VATAN MÜDAFAASI MUKADDESTİR
Değerli Müslümanlar!
Atalarımız, yeryüzünün en güzel, en bereketli topraklarını kendilerine vatan olarak seçmişler; buram buram tüten bu toprakların düşmanın kirli çizmeleriyle çiğnenmesine müsaade etmemişler, bu uğurda savaşmışlar, gerektiğinde ise seve seve mallarını ve canlarını feda etmesini bilmişlerdir. Her karış toprağı şehit kanlarıyla sulanan aziz vatanımızın kıymetini iyi bilmemiz gerekir.
Millî şairimiz Mehmet Âkif Ersoy, vatan sevgisinin önemini anlatırken bu gerçeği veciz bir şekilde dile getirir:
Bastığın yerleri "toprak" diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı!
Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.
Aziz Müminler!
Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır,
Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır.
İşte biz, bu ölene "şehit" diyoruz.
ŞEHİT KİMDİR?
"Şehit", dinî bir terim olarak "Allah'ın rızasını kazanmak için O'nun yolunda savaşırken öldürülen Müslüman"ı ifade eder. Bu isim ona, ölmeden bir an önce cennetlik olduğuna şahit edilmiş olması ve Yüce Allah'ın huzurunda diri bulunması sebebiyle verilmiştir.
ŞEHADET: CANINI CENNET KARŞILIĞINDA ALLAH'A SATMAK
إِنَّ اللَّهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنْفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ بِأَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا فِي التَّوْرَاةِ وَالْإِنْجِيلِ وَالْقُرْآنِ وَمَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ مِنَ اللَّهِ فَاسْتَبْشِرُوا بِبَيْعِكُمُ الَّذِي بَايَعْتُمْ بِهِ وَذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
“Şüphesiz Allah, müminlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler. Bu, Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da Allah'ın üzerine aldığı gerçek bir sözdür. Allah'tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır? O hâlde O'nunla yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinin. İşte bu, büyük kazancın ta kendisidir.”
Tevbe, 9/111
İnsanın en fazla değer verdiği varlığı canıdır; canı tehlikeye girdiğinde her şeyinden vazgeçer. İnsan, son derece önem verdiği canını Allah rızası uğrunda feda ettiği için Allah'ın verdiği mükâfat da o derece büyüktür.
ŞEHADET, İNANÇLA ULAŞILABİLECEK BİR MERTEBEDİR
وَلَا تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ قُتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَمْوَاتًا بَلْ أَحْيَاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ
“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler; Rableri katında rızıklandırılmaktadırlar.”
فَرِحِينَ بِمَا آتَاهُمُ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ وَيَسْتَبْشِرُونَ بِالَّذِينَ لَمْ يَلْحَقُوا بِهِمْ مِنْ خَلْفِهِمْ أَلَّا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
“Allah'ın lütfundan kendilerine verdiği nimetin sevinci içindedirler. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler.”
يَسْتَبْشِرُونَ بِنِعْمَةٍ مِنَ اللَّهِ وَفَضْلٍ وَأَنَّ اللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجْرَ الْمُؤْمِنِينَ
“Onlar, Allah'ın nimetine, keremine ve Allah'ın müminlerin ecrini zayi etmeyeceğine sevinirler.”
Âl-i İmrân, 3/169-171
ŞEHİTLİK EN BÜYÜK TİCARETTİR
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَى تِجَارَةٍ تُنْجِيكُمْ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَتُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ بِأَمْوَالِكُمْ وَأَنْفُسِكُمْ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ يَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَيُدْخِلْكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فِي جَنَّاتِ عَدْنٍ ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
“Ey iman edenler! Sizi acı bir azaptan kurtaracak ticareti size göstereyim mi? Allah'a ve Resûlüne inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Böylece Allah günahlarınızı bağışlar; sizi, içinden ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. İşte en büyük kurtuluş budur.”
Saff, 61/10-12
ŞEHİTLİK, İ'LÂ-YI KELİMETULLAH UĞRUNA CANINI VERMEKTİR
سُئِلَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَنِ الرَّجُلِ يُقَاتِلُ شَجَاعَةً وَيُقَاتِلُ حَمِيَّةً وَيُقَاتِلُ رِيَاءً أَيُّ ذَلِكَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَنْ قَاتَلَ لِتَكُونَ كَلِمَةُ اللَّهِ هِيَ الْعُلْيَا فَهُوَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ
“Resûlullah'a (s.a.v.), "Bir adam cesaretini göstermek, diğeri milletini korumak, öteki kendine yiğit adam dedirtmek için savaşıyor; bunlardan hangisi Allah yolundadır?" diye soruldu. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Kim Allah'ın sözü yücelsin diye savaşıyorsa, o Allah yolundadır.”
