ÜÇ AYLARDA NELER DEĞİŞMELİ HAYATIMIZDA
İşimiz, kılık kıyafetimiz, yememiz, içmemiz… değişmeli Bir çoklarımız etrafını saran cazibeler içinde, zaman çarkında eriyip, bitip, tükenip gidiyor Ne giyeyim, ne yiyeyim, bütün problem bu…
Cenab-ı Allah:
eradîtum bil hayâtid dunyâ minel âhirah
“Dünya hayatını ahirete tercih mi ediyorlar?” (TEVBE: 38) diye soruyor.
Evet Allah’ı, ahireti unutuyor muyuz?.. Yoksa inanıyor da, umursamıyor muyuz?.. Unutmak cezadır Terk edilmişiz demektir bu… Bu da bir cezadır
Dünya görüşümüz, dünyaya meylimiz, hayat anlayışımız, “inandım” dediğimiz, inandığımızı iddia ettiğimiz dinle bağdaşmıyor Hayatı, ölümle doğum arasına sıkıştırıyoruz… Bu hayatın geçici olduğunu, yaptığımız, yapmadığımız her şeyin iğneden ipliğe hesabını vereceğimizi unutuyoruz
Dünya ile ilişkilerimiz kavi, çok sağlam, ama ahiretle, hesap kitapla ilişkilerimiz eh işte; şöyle böyle…
Hani, “namaz kılıyor musun?” demişler… “Bayramdan bayrama” demiş… “İçki içiyor musun?” demişler: “Akşamdaaaan akşama” demiş ya, aynen öyle işte… Ama şunu bilmemiz lazım; Cumadan cumaya, Ramazandan Ramazana, bayramdan bayrama, bizi kurtarmaz…
Artık levha dindarlığından kurtulmamız lazım Birçokları işyerine, evine astığı levhayı okuyamıyor Herkes kendine: “Nerem Müslüman?” diye sormalı “İşim, alışverişim, İslam’ca mı, değil mi?” Akşam Cenab-ı Allah’a: “Ya Rabbi, bugün senin için şunu yaptım, bu günümü böyle geçirdim, umarım razı olursun” diyebileceğimiz kaç gün yaşadık hayatımızda?..
Eğer bir günü sunamazsak Cenab-ı Hakk’a, bir ömrü nasıl sunacağız?..
İş işten geçmeden kendimize gelmemiz lazım, yarın huzur-u mahşerde hesabını veremeyeceğimiz işler yapmayalım Bugünleri nasıl yaşarsak, hayatımız öyle noktalanacak… Peygamber Efendimiz(SAV): “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle haşrolunursunuz” demiş…
Bu aylarda sevap kat kat, günah da kat kat Neden?.. Bu aylarda fırsatı tepen, bu aylara saygısızlık edenler için ceza da kat kat Günahlara aldırış etmiyoruz…
Bize verilen hayat, öyle bir yaşanmalı ki, yaşadığımız hayat pişmanlık vesilesi olmasın… Ayrıca hayat imtihan yeri… Şu anda hepimiz imtihandayız
Emekli birine, haydi camiye gidelim, diyorsun; gidecek hal mi kaldı?.. diyor haklı olarak Bu duruma düşmenin hiç kimseye bir faydası yok… İbadet edemeyeceğimiz günler gelmeden, kolumuz bacağımız sağlamken, ömrümüzü iyi değerlendirelim İbadetlerde devamlılık esastır
Bazı kitaplarda yazıldığı gibi şu kadar oruç tutan, şu namazı kılan, ömründe bir defa tesbih namazı kılan, şu ibadeti şu kadar yapan, şu sureyi, şu duayı, şu zamanda şu kadar okuyan kurtulur, cennete gider Cehennem ateşi görmez, kabir azabı çekmez, deniliyor… Tamam, okuyalım bunları Kılalım bu namazları da… Ama işin bu kadar da ucuz, basit olmadığını da bilelim Ucuz kurtuluş olmadığını bilelim
Ömür boyu üzerimize farz, vacip, sünnet olan bir ibadeti bir defa veya belirli zamanlarda yapmak yeterli olmasa gerek Sen yılın 365 günü gece-gündüz uykundan, hayatından feragat edeceksin, ibadetlerini, kulluğunu yapacaksın; ben yılın sadece belli zamanlarında bunu yarım yamalak yapacağım, ondan sonra ikimiz aynı katagoride olacağız Yok böyle bir adalet Cenab-ı Hakk’ın katında…
