ZEKAT
Fe âti zel kurbâ hakkahu vel miskîne vebnes sebîli, zâlike hayrun lillezîne yurîdûne vechallâhi ve ulâike humul muflihûn.
“Yakınlığı olana, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver. Allah'ın rızasını dileyenler için bu daha hayırlıdır. İşte onlar saadete erenlerdir.” RÛM:38.
Bu ayetin beyanına göre; eğer Allah’ın rızasını kazanmak istiyorsan, akrabalarına hakkını vereceksin. Fakirlere ve yolda kalmışlara da haklarını vereceksin.
Eğer akrabalarına, fakirlere ve yolda kalmışlara haklarını verirsen hem bu dünyada hem de ahirette kazananlardan olursun. Evet demek ki bu dünyada çok zengin olmak değil mesele, önemli olan bunları Allah yolunda, Allah’ın istediği yerlerde harcayabilmektir.
Öyle bir Müslüman olacağız ki sahip olduklarımızı Müslümanlarla paylaşacağız. Öyle Müslümanca bir hayat yaşayacağız ki diğer Müslüman kardeşlerimizden farklı bir yaşam standardımız olmayacak. Ekonomik gücümüzü akrabalarımızla, fakirlerle, yolda kalmışlarla bölüşeceğiz. Öyle bir infak hayatı, öyle bir paylaşım hayatı yaşayacağız ki karşımızdaki Müslüman kardeşlerimizi kendimize imrendirmeyeceğiz.
Hiçbir Müslüman kardeşimiz bizim ekonomik gücümüz karşısında ezilmeyecek. Bizim yaşantımıza bakarak hiçbir Müslüman aşağılık duygusuna kapılmayacak. Kısaca Peygamber Efendimiz’in ve sahâbesinin yaşantısını, ihtiyaç anlayışını kendimize örnek alacağız.
Ve mâ lekum ellâ tunfikû fî sebîlillâhi, ve lillâhi mîrâsus semâvâti vel ardı
“Göklerin ve yerin mirasçısı Allah olduğu halde, Allah yolunda siz niçin sarf etmiyorsunuz?” HADİD:10
Soruyor Allah bize; size ne oluyor da Allah yolunda infak etmiyorsunuz? Niye infak etmiyorsunuz? Diye soruyor. Siz kendinizi ne zannediyorsunuz? Her şeyiniz Allah’a kalmayacak mı? Diye soruyor Cenab-ı Allah bu ayette. Evet; hepimiz öleceğiz, hepimiz gideceğiz ve her şeyiniz Allah’a kalacak! Hiç kimse malını, mülkünü kendisi götüremeyecek. Kefenin cebi yok ki götürsün. Hiç duydunuz mu götürebilen birini…
Men zellezî yukridullâhe kardan hasenen fe yudâifehu lehu ve lehû ecrun kerîm.
“Allah’a kim güzel bir ödünç takdiminde bulunursa, Allah karşılığını kat kat verir, ona cömertçe verilecek bir ecir de vardır.” HADİD:11.
Bu âyetinde Cenab-ı Hak bizden borç istiyor. Ayet-i kerime “karz-ı hasen”den bahsediyor… Kişinin Allah tarafından kendisine verilen her şeyini, Allah yolunda sarf etmesinin adıdır Karz-ı Hasen. Mallarınızı, Allah’ın istediği yerlerde harcayın. Bir borç olarak Allah’a sunun onları. Allah’ın yanında emanette kalsın ve en lâzım olacağı zaman da O’ndan alın. Ne zaman lâzım oldu? Cennet için mi lâzım oldu? Cehennemden kurtulmak için mi lâzım oldu? O zaman alırsınız O’ndan.
Bir insan eğer sırf Allah emretti diye ne yaparsa, Allah rızası için ne hayır işlerse onu mutlaka yarın ahirette Allah’ın katında hazır bulur. Boşa gitmez yani. Üstelik kat kat fazlasıyla bulur.
Canımız da dâhil bu dünyada sahip olduğumuz her şeyin gerçek sahibi Allah’tır. Şu dünyada sahip olduğumuz her şeyi bize Cenab-ı Hak vermiş, mülkün gerçek sahibi Allah ve bizleri mülkünde emanetçi kılmış. “İstediğiniz gibi kullanın bunları, ama mülkün sahibi olarak benden size gelen emirleri de aynen uygulayın” buyurmuş. Sonra katından bize bir haberci göndermiş.
