ÜÇ AYLAR HAYATIMIZDA NELERİ DEĞİŞTİRMELİ
ÜÇ AYLAR HAYATIMIZDA NELERİ DEĞİŞTİRMELİ?
Değerli Mü’minler!.. Bir üç aylara daha kavuştuk hamdolsun… Dün akşam da Regaip Kandilini idrak ettik… Kavuşturana şükürler olsun
Eskiden üç aylara hazırlanılır ve çok güzel geçirilirdi… Bu üç aylar da, diğer aylar gibi gelip geçecek Ama bu ayların hayatımızda bazı şeyleri değiştirmesi gerekiyor… Önce hayat anlayışımız değişmeli… Birçoğumuz etrafını saran cazibeler bitip, tükenip gidiyoruz Ne giyeyim, ne yiyeyim, sosyal medyada ne paylaşayım… Bütün problem bu oldu artık maalesef… Ama Cenab-ı Allah da:
اَرَضٖيتُمْ بِالْحَيٰوةِ الدُّنْيَا مِنَ الْاٰخِرَةِ
“Dünya hayatını ahirete tercih mi ediyorlar?” (TEVBE: 38) diye soruyor Kur’an’da…”
Maalesef bu gün genel anlamda; hayat anlayışımız; “inandım” dediğimiz dinle hiç bağdaşmıyor Hayatı, ölümle doğum arasına, onu da mutfakla tuvaletin arasına sıkıştırıyoruz… Hayat anlayışımız sadece doldur boşalt oldu yani… Bu hayatın geçici olduğunu, her şeyin hesabını vereceğimizi unutuyoruz Dünya ile ilişkilerimiz çok sağlam… Ama ahiretle, ilişkilerimiz eh işte; şöyle böyle…
Değerli Kardeşlerim!.. Göstermelik dindarlıktan kurtulmamız lazım Herkes kendine: “Nerem Müslüman?” diye sormalı “İşim, alışverişim, İslam’ca mı, değil mi? ” Akşam başımızı yastığa koyduğumuzda Cenab-ı Allah’a “Ya Rabbi, bugün senin için şunu yaptım, bu günümü böyle geçirdim, umarım razı olursun” diyebileceğimiz kaç gün yaşadık hayatımızda diye kendimizi muhasebe etmemiz lazım… Eğer sunacağımız böyle bir günümüz yoksa Cenab-ı Hakk’a, bir ömrü nasıl sunacağız diye düşünmemiz lazım…
Yarın huzur-u mahşerde hesabını veremeyeceğimiz işler yapmayalım hayatımızda Bu günleri nasıl yaşarsak, hayatımız öyle bitecek… “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle haşrolunursunuz” diyor Peygamber Efendimiz(SAV)…
Değerli Mü’minler!.. Bize verilen hayatı, öyle bir yaşamalıyız ki, yarın bizi pişman etmesin… Bu dünya imtihan yeri… Şu anda hepimiz imtihandayız
İbadet edemeyeceğimiz günler gelmeden, kolumuz bacağımız sağlamken, ömrümüzü iyi değerlendirelim İbadetlerde devamlılık esastır… Üzerimize farz, vacip ve sünnet olan görevleri tam olarak yapacağız… Bunları yaparsak, ancak o zaman, Cenab-ı Allah’ın sevgili bir kulu olacağız, inşallah…
Peygamber Efendimiz: “Az da olsa amellerin devamlı olanı makbuldür” buyuruyor… Cenab-ı Allah da
وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتّٰى يَاْتِيَكَ الْيَقٖينُ
““Ölünceye kadar ibadet et!” (Hıcr: 99) diyor…”
Şeytan, Peygambere: “Ben, son anda kelime-i şehadet getirir kurtulanlardan olurum” deyince Peygamber üzülmüş Cenabı Allah da: “Üzülme, biz ona, o anda kelime-i şehadet getirmeyi unuttururuz” diye vahyetmiş… Demek istediğim şu; ibadet de bir nasip işidir, hidayet işidir… İnsanın Cenab-ı Allah’ın emrettiği şekilde yaşayamaması aslında bir cezadır… Bugün “ah inanabilsem, ah yapabilsem” diyen bir sürü insan var dünyada…