İbadetlerde devamlılık esastır… “Aldattım onu” hesabı Cenab-ı Allah’ı aldatamayacağımız gibi, kendimizi de aldatmaya çalışmayalım Üzerimize farz, vacip ve sünnet olan görevleri tam olarak yapacağız, borcumuzu ödeyeceğiz, bundan sonra da nafilelerle Cenab-ı Allah’a yaklaşacağız, Cenab-ı Allah’ın sevgili bir kulu olacağız, inşallah…
İnsanın kurtuluşu için, gece gündüz, ömür boyu çalışanların yanında bir gece, bir gün, 3 ay, bir Ramazan yetmez Adam, bayram namazından gelmiş hanımına “al şunları” demiş… Hanım “ne onlar?” deyince “takke, tesbih… Elhamdülillah Müslümanız hanım, gelecek Ramazan da lâzım olur” demiş… Bu adam gibi Ramazanlık Müslüman olmayalım yani…
Peygamber Efendimiz: “Az da olsa amellerin devamlı olanı makbuldür” buyurmuş… Cenab-ı Allah da:
Va’bud rabbeke hattâ ye’tiyekel yakîn
“Ölünceye kadar ibadet et!” (Hıcr: 99) diyor…
İnsan, hayatının sadece bir bölümünün hesabını vermeyecek ki yarın, sonra Cenab-ı Allah’ın nimetlerinden sadece belirli zamanlarda yararlanmıyoruz ki burada, sadece belirli zamanlarda ibadet edilsin Belirli zamanlarda şükredilsin…
Şeytan, Peygambere: “Ben, son anda kelime-i şehadet getirir kurtulanlardan olurum” deyince Peygamber üzülmüş Cenabı Allah: “Üzülme, biz ona o anda kelime-i şehadet getirmeyi unuttururuz” diye vahyetmiş…
İbadette bir nasip işidir, hidayet işidir… İnsanın Cenab-ı Allah’ın emrettiği şekilde yaşayamaması aslında bir cezadır… Bugün “ah inanabilsem, ah yapabilsem” diyen bir sürü insan var dünyada…
Musa Peygambere biri: “Ben senin dediklerini yapmıyorum hani benim cezam?” demiş… Musa Peygambere Allah şöyle vahyetmiş: “biz ondan ibadet etmenin zevkini almadık mı?.. Bundan daha büyük ceza mı olur?..”
İnsan, inanılması gibi inanmayınca, inandığı gibi yaşamayınca, yaşadığı gibi ve işine geldiği gibi inanmaya başlıyor, ucuz yoldan, kestirmeden kurtulmak istiyor O da, böyle ucuz kurtuluş olmayacağını biliyor ama, “Ya oluverirse” diye düşünüyor Şeytanın oyununa geliyor
Onun için ibadetin her çeşidini yapalım Cenab-ı Allah’ın hangi amellerimizi kabul edeceğini, hangi ibadetimize daha çok sevap vereceğini bilemeyiz Ayrıca, cennetin yolları, kapıları çoktur Hangi amelle, hangisinden girileceği belli olmaz
Bir de, kimse kendisini cennetlik görmesin İnancımız da Allah’ın rahmetinden ümit kesmek günah olduğu gibi, emin olmak da günahtır… Orta yolda, ümitle korku arasında olmak gerekir (Hz.Ömer’in sözü…)
Bazıları, cennete gideceğinden emin, bazıları da ibadetleri bir eziyet ve sıkıntı, hatta zulüm olarak görüyor… Zulüm olan, kötülüktür, kötü işlerdir… İnsan, inanmamak, ibadet etmemekle kendine zulmetmiş olur… En büyük zulüm de budur…
Bizim dinimizde bedenle yapılan ibadetler var, malla yapılan ibadetler var İslâm’da tatlı dil, güzel söz bir ibadettir… İyi düşünmek bir ibadettir İnsanlara zarar verecek muz kabuğunu bile yoldan kaldırıp atmak bir ibadettir… İyi niyet bir ibadettir… İyilerle beraber olmak bir ibadettir… Bulunulması gereken yerde bulunmak, bulunulmaması gereken yerde bulunmamak ibadettir Tepki bir ibadet, tebliğ bir ibadettir. Yani ibadet sevabı kazanılır…
Her ibadetin yansıması başkadır… Her ibadetin def ettiği belâ da farklıdır… Her ibadetin sevabı da başkadır…
