Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Vefakâr Peygamberi Anmak ve Anlamak

İsmail Sezkin

VEFAKAR PEYGAMBERİ ANMAK VE ANLAMAK


Değerli Mü’minler!.. Allah-u Teâlâ, peygamberler ve beraberinde kitaplar göndererek insanlara, dünya ve ahiret mutluluğunun yollarını göstermiştir… Peygamberler, Cenab-ı Allah’tan aldıkları vahiyle insanlara yol gösterip, rehberlik etmişlerdir… İnsanlara, yalnızca Allah’a ibadet etmeyi, O’na ortak koşmamayı yani tevhidi öğreterek yaratılış gayesi doğrultusunda dünya hayatında nasıl yaşayacaklarını, kendi hayatlarında uygulamalı olarak göstermişlerdir Peygamberler, Allah’a kulluğun nasıl yapılacağını, Allah’ın emir ve yasaklarını, helal ve haramlarını, öğüt ve tavsiyelerini olduğu gibi eksiksiz ve kolay, anlaşılabilecek bir şekilde insanlara iletmişleridir Hz. Âdem’le başlayan peygamberlik zincirinin son ve zirve halkası, bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’le son bulmuştur… Nitekim Allah-u Teâlâ Kur’an’da:

مَا كَانَ مُحَمَّدٌ اَبَا اَحَدٍ مِنْ رِجَالِكُمْ وَلٰكِنْ رَسُولَ اللّٰهِ وَخَاتَمَ النَّبِيّٖنَ وَكَانَ اللّٰهُ بِكُلِّ شَیْءٍ عَلٖيمًا

““Muhammed içinizden hiç kimsenin babası değildir; fakat o, Allah’ın elçisi ve bütün peygamberlerin sonuncusudur…”(Ahzab,40) buyurarak, peygamberlerin sonuncusunun Hz. Muhammed (sav) olduğunu ve bir daha peygamber gelmeyeceğini bildirmiştir… Hz Muhammed (sav)’in ise bütün âlemlere, insanlığı inkâr ve cehâlet karanlığından kurtararak dünya ve âhirette mutluluğa ulaştırmak için gönderildiğini bildirerek de şöyle buyurmuştur:”

وَمَا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا كَافَّةً لِلنَّاسِ بَشٖيرًا وَنَذٖيرًا وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

““Ey Muhammed! Biz seni, sâdece belli bir çağa ve belli bir topluma, belli bir bölgeye Peygamber olarak göndermedik… Kıyâmete kadar gelecek bütün insanlığı rahmetimizle müjdelemen ve azâbımızla uyarman için gönderdik… Ama insanların çoğu bunu bilmezler…” (Sebe,28)”

وَمَا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمٖينَ

““(Ey Muhammed) Biz seni ancak âlemlere rahmet için gönderdik…”(Enbiyâ;107) Rahmet elçisi olarak gönderilen Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (sav)’in hicri doğum yıldönümünü yâd ediyoruz Önümüzdeki Pazar akşamı Mevlid Kandilini idrak edeceğiz inşallah… Ama öncelikle Peygamberimizi sadece doğum yıldönümlerinde anmakla ona olan görevlerimizi yerine getirmiş olmayacağımızı bilmemiz lazım… Hiç şüphesiz Hz. Peygambere iman etmek, onu sevmek, ona itaat etmek, ona tabi olmak imanımızın ve dinimizin bir gereğidir…”

Değerli Mü’minler!.. Hz. Muhammed Rebîulevvel ayının 12. gecesinde, Miladi 20 Nisan 571 yılında Mekke'de doğmuştur Babası Abdu'l-Muttalib'in oğlu Abdullah, annesi de Vehb'in kızı Âmine'dir Doğumundan birkaç ay önce babasını, altı yaşında iken de annesini kaybeden Peygamberimiz, sekiz yaşına kadar dedesi Abdu'l-Muttalib'in, daha sonra da amcası Ebu Tâlib'in yanında kalmış, 25 yaşında Hz.Hatice ile evlenmiş, ondan Kasım, Abdullah adlarında iki oğlu; Fâtıma, Zeyneb, Rukiyye, Ümmu Gülsûm adlarında dört kızı; Medine'de Mısırlı Mâriye adlı cariyeden de İbrâhîm adlı bir oğlu olmuştur… Fakat Hz.Fâtıma dışındaki çocuklarının hepsi kendi sağlığında ölmüşlerdir… Hz.Fâtıma da kendisinden altı ay sonra vefat etmiştir

