ZEKÂT MALIN ARINDIRILMASI
Değerli Mü’minler!.. Hicret'in ikinci yılında Medine’de farz kılınan zekât ibadeti; hem veren açısından, hem alan açısından, hem de toplum huzurunun gerçekleştirilmesi noktasında önemli bir ibadettir…
Zekât bir malın belirli bir kısmını Allah rızası için belirli kimselere vermektir… Cenab-ı Hakk Kur’an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor…
وَاَقٖيمُوا الصَّلٰوةَ
“Namazı dosdoğru kılın…”
وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ
“Zekâtı verin…”
وَمَا تُقَدِّمُوا لِاَنْفُسِكُمْ مِنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللّٰهِ
“Kendiniz için hayır adına önceden ne gönderirseniz Allah katında onu bulursunuz…(BAKARA;110)”
Cenab-ı Allah ayetin devamında
اِنَّ اللّٰهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصٖيرٌ
buyuruyor… Yani, bizim yapmış olduğumuz bütün ibadetlerimizi biliyor… Görevli meleklere de kayda aldırıyor… Ve bu ibadetler bir gün hepimizin karşısına çıkacak…
Peygamberimiz Mekke'de iyi bir toplum oluşturmak için uğraşmasına rağmen, maalesef müşrikler bu fırsatı kendisine vermedi… Ama Medine’de zekâtın emredilmesiyle, infak ve sadaka kavramlarıyla mü’minler arasında ciddi bir yardımlaşma oluştu… Peygamberimiz hak sahiplerine bu hakkın verilmesini tavsiye etti… Her zaman zekât ile namazın çok önemli bir ibadet olduğunu söyleyerek mü’minlerin bu iki ibadeti hakkıyla yerine getirmelerini tavsiye etti…
Peygamberimizin Muaz bin Cebel’i Yemen’e gönderirken vermiş olduğu talimat çok önemli… “Ya Muaz!.. Sen ehli kitap bir kavme gidiyorsun… Önce onları imana davet et… ‘Lâ ilâhe illallah, Muhammed’ur-Rasulüllah’ derlerse ve ya ‘Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resulühû’ diyerek iman ederlerse… Allah'ın onlara beş vakit namazı farz kıldığını hatırlat… Namazı kabul ettiklerinde onlara Cenab-ı Allah'ın zenginler için zekâtı farz kıldığını ve mallarından bir kısmını fakirlere vermeleri gerektiğini hatırlat…” Bu talimattan zekâtın ve namazın, imanın bir ifadesi olduğunu anlıyoruz…
Değerli Mü’minler!.. Peygamberimiz mü’minleri bir vücuda benzetir… Yani birinin herhangi bir sıkıntısı varsa o sıkıntı bütün mü’minleri ilgilendirir Nasıl vücudumuzun herhangi bir yerinde bir sıkıntımız, bir ağrımız, bir sancımız olduğunda vücudumuzun tamamı hasta oluyorsa… İşte toplumda da; bir fakir, bir yetim, bir yoksul, ihtiyacını karşılayamayan gözü yaşlı biri varsa bu hepimizi rahatsız etmeli… Bu anlamda mü’minlerin kaynaşması ve o mü’minin ihtiyacını giderecek ölçüde yardım edilmesi hepimizin üzerinde bir mükellefiyet, bir sorumluluktur…
Cenab-ı Allah Kur’an-ı Kerim’de şunu emrediyor…
خُذْ مِنْ اَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكّٖيهِمْ بِهَا وَصَلِّ عَلَيْهِمْ اِنَّ صَلٰوتَكَ سَكَنٌ لَهُمْ وَاللّٰهُ سَمٖيعٌ عَلٖيمٌ
““Onların mallarından zekât al ki, onunla kendilerini temizleyip paklayasın… Bir de onlar için dua et… Çünkü Senin duan onlar için huzurdur… Allah işitendir, bilendir…”(TEVBE;103)”
Değerli Mü’minler!.. Bu ayet-i kerimede bir
تُطَهِّرُهُمْ
buyurularak tathir var… Bir de
تُزَكّٖيهِمْ
buyurularak tezkiye var…
