Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Veda Hutbesi: Ümmete Bırakılan Emanet

İsmail Sezkin

VEDA HUTBESİ


Peygamber Efendimiz Veda Hutbesinde “bu gününüz hangi gündür, burası neresidir, siz ne zamanda yaşıyorsunuz” gibi, Mekke’yi, mübarek Zilhicce günlerini, Allah Teâlâ’nın haccını, ihramı, mahşere benzeyen Arafat’ı, İbrahim Peygamberi simgeleyen Mina’yı hatırlattıktan sonra sözlerine şöyle başladı: “Siz tek bir Rabb’in kullarısınız.” dedi. Sonra da kendisi de bir Arap olduğu hâlde kanunu koydu:

“Siz tek bir Rabb’in kullarısınız. Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap’a üstünlüğü yoktur. Üstünlük sadece Allah’tan korkmaktadır.

Kim daha takva ise, kim Allah dendiğinde tüyleri diken diken oluyorsa, Allah’tan korktuğu için çuval dolusu da parasını, menfaatini terk edebiliyorsa üstün odur. Araplık üstünlük ölçüsü değil yabancı ırktan olmak, Arap olmamak düşüklük değildir.” dedi.

O hutbenin devamında Ebu Lehepleri ayaklarının altındaki faizciler olarak lanetledi. Ebu Lehep’i cehennem kütüğü olarak ilan etti. Arap olmayan ve yabancı topraklardan köle olarak Arap topraklarına gelmiş olan Bilâl’i de cennetin efendilerinden biri olarak bütün Ümmet’ine ilan etti. Kur’an: “Eli kurusun Ebu Lehep’in.” dedi.

Kureyş’ten olduğu hâlde, Peygamber’in amcası olduğu hâlde: “Eli kurusun. Eli kurusun Ebu Lehep’in.” dedi. Ama miraçtan gelirken Bilâl’i gördü ve “Bilâl senin terlik seslerini cennette duydum.” dedi. Amcası Ebu Lehep eli kuruyasıca oldu. Zenci siyah ve Arap olmayan Bilâl, cennetten sesler gönderen adam oldu.

İslam bu. Bunu kanun olarak koydu gitti. Arap olmak üstünlük değil. Arap olmamak düşüklük değil.

Şuara Suresi’nin “Yakın akrabalarını ikaz et.” ayeti indikten sonar Peygamber Efendimiz en yakın akrabalarına, amcalarına, Abdulmenaf çocuklarına hepsine hitap ederek; Allah’tan korkarak yaşamalarını, cehennemden kurtulmak için, iman edip ameli salih işlemelerini tembih ettikten sonra bizzat kendi öz kızı Fatıma’ya dönerek: “Muhammed’in kızı Fatıma! Fatıma benden mal iste ama cennet garantisi isteme kızım.” dedi. “Muhammed’in kızısın mal iste, ama cennet garantisi isteme.” dedi.

Öyle bizim gruba gelince cennet garanti, bizim cemaatte cennet ipotekli, öyle bir şey yok. Kimsenin kimseye üstünlüğü yok. Allah’ın seçkin kulları, seçkin tarikat, seçkin cemaat Yahudilikte var. Bizim dinimiz Yahudilik değil, bizim dinimiz İslam.

İslam’da kulluk var, kullukta takva standardı var. Takva ise sadece Allah’ın ölçebileceği bir ölçeğin adı. Arap’ın Arap olmayana üstünlüğü olmadığı gibi Müslümanlık içinde de hiçbir cemaatin öbür cemaate üstünlüğü yok. Hiçbir tarikat öbür tarikattan iyi değil. Ne kadar bidatten sıyrılmışsa, ne kadar Sünnet-i Seniyye’ye ittiba etmişse o kadar iyi.

Bu iyiliğin de miyarı Allah katında. Tarikat mensuplarının ellerinde değil. Cemaat bağlılarının Müslümanlık ölçer cihazları olamaz. Kimse kimseye cennet vaat edemez. Yirmi üç yıllık peygamberliğinden sonra yeryüzünü imanla, hidayetle, nurla doldurduktan sonra ilan ettiği son veda mesajında Peygamberimiz bu büyük kanunu koyarak gitmiş.

