araç sürüyor… Kimimiz daha ağır işlerde çalışıyor… Kimimiz masa başında çalışıyor… Kimimiz emir alıyor… Kimimiz emir veriyor… Kimimiz amir… Kimimiz memur… Amacımız ne?..

Eğer cevaplarımız şunlarsa… Bu dünyaya geldik… Bir şeyler yiyip-içeceğiz… Güzel güzel giyineceğiz… Paramız-pulumuz, malımız-mülkümüz olacak… Makamımız olacak… Son model arabalarımız olacak… Seyahatlere gideceğiz… Tatil yapacağız… Böylece ömrümüzü geçireceğiz… Bir gün gelecek bizden öncekilerin öldüğü gibi biz de ölüp gideceğiz…

Bazılarımız da şöyle cevap verebilir… Bizim amacımız, çoluk çocuğumuzun rızkını temin etmek… Onları iyi yetiştirmek… Makam-mevki sahibi yapmak… Mal-mülk sahibi yapmak… Şöyle çoluk-çocuğumuzu bir yetiştirelim… Elleri ekmek tutsun… Ev-ocak sahibi yapalım… Ondan sonra da ölür gideriz… Ama Cenab-ı Allah öyle demiyor işte…

Cenab-ı Allah

نَحْنُ نَرْزُقُهُمْ

iz onların rızkını üzerimize aldık…”(İSRA;31) diyor… Siz onların rızkını temin etmekle memur değilsiniz diyor… Onların rızkını vermekle görevli değilsiniz diyor…

Çoluk-çocuğunuz siz olmadan da yetişebilir… Aramızda yetim büyüyen… Annesi-babasını çocuk yaşta kaybeden insanlar var… Bakın onlar da büyüdüler… Onlar da iş-güç sahibi oldular… Onlar da makam-mevki sahibi oldular… Onların da eli ekmek tuttu… Demek ki; Allah-u Teâlâ

نَحْنُ نَرْزُقُهُمْ

buyurduğuna göre; hiç kimse anne-babasına mecbur değilmiş…

Elbette ki; bu dünyada anne-baba olarak birtakım vazifelerimiz var… Çocuklarımıza karşı bir takım vazifelerimiz var… Ama şu dünyadaki asıl amacımız, çoluk-çocuğumuzun rızkını temin etmek değil… Bizim bu dünyadaki asıl amacımız;

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ

Dünyaya geliş gayemiz sadece ve sadece Cenab-ı Allah'a kul olmak… Sadece ve sadece Cenab-ı Allah'a ibadet etmek… Bizim dünyaya gönderilişimizin amacı, gayesi bu…(ZARİYAT;56)

Değerli Mü’minler!.. Eşref-i mahlûk olan insanoğluyuz… Sorumluluklarımız var… Cenab-ı Allah'a ibadet etme sorumluluğumuz var… Cenab-ı Allah'a kul olma mes’uliyetimiz var… Günde beş vakit kıldığımız namazların her rekâtında;

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ

“amd alemlerin Rabbi olan Allah'adır…” diyoruz…”

اَلرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

““O Rahmandır… Dünyada hem mü’mine, hem de inanmayana nimet verir… O Rahimdir… Ahirette sadece mü’mini nimetlendirir…” diyoruz…”

مَالِكِ يَوْمِ الدّٖينِ

“in gününün sahibidir… Kıyamette hesaba çekecek olan odur…” diyoruz…”

اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَعٖينُ

“Rabbi ancak sana ibadet ederiz… Ancak senden yardım isteriz… Başka hiç kimseyi tanımayız…” diyoruz…”

اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقٖيمَ

“Ya Rabbi bizleri dosdoğru yoluna ilet… Orada sabit et… Bizleri sırat-ı müstakime ilet…” diyoruz…”

صِرَاطَ الَّذٖينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ

“zleri kendisine nimet verdiğin Salihlerin, peygamberlerin, şehitlerin yoluna ilet…” diyoruz…”

غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّالّٖينَ

“apıtan insanların… Yanlışa düşen insanların… Yolunu şaşıranların yollarına iletme…” diyoruz…”

Değerli Kardeşlerim!.. Bu Fatiha Suresi’ni günde en az kırk defa okuyoruz Her gün, biz bu ilanı yapıyoruz… Her gün biz bu sözleri veriyoruz… Sorun şurada… Dil ile yaptığımız bu ilanı; bedenimizle de, hareketlerimizle de, bütün benliğimizle de yapmamız gerekiyor…