O haberci Allah’tan getirdiği bir haberle bizden Allah adına borç istiyor. Cenab-ı Hak bu âyetiyle tüm varlığımızı kulluk adına kendisine sunmamızı istiyor. İkinci olarak da bizzat fakirlere, muhtaçlara kendi rızası adına borç vermemizi emrediyor.
Kendi rızası adına, sıkıntı içinde kıvranan kardeşlerimize karz-ı hasen adı altında borç vermemizi istiyor. Fakir kullarına yapılacak borcu kendisine yapılmış kabul ediyor.
Ama bu manada bir adam meselâ sırtındaki gömleğine varıncaya kadar her şeyini Allah yolunda infak etse, bu adam övünülecek bir şey yapmış sayılmaz. Çünkü; zaten Allah’ın malını yine O’nun yolunda harcadı o kadar. Fazla bir şey yapmadı ki… Allah yolunda canını bile verse bu böyle… Çünkü zaten o can Allah’ındı, onu sahibine geri verdi o kadar.
Ama bakın Cenab-ı Allah zaten kendisinin olan mallarımızı ve canlarımızı bizden cennet karşılığında bir daha satın almak istiyor. “Verin bana onları, size cennet vereyim” diyor.
İnnemel hayâtud dunyâ laibun ve lehvun, ve in tu’minû ve tettekû yu’tikum ucûrekum ve lâ yes’elkum emvâlekum.
“Doğrusu dünya hayatı oyun ve oyalanmadır. Eğer inanır ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, O, size ecirlerinizi verir; O, sizin mallarınızı tamamen sarf etmenizi istemez.” MUHAMMED 36.
Âhiret hayatı yanında dünyanın değeri sadece bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Dünya sadece bir oyundan, oyalanmadan, oyuncaktan ibarettir. Cenab-ı Hak bu ayetlerle bize dünyayı, dünya hayatını böyle anlatıyor.
Peygamberimiz de dünyanın ne olduğunu çok güzel anlatıyor. Peygamberimiz bir gün Medine sokaklarında dolaşırken kokmaya yüz tutmuş bir oğlak ölüsü görür.
Ashabına dönüp: “Bu oğlak ölüsünü kim bir dirheme benden satın almak ister?” buyurur. Çevresindekilerden talip çıkmayınca: “Öyleyse kim bunu kendisine hediye etmemi ister?” der. Yanındakiler: “Ya Rasülullah, bunun dirisi bile para etmez ki, kokmaya yüz tutmuş ölüsü para etsin!” deyince, Peygamberimiz ne demek istediğini şöyle anlatır:
“İşte Allah’ın katında dünyanın değeri, bu oğlağın sizin yanınızdaki değeri gibidir. Eğer şu anda sizin kazanmak için çırpındığınız, onsuz olmaz dediğiniz dünyanın, sineğin kanadı kadar Allah katında bir değeri olsaydı, ondan kâfire bir yudum su bile vermezdi.”
Ama bizler şu üç günlük dünyada hep bu oğlağı paylaşma kavgası veriyoruz. Yok bacağı senin olacaktı, yok kuyruğu benim olacaktı, çırpınıp duruyoruz… Bir türlü de paylaşamıyoruz ve ya hakkımıza düşene razı olamıyoruz. İşte dünyanın değeri, kıymeti bu. Halbuki Peygamberimiz başka bir hadislerinde de şöyle buyuruyor:
“Sizin vücudunuzdaki bir yaranızı sudan koruduğunuz gibi, Allah da sevdiği kullarını dünyadan korur.”
Ama bakın herkes dünyayı hedeflemiş, herkes dünyayı kucaklama sevdasına kapılmış gidiyor. Dünya sadece bir eğlenceden, geçici bir oyundan, oyalanmadan ibaret olduğu halde, dünya hayatı ölümle bitecek ve yarına intikal etmeyecek olduğu halde, âhiret hayatı daha güzel ve daha kalıcı olduğu halde insanlar hep dünyayı tercih ediyorlar. Yarışımızı hep dünya adına yapıyoruz, hep dünyalıklar konusunda yarışıyoruz. Aman daha çok malım olsun, aman daha çok altınım-dolarım olsun, aman daha çok dükkânım olsun, aman daha çok arsam olsun, aman daha iyi model arabam olsun diye yarışıyoruz hep. Daha iyi Müslüman olalım, cennette daha yüce makamları elde edelim, daha güzel kulluk yapalım derdi içimizde azaldı galiba, ne dersiniz?