Hiç kimse kimseyi takvanın dışında hor göremez. Takvayı da sadece Allah bilebilir. Çünkü takva kalın sarık, uzun sakal, geniş şalvar, uzun cübbe demek değildir. Takva kalbe Allah korkusunun, cennet umudunun yerleşmesi demektir. Kalp ölçüm cihazı da hiçbir insanın elinde asla değildir.

Allah kalplere bakacak. Kullar birbirlerinin muhasibi olamaz. Çünkü ameller, huşu, zühd, takva para gibi sayılabilir şeyler değildir. Bunlar ancak Allah’ın takdir edebileceği, kulların takdir edemeyeceği şeylerdir. Biz namazların rekâtını sayabiliriz, kaç rekât olduğunu biliriz. Kaç puanlık, kaç huşu, kaç zühd üzere namaz kılındığını ise sadece Allah bilebilir.

Namazımızda sarığımızı görebiliriz, niyetlerimizi göremeyiz. Birbirimizin niyetine hükmetmeye kalktığımız zaman Yahudi ve Hıristiyanlardaki insanların, imanlarına ve amellerine puanlama yapan din adamları sektörüne bulaşmış oluruz ki bu tam anlamıyla bir dini Allah’ın kaldırmasını gerektirecek kadar büyük bir afettir.

Hepimiz aynı Allah’ın kullarıyız. Hepimiz aynı Rabb’in kullarıyız. İman budur.

Peygamberimizin Veda Hutbesinden bugünlere yansıyan ikinci büyük kanunu; kanların ve malların ebediyyen haram edilişidir. İnsan kanı haramdır. İnsan malı rızası olmadıkça başka bir insana haramdır.

Veda Haccı’na ağırlığını vuran ikinci kanun budur. Dolayısıyla bir Müslüman’ın kanını kendisine helal gören yani bir Müslüman’ı öldürtmekte sakınca görmeyen hiçbir Müslüman Peygamberin Veda Haccı’nı çiğnemeden, yok saymadan, Peygamber’in son sözünü heba etmeden cinayet işleyemez.

Bugün dünyada Müslüman öldürmeyi -Müslüman alkolik de olsa, suçlu da olsa, günahkâr da olsa- bir Müslüman öldüren, bir Müslüman’ın malına tecavüz eden, Müslüman’ın malına el koyan herkes o yaptığı cinayetten önce Peygamberimizin Veda Haccı’na taşıdığı büyük kanunu yok saymış demektir.

Allah’ın ve Peygamberin koyduğu hükümleri ve sınırları yok sayarak Allah adına cinayet işlemek kadar büyük bir cürüm olamaz.Muhterem Hazirun!

Dikkat ediniz! Veda Haccı’nı konuşurken, Veda Hutbesi’nden söz ederken unutmamız gereken büyük bir hakikat var. Peygamberimiz Veda Haccı’nda, Veda Hutbesi’nde buyuruyor ki:

“Şeytan yeniden cahiliye putlarına dönmenizden, putperest olmanızdan umudunu kesmiştir artık. Lat, Uzza, Menat gibi putları Kâbe’nin içine koyup o putlara tapınmayacağınızı şeytan biliyor zaten ama birbirinizin boynuna vurup öldürmenizde umudu vardır.” diyor.

Bugün Veda Hutbesi’nden bin dört yüz küsur sene sonra eline silah alıp Müslüman öldürenler, bin dört yüz sene sonra Peygamberimizin haccında ilan ettiği şeytanın son umudunu canlandırmış, şeytanlığı yapan insanlardırlar. Çünkü şeytan putçuluktan umudunu kesmişti ama Müslüman’ın, Müslüman’ın canını ve malını heder etmesini umutla bekliyordu.

Veda Hutbesi’nin en büyük ikinci kanunu bu. Müslüman olarak bu acı gerçeği hiç unutmamamız gerekiyor: Müslüman, Müslüman’ın canına ve malına kastettiği zaman o Müslüman’ın malından ve canından önce Peygambere kıymıştır aslında.