İşte burada ubudiyet ve takva ilişkisi ortaya çıkıyor… Takvalı olmak… Müttaki olmak… Cenab-ı Allah'ın emirlerine uyan… Farzlarını yapan… Yasaklarından, haramlarından da sakınan kimsedir müttaki… Eğer bir kimse; Cenab-ı Allah'ın emirlerini yerine getiriyorsa… Eğer bir kimse; Cenab-ı Allah'ın yasaklarından sakınıyorsa… O kimse müttakidir…

Eğer bir kimse namazını kılmıyorsa… Orucunu tutmuyorsa… Zekâtını vermiyorsa… İmkânları yettiği halde, hac görevini yapmıyorsa… İster erkek olsun, ister kadın olsun; Cenab-ı Allah'ın emrettiği gibi tesettürüne girmiyorsa… Bu kimse müttaki değildir… Dolayısıyla bu kimse Cenab-ı Allah'a kulluğunda noksanlık içerisinde demektir… Ubudiyette noksanlık içerisinde demektir… Dünyaya geliş gayesinde problemler var demektir…

Bir kimse, Cenab-ı Allah'ın yasaklamış olduğu haramlardan uzaklaşmıyorsa… Faiz alıp veriyorsa… İçki içiyorsa… Kumar oynuyorsa… Zina ediyorsa… Bunları yapan kimsenin Cenab-ı Allah'a kulluğunda sıkıntılar var demektir… Ubudiyetinde problem var demektir… Dünyaya geliş amacında sıkıntılar var demektir…

Muhterem Kardeşlerim!.. Ubudiyet ancak müttaki olma ile olur… Bizler takva bir hayat yaşamak denilince; gece sabahlara kadar teheccüd namazı kılan… Nafile ibadetler yapan… Bol bol hayır hasenatta bulunan insan diye anlıyoruz… Böyle zannediyoruz…

Evet; bu takvanın en üst seviyesidir… Ama takvanın en alt derecesi, asgari seviyesi Cenab-ı Allah'ın emirlerini yerine getirip, yasaklarından da sakınmaktır… Farzları yapmak, haramlardan uzak durmaktır…

Onun için; ubudiyet, müttaki olmaktan geçiyor… Ubudiyet, ihsan sahibi olmaktan geçiyor… Bir kimse Cenab-ı Allah'ın emirlerini yapıyor… Yasaklarından sakınıyor… Ama bunu yaparken ihsan içerisinde mi yapıyor… Yani en güzel bir şekilde mi yapıyor… Allah-u Teâlâ'nın kendisini gördüğünü bilerek… O şuurda mı yapıyor… Yoksa; tabiri caizse, gelişi güzel mi yapıyor…

Namazını kılıyor ama nasıl kılıyor… Cenab-ı Allah'a boyun eğmesinde bir sıkıntı var mı… Rabbimizin huzurunda olduğunu düşünerek mi Cenab-ı Allah'ın emirlerini yerine getiriyor… Yasaklarından sakınıyor… Mesela; bir hanımefendi tesettür içerisine girmiş ama sırf örften, gelenekten, görenekten gördüğü için mi; yoksa gerçekten Cenab-ı Allah'ın emri olduğunun bilincinde mi yapıyor bunu… Yani ihsan sahibi mi…

Hani Cebrail (AS)’ın Peygamber Efendimize imanı, İslam’ı, ihsanı öğrettiği o meşhur Cibril hadisinde “İhsan; sanki Allah'ı görüyormuş gibi O'na ibâdet etmendir…” diyor… “Sen onu göremesen de, O zerresiyle, kürresiyle, her şeyiyle seni görüyor… Senden haberdar… Seni biliyor ve ona göre senin iyiliklerini de yazdırıyor… Kötülüklerini de yazdırıyor…” diyor Cebrail (AS)…

İşte ihsan bu… Ubudiyet ile ihsan ilişkisi… Muhsin olan bir kimse; Cenab-ı Allah'ın emirlerini ve yasaklarını yerine getiren… Müttaki olup; aynı zamanda bunu da Rabbinin huzurunda olduğunun bilinciyle, Cenab-ı Allah'ı görüyormuş gibi yapan kimsedir…