Kırk yaşında peygamber olan Hz. Muhammed (sav), on üç yıl Mekke'de çetin bir mücâdele vererek insanları İslam’a davet etmiştir Bu görevini sürdürdükten sonra Mekke’de artık yaşama imkânı kalmayınca Cenab-ı Allah’ın izniyle 622 tarihinde Medine'ye hicret etmiş, bu hicreti daha sonra Müslümanlarca tarih başlangıcı kabul edilmiştir… On yıl da yine çetin mücadelelerle, kendisine vahyedilen Kur’an’ın anlattığı İslâm'ı, Medine'den yaymaya çalışmış ve Hicretinin altıncı yılında Hudeybiye'de müşriklerle yapılan Barış Antlaşması'ndan sonra İslâm'ın önündeki engeller bir bir kalkmaya başlamış, kendisi henüz hayatta iken İslâm, bütün Arap Yarımadası'nı kucaklamıştır

Hz. Muhammed (sav) peygamber olduktan sonra 23 yıl yaşamış, bu süre içinde Allah'ın kitabı Kur'ân-ı Kerîm, parça parça inerek tamamlanmıştır… Kendisi de şirk düzenini yıkıp, gönülleri yalnız Allah sevgisine, O'na kulluğa yönelterek İslâm tebliğini tamamlamış ve Hicretin 11. yılı Rebî'ul-evvel ayının 13. günü (8 Haziran 632 tarihinde), görevini yapmış olmanın huzuru içinde dünyâdan ayrılıp, Refîk-ı a'lâ'ya gitmiştir

Değerli Mü’minler!.. Peygamberimizin mesajlarını, sünnetini, ahlakını, bir ömür uğruna hayatını adadığı mücadelesini çok iyi anlamalıyız ve günümüze taşımalıyız… Yani O’nu sadece doğum günlerinde anmakla yetinmemeliyiz Peygamberimiz’i bütün dünya insanlarına, özellikle bunalım ve sapıklık içinde bocalayanlara tanıtmalıyız… Ancak Onun getirdiği evrensel mesajla kurtulabileceklerini anlatmalıyız… Çünkü Cenab-ı Allah bir ayetinde şöyle buyuruyor:

قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّٰهَ فَاتَّبِعُونٖى يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَحٖيمٌ

““Ey Muhammed! Allah’ı sevdiğini iddia eden ve O’nun sevgisini kazanmak isteyen kimselere de ki: ‘Eğer siz gerçekten de Allah’ı seviyorsanız, Allah’ın emirlerini size ileten bir elçi olarak bana ve bana indirilen Kur’ân’a uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın… Çünkü Allah, pişmanlıkla tövbe edildiği takdirde, en büyük günahları bile bağışlayandır, merhamet edendir…””

قُلْ اَطٖيعُوا اللّٰهَ وَالرَّسُولَ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْكَافِرٖينَ

“‘Allah’ın Elçisini devre dışı bırakarak Allah’a itaat edebileceklerini sanan o şaşkınlara da şunu de, şunu söyle ki: “Allah’a ve O’nun mesajını size ileten şu son Elçiye itaat edin!” Eğer yüz çevirirlerse, onlar şunu iyi bilsinler… Allah’ın elçisine karşı gelmek Allah’a karşı gelmek demektir… Bu da onu inkâr etmek anlamına gelir… Allah da inkâr edenleri hiç sevmez!.. Sevmediği için de onları doğru yola iletmez…”(Âl-i İmran,31-32)”