Veda ederken bile: “Ne olursunuz birbirinizi boynuna uzanmayın. Mallarınızı Allah koruma altına almıştır.” deyip giden bir Peygamber’i çiğnemeden Müslüman öldürülemez, malına el konulamaz. İslam budur. Peygamber Efendimiz böyle bir İslam’ı özetleyip gitmiş.

Değerli Hazirun,

Peygamberimizn üçüncü veda mesajı ise, bu Ümmet’in peygamberinden önceki dönemin adı olan Cahiliye Dönemi’nin kültürünün tamamen imha edildiği ve İslam kültürünün yerleştiği gerçeğidir ve bu gerçeği dillendirirken buyurmuştur ki: “Cahiliyenin kültürünü ayaklarımın altında çiğniyorum.”

İhramlıyken hac esnasında bu sloganı kullandı: “Cahiliye kültürünü ayaklarımın altında çiğniyorum. En ağır cahiliye kültürü de faizdir. Faizi çiğniyorum, kaldırıyorum. İlk pratiği de en yakın akrabasının tefecilik yaparak kazandığı para faiz olduğunu söyleyip uygulamasını da yaptığı en yakın akrabanın faizini kaldırdım.” buyurdu. Tıpkı Müslüman kanı ve malının heder edilmesi gibi; bu Ümmet’i Peygamber’inden sonra bekleyen en büyük tehlike olarak faizi gösterdi. “Aç kalmanızdan, ülkesiz kalmanızdan, afet görmenizden korkuyorum” demeden önce “faiz tehlikesinden korktuğunu” söyledi.

Veda, o günkü ashaba yapılmıştı ama emanet olarak bize taşındı. “O gün ayaklar altına alınmış bulunan faiz bugün nerede duruyor?” bunu düşünmemiz gerekir.

Değerli Hazirun,

Peygamber Efendimiz Arafat'ta ihramlıyken, Mina'da ihramlı iken, Allah için yaptığı son haccında Ümmet’ine veda ederken söylediği sözlerden biri de: "Allah'tan korkun, kadınlara iyi davranın " sözleridir. Yirmi üç yıl yerleştirmeye çalıştığı İslam Dini’ni üç, dört cümlede özetlerken; Rabb'imizin bir olduğunu ve cahiliye adetlerinin kaldırıldığını, kan ve mal güvenliğinin getirildiğini söyledikten sonra dördüncü mesajı:"Allah'tan korkun kadınlara iyi davranın" mesajıdır.

Peygamberimiz kadınların, erkeklere indirilmiş koruma kalkanını yani erkeklerin dilini, elini, cebini Peygamber garantisi ile bağlayan "Allah'tan korkun kadınlara iyi davranın" sözünü kadınların suiistimal edebileceklerini "nasıl olsa erkeklerin dilini Peygamber bağladı Veda Haccı’nda, nasıl olsa erkeklerin elini Peygamber kelepçeledi kaldıramazlar ellerini, bize bağırıp çağıramazlar" diyeceklerini kesinlikle adı gibi biliyordu. Çünkü Hz.Ömer ve bazı sahabiler karşısına çıkıp: "Ya Resûlullah! Şımarttın bu kadınları, başımıza bela ettin bunları" dediler. O da ayağa kalktı:

"Evet, biliyorum” dedi “buna rağmen ben, kadınlara iyi davranıyorum. Kıyamet günü benimle yan yana olmak isteyenler, ahlakını bana benzetecek ve kadınlarına iyi davranacak" diye mihrabında konuşmuştu.

Kadınların Peygamber garantili suiistimal yapabileceklerini, başa kakabileceklerini, “nasıl olsa Peygamber arkamızda” diyebileceklerini biliyordu. Bu konuda zaten kendisine ikazda veya ricada bulunulmuştu. Buna rağmen bu konuşmayı yaptı."Allah'tan korkun! Allah'tan korkun, kadınlara iyi davranın" dedi. Sonra buyurdu ki: "Onlar Allah'ın adıyla size emanet edildiler.”