Musa Peygambere biri: “Ben senin dediklerini yapmıyorum hani benim cezam?” demiş… Cenab-ı Allah Musa Peygambere şöyle vahyetmiş: “Biz ondan ibadet etmenin zevkini aldık Bundan daha büyük ceza mı olur?..” İnsan emredildiği gibi inanmayınca ve yaşamayınca; yaşadığı ve işine geldiği gibi inanmaya başlar…
Cenab-ı Allah’ın hangi amellerimizi kabul edeceğini, hangi ibadetimize daha çok sevap vereceğini bilemeyiz Ayrıca, cennetin yolları, kapıları çok Hangi amelle, hangisinden girileceği belli olmaz
Hiç kimse kendisini garanti cennetlik de görmesin, cehennemlik de görmesin Allah’ın rahmetinden ümit kesmek günahtır, emin olmak da günahtır… Ümitle korku arasında olmak gerekir Bakın Hz.Ömer’in güzel bir sözü var bu konuda… “Dünyada herkes Cehenneme gidecek… Sadece bir kişi Cennete gidecek deseler… O bir kişinin ben olacağımız ümit ederim… Dünyada herkes Cennete gidecek… Sadece bir kişi Cehenneme gidecek deseler… O bir kişinin ben olacağımdan korkarım” diyor…
Bizim dinimizde bedenle yapılan ibadetler var, mal-mülkle yapılan ibadetler var Ama İslâm’da tatlı dil, güzel söz de ibadettir… İyi düşünmek de ibadettir İnsanlara zarar verecek bir çöpü yoldan kaldırıp atmak bile ibadettir… İyi niyet de bir ibadettir… İyilerle beraber olmak da bir ibadettir… Bulunulması gereken yerde bulunmak, bulunulmaması gereken yerde bulunmamak da ibadettir Tepki de bir ibadet, tebliğ de bir ibadettir
Değerli Mü’minler!.. Her ibadetin yansıması başkadır… Her ibadetin def ettiği belâ da farklıdır… Her ibadetin sevabı da başkadır… Müslümanın iyi niyetle yaptığı her iş ibadettir… Kul, Cenab-ı Allah’a tam bir teslimiyet göstermeli Teslim alınmadan, teslim olmalı insan… Ölünün yıkayana teslim olduğu gibi
Cenab-ı Hakk’a ellerimizi açıp; “Ya Rabbi! Bu güne kadar sana lâyıkıyla kul oldum Sana teslim oldum, sana gelmeye hazırım, canımı alabilirsin” diyebiliyor muyuz?.. İşte ölçü bu…
Adamın biri bıkmış usanmış, canından bezmiş… Sırtındaki yükle yol kenarına oturmuş:
– Allah’ım şu canımı al da kurtulayım, demiş…
Cenab-ı Allah Azrail’i hemen oracıkta karşısına çıkarıvermiş… Azrail’i gören adam:
– Yükümü kaldırıver de gideyim; demiş…
Yani hazır olalım ölüme… Bunun yaşı, sırası yok… Eceli gelen gidiyor… Onun niçin, zararın neresinden dönülürse kârdır… Şu mübarek günleri-geceleri yeniden başlamak ve hazırlanmak için fırsat bilerek, şimdiye kadar hiç kimsenin kaçamadığı ve bizim de kaçamayacağımız ölüme hazır olalım… Zira Azrail’in gelmesi yakın… Her an: “Ver emaneti” diyebilir
Değerli Kardeşlerim!.. Bizim inancımızda herkes, sadece kendisinden sorulmayacak Sadece kendi hesabını vermeyecek Yakınlarının ve çevresinin de hesabını verecek Hepimizin sorumlulukları var, sorumlu olduğu kimseler var Tahrim Sûresi’nde Cenab-ı Allah:
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا قُوا اَنْفُسَكُمْ وَاَهْلٖيكُمْ نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ
““Kendinizi ve aile fertlerinizi, yakacağı taşlar ve insanlar olan cehennem ateşinden koruyun”(TAHRİM;6) buyuruyor… Yani insanın sadece kendisinin iyi olması da yetmiyor…”
