Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

Yaratılış Gayemiz

İsmail Sezkin

YARATILIŞ GAYEMİZ


Değerli Mü’minler!.. Allah-u Teâlâ’nın da kâinatı bir hikmet için… Bir sebebi dayalı olarak yarattığını biliyoruz… İslam inancı bütün kâinatın ve insanların yaratılışının bir gayeye mebni olduğunu kabul eder…

Biz inanırız ki… Kâinat yaratılmıştır… Yoktan var edilmiştir… Ve bir hikmete mebni olarak yaratılmıştır… İslam inancının temelinde bu vardır… Kur’an ayetleri, Peygamberimizin hadisleri… İslam’ın kuruluşu, temel çatısı bize bunu telkîn eder… Her şeyin bir hedefi, bir gayesi vardır… Ve her şey o hedefine ulaşmak üzere hayatını devam ettirir… Farkında olsun ve ya olmasın

Yeryüzünde insan olarak yaratılmış olan bizlerin de; bir hedefimiz var… Bir gayemiz var… Daha doğrusu, var edilişimizin bir gayesi var… İşte bu günkü sohbetimizin konusu olan; şu üç ayet bunlardan bahsediyor… Bu hedefi ortaya koyuyor…(DUHAN;38)

وَمَا خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِبٖينَ

Ey insanlar! .. Haberiniz olsun… Biz gökleri ve yeri ve onarlın arasında bulunan her şeyi… Yani bütün mevcudatı… Bütün mahlûkatı… Yaratılmış her şeyi… Eğlence olsun diye… Amaçsız… Boşu boşuna yaratmadık…

Demek ki Değerli Kardeşlerim!.. Bizim hayatımızda her an yaşamış olduğumuz gayeli oluş… Cenab-ı Hakk’ın bütün kâinata koyduğu umumi bir kuraldır… Kâinatta var olan hiç bir şey amaçsız hareket etmiyor… Allah hepsine bir hedef koymuş… O hedefe göre hareket ediyor…

İnsanlar bu hedef noktasında en sorumlu mevkide olan varlıktır… Yeryüzünde ayağınıza takılan bir taş bile düşünün… O bile bir gaye için yaratılmışken Eşref-i Mahlukat olan insanın bir hedefi olmaz mı?.. İşte Kur’an bize bunu telkîn ediyor..

اَفَحَسِبْتُمْ اَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثًا وَاَنَّكُمْ اِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ

Ey insanlar! .. Siz, bizim sizi boş yere… Amaçsız olarak yarattığımızı… Ve bu hayatınızın sonunda tekrar diriltilerek… Bize döndürülmeyeceğinizi mi zannediyorsunuz… Böyle zannetmeyin… Sizin bir gayeniz var… O gayeye ulaşmanız için yaratıldınız… Hesaba çekileceksiniz…(MU’MİNUN;115)

Ve Cenab-ı Allah birazda kapalı olan bu iki ayetin arkasından başka bir ayet getirerek bunları açıklıyor… Ve bizim önümüze apaçık, dupduru bir hedef koyuyor

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ

“Ben hem cinleri… Hem de insanları tek hedef için yarattım… Sadece ve sadece bana kulluk etsinler diye yarattım… (ZARİYAT;56)”

Değerli Mü’minler!.. Buradan şu çıkıyor… İnsan bir hedef için yaratılmıştır… O hedef de yaratılan insanın kendisine verilen akıl nimeti sayesinde ve bunu kullanarak Allah’ın gönderdiği vahiy desteğiyle… Peygamberler vasıtasıyla… İkisini birleştirerek… Cenab-ı Hakk’ın varlığını bilmesi ve bulması… Önce aklınla düşüneceksin ve bileceksin… Sonra O’nu sıfatlarının tecellileriyle adeta gözünle göreceksin…

Buna biz kulluk şuuru diyoruz… Yaratılmışlığımızın farkında olup, niçin yaratıldığımızı bilmek diyoruz…

Bu noktada Değerli Kardeşlerim!.. Bizim önümüze iki tane Kur’an kavramı kelime düşüyor… Biri ibadet… Biri de ubudiyyet…

İbadet… Allah-u Teâlâ’nın biz kullarına kendisi için yapmamızı emrettiği… Şekli… Miktarı… Vakti… Ve uygulanışı belli davranışlardır… Namaz… Oruç… Hac… Zekât… Bunlar şekli belli olan ibadetlerdir… Bir de O’nun rızasını kazanmak amacıyla yaptığımız bütün meşru davranışlar… Bunlar da geniş anlamda ibadet oluyor…