Buhârî, Cihâd, 15; Müslim, İmâre, 150
GAZİ KİMDİR?
Gazi; Allah yolunda ve vatan uğrunda savaştığı ve şehit olmayı arzu ettiği hâlde sağ kalan kimseye verilen isimdir.
مِنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ فَمِنْهُمْ مَنْ قَضَى نَحْبَهُ وَمِنْهُمْ مَنْ يَنْتَظِرُ وَمَا بَدَّلُوا تَبْدِيلًا
“Müminlerden öyle adamlar vardır ki, Allah'a verdikleri söze sadık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdiği sözü yerine getirmiştir (şehit olmuştur); bir kısmı da beklemektedir. Onlar verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir.”
Ahzâb, 33/23
Gazi de şehit olmak ve bu mertebeye yükselmek için savaştığından, o da şehitler derecesindedir. Hatta Peygamber Efendimiz bu konuyu daha da geniş tutmuş ve şöyle buyurmuştur:
مَنْ سَأَلَ اللَّهَ الشَّهَادَةَ بِصِدْقٍ بَلَّغَهُ اللَّهُ مَنَازِلَ الشُّهَدَاءِ وَإِنْ مَاتَ عَلَى فِرَاشِهِ
“Bir kimse Allah'tan içtenlikle şehitlik dilerse, yatağında ölse bile Allah onu şehitler derecesine ulaştırır.”
Müslim, İmâre, 157
Değerli Müminler!
Vatan sevgisi konusunda ecdadımızın gösterdiği üstün başarılardan biraz bahsetmek istiyorum. Rabbim bu yüce duyguları anlamayı, anlatmayı ve duyduklarımızı yaşamayı nasip etsin.
"Ölürsem şehit, kalırsam gazi" düsturuyla hayatlarını yaşayan ecdadımızın yanında bugün bizler de onlara layık torunlar olarak din ve vatan sevgisini ön planda tutmaya, bu emaneti zayi etmemeye gayret göstermeliyiz. Neslimizi bu duygu ve düşüncelerle yetiştirmeliyiz. Bu necip millet,
وَلَا تَقُولُوا لِمَنْ يُقْتَلُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَمْوَاتٌ بَلْ أَحْيَاءٌ وَلَكِنْ لَا تَشْعُرُونَ
“Allah yolunda öldürülenlere "ölüler" demeyin. Bilakis onlar diridirler; fakat siz bunu anlayamazsınız.”
Bakara, 2/154
ayetini serdaç edinerek canını dişine takmış; imanından aldığı güç ve kuvvetle etten kemikten kale kurarak Anadolu'nun kapılarını İslam'a açmış, İstanbul'u fethederek çağlara meydan okumuş, Avrupa'ya medeniyet götürmüş, "Çanakkale geçilmez" dedirtmiş ve en son darbe girişimi karşısında milletçe kenetlenerek adını tarihe altın harflerle kazıtmıştır.
Şehitlik olmadan vatan olmaz. Evet, vatan bir toprak parçasıdır; ama her toprak parçası vatan değildir.
Dinî görevlerimizi gereği gibi yerine getirmemiz de yine vatan sayesinde mümkün olur. Bu sebeple yüce dinimiz vatanın korunmasına büyük önem vermiş,
حُبُّ الْوَطَنِ مِنَ الْإِيمَانِ
“Vatan sevgisi imandandır.”
denilerek vatan sevgisi imandan sayılmıştır.
DÜŞMANI CAYDIRACAK GÜCÜ HAZIRLAMAK
Vatanı korumada, düşmanın yüreğine korku salan ve asla saldıramayacak derecede caydırıcı olan silahları üretmemiz gerekir. Yüce Rabbimizin bize 1400 yıl önceki çağrısı ne kadar da önemlidir:
وَأَعِدُّوا لَهُمْ مَا اسْتَطَعْتُمْ مِنْ قُوَّةٍ وَمِنْ رِبَاطِ الْخَيْلِ تُرْهِبُونَ بِهِ عَدُوَّ اللَّهِ وَعَدُوَّكُمْ وَآخَرِينَ مِنْ دُونِهِمْ لَا تَعْلَمُونَهُمُ اللَّهُ يَعْلَمُهُمْ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ شَيْءٍ فِي سَبِيلِ اللَّهِ يُوَفَّ إِلَيْكُمْ وَأَنْتُمْ لَا تُظْلَمُونَ
“Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Onunla Allah'ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah'ın bildiği düşmanları korkutursunuz. Allah yolunda ne harcarsanız size eksiksiz ödenir ve siz asla haksızlığa uğratılmazsınız.”