Tathir, malın temizlenmesi demek… Yani zekât görevini hakkıyla yerine getirdiğimiz zaman, malımızı temizlemiş oluyoruz… Eğer bir malda fakirin, ihtiyaç sahiplerinin hakkı varsa; o mal kirli demektir… O malın kırkta biri fakirin, ihtiyaç sahiplerinin hakkıdır… Bunu verdiğimizde o malın temizliğini sağlamış oluyoruz…
Tezkiye ise; bedenimizin ve ruhumuzun temizlenmesi demek… Yani cimrilik duygularının törpülenip mü’minin cömert olması… Mü’minin başkalarını düşünerek fedakârca Cenab-ı Allah'ın verdiği maldan-mülkten, ihtiyaç sahiplerini gözeterek cömertçe verebilmesi… Zaten biz emanetçiyiz…
قُلِ اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِى الْمُلْكَ مَنْ تَشَاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَاءُ
““Mülk Allah'ındır… Dilediğine verir dilediğinden de alır…”(AL-İ İMRAN;26)”
Değerli Kardeşlerim!.. Bu anlamda Peygamberimiz devlet başkanı olarak bizatihi zekâtı toplamış… Topladığı zekâtı hak sahiplerine dağıtmış… Peygamberimizden sonra gelen ilk halife Hz.Ebu Bekir de zekât vermeyecek kişileri uyarmış… Gerekirse onlarla savaşacağını söylediği zaman; hayretler içerisinde kalarak “Zekat vermeyenlerle nasıl savaşacaksın?” diyen Hz.Ömer’e, “Vallahi namaz ile zekatı birbirinden ayıranla savaşırım… Çünkü bugün zekâtı inkâr eden yarın başka bir farzı inkâr eder” diyerek iman açısından namazın ve zekâtın ne kadar önemli olduğunu vurgulamıştı…
Peygamber Efendimiz de; “Bir kimse zekâtını vermiyorsa, bilerek fakirin hakkını yiyorsa, o kimsenin namazı olmaz” buyurmuştur…
Zekât; şartlarını taşıyanlar için farz bir ibadettir…
وَفٖى اَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِلسَّائِلِ وَالْمَحْرُومِ
““Onların mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardır”(ZARİYAT;19) diyor Cenab-ı Allah…”
Bunun için de bir ölçü belirlenmiş… Bu ölçüyü Peygamberimiz kırkta bir olarak belirlemiş… Peygamberimiz kendisine gelip İslam'ı yeni öğrenerek Müslüman olanlara İslam’ın beş şartını sayarken zekâtı sürekli hatırlatmıştı…
Değerli Kardeşlerim!.. Kur’an-ı Kerim'de zekât vermeyip de cimrilik yapan kimseler uyarılıyor…
وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذٖينَ يَبْخَلُونَ بِمَا اٰتٰیهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِهٖ هُوَ خَيْرًا لَهُمْ
““Allah'ın kendilerine lütfundan verdiği nimetlerde cimrilik edenler… Bunlar kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar…””
بَلْ هُوَ شَرٌّ لَهُمْ
“Bu davranış kendileri için bir kötülüktür… Bir şerdir…”
سَيُطَوَّقُونَ مَا بَخِلُوا بِهٖ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ
“Cimrilik ettikleri şey kıyamet günü boyunlarına dolanacaktır… (Al-i İmran;180)”
Değerli Mü’minler!.. Fakire, yetime, yoksula, ihtiyaç sahibine verilmeyen bir zekâtın kişinin mahşerde boynuna dolanacağını Peygamberimiz de şöyle anlatıyor… “Zehirinden dolayı derisi dökülmüş, şiddetli bir yılan kişinin boynuna dolanır ve ağzını açarak kişinin çenesini sıkmaya ve zehrini akıtmaya başlar… Bu esnada kişi; ‘Ne oluyor?.. Ölüyorum, nefes alamıyorum, boğuluyorum’ diye bağırır… ‘Ne olur beni bırak’ diye yalvarır… O yılan suretindeki varlık; ‘Ben seni nasıl bırakabilirim… Sen beni bırakmadın ki, ben seni bırakayım’ der… O kişi hayretler içerisinde; ‘Sen kimsin?.. Nesin?..’ diye sorunca, ‘Ben dünyada iken fakire verilmesi gereken… Hak sahiplerine verilmesi gereken zekâtım… Sen beni bırakmadın ben de seni bırakmıyorum’ diyerek o kişiye hakikaten ciddi anlamda sıkıntı verir…”