Yani bir farz olan ibadetler var… Yapmak zorunda olduğumuz… Bir de yaptığımız zaman bize sevap kazandıran nafile ibadetler var… İbadetler bizim fiili görevlerimizdir… Eğer Allah’a karşı bu fiili görevlerimizi yerine getirmişsek… O zaman ibadet yapmış oluyoruz…

Ama biz ibadet yapmamız gerektiğine inanarak… Allah’ı tanıyıp her an bizim Rabbimiz olduğu şuurunu aklımızdan çıkarmadan bizi yaratanın O olduğunu… Bizi rızıklandıranın O olduğunu… İrademizin… Bütün davranışlarımızın O’nun iradesine bağlı olduğunu… O ol derse her şeyin olacağını… Olma derse, yok ol derse her şeyin bir anda yok olacağını bilip… İnanıp… Ruhumuzla buna teslim olarak… Hayatımızı bu şuurla geçirmemize de ubudiyyet diyoruz… Yani kulluk şuuru diyoruz…

İbadet Allah’ın istediğini yapmaktır… Ubudiyyet ise Allah’ın yaptığına razı olmaktır… Ondan dolayı…(ZUMER;53)

قُلْ يَا عِبَادِىَ الَّذٖينَ اَسْرَفُوا عَلٰى اَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِ

“Ey nefislerine zulmeden kullarım… İsyan etmek suretiyle nefislerine zulmeden kullarım… Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin diyor Allah…”

Yani Rabbinize ubudiyette devam edin demektir bu… Allah’ın rahmetinden ümit kesmek iman zaafının alametidir…

Bu ubudiyet dediğimiz kulluk şuurumuz için Kur’an bize bazı anahtarlar veriyor… Açıp gireceğimiz kapılar gösteriyor…

Bunlardan birisi… Kulun Cenab-ı Hakk’a ezelde vermiş olduğu kulluk sözüne bağlı kalmasıdır… Hani o ruhlarınız yaratıldığında o Kâlû Belâ diye bildiğimiz… O verdiğiniz sözü sakın ha unutmayın… Sakın bunu unutup da yarın huzur-u mahşerde… Ya Rabbi benim bundan haberim yoktu demeyesiniz diye hatırlatıyorum diyor Allah-u Teâlâ…

Yani tââ ruhlar âleminde söz vermişiz Allah’a… Ya Rabbi sen bizim Rabbimizsin… Biz de senin kulunuz… Sana hem ibadet edeceğiz… Hem de ubudiyet edeceğiz diye… Kısaca Allah’a verdiğimiz sözü tutacağız… Bu bir…

İkincisi… Cenab-ı Hakk’ın bizim hayatımızı tanzim etmek üzere önümüze koyduğu bir proje var… Şunları yapın, bunları yapmayın şeklinde… Emirleri ve yasakları var… Biz buna İslam diyoruz… Allah’ın koyduğu sınırları muhafaza edeceğiz… Yap demişse yapacağız… Şartlarını taşıyorsak… Yapma demişse yapmayacağız… Yine şartlarını taşıyorsak… Bu sınırları ihlal etmek suçtur… Allah’ın sınırlarını tanımamak demektir…

İşte Allah bunun için Kur’an’ı okuyup anlamamızı emrediyor… Çünkü Kur’an ayetlerinin tamamı Allah’ın sınırlarıdır… Yani Allah’ın emir ve yasaklarıdır…(BAKARA;229)

تِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِ

“İşte Allah’ın Kur’an’da sizin önünüze koyduğu emirler ve yasaklar… Bunlar Allah’ın sınırlarıdır…”

فَلَا تَعْتَدُوهَا

“Sakın ha bunları aşmayın…”

وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللّٰهِ فَاُولٰئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ

“Kulluk ve ubudiyet noktasında… Allah’ın koyduğu sınırları eğer kim aşacak olursa… Onlar zalimlerdir…”

Değerli Kardeşlerim!.. Bu Allah’ın sınırlarını aşma meselesi eğer îmanî noktalardaysa… İman çizgilerini aşıyorsa… Buradaki zulmün manası… Buradaki zalim olmanın manası kâfir olmaktır…

Eğer ameli noktada… İbadetlerimiz noktasında… Muamelatımız noktasında eksikliğimiz varsa… Ve ya aşırı gidiyorsak… O da bizim fasıklığımızın… Günahkârlığımızın işareti olarak nefsimize zulmeden durumuna düşeriz… Nefsimize haksızlık eden durumuna düşeriz…