Enfâl, 8/60
Bu ayetteki "kuvvet" kavramı, savaşta düşmana üstünlük sağlamaya yarayan her türlü silah, araç ve gereci içine alır. Top, tüfek, tank, cephane, uçak, gemi, yol, asker, kışla, depo, yiyecek, içecek, bilgi, fen, kültür, sanat, medeniyet, ekonomi ve insan gücü gibi maddî-manevî her şey "kuvvet" kavramına dâhildir. Yeryüzünde şerefli bir millet olarak yaşayabilmek için bütün bunları tam ve eksiksiz hazırlamaya mecburuz.
Atalarımız ne güzel söylemiş: "Su uyur, düşman uyumaz!", "Düşman karınca da olsa hakir görme!"
VATAN İÇİN NÖBET TUTAN ASKER KUTSAL BİR VAZİFEDEDİR
عَيْنَانِ لَا تَمَسُّهُمَا النَّارُ عَيْنٌ بَكَتْ مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَعَيْنٌ بَاتَتْ تَحْرُسُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ
“İki göz vardır ki, onlara cehennem ateşi dokunmaz: Allah korkusundan ağlayan göz ve Allah yolunda nöbet bekleyerek geceleyen göz.”
Tirmizî, Fedâilü'l-Cihâd, 12
رِبَاطُ يَوْمٍ وَلَيْلَةٍ خَيْرٌ مِنْ صِيَامِ شَهْرٍ وَقِيَامِهِ وَإِنْ مَاتَ جَرَى عَلَيْهِ عَمَلُهُ الَّذِي كَانَ يَعْمَلُهُ وَأُجْرِيَ عَلَيْهِ رِزْقُهُ وَأَمِنَ الْفَتَّانَ
“Bir gün bir gece hudut boyunda nöbet tutmak, gündüzleri oruçla, geceleri de ibadetle geçirilen bir aydan daha hayırlıdır. Vazife başında ölürse, yapmakta olduğu amelin sevabı ve rızkı devam eder; kabir fitnesinden de kurtulur.”
Müslim, İmâre, 163
Vatan imanla kurtarılmıştır. İmanı olmayanın vatanı kurtarmak gibi bir derdi olamaz. Çünkü "ölürse şehit, kalırsa gazi" olma şerefi yalnızca İslam'a özgü kutsal bir kavramdır.
Değerli Müminler!
Yüzyıllardır saldırılarına ara vermeden devam eden düşmanlar her yolu denemiş; Anadolu'da İslam yaşanmasın diye her türlü nifak tohumunu ekmek için bütün gayretlerini seferber etmiş, bu uğurda milyarlarca para harcamışlardır. Yüce Rabbimiz onları şöyle anlatır:
إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ لِيَصُدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ فَسَيُنْفِقُونَهَا ثُمَّ تَكُونُ عَلَيْهِمْ حَسْرَةً ثُمَّ يُغْلَبُونَ وَالَّذِينَ كَفَرُوا إِلَى جَهَنَّمَ يُحْشَرُونَ
“Şüphesiz inkâr edenler, insanları Allah yolundan alıkoymak için mallarını harcarlar; daha da harcayacaklardır. Ama sonunda bu, onlara yürek acısı olacak ve en sonunda mağlup olacaklardır. İnkârda direnenler ise cehenneme toplanacaklardır.”
Enfâl, 8/36
Değerli Müslümanlar!
Bu hainler, binlerce yıldır aynı toprağı paylaştığımız kardeşlerimizle aramıza nifak sokarak bizleri birbirimize düşürmüştür. Alevî-Sünnî, sağcı-solcu, Türk-Kürt, Müslim-gayrimüslim; yani din, dil, ırk, mezhep ve meşrep farklılıklarımızı bize düşmanlık sebebi olarak tanıtmıştır.
Modern dünya düzeninde emperyal devletler, toprakların fiilî işgaliyle değil, o toprakları kendi çıkarlarına uygun şekilde yönettirmenin peşindedirler. Toplumun dinî, millî ve kültürel değerlerini yok edip o toplumu kolay sömürülebilir hâle getirmek isterler.
Kıymetli Müslümanlar!