Değerli Kardeşlerim!.. Bu ayetlerde, Allah’ın sevgisini kazanmak, Allah’ın dinini öğrenmek ve yaşamak isteyen kimselerden, Hz. Peygambere uyulması isteniyor… Hz. Peygamberi kendisine örnek almadan… Tebliğ ettiği ilahi vahyi anlayıp hayatına uygulamadan… O’nu ve sünnetini anlamadan, yani kısaca ona itaat etmeden dünya ve ahiret mutluluğuna ulaşmanın başka bir yolu yoktur O halde şu Cuma vaktinde dönüp kendi nefislerimize şunları soralım bakalım… Acaba biz Onun emanetlerine ne kadar sahip çıkabiliyoruz?.. Sosyal ilişkilerimizde, ticaretimizde, aile yapımızda, ibadet hayatımızda, ahlakımızda kısacası hayatımızın bütün alanlarında Peygamberimize ve onun öğretilerine ne kadar yer veriyoruz?.. Eğer bu sorulara nefislerimiz hiç şeksiz, şüphesiz, amasız, fakatsız cevap verebiliyorsa sorun yok… Elhamdülillah… Yok eğer cevap veremiyorsak, o zaman kendimize şunları soralım… Hani ona iman etmiştik?.. Hani onu seviyorduk?.. Acaba artık sevgimiz sadece dilde mi kaldı?.. Acaba Hz. Peygamberin yaşayıp uyguladığı İslam ile bizim yaşadığımız İslam arasındaki bu farkı nasıl açıklayacağız?.. Acaba Peygamberimiz bizden kendine hatimler okunmasını mı istiyor?.. Yoksa binlerce salavat getirilmesini mi?.. Acaba bunlara onun mu ihtiyacı var, yoksa bizim mi ihtiyacımız var?..

Hayır… Bize düşen görev Peygamberimizin sünnetini, güzel davranış ve ahlaki özelliğini tanımak ve sahih hadislerini öğrenmektir Öncelikle şunu bileceğiz… Onun ahlakı Kur’an’dı Onun için bizim görevimiz Kur’an’ı öğrenip, uygulayıp insanlara duyurmaktır

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فٖى رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَثٖيرًا

““Ey iman edenler!.. Allah’ı ve âhiret gününü arzulayan ve O’nu sürekli anıp yücelten kimseler için Allah’ın Elçisi, o sarsılmayan imanı, tertemiz ahlâkı, fedâkârlığı, cömertliği, cesareti, kararlılığı ve çalışkanlığı kısaca bir hayat boyu yaşadığı kulluğu ile gerçekten size mükemmel bir örnektir… Şahıs olarak Peygamberi, toplum olarak da onun arkadaşlarını kendinize örnek almalısınız ”(Ahzab,21)”

Değerli Mü’minler!.. Hıristiyanlar peygamberi ilahlaştırmış, Yahudiler de taşlamışlardır… Yani her ikisi de peygamberi hayatlarından çıkarmışlardır Yahudi ve Hristiyanların düştüğü bu hatalara bizler de düşmeyelim Ayrıca Allah-u Teâlâ bizim Peygamberimizi son peygamber olarak görevlendirip, vahyi ilkin ona indirerek onu yüceltmiştir Ona itaat etmeyi farz kılarak gereken önem ve değeri vermiştir Hıristiyanların Hz. İsa’nın çağrısını ve öğretisini terk edip onu aşırı yücelttikleri gibi biz de Hz. Muhammed (sav)’i aşırı yüceltmeye kalkmayalım… Onun yüceltilmeye de ihtiyacı yok zaten Çünkü Allah-u Teala onu yüceltmiştir

Bize düşen görev, Peygamberimizin emanetine sahip çıkmaktır… Bize düşen görev onun çağrısına, sünnetine her zaman ve her yerde kıyamete kadar icabet etmektir… Onun ömrü boyunca davet ettiği, açıkladığı Kur’an’ı okuyup anlamadan, onun sünnet ve hadislerini yaşamadan onun ahlakıyla ahlaklanmadan sadece onu överek, methiyeler ve şiirler okuyup yücelterek, belirli günlerde anarak onu sevmek ona itaat etmek olmaz… Bakın, Peygamber Efendimiz kendisi ile bizim durumumuzu şu örnekle açıklamıştır:

“Benim ve sizin durumunuz, yakmış olduğu ateşe doğru uçuşan cırcır böceklerine ve kelebeklere engel olmaya, onları kurtarmaya çalışan adamın misaline benzer Adam ateşe düşmesinler diye böcekleri oradan uzaklaştırmaya çalışır… Fakat ateşin parlaklığına aldanan böcekler, sonlarının ne olacağını hiç düşünmeden, ısrarla o ateşe doğru uçmak isterler İşte sizden bazıları da dünyanın gelip geçici süsüne, göz kamaştıran sahte cazibesine aldanıp böyle bilinçsizce kendilerini ateşe atmak istiyorlar Ben ateşe düşmeyesiniz diye sizi elbisenizden, kuşağınızdan tutup çekiyorum, siz ise elimden kurtulup ateşe girmeye çalışıyorsunuz Ben size helâl ve haramın sınırlarını öğretiyor, cehenneme götürecek davranışlar konusunda uyarıyorum Buna rağmen siz arzu ve heveslerinize uyarak haramlara dalmak, sonu ateş ve hüsran olan işler yapmak istiyorsunuz ”(Müslim, Fezâil 19. Buhârî, Rikâk 26; Tirmizî, Edeb 82)

Değerli Mü’minler!.. Peygamberimizin 23 yıl boyunca davet ettiği Kur’an’ı ve açıklayıp uygulayarak örnek olduğu sünnetini düşüncelerimize, hayatımıza, kişiliğimize, ahlakımıza, davranışlarımıza, alışverişimize, cadde ve sokaklarımıza, evimize taşımazsak ona hakiki manada itaat etmiş olmayız… Onun sünnetine nasıl tabi olmuş olmayız… Onun hadislerini okuyup anlamadan, hayatımıza uygulamadan onu kendimize örnek alamayız…

اِنَّ اللّٰهَ وَمَلٰئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِىِّ يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلٖيمًا

““Hiç kuşkusuz Allah ve melekleri, Peygambere salât ederler Allah-u Teâla Peygamber’ine karşı çok merhametlidir… Ona dâimâ sevgiyle yönelir… Onu över… İşlerini bereketli kılar… İsmini yüceltir… Onun üzerine rahmetini indirir… Melekler de Peygamber’i çok severler… Onun en yüce makâmlara ulaşması için, İslâm’ın ve Müslümanların üstün gelmesi için Allah’a duâ ederler… Onun şerefini gözetmeğe, şanını yüceltmeğe özen gösterirler… O halde; ey inananlar, ey iman edenler… Sizin kurtuluşunuz için her şeyini fedâ eden bu Peygamberin izinden yürüyün… Bütün gücünüzle onun davasını destekleyin… Ona saygı duyun… Onu yüceltin… Allah-u Teâla ve melekler gibi siz de ona salât edin… Hatta ona tüm kalbinizle esenlikler dileyerek içtenlikle selâm edin!..” (Ahzab,56)”

Müslümanlar için örnek alınması ve hayata geçirilmesi için gereken şeyler Hz. Muhammed (sav)’in şekli yönüyle ilgili hususların olmadığı açıktır

Biz Peygamberimizin Kur’an’a göre nasıl bir hayat yaşamışsa kendimize onu örnek alıp hayatımıza taşıyacağız… Onun Allah’a olan itaatini, sarsılmaz imanını ve salih amellerini öğrenip kendimize örnek alarak hayatımıza taşıyacağız… Allah yolunda mücadelesini kendimize örnek alacağız… Doğruluğunu, adaletini, insanlara sevgisini ve saygısını, güvenilirliğini, müsamahasını, barışa verdiği önemi, yumuşak huyluluğunu, çalışkanlığını, kanaatini, şefkat ve merhametini, cömertliğini kendi hayatımıza taşıyacağız… Vefakârlığını; Allah’a karşı, insanlara karşı, Müslümanlara karşı vefakârlığını, ailesine ve yakınlarına nasıl vefa gösterdiğini çok iyi öğrenip kendi hayatımıza taşıyacağız…

Değerli Kardeşlerim!.. Ben de bu günkü sohbetimde son olarak size vefadan ve Peygamberimizin vefakârlığından bahsederek sözlerimi toparlamak istiyorum… Görülen iyilikleri unutmamaya, iyilikte bulunanlara misliyle veya daha güzeli ile karşılık vermeye vefa, böyle davrananlara da vefakâr denir…