Değerli Kardeşlerim!.. Bir başka adım daha var… O da ihlas adımı… Ubudiyet Cenab-ı Allah'ın emirlerini yerine getirip, yasaklarını sakınmakla… Yani müttaki olmakla olur… Bunun bir adım ötesi ihsan içerisinde yapmaktır… En güzel şekilde bu işi yapmaktır…

Ama bunun zirvesi ve en güzeli ise ihlaslı yapmaktır… İhlas içerisinde… Cenab-ı Allah'ın muhlis kullarından olarak yapmaktır… Hatta muhlis kulların da ötesinde; muhlas olan kullar içerisinde olmaktır… Yani canı gönülden yapmaktır… En ufak bir şekilde riya, en ufak bir şekilde ucup, kendini beğenmişlik, desinler olmadan yapmaktır…

Değerli Kardeşlerim!.. Rabbimize karşı ubudiyetimiz… Rabbimize karşı takva içerisinde olmamız… İhsan içerisinde, ihsan sahibi olarak hareket etmemiz… İhlaslı olarak hareket etmemiz… Bunlar hangi noktalarda olacak ki; Cenab-ı Hakk bizden razı olsun…

İşte Cenab-ı Allah bunu da bize Asr Suresi’nde anlatıyor…

وَالْعَصْرِ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَفٖى خُسْرٍ

اِلَّا الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ

Zamana yemin eden ve insana belli bir vakit tayin eden Cenab-ı Allah insana diyor ki; “Ey insan!.. Aslında sen de aynen melekler gibi Cenab-ı Allah'ın karşısında mecburen kulsun… Mecburi kulluğun var… Sen de bu dünyaya gelmeden önce iradesi olmayan bir varlıktın… Elest bezminde Cenab-ı Allah'a kul olacağına söz verdin… Sonra dünyaya geldin… Dünyadan sonra gideceğin yerde de Cenab-ı Allah'a kul olacaksın… Orada iraden olmayacak…” diyor…

“Ey insanoğlu sana belli bir zaman tayin ediyorum… Bu zaman içerisinde iradenle hareket edeceksin… Kendi iradeni kullanarak Cenab-ı Allah'a kul mu olacaksın… Yoksa şeytana asker mi olacaksın… Bunu sen kendin tayin edeceksin…” diyor…

İşte; dünyaya geçici bir dönem gelen insanoğlu, bu dönem içerisinde iradesiyle kulluk vazifesini yapıyor.. Bu dönem içerisinde Cenab-ı Allah ona bazı bilgiler veriyor… Diyor ki; ‘Bu dönem içerisinde şayet sen (biraz sonra söyleyeceğim hususları) yerine getirirsen, yarın huzur-u mahşerde Cenab-ı Allah'ın huzurunda, sıratta, mizanda kazanan olursun… Ama bunları yapmazsan o gün sıkıntıya düşersin… Perişan olursun…’ Bunları Cenab-ı Allah Kur'an'ın her yerinde defalarca ifade ediyor…

Değerli Mü’minler!.. Sıkıntıya düşmemek için… Perişan olmamak için… Birincisi; iman edeceksin… İki; salih amel işleyeceksin Üç; bunu sadece ferdi olarak değil, toplumsal olarak yapacaksın… Dört; bu konuda önüne çıkan problemlere karşı da göğüs gereceksin

Bakın; Cenab-ı Allah hayatımızı ve yapmamız gerekenleri bize dört adımda özetliyor…

Değerli Kardeşlerim!.. İnsan neye iman edeceğini bilecek…

آمَنْتُ بِاللهِ وَ مَلَئِكَتِهٍ وَ كُتُبِهِ وَ رُسُلِهِ وَ اْليَوْمِ اْلآخِرِ

“Allah'ın varlığına, birliğine iman ediyorum… Meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahirete iman ediyorum… O zaman bu konuda bilgim olacak…”

İslam'a iman ediyorum… Cenab-ı Allah'ın farz kıldıklarını farz bilerek onlara iman ediyorum… Haram kıldıklarını haram bilerek iman ediyorum… O zaman bunu da bileceğim…

İnsan neye iman ettiğini bilecek ki, o iman ettiği şeyi sevecek… Bakın bu gün nice bilen fakat sevmeyen insanlar… Müsteşrik olarak, oryantalist olarak, Din-i Mübin-i İslâm'ın dışında öyle oryantalistler var ki… Sayfa sayfa kitaplar yazmışlar… Elimizde bulunan bütün hadisi şerifleri bir araya getirmişler… Bütün hadisleri biliyorlar… Kur'an'ın ayetlerini çok güzel okuyorlar, biliyorlar… Ama bilmek yetmiyor… Onu sevecek… Bu da yetmiyor; kalp ile tasdik edip, dil ile de ikrar edecek… İşte o zaman, o kimse iman etmiş olacak… Bilecek, sevecek ve dil ile ikrar, kalp ile tasdik edecek ki bu kimse kulluğun ilk adımını gerçekleştirmiş olsun… İman dairesine girmiş olsun…