İbadet olan davranışlar da çok… Müslümanın iyi niyetle yaptığı her iş ibadet… Yalnız bu ibadetlere bid’at karıştırmamaya dikkat edelim Çünkü bid’at sapıklıktır Sevapları da götürür
Müslüman, Cenab-ı Allah’ın ve peygamberin yapmamızı istediği her ibadeti yaptığı gibi, büyüklerimizin yapıp da bize tavsiye ettiği nafile ibadetleri de yapmalı… Çünkü farz, vacip ve sünnetler, bizim borcumuzdur…
Onları yapmakla borcumuzu ödemiş oluruz Kulun derecesini nafile ibadetler yükseltir Derecemiz yükselsin diye; farzı, vacibi, müekket sünnetleri bırakıp nafilelere sarılırsak o nafileler o zaman, nafile yani boşu boşuna olur, bize faydası dokunmaz…
Kul, Cenab-ı Allah’a tam bir teslimiyet göstermeli Teslim alınmadan teslim olmalı insan… Ölünün yıkayana teslim olduğu gibi
Cenab-ı Hakk’a ellerimizi açıp; “Ya Rabbi! Bu güne kadar sana lâyıkı ile kul oldum Sana teslim oldum, sana gelmeye hazırım, canımı alabilirsin” diyebiliyor muyuz?.. İşte ölçü bu…
Adamın biri bıkmış usanmış, canından bezmiş… Sırtındaki yükle yol kenarına oturmuş:
– Allah’ım şu canımı al da kurtulayım, demiş…
Cenab-ı Allah Azrail’i hemen oracıkta karşısına çıkarıvermiş… Azrail’i gören adam:
– Yükümü kaldırıver de gideyim; demiş…
Cenab-ı Allah; Ey kulum! Sana aynı ömrü bir daha yaşaman için geri veriyorum, dese Ya Rabbi, yaptığım amelleri, gördüğüm hizmetleri bir daha aynısını yapamam endişesini taşıyorum, geri dönmeyeceğim, diyebilir miyiz Cenab-ı Hakk’a?.. İşte mesele, işte ölçü bu…
Onun için, zararın neresinden dönülürse kardır, şu mübarek günleri geceleri yeniden başlamak ve hazırlanmak için bir fırsat bilerek hazır olalım; o şimdiye kadar hiç kimsenin kaçamadığı ve bizim de kaçamayacağımız o mutlak sona hazır olalım… Zira Azrail’in gelmesi yakın… Her an: “Ver emaneti” diyebilir. ..
Önce insanın kendisi iyi olacak; insan kendini kurtarmış olacak, sonra da inançlar, idealler gönüllere, kişilere, kitlelere ve nesillere taşınacak, taşınmalı…
Bizim inancımızda herkes, sadece kendisinden sorulmayacak Sadece kendisini hesabını vermeyecek Yakınlarının ve çevresinin de hesabını verecek Çünkü insan, kendi yükü ile beraber daha nicelerinin yükünü de taşıyor…
Hepimizin sorumlulukları var, sorumlu olduğu kimseler var Tahrim Sûresinde Cenab-ı Allah:
Yâeyyuhâllezîne âmenû gû enfusekum ve ehlîkum nâren vagûduhân nâsu vel hicârah
“Kendinizi ve aile fertlerini, yakacağı taşlar ve insanlar olan cehennem ateşinden koruyun” buyurarak insanın kendisinin iyi olmasının yetmeyeceği ifade edilmiştir…
İslâm inancında “gemisini kurtaran kaptan” değildir… İslam Dinine göre insan, başkalarına yardımcı olacak Peygamber Efendimiz (SAV): “İnsanların en hayırlısı insanlara en çok yardım eden, faydalı olandır” buyuruyor…
Bu mübarek zamanlarda bizim tek başımıza bir şeyler yapmamız da yeterli değil… Çevremizle beraber, ailecek bir şeyler yapmalıyız… Üç aylara ailecek, çoluk çocuk girmeliyiz… Yani aile fertlerinin de ilgisini çekmeliyiz… Aile içinde küçük yaşta ilgisi çekilmeyen, “o daha küçük, büyüsün” denilen çocuklar, yozlaşıyor…
Ana babasının cenaze namazını kılamayacak, kabirlerinin başına geldiği zaman Fatiha okuyamayacak halde büyüyorlar Soruyorum: yakınlarınızın, çevrenizin ve sevdiklerinizin cehennem ateşinden, kabrin azabından ve kıyametin dehşetinden kurtulmasını istemez misiniz?..