Bu ayet-i kerîmeden dünya hayatının çok lüzumsuz olduğu, hiçbir değeri olmayan, boş bir hayat olduğu da anlaşılmamalı. Yoksa bu dünya gerçekten çok değerli. Çünkü biz Rabbimizin arzularını burada gerçekleştireceğiz… Rabbimizin rızasını burada kazanacağız… Ve cenneti burada hak edeceğiz. Dünya âhiretin tarlası ve ekim yeridir. Bu mânada dünyayı öyle küçük, değersiz ve gereksiz göremeyiz.
Burada anlatılmak istenen, dünya hayatının âhiret hayatının yanında çok kısa, geçici bir hayat olduğunun anlatılmasıdır. Bunu şöyle anlatayım size; çok ciddi bir iş için yolculuğa çıkan bir adamın yolculuğuna devam ederken, kısa bir süre dinlenmek için uğradığı bir otel gibidir dünya…Bakın Allah diyor ki:
“Eğer iman eder ve sakınırsanız, eğer iman eder ve muttakî olursanız, eğer iman eder ve imanınız istikâmetinde Allah için bir hayat yaşarsanız yani imanlarınızı hayatınızda görüntüler, imanlarınızın salih amellerini gündeme getirirseniz, o zaman işte bu âyette anlatılan hayat artık denî bir hayat, alçak bir hayat değildir.”
Çünkü Allah için yaşanan bir hayat, denî bir hayat değildir, Bu dünyada Allah için yaşanan bir hayat âhirete dönüşmüş bir hayattır. Bu dünyada eğer Allah rızasına uygun bir hayat yaşarsanız, yaşadığınız bu dünya hayatının yarın mîzanda Allah’ın nazarında bir değeri olur.
Onun için mü’min, asla gereksiz şekilde dünyaya dalmaz, dalamaz. Onun için mü’min, asla oyun ve eğlenceden ibaret olan materyalist bir hayatın sahibi olmaz, olamaz.
Mü’minin yaşadığı bu dünya hayatında Allah’ı söz sahibi bilmesi, Allah’ın helâl-haram sınırlarına riâyet etmesi, Müslümanca bir hayatın sahibi olması gerekir. Bir müslümanın dünya hayatı böyle olursa Allah ona mükâfatını verecektir. Çünkü Rabbimiz yaptıklarının hiçbirisini karşılıksız bırakmayacak ahirette. Âyetin devamında da şöyle buyuruluyor:
Dünyada böyle yaşayın, dünyayla ilişkilerinizi Allah’ın istediği biçimde ayarlayın ama şunu da unutmayın ki, Allah mallarınızın tümünü de istemiyor. Mallarınızın tamamını bana verin, benim yolumda harcayın demiyor. Benim rızamı kazanabilmek için tüm mallarınızı ellerinizden çıkarın, tüm mal varlığınızı benim yolumda infak edip sıfırlayın demiyor.
İn yes’elkumûhâ fe yuhfikum tebhalû ve yuhric adgânekum.
“Eğer sizden onları isteyip de sizi zorlarsa, cimrilik edecektiniz, O da kinlerinizi ortaya çıkaracaktı.” MUHAMMED:37.
Malımızdan-mülkümüzden sadece belli bir bölümünün Allah yolunda harcanmasını, infak edilmesini istiyor.
Zekât olarak malımızın kırkta birini, infak olarak da neye gücümüz yetiyorsa onu harcamamızı istiyor Allah-u Teala. Belli bir miktar benim yolumda, benim rızam için, benim belirlediğim yerlere harcayın, gerisi sizin olsun diyor. Yâni mallarınız konusunda beni yetkili bilin diyor. Mallarınıza benim karıştığımı, onları kazanma ve harcama düzeninizi benim belirlediğimi kabul edin diyor.
Hâ entum hâulâi tud’avne li tunfikû fî sebîlillâhi, fe minkum men yebhalu, ve men yebhal fe innemâ yebhalu an nefsihî, vallâhul ganiyyu ve entumul fukarâu, ve in tetevellev yestebdil kavmen gayrakum summe lâ yekûnû emsâlekum.
“İşte sizler, Allah yolunda sarf etmeye çağırılan kimselersiniz. Kiminiz cimrilik yapıyor ama, cimrilik yapan bilsin ki, ancak kendine karşı cimrilik etmiş olur. Allah zengindir, siz ise fakirsiniz. Eğer O’ndan yüz çevirirseniz sizi ortadan kaldırır, sizin gibi olmayacak bir milleti sizin yerinize getirir.” MUHAMMED:38.