Değerli Kardeşlerim!.. Ondan sonra salih amel geliyor… Kulluk sadece ben iman ettim demekle de olmuyor… İman eden bir insan salih amel işleyecek…

Bir; Cenab-ı Allah'a karşı görevlerini yerine getirerek, salih amel işleyecek… Namazını kılacak… Orucunu tutacak… Zekâtını verecek… Cenab-ı Allah'ın emrettiği gibi yaşayacak ve salih amel işlemiş olacak… Kısaca bütün ibadetlerini yapacak…

İkincisi ise; insanlara karşı salih amel işleyecek… Yani ben Allah'a karşı görevimi yaparım ama insanlara karşı görevimi yapmam diyen kişinin kulluğunda eksiklik var demektir…

Anne-baba hukukunu bilecek… Ona göre hareket edecek… Vatandaşlık hukukuna göre hareket edecek… Yani devlete karşı mes’uliyetlerini yerine getirecek… Komşuluk hukukuna göre hareket edecek…

Üçüncüsü; sadece Cenab-ı Allah'a karşı değil… Sadece insanlara karşı değil… Diğer canlılara karşı da… Hatta içinde yaşamış olduğumuz şu dünyaya karşı, kâinata karşı da görevlerimizi en güzel şekilde yerine getireceğiz ki… Gerçek manada Cenab-ı Allah'a kul olalım…

Değerli Kardeşlerim!.. Demek ki salih amel Cenab-ı Allah'a karşı görevlerimizi yaparak olacak… İnsanlara karşı görevlerimizi yaparak olacak… Kâinata karşı, diğer canlılara karşı görevini yaparak olacak… Bunların hepsini aynı anda yapacak… Bir mü’min Cenab-ı Allah'a karşı ibadetini de yapacak… İnsanlara karşı görevlerini de yapacak… Kâinata karşı görevlerini de yapacak…

Ama bu sadece salih amelin ferdi boyutu… Bunun bir de toplumsal boyutu var… Bir mü’min aynı zamanda içinde yaşamış olduğu toplumda da bu görevleri yerine getirirken, herkese de bu görevleri hatırlatacak…

Emr-i bil ma’ruf yapacak… Yani iyilikleri söyleyecek… Nehy-i ani'l-münker yapacak… Yani eliyle ve ya diliyle engel olarak ve ya en azından kalbiyle buğz ederek yanlışın, kötünün ve kötülüğün karşısında olacak..

Cenab-ı Allah’a hakiki manada kul olabilmek için son vazifemiz de; bu konuda çıkan bütün engellemelere karşı da sabredeceksin… Doğruyu anlatma noktasında sabredeceksin… İman üzere devam etmede sabredeceksin… Kul olmaya sabredeceksin Geri durmayacaksın…

Mesela; üç gün namaz kılıp ondan sonra terk etmeyeceksin… Beş gün oruç tutup ondan sonra terk etmeyeceksin… Fakiri fukarayı gözetmeye sabredeceksin… Devam edeceksin…

Cenab-ı Allah'ın emirlerini yerine getirmede… Cenab-ı Allah'ın yasaklarından da uzak durma da sabırlı olacağız… Cenab-ı Allah’a günde en az kırk defa

اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَعٖينُ

““Ya Rabbi ancak sana ibadet ederiz… Ancak senden yardım isteriz… Başka hiç kimseyi tanımayız…” diye verdiğimiz sözü hiç unutmayacaksın… Verdiğimiz sözü tutacağız… Kulluğumuzun bilincinde olacağız…”

Rabb'im cümlemizi dünyaya geliş hikâyesini bilen insanlardan eylesin…

Sadece kendisine ibadet eden kimselerden eylesin…

Rabbim bizleri paranın-makamın kulu eylemesin…

Rabbim bizleri nefsimizin, şeytanın kulu eylemesin..

Rabbim hepimizi Allah'ın emirlerini tutan ve yasaklarından da sakınan müttaki kimselerden eylesin…