Peygamber Efendimiz (SAV) şöyle buyuruyor…

“Senin nefsinin senin üzerinde hakkı var… Ehlinin yani senin ailenin senin üzerinde hakkı var… Çocuklarının senin üzerinde hakkı var… Seni yaratan Rabbinin senin üzerinde hakkı var… Öyleyse her hak sahibine hakkını vereceksin…”

Rabbimizin bizim üzerimizdeki hakkı… Bizi hangi maksatla yarattıysa hayatımızı o maksada, o hedefe ulaşmak için yaşamalıyız… Daha doğrusu Allah’ın bize İslam olarak çizmiş olduğu programı aksatmadan hayatımıza tatbik etmemiz gerektiğini anlamalıyız bundan…

Üçüncüsü… Ubudiyetimizin devamlı olması için… Kesintiye uğramaması için elde mevcut olana razı olmak… Yani Allah’ın bize takdir ettiği her neyse… Davranışlar… Rızıklar… Yapıp edebilme imkânlarımız… Her ne varsa… Allah’tan gelen her şeye razı olup teslim olacağız… Ama burada teslimiyetin meskenet olmadığını da asla gözden kaçırmayacağız…

Allah’a teslimiyet ve tevekkül şu demektir… Elimizden gelen her şeyi yapmak şartıyla, Allah’ın bize yüklediği maddi-manevi bütün görevleri yerine getirmeye çalıştıktan sonra… Ezeli takdiri gereği başımıza gelen her şeye Allah’tandır… Başım-gözüm üstüne demek suretiyle rıza göstermek teslimiyettir…

Ama musibet Allah’tan geldi diye sırt üstü yatıp ölmeyi beklemek değil… Kastettiğimiz şey bu değil… Allah bir hikmeti gereği sana bir sıkıntı verir… Seni imtihan eder… Ve ya sana zenginlik verir… Bu zenginliğin içinde şımarıp azmayacaksın…

Darda kaldığın zaman da isyana düşüp ümidini kesmeyeceksin… Her iki halde de… Eğer zenginlikse… Bunu veren Allah’ın geri alabileceğini de düşünerek orta yolu elden kaçırmayacağız… Eğer sıkıntıysa… Sıkıntıyı veren Allah’ın bizi bu sıkıntıdan kurtarma gücüne sahip olduğuna inanacağız… Ve bunun için elimizden gelen gayreti göstereceğiz… Allah’ın rahmetini, yardımını bekleyeceğiz… Allah’ın bize verdiklerine razı olmanın manası budur…

Ubudiyetimizin devamlı olabilmesi için dördüncüsü ise… Elden çıkıp kaybolana sabır göstermektir… Bakın Kur’an’ın getirdiği prensiplerle bizi hem maddi, hem manevi anlamda dipdiri, sapsağlam kullar olmamız için… Bizi teçhiz eden… Bizi güçlendiren… Manen tezyin eden… Donatan bir dinimiz var… Allah’a ne kadar şükretsek, hamd etsek az gelir…

Bizi şu Cuma vaktinde buraya getirenin… Şu mübarek vakitte… Allah’ın evinde olmayı nasip edenin Rabbimiz olduğunu bilmek ubudiyyettir… Biraz sonra kılacağımız namaz ise ibadettir… Bunu böyle bileceğiz… Allah-u Teala…(NİSA;36)

وَاعْبُدُوا اللّٰهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِهٖ شَيْئًا

““Allah’a ibadet edin… Ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın” diyor…”

Değerli Kardeşlerim!.. Müslümanın hayatında İbadet ve ubudiyet genel anlamda süreklidir… Öyle mevsimlik değildir… Haftalık değildir… Bayramlık değildir… Ve ya sadece üç aylık değildir… Süreklidir…

Mesela şimdi namaz kılacağız… Bitti… Ama birkaç saat sonra ikindi vakti gelince yeni bir namaz… Bu ibadetlerimiz şeklen kesintili olsa da… Genel anlamda devamlıdır… Ama bunları bize emreden Allah’a imanımızda hiç bir kesinti olmayacak… Olamaz… Ben şimdi camide Allah’a iman edeyim de… Dükkâna gidince iman olmasın… İkindi vakti gelince yeniden iman ederim… Bunu diyemeyiz… İbadette bu vaktinden gelecek vaktine kadar kesinti olur… Ama imanda kesinti olmaz… Bunu anlatmaya çalışıyorum… Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor…(HİCR;99)

وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتّٰى يَاْتِيَكَ الْيَقٖينُ

Yakın dediğimiz… Geldiğinde artık bu dünya hayatının bittiğini kesin olarak anlamana sebep olan… Ölüm sana gelinceye kadar… Ecelin gelinceye kadar… Rabbine ibadete ve ubudiyete devam et…

Ölüm gelinceye kadar her nefesin ubudiyyet şuuruyla geçecek… Her ibadet vakti geldiğinde ibadetlerini yerine getirerek geçecek ömrün…

Allah-u Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de uluhuyyet ve ubudiyet ilişkisini… Yani Rab oluş ve kul oluş münasebetlerini birçok ayette ortaya koyar…

Sonsuz kudret sahibi olan Allah’ı hayatımızda sıfatlarıyla görüyoruz… Tecellileriyle görüyoruz… Yaratmasıyla görüyoruz… Yaşatmasıyla görüyoruz… Rızık vermesiyle görüyoruz… Sıkıntılarımızı gidermesiyle görüyoruz… Bizi zenginlikle ve ya fakirlikle imtihan etmesiyle görüyoruz… Kâinatı var etmesiyle görüyoruz… Kulluğumuzu bunlarla güçlendiriyoruz… Güçlendirmemiz gerektiğini de farkındayız… Fiilen güçlendirmemiz ibadettir… Bunun bilincinde olmak… Devamlı bunun farkında olmamız da bizim ubudiyet şuurunda olduğumuzu gösteriyor…(BEYYİNE;5)

وَمَا اُمِرُوا اِلَّا لِيَعْبُدُوا اللّٰهَ مُخْلِصٖينَ لَهُ الدّٖينَ حُنَفَاءَ

Allah’ın kulları olan insanlar sadece ve sadece tek bir şeyle emredilmişlerdir… Yeryüzüne gönderilen insanların tek sebebi var… O da dini sırf Allah için yaşayarak O’na ibadet etmeleri ve ubudiyet etmeleridir…

Bir şey yapıyorsam temelinde Allah’ın rızasını gözetmem gerekir… İbadet de olsa bu… Gündelik hayatımızda sıradan bir iş olsa da bu… Eğer ibadeti bu niyetle yaparsak ibadet görevimizi yerine getirmiş… Allah’ın bize vaad ettiği mükâfatı hak etmiş oluruz… Gündelik hayatımızdaki normal bir işi de yine Allah rızası için yaparsak… Bu da bize sevap kazandırmış olacaktır inşallah…

Ama tabi burada şunu söylemek durumundayız Bunun için öncelikle asli ibadet görevlerimizi yapmış olmamız gerekiyor… Yani işte ben namaz kılmam ama her gün şunu şöyle yaparım… Ve ya işte çok moda tabirle namaz kılmıyorum ama benim kalbim temiz… Bu anlayış sakat ve yanlış bir anlayıştır…

Farz ibadetlerini yapan bir insan gündelik hayatındaki bütün hal ve davranışlarının altına Allah rızasını kazanmayı koyarsa… İşte bu kişinin bütün hayatı ibadet olacaktır… Ve ubudiyyet şuuru kesintisiz olmuş olacaktır… Kur’an-ı Kerim’de Yasin Suresi’nde anlatılan bir Habib-i Neccar var… Allah’ın sevgili bir kulu olarak geçer… Burada anlatılan hadise Hatay’da yaşanır…

Bu Habib-i Neccar… Hatay’a gönderilen Peygamberleri yalanlayan kavmini uyarmak üzere… Gelir onlara der ki…(YASİN;22)

وَمَا لِىَ لَا اَعْبُدُ الَّذٖى فَطَرَنٖى وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

Ey İnsanlar! .. Sizi Allah’a ibadet edin diye davet eden bu Peygamberlere isyanınız nedir… Ben de sizin gibi aranızdan bir kulum… Ama ben O’nun varlığına iman ettim… Bu iman bana şunu söyletiyor… Ne diye ben beni yaratan Allah’a ibadet etmeyecekmişim… Hangi şey beni yaratan kudrete beni ibadet etmekten alıkoyabilir diye nasihat ettikten sonra…

وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

Siz de benim gibi… Sonunda O’na döndürüleceksiniz.. O’na döndürülmenin arkasında da Hesap var… Kitap var… Mizan var… Dünya hayatında imkânınız varken… Bu imkânları size hatırlatan Peygamberleri sakın ha sakın inkâr etmeyin diye onları uyarmış… Bu tarihi ibretlik hadiseyi de Kur’an-ı Kerim Yasin Suresi’nde bize haber veriyor…

