ÜÇ AYLAR
Bir aç aylara daha kavuşuyoruz, önümüzdeki pazartesi günü üç ayların ilki olan Recep ayının biri inşallah; kavuşturana şükürler olsun.
Eskiden “Recep, Şaban, Ramazan derken geliverdi bayram” denilirdi. Yani üç aylara hazırlanılır, üç aylar en güzel bir şekilde karşılanıp, en güzel şekilde geçirilirdi ki, bayramın nasıl geldiği bile bilinmezdi. Bu üç aylarda, diğer aylar gibi gelip geçecek. Eskisi gibi farklı yaşanmaz oldu maalesef artık bu aylar.
Üç aylar: Recep, Şaban ve Ramazan aylarına denir. Bunlardan birincisi Recep, Allah’ı çok çok anmak demektir. Bunun geçen ramazandan bu yanaki gevşemeyi, ihmali bir tarafa bırakarak, Recep ayını kurtuluşumuz, uyanışımız ve ibadetlere sarılışımızın habercisi saymalıyız.
Recep ayı, Kur’an’da övülen bir aydır. Beş mübarek gecelerden Regaib Gecesi ve Miraç Gecesi, bu ay içerisindedir. Kıble bu ayda değişmiştir.
Peygamber Efendimiz(SAV): “Recep ayı Allah’ın, Şaban ayı benim, Ramazan ayı ise mü’minlerindir” buyuruyor. Bu ne demek?
Bu, Recep ayında Allah’a yaklaşılacak, Şaban ayında Peygambere yaklaşılacak, Ramazan ayında ise kurtuluşa erişilecek demektir bu.
Zunnun-i Mısrî de: “Recep; tohum ekme ayı, Şaban sulama ayı, Ramazan ise hasat ayıdır.” Diyor.
Bir hadiste: “Recep ayının mağfirete, Şaban ayının şefaate, Ramazan ayının da sevapların kat kat verilmesine vesile olduğu” bildiriliyor.
Başka bir hadis-i şeriflerinde ise şöyle buyuruyor Peygamber Efendimiz:
“Recep ayının diğer aylar üzerine üstünlüğü, Kur’an’ın öteki kitaplara üstünlüğü gibidir. Şabanın öteki aylar üzerine üstünlüğü, benim diğer peygamberler üzerine üstünlüğüm gibidir. Ramazanın diğer aylar üzerine üstünlüğü, Allah-u Teâlânın yarattıkları şeyler üzerine üstünlüğü gibidir”
Peygamber Efendimiz Recep ayına ulaştığı zaman:
"Allahümme barik lenâ fi Recebe ve Şa'ban. Ve belliğnâ Ramazân.
“Ya Rabbi! Bize Recep ve Şaban’ı mübarek eyle ve bizi Ramazana eriştir” diye dua edermiş.
Bu ayda oruç tutmak sevaptır. Peygamber Efendimiz:“Kim Recep ayında bir gün oruç tutarsa, bir yıl oruç tutmuş gibi olur. Bu ayda yedi gün oruç tutan, cehennemden uzak olur. Daha fazla tutan daha çok sevap kazanır” buyurmuş ve oruç tutmamızı istemiş. (Taç 2/s.92) Çünkü oruç, Cenab-ı Allah ile kulun arasında olan bir ibadettir.
Bir ihtiyar gelir Peygamber Efendimiz’e:
–Recep ayında ben, fazla oruç tutmaya muktedir değilim, ne yapayım diye sorar.
– Ayın başında, ortasında ve sonunda oruçlu olursan, bütün ayı oruçlu geçirmiş olursun, cevabını vermiş Peygamberimiz o ihtiyar adama.
Şu kolaylığa bakın! 1’e 10 var. Müslümanın işlerine sadece 10’a kadar da değil 1’den 700’e kadar sevap var.
Üç ayları oruçla geçirelim, inşallah. Yalnız bu oruçlara niyetlenirken, kaza borcu olanlar, kaza diye niyetlensinler. “Bana nafile sevabı da ver Ya Rabbi” desinler.