İsteriz değil mi Ee, o zaman… Hani gayret?.. Sadece istemek yetmiyor işte… Bugün çoluk çocuk her şeyi biliyor… Ama sûreleri bilmiyor, namazı bilmiyor, İslâmı bilmiyor…
Bu gün bir baba arkadaşına: Çocuğu için “Amcası, benim oğlum-kızım her şeyi biliyor, dese. Bunu duyan adam: “Oğlum bir kelime-i şehadet getirir misin?” dese çocuk, odaları dolaşacak, kelime-i şehadeti odalarda arayacak, bulamayınca da: “Onu babam getirsin amca” diyecek nerdeyse…
Şiir okuyan, fıkralar anlatan, internette sörf yapan bir çocuğa “aferin” dedikten sonra bir de “sübhanekeyi oku” desen. 8-10 yaşındaki çocuk “o ne demek” diyor
Üç aylarda tebliğ hareketini hızlandıralım Elimizin altındakileri, çevremizdekileri unutmayalım ki, bize lânet okumasınlar, rahmet okusunlar…
Evlatlarımızdan emin olalım, Allah evladım için, eşim için bana sormaz, ben bu sınavı geçerim diyebilelim, benim evladım ben öldükten sonra dua eder, Kur’an okur, deme cesaretinde olalım… Böyle biri olmak zor değil
Eğer bütün bunlardan emin değilsek şimdiden, fırsat varken çaresine bakalım… İsteyen herkes kendini kurtarabilir… Yeter ki kendini kurtarmak istesin İsteyen herkes Cenab-ı Hakkın emrettiği anlamda hayırlı evlat yetiştirebilir… Yeter ki gayret göstersin Bütün bu fırsatları isteyen herkes bu dünyada, bu günkü imkan ve şartlarda yakalayabilir…
İnanın hiç birimiz başıboş değiliz; filme alınıp fişleniyoruz her birimiz… İnsan bu dünyada yaptığı yapmadığı her şeyin hesabını bir bir verecek Cenab-ı Allah’a. ..Bu dünyada hiç kimse sorumsuz değil…
Zilzal Sûresi’nde Cenab-ı Allah:
Fe men ya’mel miskâle zerratin hayran yerah Ve men ya’mel miskâle zerratin şerran yerah
“Kim ki zerre kadar hayır işlerse, mutlaka mükafatını görecek. Kim de zerre kadar günah işlerse o da cezasını çekecek” buyurarak yapılan her şeyin mutlaka karşılığı olduğunu bildiriyor…
Bakın, cehennemde ateş yoktur Herkes kendi ateşini kendi yakar… Behlül Dânâ’nın perişan halini gören Harun Reşid:
– Bu ne hal, nereden geliyorsun? der…
– Cehennemden geliyorum, cevabını verir Behlül Dânâ…
– Ne işin vardı cehennemde? der Harun Reşid…
– Ateş almaya gittim, diye cevap verir Behlül Dânâ…
– E… alabildin mi bari? deyince de:
– Hayır, vermediler. Burada ateş olmaz, herkes kendi ateşini dünyadan kendi getirir dediler, der Behlül Dânâ…
Unutmayın, filme alınıyoruz. Her hareketimiz tespit ediliyor… Elimiz, ayaklarımız, gözlerimiz, kulaklarımız, dilimiz yaptığımız herşeye şahitlik edecek…
Sonra fişleniyoruz her birimiz Her insanın sağında solunda kiramen kâtibin denilen melekler var… Her şeyimizi yazıyor… Sağımızdan veya solumuzdan verilecek defteri yazıyorlar…
Kitabı sol tarafından verilenler şöyle diyecek:
Ve yevme yeadduz zâlimu alâ yedeyhi yekûlu yâ leytenîttehaztu mear resûli sebîlâ Yâ veyletâ leytenî lem ettehız fulânen halîlâ Lekad edallenî aniz zikri ba’de iz câenî, ve kâneş şeytânu lil insâni hazûlâ