Bizler, millet olarak tarih boyunca aziz vatanımızı muhafaza etmek için nice sıkıntılara göğüs gerdik, nice badireler atlattık. Bütün zorluklar karşısında tek dayanağımız Yüce Rabbimiz oldu; her şart ve durumda yalnızca O'na güvendik:
الَّذِينَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ إِنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعُوا لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ إِيمَانًا وَقَالُوا حَسْبُنَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ
“Onlar öyle kimselerdir ki, halk kendilerine "İnsanlar size karşı ordu topladılar, onlardan korkun" dediğinde bu söz onların imanını artırdı ve "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!" dediler.”
Âl-i İmrân, 3/173
O'nun sözüne sığındık:
وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَأَنْتُمُ الْأَعْلَوْنَ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
“Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer gerçekten iman etmişseniz üstün olan sizsiniz.”
Âl-i İmrân, 3/139
Bu müjdeyle hiçbir zaman yılmadık, yıkılmadık, ümitsizliğe kapılmadık. Peygamber Efendimizin (s.a.v.),
الْمُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنِ كَالْبُنْيَانِ يَشُدُّ بَعْضُهُ بَعْضًا وَشَبَّكَ بَيْنَ أَصَابِعِهِ
“Mümin, mümin için birbirine kenetlenmiş bir bina gibidir; birbirini destekler. (Hz. Peygamber bunu açıklamak için iki elinin parmaklarını birbirine geçirerek kenetledi.)”
Buhârî, Salât, 88; Müslim, Birr, 65
hadisi gereğince birbirimize omuz verdik. Malazgirt'te, Çanakkale'de, Millî Mücadele'de bütün imkânsızlıklara rağmen en kalabalık ordulara karşı vatanımızı müdafaa ettik; hiçbir zaman zulme ve zalimlere geçit vermedik, elhamdülillah.
26 Ağustos 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi'nde, 30 Ağustos 1922 Başkomutanlık Meydan Muharebesi'nde ve daha nice çetin savaşta bizlere zaferler bahşeden, fetihlerin ve yardımların sahibi âlemlerin Rabbi Allah'a hamdüsenalar olsun. Fetihleri ve zaferleriyle gönülleri fetheden başkomutanımız Hz. Muhammed Mustafa Efendimize salât ü selam olsun.
Değerli Kardeşlerim!
Bizden görünüp bizden olmayan hainlere dikkat edelim! Kılık kıyafet bizi yanıltmasın. Bu millet ne çekmişse, bizden görünüp de bizden olmayan, emperyalist düşmanların safında yer alan ve arkamızdan kuyumuzu kazan hainlerden çekmiştir. Kitaplarımızda bu konuda şöyle bir kıssa anlatılır:
YAVUZ SULTAN SELİM HAN'IN İHANETE CEVABI
Bir gün Yavuz Sultan Selim pazarda gezerken keklik satılan bir tezgâh görür ve oraya yönelir. Bütün keklikler bir altındır; fakat bir tanesi ayrı bir kafeste ve yüz altındır.
Yavuz Sultan Selim sorar: "Bunlar bir altın da bu neden yüz altın?"
Satıcı: "Hünkârım, yüz altınlık olan, ötüşüyle diğer keklikleri kendine çeker ve yakalanmalarını sağlar."
Yavuz Sultan Selim yüz altını çıkarıp adama verir: "Ver o kekliği bana!" der.
Herkes şaşkınlık içinde "Koca padişah bir kekliği ne yapacak?" diye düşünürken Yavuz, kekliğin kafasını tuttuğu gibi gövdesinden ayırıverir ve der ki: "Kendi ırkına ihanet edenin sonu budur!"
YARALI KUŞ
Bir gün yaralı bir kuş Hz. Süleyman'a gelerek kanadını bir dervişin kırdığını söyler. Hz. Süleyman dervişi hemen huzuruna çağırtır ve sorar: "Bu kuş senden şikâyetçi; neden kanadını kırdın?"
Derviş kendini savunur: "Sultanım, ben bu kuşu avlamak istedim. Önce kaçmadı, yanına kadar gittim, yine kaçmadı. Ben de bana teslim olacağını düşünerek üzerine atladım. Tam yakalayacağım sırada kaçmaya çalıştı; o esnada kanadı kırıldı."
Bunun üzerine Hz. Süleyman kuşa döner: "Bak, bu adam da haklı. Sen niye kaçmadın? O sana sinsice yaklaşmamış; hakkını savunabilirdin. Şimdi 'kolum kanadım kırıldı' diye şikâyet ediyorsun."