İslam Dini’ne göre insan, başkalarına yardımcı olacak Peygamber Efendimiz: “İnsanların en hayırlısı insanlara en çok yardım eden, faydalı olandır” buyuruyor…
Bu mübarek zamanlarda bizim tek başımıza bir şeyler yapmamız da yeterli değil… Çevremizle beraber, ailecek bir şeyler yapmalıyız… Üç aylara ailecek, çoluk çocuk girmeliyiz… Yani aile fertlerinin de ilgisini çekmeliyiz… Aile içinde küçük yaşta ilgisi çekilmeyen, “o daha küçük, büyüsün” denilen çocuklar, ileride yozlaşıyor maalesef… Ana babasının cenaze namazını kılamayacak, kabirlerinin başına geldiği zaman Fatiha okuyamayacak halde büyüyorlar Yakınlarınızın, çevrenizin ve sevdiklerinizin cehennem ateşinden, kabrin azabından ve kıyametin dehşetinden kurtulmasını istemez misiniz?.. İsteriz değil mi Ama sadece istemek yetmiyor işte…
Değerli Mü’minler!.. Evlatlarımızdan emin olalım… Allah evladım için, eşim için bana sormaz, ben bu sınavı geçerim diyebilelim… Benim evladım ben öldükten sonra dua eder, Kur’an okur deme cesaretinde olalım… Eğer bunlardan emin değilsek, fırsat varken çaresine bakalım… İsteyen herkes kendini kurtarabilir… Yeter ki kendini kurtarmak istesin İsteyen herkes Cenab-ı Hakk’ın emrettiği anlamda hayırlı evlat yetiştirebilir… Yeter ki gayret göstersin
İnanın hiç birimiz başıboş değiliz… İnsan bu dünyada yaptığı her şeyin hesabını verecek Cenab-ı Allah’a Bu dünyada hiç kimse sorumsuz değil…
Zilzal Sûresi’nde Cenab-ı Allah:
فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ
““Kim zerre kadar hayır işlerse, mutlaka mükafatını görecek Kim de zerre kadar günah işlerse, o da cezasını çekecek”(ZİLZAL;7-8) buyuruyor…”
Cehennemde ateş yok Herkes kendi ateşini kendi yakacak… Behlül Dânâ’nın perişan halini gören Harun Reşid: – Bu ne hal, nereden geliyorsun? der…
– Cehennemden geliyorum, cevabını verir Behlül Dânâ…
– Ne işin vardı cehennemde? der Harun Reşid…
– Ateş almaya gittim, diye cevap verir Behlül Dânâ…
– E… alabildin mi bari? deyince de:
– Hayır, vermediler Burada ateş olmaz, herkes kendi ateşini dünyadan kendi getirir dediler, der Behlül Dânâ…
Değerli Mü’minler!.. Unutmayın, yarın ellerimiz, ayaklarımız, gözlerimiz, kulaklarımız, dilimiz yaptığımız her şeye şahitlik edecek… Her insanın sağında solunda Kiramen Kâtibin denilen melekler var… Her şeyimizi yazıyor… Sağımızdan ve ya solumuzdan verilecek defteri yazıyorlar… Herkese;
اِقْرَاْ كِتَابَكَ كَفٰى بِنَفْسِكَ الْيَوْمَ عَلَيْكَ حَسٖيبًا
“"Oku kitabını!.. Bugün hesap sorucu olarak sana nefsin yeter"(İSRA;14) denildiğinde;”
وَيَوْمَ يَعَضُّ الظَّالِمُ عَلٰى يَدَيْهِ يَقُولُ
““Kitabı sol tarafından verilen zalimler çaresizlik içinde ellerini açıp şöyle diyecekler:”
يَا لَيْتَنِى اتَّخَذْتُ مَعَ الرَّسُولِ سَبٖيلًا
“Keşke peygamberi dost edinseydik… Keşke ben de peygamberle beraber aynı yolu tutsaydım diyecekler…”
يَا وَيْلَتٰى لَيْتَنٖى لَمْ اَتَّخِذْ فُلَانًا خَلٖيلًا
“"Yazıklar olsun bana, keşke falanı dost edinmeseydim diyecekler…”
لَقَدْ اَضَلَّنٖى عَنِ الذِّكْرِ بَعْدَ اِذْ جَاءَنٖى
““Kur’an bize geldikten sonra bizi sapıtanları dost edindik, deyip ellerini çırpacak, ellerini ısıracaklar ” (Furkan 27-29)”