Recep ayında yapılan dua kabul edilir, hatalar affedilir. Bu ayda günah işleyenin cezası da kat kat olur. Hazret-i Hüseyin anlatıyor:
“Kâbe’yi tavaf ederken, yanık sesle Allah-u Teâlâ’ya dua eden bir kimsenin sesini işittik. Babam bunu çağırmamı emretti. Güzel yüzlü, temiz bir kimseydi. Ancak sağ tarafı felç olmuş, kurumuş, hareketsiz idi. Ona dedim ki:
– Sen kimsin, vaziyetin ne böyle?
– Benim adım Menazil bin Lahık… Ben içkili, zinalı eğlencelerde çalgı çalmakla, şarkı söylemekle şöhret salmış, ünlü bir gençtim. Hep nefsin, arzuların peşinde koştum. Recep ve Şaban aylarında bile bu günahlara devam ederdim. Babam, beni bu günahlardan kurtarmaya çalıştı.
Bana, (Allah-u Teâlâ’nın azabı şiddetlidir, bir anda kahredebilir. Kötü arkadaşlardan vazgeç, bu kötü işleri bırak! Melekler ve bu aylar senden şikayet ediyorlar) dedi. Nasihate hiç tahammülüm yoktu. Babamın üzerine yürüyüp, döverek susturdum babamı. Üzüntülü ve kırık bir kalple babam şöyle dedi: (Bu aylarda oruç tutup, geceleri ibadet ediyorum. Beytullah’a gidip şerrinden korunmak için, Allah-u Teâlâdan yardım dileyeceğim.) dedi. Bir hafta oruç tutup, Kâbeye giderek, (Ey Rabbim! Mazlumların ahını yerde bırakmazsın. Bu ayda, bu mübarek yerlerde yapılan duaları reddetmezsin. Hakkımı oğlumdan al, onu felç et!) diye dua etti. Henüz duası bitmeden sağ tarafım felç oldu. Beni görenler, (Baba bedduasına uğramış kişi) derlerdi.
Hz. Hüseyin:
– Baban bu haline ne dedi? Diye soruyor.
– Babamdan özür diledim. Onun da babalık şefkati galip gelerek beni bağışladı. Beddua ettiği yerde, bu sefer şifa bulmam için hayır dua etmek üzere deve ile Beytullah’ a gelirken, devenin ürkmesi ile babam düşüp öldü. Şimdi çaresizim, der o adam Hz. Hüseyin’e.
Sonra Hz. Hüseyin’in babası Hz. Ali bu felçli gence dua eder. Recep de yaptığı bu dua bereketiyle de Hak Teâlâ ona şifa ihsan eder.”
Şimdi bu olayda hangi mesajlar var?
1– Cenab-ı Allah’ın yasakladığı, haram kıldığı oyun ve eğlencelerin adamı olmamak lazım,
2– Baba bedduası almamak lazım,
3– Üç aylarda duaların kabul olduğunu bilmemiz lazım,
4– Mübarek zamanları önemsememenin bir bedeli olduğunu da bilmemiz lazım.
Gelelim üç ayların 2.sine:
Üç ayların ikincisi; Şaban ayı da, bereket ayıdır, af ayıdır. Onda öyle bir gece vardır ki, Berat gecesi, kurtuluş gecesidir. Şaban ayı, Peygamber Efendimizin benim ayım dediği aydır.
Peygamber Efendimiz, en çok Şaban ayında oruç tutar, ibadet ederdi. Çünkü Şaban ayında peygambere, ümmetine şefaat etme hakkı verildi. Rabbim şefaatinden mahrum etmesin.
Üç ayların sonuncusu ise Ramazan ayıdır. Peygamber Efendimizin: “Eğer insanlar, Ramazanın değerini bilselerdi, bütün senenin Ramazan olmasını isterlerdi” dediği aydır Ramazan ayı.