Kadınlar kadın olarak erkeğe nazaran fiziken daha güçsüz yaratıldılar. Bu yüzden Allah onlara cihadı da emretmedi. Bu yüzden “onlar cemaatle namaza gelmeyebilirler” dendi. Kendi isteğine bırakıldı. Çünkü kadının işi, çilesi zaten çok. Bunun için Allah onları koruyor. Allah'ın adını kullandınız. Allah dediğiniz için Müslüman kadın size emanet edildi.

“Allah'tan korkun kadınlara iyi davranın size vasiyetim kadınlara iyi davranmanızdır" dedi. Çünkü o emanet olarak Kur'an'a iman eden Ümmet’ine güveniyordu. Çünkü onun ümmet’i; iman etmemiş, her türlü çılgınlığı, her türlü peygamber düşmanlığını yaptığı hâlde Nuh'un asırlarca iman etmemiş ve peygamberlik davasına dışarıdan darbeler vurmuş, peygamberliğin düşmanlarına ışıklar yakmış bir kadını boşamayan Nuh Peygamberin kıssasını, Kur'an'dan okumuş Ümmet’ine, kadınların Peygamber’in korumasını kendi menfaatlerine göre kullanabileceklerini bildiği hâlde, bu konuda mescitte kendisine ikaz yapılmak istendiği hâlde Allah adına konuşan bir peygamber olarak "Allah'tan korkun! Size kadınlara iyi davranmanızı vasiyet ediyorum" deyip veda ederek gitmiştir.

Kadınların kocalarına karşı kadınlıklarını kullanacaklarını biliyordu. Ama bu Ümmet’in Nuh'un karısını, Lut'un karısını örnek olarak Kur'an'dan dinlediklerini de biliyordu.

Bu hakikatlerin ortasında aile hayatının bir imtihan olduğunu, bu imtihanı erkeğin kabalıkla, vurarak, kırarak kaybetmemesi gerektiğini ve hakkını Rabb'ine havale edip Allah'ın hakem olduğu bir dini ve dünyayı yaşayıp gitmelerini istediği için "Kadınlar konusunda Allah'tan korkun" deyip veda edip gitti. “Avukata havale edin” demedi. “Vurun, kırın” demedi. Kadınlar konusunda rehberin Peygamber ahlakı olması gerektiğini "ben iyi davranıyorum, benimle beraber olmak isteyen de iyi davransın" diyerek belirtip gitti. Herkes kadınlar konusunda Peygamber’in: "ben kaba davranmıyorum, benimle beraber olmak isteyen böyle yapsın" dediğini de bilmeli.

“Kadınlar konusunda Allah'tan korkun.” Bir mü'minin kulağına -kadın veya erkek- girebilecek şu kâinattaki en ağır söz; “Allah''tan korkun” sözüdür. Bu sözün değerini kaybettiği bir dünya yok olası bir dünyadır.

Lailaheillallah diyen bir mü’minin “Allah''tan korkun” sözünden sonra duyabileceği bir söz yoktur. Erkek veya kadın Allah korkusunu, takvayı yırttıktan sonra aile çökse ne olur, boşanılsa ne olur, dolu dolu yaşansa ne olur. Allah, takva, cennet, cehennem, cennette benimle beraber olmak, sevap, ashap kelimelerinin kaybolduğu bir dünya erimiş, solmuş bir dünyadır. Bir ailede erkeği ve kadını zapt edecek tek slogan “Allah''tan korkun” sloganıdır.

“Allah'tan korkun, kadınlara iyi davranın”dan daha ağır, daha etkili ve daha yetkili bir söz yoktur. Bunu kaybeden mü'minler cennete doğru götüren işaretlerini kaybetmiş mü'minlerdir. Hiç kimse benim eşim değil mi, kime ne diye başlamasın. Çünkü “Size kadınlara iyi davranmanızı vasiyet ediyorum” "size kadınlara iyi davranın diyorum" "Kadınlar hakkında Allah'tan korkun" diyen Peygamberin veda konuşmasıdır bu. Bu konuşmadan aylar önce Tahrim Suresi inmişti. Tahrim Suresi de Peygamber Efendimiz'in eşlerinin onu üzdüğünün belgesidir. Bu veda sözünden seneler önce Ahzap Suresi inmişti. Ahzap Suresi Peygamber eşlerinin Peygamber’i üzdüğünün belgesidir.