يَوْمَ يَنْظُرُ الْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ الْكَافِرُ يَا لَيْتَنٖى كُنْتُ تُرَابًا
““Bazıları da defterlerinde yazılı olan, elleriyle yaptıklarına bakacak ve keşke toprak olsaydım, diyecek. (Nebe: 40) Bazıları da:”
حَتّٰى اِذَا جَاءَ اَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ارْجِعُونِ لَعَلّٖى اَعْمَلُ صَالِحًا فٖيمَا تَرَكْتُ
““Ya Rabbi!.. Ne olur beni tekrar dirilt Dünyaya gönder de salih ameller işleyeyim, kendimi kurtaracak ameller de bulunayım, diyecek… Allah da onlara:”
كَلَّا
“ayır…”
اِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَائِلُهَا
““Şimdi mi aklınız başınıza geldi? diyecek…”(MÜMİNUN;99-100)”
Değerli Mü’minler!.. Dikkat edin, öldükten sonra pişman olmanın hiç faydası yok… Bunu haber veriyor bu ayet-i kermeler… Pişman olanlardan, helâk olanlardan olmayalım Göz göre göre insan kendini ateşe atmaz Akıllı insan, bu dünyada kendisini kurtaran insandır
İslâm’dan uzak hayat, çıkmaz sokaktır… Kötülüklerin arttığı, hemen hemen her yere yayıldığı bir zamanda yaşıyoruz Her an günaha, harama düşme tehlikesi var Bu herkes için böyle Bu durumda:
– Korunmak isteyen dine sarılsın
– Dünyayı isteyen dine sarılsın
– Ahireti isteyen dine sarılsın
Hem dünyayı, hem ahireti isteyen de dine sarılsın Gelin fırsat varken kurtuluşumuzu sağlayalım
Hayatta kazanılan her şeyin bir hesabı var Nereden kazandın, nasıl kazandın, Allah’ın hakkını, kulun hakkını ne yaptın?.. Bunların hesabı bir bir verilecek… Ömrün hesabı da verilecek…
Başka zamanlarda da günah işlenmez, ama üç aylarda asla günah işlenmez İbadetler, helâl lokma ile yapılır… Kötüler, kötü alışkanlıklar terk edilir İbadetler, hayır, hasenat arttırılır İnsanların sıkıntısını giderenin, Allah da sıkıntısını giderir Kullarına acıyanı Allah da acır…
Bu günlerde bu aylarda amelleri artırmak, mübarek insan olmaya çalışmak gerekir… “Kandilin mübarek olsun, üç ayların mübarek olsun” deriz, ama biz kendimiz mübarek olmazsak, mübarek işler yapmazsak, bu günlerin, bu ayların bize inanın hiçbir faydası olmaz
Eğer; Recep ayını, Şaban ayını değerlendiremezsek; Ramazan ayından faydalanamayız Bu günlerde, bizde ve toplumda önemli değişiklikler olmalı Değişmeliyiz, değiştirmeliyiz…
Bu günler, bu aylar bize birer fırsattır Bunun için kavuştuğumuz her kandili, eriştiğimiz şu mübarek zamanları, elde edebildiğimiz her fırsatı son bilmeliyiz… Bu günlere, bu aylara bir daha kavuşamayacağımızı düşünmeliyiz… Kim ölür, kim kalır?..
Bu aylarda kendimizi kurtarmaya çalışırken ölmüşlerimizi ve ölümü de unutmayalım Zira, hayat hep böyle gitmeyecek, ağzımızın tadı bir gün bozulacak… Ayrılma sırası bize de gelecek…
Dönüşü olmayan yola çıkarılacağız… Kabir kapısından gireceğiz, öbür âleme gideceğiz Sorgu başlayacak, hesap başlayacak, azap başlayacak…
Allah hayırlı bir son versin hepimize… “Hüsn-ü hâtime istiyorum Ya Rabbi” diye dua edelim… Mübarek insan olmamız için dua edelim ve gayretimiz bunun için olsun hayatımızda