Ramazan ayı ayların içinde en mübarek aydır. İçinde 83 yıllık ibadete bedel olacak olan, Kur’an’da bin aydan daha hayırlı olduğu bildirilen Kadir Gecesi var. Kur’an, Ramazan ayında inmiş. Ramazan ayı mü’minlerin af olduğu, şeytanın şerrinden korundukları aydır. Ayrıca; İslâm’ın beş temel şartlarından olan oruç, Ramazan ayında farz kılınmış.
Demek ki, mü’minler için tazelenme, yenilenme ve değişim aylarına girmiş bulunuyoruz. Bu aylarda müslümanlar, Allah’ın verdiği nimetleri paylaşacak, şefkat ve merhametle birbirlerine muamele edecekler, sevgi, saygı, kardeşlik duyguları, doruk noktaya çıkacak, insanlar değişecek. Her yönü ile değişecek. Bu aylarda yapılan her iyiliğin, her ibadetin sevabı kat kat verilir. İlgisiz kalmanın günahı da kat kattır bu arada.
Bu aylar, rahmet, fazilet ve bereket aylarıdır. Araplarda İslâm’dan önce haram aylar vardı. Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep ayları, haram aylardı. Araplar, bu aylarda silahlarını bırakırlar, kavga etmezler, kan dökülmezdi. Bu aylara hürmet gösterirlerdi.
Kimse saygısızlık etmez ve kendine, kendi eliyle zulmetmezdi. Tevbe Suresi 36.ayette: Mübarek aylarda kendinize zulmetmeyin, yazık etmeyin, buyruluyor Kur’an’da.
Biz de üç aylarda değişmeliyiz. Değişmek için, gayret etmeliyiz. Birçokları değişirken, bu fırsatlardan yararlanarak kurtulurken, bazıları: “gene Recep, Şaban, Ramazan” deyip üç aylarla alay edecek; hafife alıp imanına zarar verecek. Üç aylar hangileri, ne zaman başlar ne zaman biter, hicri yılbaşı ne zamandır, kandil nedir, kandiller hangileridir, anlamı nedir bunları bilmeyecek, mübarek aylar, kandiller gelip geçecek, fırsatlar kaçacak, onun haberi olmayacak. Ama Hıristiyanlara ait yılbaşı, önceden karşılanacak, o gece yer yerinden oynayacak. Bir Hrıstiyandan daha yaman, çılgınlıklarla yılbaşı kutlanacak.
Allah bizi şuursuz davranan, gaflet içinde yaşayan ve kendine zulmeden kullarından etmesin, inşallah.
Mekânlar içinde farklı, kutsal mekânlar olduğu gibi, zamanlar içinde de daha değerli, kutsal zamanlar vardır.
Cenabı Allah, Cuma günü bir saat yaratmıştır ki, başka bir saat ona denk değildir. o saatte dualar geri çevrilmez. Günler içinde Cuma günü, diğer altı güne eşit değildir. Cuma, mü’minlerin bayramıdır. Geceler içinde bir Kadir Gecesi, 364 geceden, hatta bin aydan daha hayırlıdır. Aylar içinde üç aylar, üç ayların içinde de Ramazan ayı bambaşkadır.
Farklı mekânlar, farklı zamanlar, farklı insan olabilmek içindir. Önemli olan bize fırsat olarak tanınan bu zamanları değerlendirebilmektir. Bu farklı zamanlarda yapılan işler ve ibadetler de farklıdır. Cenabı Allah bize fırsat vermiş,
Peygamber Efendimiz de fırsatları değerlendirebilmemiz için müjdeler vermiş. Bizler de size bunları anlatıyoruz. Anlatmaya çalışıyoruz.
Bu neye benziyor biliyor musunuz?
Gece yolculuğu yaptığımızı düşünün öyle bir zamanda, öyle bir yerden geçiyoruz ki, meseleyi bilen birisi bize diyor ki:
– Kardeşlerim, şu gece karanlığında üzerine bastığınız şu çakıl taşları var ya, bunlar değerli taşlar. Bunlardan alabildiğiniz kadar alın, bunlar size fayda verecek, diyor.