Eşlerinin Peygamberimizi üzdüğüne dair Kur'an'da ayetler aylar öncesinden, seneler öncesinden inmiş olduğu hâlde “Allah'tan korkun! Kadınlara iyi davranmanızı emrediyorum, vasiyet ediyorum" diyor.

"Allah'tan korkun! Kadınlara iyi davranmanızı emrediyorum, vasiyet ediyorum" sözü seneler önce kadınların kendisini üzmüş olmasına rağmen söylenmiş bir sözdür. Çünkü kadınların eşlerini üzmeleri hayatın gerçeğidir. Peygamber evi bile bu gerçekle yüzleşmiş. Evine kapanmış, evinde beklemek zorunda olan, çocuk sıkıntısıyla başı şişmiş olan bir kadının eşini üzmesi hayatın bir gerçeğidir.

Kadının sıkıntı verdiğini bir erkeğin söylemesi biberin acı olmasından şikâyet edenin mantıksızlığı kadar büyük bir mantıksızlıktır. Hayatı bütün sırlarıyla bilip bizi bu sırların dengesi üzerinden din yaşamaya teşvik eden Peygamber’imiz bunları bildiği hâlde, bunların gerçek olduğunu kabul ettiği hâlde, kadınların bütün bu özelliklerine rağmen Allah'a havale edip Allah'ın sevabını ve cennetini bekleyerek sabredip kazanmayı tavsiye ettiği için "kadınlar konusunda Allah'tan korkmanızı tavsiye ediyorum, emrediyorum" deyip veda ederek gitmiş.

Muhterem Hazirun!

Peygamber Efendimiz'in Veda Hutbesi’nden bize kadar intikal eden beşinci mesajı da Kur'an'a ve Sünnet’e sarılma mesajıdır. Son sözü: “size Kur'an'ı ve Sünnet’imi ve Ehlibeytimi emanet ediyorum” sözüdür. Bu emanet, “ne olursunuz zarar verdirtmeyin” deme değildir. Yani “ben gidiyorum benim yerime sizin elinizde Kur'an var, Sünnet’im var, Ehlibeytim var”. Ehlibeytim de birey olarak filanca çocuğum, filanca torunum anlamında değildir. Benim Allah'ın size gönderdiği peygamber kimliğimle, aile onurum, şahsiyetim, torunlarım, torunlarımın üzerindeki kimliğimdir.

“Nübüvvetimle şereflenmiş aile onurumu size emanet ediyorum” diyerek gitmiş. Bu beşinci gerçeği ile beraber Peygamberimiz Ümmet’ine veda etti, gitti. Ama bu vedanın en büyük sırrı değerli kardeşlerim, inşallah Havz-ı Kevser'in etrafında buluşulurken buluşma şifremiz Allah'ın izniyle bu beş gerçek üzerinden olacak. Öyle Havz-ı Kevser dualarıyla, "bizi Kevser'de buluştur" nidalarıyla, edebiyat dualarıyla değil.

“Rabb'imiz Allah'tır, Allah'tan başka bizi birleştirecek bir çadır yoktur. Kanımız birbirimize haramdır, malımız birbirimize haramdır, cahiliye kültürünün hak ettiği yer mü'minin ayaklarının altıdır.

En büyük cahiliye simgesi olan faiz mü'minin cebine değil tuvaletine bile giremeyecek bir düşüklüktür. Mü'min kadınını Allah'ın emaneti olarak görür. Kur'an, Sünnet, Ehlibeyt Peygamber emanetidir” diyebilenler bu veda mesajını, bu şekilde bırakıp Havz-ı Kevser'de Ümmet’ini bekleyen Muhammed aleyhisselamla Allah'ın izniyle buluşacaklardır. Bu buluşma gününe kadar bu beş büyük veda mesajının sırlarını inşallah muhafaza edeceğiz. Bu muhafazanın ödülü olarak da veda konuşmasından sonraki buluşma konuşmasını orada, ahirette, cennette dinleyeceğiz inşallah.

Velhamdülillahi Rabb’il âlemin.