–Keşke peygamberi dost edinseydik, bizi sapıtanları dost edindik, deyip ellerini çırpacak, ellerini ısıracaklar. (Furkan 27-29)
veyekûlul kâfiru yâ leytenî kuntu turâbâ
– Bazıları da deftere bakacak ve keşke toprak olsaydım, diyecek. (Nebe: 40)
– Bazıları da: Ya Rabbi ne olur beni tekrar dirilt. Dünyaya gönder de salih ameller işleyeyim, kendimi kurtaracak ameller de bulunayım, diyecek. Allah da onlara: “Şimdi mi aklınız başınıza geldi? diyecek…”
Dikkat edin, öldükten sonra pişman olmak fayda vermez… Pişman olanlardan, helâk olanlardan olmayalım Göz göre göre insan kendini ateşe atmaz Akıllı insan, bu dünyada kendisini kurtaran insandır
İslâm’dan uzak hayat, çıkmaz sokaktır… Kötülüklerin arttığı, hemen hemen her yere yayıldığı bir dönem yaşıyoruz Her an günaha, harama düşme tehlikesi var Bu herkes için böyle Bu durumda:
– Korunmak isteyen dine sarılsın
– Dünyayı isteyen dine sarılsın
– Ahireti isteyen dine sarılsın
– Hem ahireti hem de dünyayı isteyen de dine sarılsın Gelin fırsat varken kurtuluşumuzu sağlayalım
Hayatta kazanılan her şeyin bir hesabı vardır Nereden kazandın, nasıl kazandın, Allah’ın hakkını, kulun hakkını ne yaptın?.. Bunların hesabı verilmeyecek mi?.. Verilecek… Ömrün hesabı verilmeyecek mi?.. O da verilecek…
Başka zamanlarda da günah işlenmez ama üç aylarda asla günah işlenmez İbadetler, helâl lokma ile yapılır… Kötüler, kötü alışkanlıklar terk edilir İbadetler, hayır, hasenat arttırılır İnsanların sıkıntısını giderenin, Allah da sıkıntısını giderir Kullarına acıyanı Allah da acır…
Bu günlerde bu aylarda amelleri artırmak, mübarek insan olmaya çalışmak gerekir… “Kandilin mübarek olsun, üç ayların mübarek olsun” deriz, ama biz kendimiz mübarek olmazsak, mübarek işler yapmazsak, bugünlerin, bu ayların bize inanın hiçbir faydası olmaz
Recep ayını, Şaban ayını değerlendiremezsek, Ramazan ayından faydalanamayız Bu günlerde, bizde ve toplumda önemli değişiklikler olmalı Değişmeliyiz, değiştirmeliyiz…
Bu günler, bu aylar bize birer fırsattır Bunun için kavuştuğumuz her kandili, eriştiğimiz şu mübarek zamanları, elde edebildiğimiz her fırsatı son bilmeliyiz… Bu günlere, bu aylara bir daha kavuşamayacağımızı düşünmeliyiz. Kim ölür, kim kalır?..
Bu aylarda kendimizi kurtarmaya çalışırken ölmüşlerimizi ve zevkleri bıçak gibi kesecek olan ölümü unutmayalım Zira, hayat hep böyle gitmeyecek, ağzımızın tadı bir gün bozulacak… Ayrılma sırası bize gelecek…
Dönüşü olmayan yola çıkarılacağız… Kabir kapısından gireceğiz, öbür âleme intikal edeceğiz Sorgu başlayacak, hesap başlayacak, azab başlayacak…
Allah hayırlı bir son versin, “Hüsnü hâtime” istiyorum Ya Rabbi diye dua ediniz, mübarek insan olmamız için dua edip ve çok çalışmamız lâzım