Kuş kendini savunur: "Efendim, ben onu derviş kıyafetinde gördüğüm için kaçmadım. Avcı olsaydı hemen kaçardım. Derviş olmuş birinden bana zarar gelmez, bunlar Allah'tan korkar diye düşündüm."
Hz. Süleyman bu savunmayı doğru bulur ve kısasın yerine getirilmesini ister: "Kuş haklı; hemen dervişin kolunu kırın" diye emreder.
Kuş o anda öne atılır: "Efendim, sakın öyle bir şey yaptırmayın!"
"Neden?" diye sorar Hz. Süleyman.
Kuş sebebini şöyle açıklar: "Efendim, dervişin kolunu kırarsanız, kolu iyileşince yine aynı şeyi yapar. Siz en iyisi bunun üzerindeki derviş hırkasını çıkartın; çıkartın ki benim gibi kuşlar bundan sonra aldanmasın."
Değerli Müminler!
Biz, Tuna nehrinden abdest alıp Viyana önlerinde namaz kılan ecdadın torunlarıyız. Biz, "Devletime isyan edenle mücadele ediyorum; isyan eden kişi tek oğlum Süleyman bile olsa tereddüt etmeden kellesini alırım!" diyen Yavuz Sultan Selim Han'ın torunlarıyız.
Niğbolu'da Haçlı ordusunun elçisi Yıldırım Bayezid Han'a der ki: "Bakın Sultanım, bizim Haçlı ordumuz sizin iki katınız; bize eşlik edecek diğer orduyla beş katınız olacağız. O yüzden çekip gidesiniz bu topraklardan; yoksa Osmanlı'dan eser bırakmayız bu cihanda."
Haçlı elçinin bu tehdidine karşılık Yıldırım Bayezid yerinden kalkar, elçinin yanına gelir, göğsünden tutar ve kulağına yaklaşır: "Gidesin, daha fazla ordu toplayasın. Sizin ordunuz çoğaldıkça benim sevabım ve kazanacağım savaşın şanı daha da artar" der ve huzurundan kovar.
Sonrasında Yıldırım Bayezid Han üç katı orduyu Niğbolu'da yerin dibine sokar ve bu, tarihe Osmanlı'nın mutlak galibiyeti "Niğbolu Zaferi" olarak geçer.
وَإِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ أَلْفٌ يَغْلِبُوا أَلْفَيْنِ بِإِذْنِ اللَّهِ وَاللَّهُ مَعَ الصَّابِرِينَ
“Eğer içinizde sabırlı bin kişi olursa, Allah'ın izniyle iki bin kişiye galip gelirler. Allah sabredenlerle beraberdir.”
Enfâl, 8/66
Onun için Rabbimiz bize der ki:
وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ وَاصْبِرُوا إِنَّ اللَّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ
“Allah'a ve Resûlüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra gevşersiniz ve gücünüz gider. Sabredin; şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.”
Enfâl, 8/46
DUA
Yüce Rabbimiz, yüzyıllarca İslam'a hizmet etmiş bu toprakları ve bu toprakların öz evlatlarını her daim bir ve beraber eylesin. Birliğimize ve dirliğimize göz dikenlere fırsat vermesin.
Hainlerle mücadelede hepimize azim ve kararlılık lütfeylesin. Devletimize, silahlı kuvvetlerimize, emniyet güçlerimize ve bu vatan için fedakârlıktan kaçınmayan aziz milletimize güç, kuvvet ve başarılar versin.
Allah'ım! Aziz şehitlerimizin ve gazilerimizin ruhlarını şad eyle, mekânlarını cennet eyle; bizleri onlara vefakâr eyle.
Allah'ım! Vatanımızı, milletimizi ve tüm İslam âlemini iç ve dış fitnelerden, belalardan, terörden ve düşmanlardan sen koru.
Allah'ım! Kıyamete dek nesillerimizden yüce dinine hizmetle şeref bulacak neferler ihsan eyle.
Allah'ım! Fethini, nusretini ve zaferlerini üstümüzden eksik eyleme; bizleri her an, her alanda güçlü eyle.
Allah'ım! Filistin'de, Suriye'de, Mısır'da, Irak'ta ve diğer İslam beldelerinde zulme uğrayan, öz vatanlarında garip kalan müminlere yardım eyle.
Allah'ım! İslam diyarlarını; İslam'ın rahatça yaşandığı, can, mal, nesil ve akıl güvenliğinin bulunduğu esenlik diyarları eyle. Bizi her an bir ve beraber eyle.
Âmin.
İBRAHİM BÖLÜKBAŞI — Din Hizmetleri Uzmanı
Din Hizmetleri Uzmanı