Bir kısmı: “Bunlar da bir taştır” deyip almıyor. Bir kısmı: “Biz bu adamı biliriz, güveniriz. Bu adam, “Benim için alın” da demiyor. Böyle bir şey olmasa, böyle demez, deyip taşlardan alıyor. Sabah olup her yer aydınlanmaya başlayınca, bir bakıyorlar ki, gerçekten taşların her biri değerli taşlar. Ve kazançlı çıkıyorlar. Almayanlar da pişman oluyor, keşke biz de alsaydık diyor. Geri dönüş yok, pişmanlık fayda vermiyor… Dünya da böyle işte…”
İşte şuandaki durumumuz böyle… Üç aylar geliyor, ibadetlere sarılın diyoruz.
İnsan, unutmak manasına gelen “nisyan” kelimesinden gelir. Unutmak, hata yapmak insanın fıtratında vardır. İlk insan Adem Peygamber bile unutmuş, yanlış yapmış.
Unutmak, dünya ve dünyadaki şeyler için olunca fazla önemli değil. Fazla bir kayıp da değil bu. Ama kulluk, kulluğun getirdiği sorumluluklar ve ahiret unutulursa, Allah korusun o zaman felâket olur işte.
Bu aylar, kurtuluşumuz için fırsattır. Bu ayları ve bu aylarda yapmamız gerekenleri unutmayalım. Diğer aylardan farklı bir hayat yaşayalım. Dokuz ayın kirini Recep ile biraz temizleyelim, Şaban da temizlemeye devam edelim, Ramazanda kurtulalım inşallah.
Sadece Ramazan ayında kurtuluş olmaz. İki ay önceden hazırlık olursa Ramazan ayı, kurtuluş ayı oluverir.
Bize verilen fırsatları kaçırmayalım. Mübarek üç aylar, Cenab-ı Allah’ın kullarına rahmet olarak verdiği bir fırsattır. Kendini sorgulayanlar için dönüm noktasıdır bu mübarek gün ve geceler.
“Bugün Allah için ne yaptın” sorusunu duvarlardan, gönlümüze, kalbimize, beynimize taşıyalım ve bunu “Bu sene Allah için ne yaptın?” diye soralım kendimize…
Akarsu, geri gelmediği gibi, akan suyun bir damlası geri gelmediği gibi, zaman da geri gelmiyor. Bir saniyesi bile geri gelmiyor. Bir çok şey para ile satın alınabilir. Ama geçen zaman geri getirilemez, satın alınamaz.
Zaman üçtür: 1- Geçmiş zaman, geçip gitti artık geri getiremeyiz. 2- Gelecek zaman, ulaşıp ulaşamayacağımızı bilemeyiz. Bir de; içinde bulunduğumuz zaman var. İşte bizim için zaman budur. Onun için, şu içinde bulunduğumuz zamanı iyi değerlendirmeliyiz.
Cenab-ı Allah, farklı zamanları bizlere fırsat olarak tanımış. Bu zamanlar farklıdır. Feyzi, bereketi boldur. Yapılan işlerde farklı muamele görecektir. Bu zamanları değerlendirmeyen, fırsatı kaçırmış olur.
İnsan, kurtuluşunu geciktirmemeli. “Daha gencim, daha var, emekli olduktan sonra yaparım, ederim” diyebilir miyiz? Emekli olduktan sonra camiye gideceğim deyip de; emekli olmadan tabutun içinde camiye getirilen çok insan gördüm ben bu meslekte. Kurtuluşu geciktirmek olmaz. Bu, alt kat yanarken üst katta o yangına hiç aldırış etmemek gibi olur.
Peygamber Efendimiz, beş şey gelmeden beş şeyin kıymetini biliniz diyor:
1- Fakirlik gelmeden zenginliğin kıymetini bilin,
2- Meşguliyet gelmeden boş zamanın kıymetini bilin,
3- Hastalık gelmeden sağlığın kıymetini bilin,
4- Yaşlılık gelmeden gençliğin kıymetini bilin,
5- Ölüm gelmeden hayatın kıymetini bilin … buyuruyor.