Peygamber Efendimiz dua buyuruyor… “Allahümme eınnî… Alâ zikrike… Ve şükrike… Ve husni ibadetik” “Ey Allah’ım!.. Bana seni anma konusunda… Seni zikretme konusunda… Sana şükretme konusunda… Ve sana en güzel bir şekilde ibadet etme konusunda bana yardım et Ya Rabbi”

Demek ki; Değerli Kardeşlerim!.. Varlığımızın devamı Cenab-ı Hakk’ın kudretine bağlı olduğu gibi… O’na hakkıyla ibadet edebilmek için de yine O’nun yardımına muhtacız…

اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَعٖينُ

Ya Rabbi! Ancak sana ibadet ederiz… Ve ibadetlerimizin yerini bulması için… Kabul edilmesi için… Ancak ve ancak senden yardım isteriz… Bu bilinci Fatiha Suresi’nde Allah-u Teâlâ bizim ruhumuza ve gönlümüze yerleştiriyor…

Kur’an-ı anlayarak okumamız gerektiğinin altında bu var işte… Eğer okuduğumuz Kur’an bizim hayatımızı şekillendirirse Kur’an’dır… Davranışlarımızı düzenliyorsa Kur’an bizim için anlamlıdır… Allah’ın kelamıdır… Yoksa bize bunları yapmasına izin vermediğimiz Kur’an’la aramız barışık olamaz… Okuduğumuz Kur’an hayatımıza yön vermiyorsa o okuduğumuz Allah kelamı değil… Sıradan bir kitaptır o zaman… Oysa Kur’an sıradan bir kitap değildir… Olmamalıdır…

İbadet ve ubudiyet mü’minin hayatında çok önemli bir mesele… İbadet İslam’da imanın meyvesidir… Meyvesiz ağaç ise değersizdir… Bahçemize diktiğimiz ağaç meyve vermiyorsa… Onu yeniden aşılayarak tazeleriz… Meyve vermesini isteriz… İmanın meyvesi ise ibadettir… İbadetimiz yoksa imanımızın tazelenmeye ihtiyacı var demektir…

Kur’an-ı Kerim bize iman ile amel arasında çok güçlü bir bağın olduğunu haber veriyor… Allah-u Teâlâ iman eden mü’minleri andıktan sonra hemen onların temel özelliği olan ibadet ve salih amel işleme niteliklerini ortaya koyuyor…

Müslüman Kimdir?.. İnanan ve inandığı gibi yaşayan insandır…(BAKARA;277)

الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا اِنَّ الزَّكٰوةَ لَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

İman eden insanlar… Bununla yetinmeyip salih ameller işleyenler… Ne gibi salih ameller… Namaz kılanlar… Zekâtı verenler… Ve benzeri bütün ibadetleri yapanlar var ya… İşte onlar için mükâfatları Rableri katındadır… Ve onlar için korku yoktur… Onlar asla mahzun olmayacaklardır…

Değerli Kardeşlerim!.. Bu hem ahiret hayatı için böyledir… Hem de dünya hayatı için böyledir… Hakikaten Rabbimize kulluk görevimizi… İbadetlerimizi ruhumuzla ve bedenimizle yerine getirebilirsek… Rabbimizin bizim için vaad ettiği…

لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

Onlara korku da yoktur… Onlar mahzun da olmayacaktır müjdesine hem bu dünyada, hem de ahiret âleminde nail oluruz… İşte bu vatanın… Bu dinin uğruna canını feda eden şehitlerimiz ve gazilerimiz bu ruhu yakalayan insanlardır…

Peygamber Efendimiz (SAV) şöyle buyuruyor… “Allah-u Teâlâ sizin kalıbınıza… Suretlerinize… Yakışıklı mısın değil misin… Boyun ne kadar uzun… Buna bakmaz… Fakat sizin kalbinize ve amellerinize… Davranışlarınıza bakar…”

Kalbimizin kalitesine bakar… İçinde ne var… İman mı var… Fısk-u fücur mu var… İsyan mı var… Küfür mü var… Önce buna bakar…

Orada iman varsa… Ondan sonra da davranışlarınıza bakar… Amellerinize bakar… Demek ki Allah-u Teâlâ sadece “Amentü billâh”… “Amentü bi-Rasûlillah” dediğimiz için bizi bırakmayacak… İmanımıza baktıktan sonra imanımızın meyvelerine bakacak… Amellerimize bakacak…