Ayet-i kerime bize bu hakikati haber veriyor… Peygamberimiz de bu gerçeği böyle izah ederek; Cenab-ı Allah'ın bize emrettiği zekâtı hak sahiplerine ulaştırmayı, infak ve sadaka duygusuyla, hayır düşüncesiyle yaşamayı bize öğretiyor…
Cenab-ı Allah Fussilet Suresi’nde
وَوَيْلٌ لِلْمُشْرِكٖينَ
““Allah'a ortak koşan müşriklere yazıklar olsun” diyor…(FUSSİLET;40)”
اَلَّذٖينَ لَا يُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ
““O Allah'a ortak koşan kimseler zekatlarını vermezler… Ahirete de inanmazlar…”(FUSSİLET;41)”
İşte mü’min, müşrikler gibi olmamak için, her şeyin sahibinin Allah olduğunun ve bize emanet olduğunun bilincinde olacak… O açıdan mü’min; Cenab-ı Allah nasip etmeseydi bu mala-mülke sahip olamayacağının bilincinde olacak… Cenab-ı Hakk’ın verdiği sağlık-afiyet, güç-kuvvet ve akıl-ilim sayesinde bu malı-mülkü kazandığını bilecek… Onun için bu malın-mülkün hakkını vermesi gerektiğin şuurunda olacak…
Cenab-ı Allah Tevbe Suresi'nde de zekât olarak verilmeyen mal-mülk cehennem ateşinde kızdırılıp alınları, böğürler ve sırtları dağlanarak azap edilecek diye bizi uyarıyor… Peygamberimiz de “Her toplumun bir imtihan sebebi vardır… Benim ümmetimin en büyük imtihanı da mal ile ve dünya sevgisiyle olacak” diyor…
Değerli Kardeşlerim!.. Dünyayı seven… Dünyada hiç ölmeyeceğini zanneden… Cenab-ı Allah imkân verdiği halde… Servet ve zenginlik verdiği halde, o malı hak sahiplerine yani ihtiyaç sahiplerine vermeyen kimse işte burada imtihanı kaybeder…
Onun için; Cenab-ı Allah'ın bize farz kıldığı zekâtı gönül hoşnutluğu ile Rabbimizin rızasına uygun bir şekilde vermemiz, yetimi, yoksulu, ihtiyaç sahibini sevindirmemiz ve onların duasını alarak gönüllerine girmemiz lazım…
Her şeyden önce zekât; Cenab-ı Allah'ın bize verdiği mala-mülke karşı bir teşekkürdür… Ya Rabbi sen verdin, ben de senin için veriyorum diyebilmektir… Zekât malı temizler… Zekât malın-mülkün çoğalmasına, bereketlenmesine, malın-mülkün korunmasına vesile olur… Zekât, aynı zamanda meleklerin duasını almaya vesiledir…
Çünkü Peygamberimiz “Her gün gökten iki melek iner… Ya Rabbi!.. İnfak edene, verene bol ver diye dua eder… Cimrilik ederek vermeyen kimsenin de malını helak et diye beddua eder” diyor…
Eğer biz meleklerin duasını istiyorsak… Eğer Cenab-ı Allah'ın cennetini istiyorsak… Eğer Onun rızasını istiyorsak… Zekâtı hakkıyla verelim…
Zekat mü’min için cennete girme vesilesidir… Bir gün bir bedevi gelir…“Ya Rasulüllah!. Bana öyle bir şey öğret ki, beni cennete götürsün” der… Peygamberimiz o bedeviye: “Allah'a ibadet edersin… Ona hiçbir şeyi ortak koşmasın… Farz olan beş vakit namazı kılar, Allah'ın farz kıldığı zekatı verir, Ramazan orucunu tutarsın… Eğer bunları yaparsan cennete girersin” der… O bedevi bunları duyunca “Ya Rasulallah!.. Söylemiş olduğun bu emirleri eksiksiz olarak yerine getireceğime sana söz veriyorum” der ve gider… Bunun üzerine Peygamberimiz orada bulunan arkadaşlarına “Eğer bu söylediklerini yerine getirirse, işte bu giden kişiye cennete girecek kimse olarak bakabilirsiniz” der…