Bir Müslüman da bulunması gereken güzel huylardan biri de vefakârlıktır… Vefakârlığın zıddı ise nankörlüktür Nankörlük ise, iyiliğin kıymetinin bilinmemesi ve ya kötülükle karşılık verilmesidir…

Öncelikle insanın göstereceği en büyük vefakârlık Rabbine karşı olmalı… Çünkü böyle olmayanların yoldan çıkmış kimseler olduğunu bildiriyor Kur’an-ı Kerim bize:

وَلَا تَكُونُوا كَالَّذٖينَ نَسُوا اللّٰهَ فَاَنْسٰیهُمْ اَنْفُسَهُمْ اُولٰئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

“"Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın Onlar yoldan çıkan kimselerdir " (Haşr,19)”

Kâinatı yaratanın Cenab-ı Allah olduğunu ve her şeyi de emrine musahhar kıldığını bilerek yaşamak vefakârlıktır… Allah’ın verdiği nimetlerin kıymetini bilmek ve şükretmek vefakârlıktır… Kulluk görevini yerine getirmek vefakârlıktır…

Cenab-ı Allah’ı tanımamak, kulluk görevlerini yapmamak ise en büyük nankörlüktür Cenab-ı Allah bu konuda şöyle buyuruyor Kur’an’da:

وَاٰتٰیكُمْ مِنْ كُلِّ مَا سَاَلْتُمُوهُ وَاِنْ تَعُدُّوا نِعْمَتَ اللّٰهِ لَا تُحْصُوهَا اِنَّ الْاِنْسَانَ لَظَلُومٌ كَفَّارٌ

“"O size istediğiniz her şeyden verdi… Allah'ın nimetini sayacak olsanız sayamazsınız Doğrusu insan çok zalim, çok nankördür ' (İbrahim,34)”

Değerli Mü’minler!.. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa(s.a.v.) insanların en vefalısı idi Mesela; Peygamberimiz ayakları şişinceye kadar namaz kılardı O'na, Cenab-ı Allah’ın son peygamberi ve en sevgili kulu olduğunu, dolayısıyla niçin bu kadar kendisini yorduğunu söyleyenlere;

"Rabbime şükreden bir kul olmayayım mı?..'' diyerek şükrün ve vefanın en güzel örneğini göstermiştir

Peygamberimiz insanlara karşı da çok vefakârdı… Ashabını, akrabasını, ehl-i beyt'ine mensup olanları unutmaz, daima kendilerini arar sorar, taltif eder, ikramda bulunurdu… Mesela Peygamberimizden bir örnek anlatayım size…

Habeş hükümdarı Necaşi tarafından gönderilen elçiler Peygamber Efendimizin huzuruna çıkmışlardı Peygamber Efendimiz gelen elçilere bizzat kendileri hizmet etmişti Ashab-ı Kiram'ın: "Ya Rasulellah! Hizmeti biz yaparız'' demeleri üzerine, Peygamber Efendimiz şöyle cevap vermişti:

‘‘Bunlar Habeşistan’a hicret etmiş olan ashabıma yer göstermişlerdi… Onlara ikram etmişlerdi… Şimdi ben de bunlara bilmukabele hizmet etmek isterim ''

Kendisine bir hafta süt emziren dadısı Ümmü Eymen'i, sütannesi Halime'yi, sütkardeşi Şeyma'yı, çocukluğunu yanında geçirdiği Ebu Talib'in hanımı Fatıma'yı Peygamberimiz hayatı boyunca hiç unutmamıştı… Her zaman onları aramış sormuş, onlara yardım etmiş ve ihtiyaçlarını gidermişti…

Başta Peygamber Efendimiz olmak üzere sahabe-i kiram ve bunların yolundan gidenler o güzel yaşayış tarzları ile bizim için çok güzel örnek olmuşlardır…

Bizler de Rabbimize karşı yerine getirdiğimiz vefakârlıktan yani kulluk görevimizden sonra; bize her hususta olduğu gibi vefakârlıkta da en güzel örnek olan peygamberimize vefalı olmak durumundayız Peygamber Efendimize vefalı olmak demek, O'nun yolundan gitmek, sünnetine sımsıkı sarılmak demektir

Değerli Kardeşlerim!.. Müslüman imanı gereği her zaman vefakâr olmak durumundadır… Fakat bugün bizlere ne oldu da bu kadar vefasızlaştık acaba?.. Neden bu kadar duyarsızlaştık?..