Hepimiz, üç ayların vereceği huzura muhtacız. Fırsatları ganimet bilelim.
Bakın geçen yıl bu günlerde bazıları yaşıyordu. Bugün yaşamıyor. Gelecek yıl kim ölür, kim kalır bilemeyiz. Fırsatlar çok nadir ele geçer. Çabuk gelir, çabuk kaçar. Fırsatı yakaladık mı, hemen değerlendirmek lâzım. Çoklarımız için bu dünya olmadı. Bazılarına kavun, bazılarına kelek yedirdi. Hiç olmazsa gelin, ebedi hayatımız mahvolmasın.
Son zamanlarda deniz kirli, hava kirli, su kirli, ses kirli, düşünce kirli, görüntü kirli, hayat kirli, kirli bir dünya… Üç aylar, kirlenen bu dünyayı, kirlenen manevi atmosferi temizlememiz için fırsat olsun. Bu aylar, hatalardan, günahlardan arınma ve kurtulup, temizlenme zamanıdır.
Unutmayın, ömür öyle de geçer böyle de. Hiç olmazsa gafletle geçmesin. Kurtuluşumuza, yücelişimize vesile olsun inşallah.
Kış geliyor diye, kışlık yakacak hazırlıyorsunuz, kışlık giyecek hazırlıyorsunuz, evinizi kışa hazırlıyorsunuz, bakım yapıyorsunuz, turşu kuruyorsunuz v.s… Hani ölüm hazırlığı, hani kabir hazırlığı, hani ahiret hazırlığı?… 3-5 aylık kışa bu kadar hazırlık yapılırken ebedi olan ahirete neden hazırlık yapmıyoruz, yapamıyoruz?
– Sahabe-i Kirâm Şa’ban hilâlini görünce, kendilerini Kur’an-ı Kerîm okumağa verirler, çokça ve devamlı salât ü selâm getirirlermiş.
– Ticaret erbabı borçlarını öderler, senelik hesaplarını toparlarmış.
– Zenginler ise mallarının zekâtını hesap eder, fakirlere dağıtırlarmış ki, fakir-fukara ihtiyaçlarını alabilsinler. Sıkıntılarını giderebilsinler. Bu sayede toplum hep birlikte, neşe içinde heyecanlı, aşk ve vecd içinde Ramazanı yaşasın bayram yapabilsin diye.
– Hakimler, valiler, mahkûmlarla görüşür, eksekiyetini afvedip, tahliye ederlermiş.
Her meslek gurubunun kendine özgü yapacağı vazifeleri, her kesimden insanların aynı heyecanı yaşayabilmesi için dikkat etmesi gerekli davranışları olmalı. Bu manevî mevsimden herkes istifade etmenin yollarını aramalı, elimize geçen imkanı kaçırılmamalıyız.
Soruyorum şimdi, elimizi vicdanımıza koyup samimi olarak cevap verelim:
– Allah’ı, peygamberi seviyor musunuz?
– “Evet” dediğinizi duyar gibi oluyorum.
– Peki insan sevdiğine kavuşmak ister değil mi, haydi o zaman yanlarına gidelim, var mısınız?
– Ses çıkmadı, bazılarınız da hazır değiliz, diyor. Daha var, diyor.
– Ölüm, gündüz ensemizde, gece yastığımızın altında, yarına çıkmaya garantisi olan var mı içinizde? Yok… Allah ile yarına çıkacağına dair anlaşması olan var mı? O da yok… Hazırlığımız da yok. Öyle ise neden hazırlanmıyoruz? Allah aşkına bırakalım bu gafleti. Kendi kendimizi daha fazla aldatmayalım. Haydi şu mübarek günlerde şöyle bir silkinelim söz verelim kendimize. Değişmek zorundayız, eğer değişirsek bu günlerde kazanan biz oluruz. Peki neler değişmeli hayatımızda? Bunu da haftaya konuşalım inşallah…