Bakınız; günümüz dünyasında sanki vefasızlık kol geziyor Başta Cenab-ı Hakk’a karşı kulluk görevinin ihmal edilmesi en büyük vefasızlıktır… Eşlerin birbirlerine, çocukların ana babalarına, öğrencilerin öğretmenlerine, işçilerin işverenlere, sevenlerin sevdiklerine karşı takındıkları olumsuz tavırlar toplumu temelden sarsan, sevgiyi, saygıyı ve güveni ortadan kaldıran birer vefasızlık, yani nankörlüktür… Ama Müslümana da nankörlük hiç mi hiç yakışmıyor işte

Etrafınıza şöyle bir bakın Kalabalıklar içerisinde yalnızlığı yaşayanlar… Zenginken sevilip sayılan ama fakirleşince terk edilenler… Hastane odalarında ve ya bakımevlerinde çocuklarının yolunu beklemekten bitap düşmüş hasta ve yaşlı ana babalar… Aranıp sorulmayan âlimler, hocalar, öğretmenler… İnsanları ve toplumları aydınlatanlar… Hayır sevenler, işverenler vs… Bunların hepsi işte bu günkü toplumda kol gezen vefasızlığın acı birer neticeleri ve örnekleridir..

Etrafınıza tekrar şöyle bir daha göz atın Muhtaç iken mütevazi ama sıkıntılar sona erip düze çıkınca yanına yaklaşılamayan, mütekebbir ve mağrur bir sürü insan görürsünüz… Bakıyorsunuz topluma; sizleri tenzih ederek söylüyorum, birileri mevki, makam, şan, şöhret, iş, mal, mülk sahibi olmuşlar Nimetlerin içinde adeta yüzüyorlar Ama bu nimetleri verenin Cenab-ı Allah olduğunu hiç düşünüp de şükretmiyorlar Kendilerine sahip çıkan, elinden tutan, yol gösteren, maddi ve manevi destekte bulunarak şuan bulundukları konuma gelmelerinde büyük gayret ve emekleri olan fedakâr insanları, arayıp soruyor, hatta teşekkür bile etmiyorlar Bunların şahsi çıkar ve menfaatlerinin her zaman en önde olduğunu görüyoruz Bakıyorsun hep kendilerini ve kendi düşüncelerini beğeniyorlar Geçmişi unutmuşlar ve hatırlamak istemiyorlar

Bulundukları mevkiye ve sahip oldukları her şeye sanki kendi akıllarıyla ve bileklerinin güçleriyle ulaştıklarını sanıyorlar Bakıyorsun acımasız olduklarını, başkalarına yardımcı olmaktan hoşlanmadıklarını görüyorsun Hatta bazıları daha da ileri giderek; bu cennet vatanda yaşıyor, nimetlerinden de bol bol istifade ediyorlar… Ama vatana ve millete hor bakıyor, milli ve manevi değerlerimize dil uzatıyorlar… İşte bunlar, erdemli insanlarda bulunan güzel özelliklerden mahrum, bayağı, basit, bencil, his yoksulu, zalim ve nankör insanlardır

Netice olarak, insanları arasında vefakârlık olmayan nankör toplumlarda güven ve itimat sarsılır, sevgi ve saygı azalır, sosyal bir çözülme başlar Vefakârlık ise her şeyden önce Cenab-ı Allah’ın rızasını kazandırıp rahmetini celbeder… Şükreden müminlerden olma şerefine ulaştırır Nimetin sürekliliğine ve artmasına vesile olur Dostlukların devamını sağlar… Sosyal dayanışmayı güçlendirir Deruni bir zevki tattırır Dünya ve ahiret mutluluğunu doya doya yaşatır…