İnfak edin, Allah yolunda ve Allah’ın istediği yerlerde yatırım yapın. Allah yolunda harcayın. Allah’ın emrettiği yerlerde harcayın. Mallarınızı, imkânlarınızı Allah’ın izin verdiği biçimde ve izin verdiği yerlerde kullanın. Malla ilişkilerinizi Allah’ın istediği biçimde ayarlayın. Mal-mülk konusunda Allah’ı söz sahibi bilin. Kazanma yollarını da, harcama yollarını da mülkün gerçek sahibine sorun.
Ama kim cimrilik yaparak Allah’ın dâvetine icabet etmezse, malını Allah’ın istediği biçimde istediği yerlerde harcamazsa bilsin ki, o kendisi adına cimrilik yapmış olur. Cimrilik yapan kişi kendi kendisini ateşe atmış olur.
Çünkü öbür tarafta kendisini kurtaracak, kendisini cehennemden koruyacak ve cennete ulaştıracak hiçbir şeyi olmayacak onun. Bakın Bakara Sûresi’nde bu hususu anlatırken Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:
Yâ eyyûhellezîne âmenû enfikû mimmâ razaknâkum min kabli en ye’tiye yevmun lâ bey’un fîhi ve lâ hulletun ve lâ şefâatun, vel kâfirûne humuz zâlimûn.
“Ey iman edenler! Kendisinde hiçbir alışverişin, hiç bir dostluğun ve hiçbir şefaatin bulunmadığı bir gün gelip çatmadan size verdiğimiz rızıklardan Allah yolunda harcayın. Kâfirlere gelince onlar zâlimlerin ta kendileridir.”(Bakara 254)
Bu ayette kendisinde malın, mülkün bulunmadığı, dostluğun, karşılıklı yardımlaşmanın bulunmadığı, şefaatin ve dost kayırmanın mümkün olmadığı gün diye tarif ettiği kıyamet günü gelmeden infakta bulunmamızı emrediyor Allah. Zira o gün geldiğinde, artık hiç kimse kendisini kurtaracak bir bedel ödeyemez, hiç kimse ateşten kurtuluş için fidye veremez. Çünkü orada ne mal vardır, ne mülk… Kimin malını kime vereceksiniz? Öyleyse bugünden Allah’ın malını Allah yolunda harcamalıyız ki yarın o harcadıklarımızı Allah’ın yanında bulalım. Bakın yine Bakara Suresi’nde Cenab-ı Hak kendi yolunda harcama yaparak kendisine borç vermemizi istiyor bizden:
Menzellezî yukridullâhe kardan hasenen fe yudâifehu lehû ed’âfen kesîraten, vallâhu yakbidu ve yebsutu ve ileyhi turceûn.
“Kim de Allah’a güzel bir borç verirse Allah ona kat kat artırarak ödeyecektir. Allah hem daraltır, hem genişletir. Sonunda O’na döndürüleceksiniz”(Bakara 245)
Dikkat ediyor musunuz ifadeye? Allah bizim için infakı gündeme getiriyor. Hem de kendisine borç isteme pozisyonunda gündeme getiriyor bunu. Yani Allah’a öyle borçlar sunun ki, bunlar güzel bir borç olarak Allah’ın yanında kalsın ve size en lâzım olacağı zaman ondan geri alın.
Cennet için mi lâzım oldu? O zaman alırsınız. Cehennemden kurtulmak için mi lâzım oldu? O zaman O’ndan alırsınız.
Canlarınızı, bedeninizi, aklınızı, zamanınızı, malınızı-mülkünüzü bugün Allah’a emanet verirseniz, yani bütün bunları Allah yolunda ve Allah’ın hizmetinde kullanırsanız: “Ya Rabbi senin yolunda harcıyorum! Al senin olsun! Al senin yanında kalsın! Yarın lâzım olunca senden alırım!” derseniz, onlara en çok muhtaç olduğunuz zaman onu kat kat Allah size geri öder. Meselâ şu anda şu bir saatlik zamanınızı Cuma namazı için Allah’a ayırmasaydınız, nasıl olsa bu bir saat yine geçecekti. Ama şimdi bu bir saatinizi Allah’a ödünç vermiş oldunuz, yarın kıyamet günü bu size lazım olacak ve geri alacaksınız.
İnfak eden kendi lehine infak eder, kendisine lâzım olanı infak eder, âhireti için yatırım yapar. Ama cimrilik yapan da kendisini yakmak için cimrilik yapar.
İnnemas sadakâtu lil fukarâi vel mesakîni vel âmilîne aleyhâ vel muellefeti kulûbuhum ve fîr rikâbi vel gârimîne ve fî sebîlillâhi vebnissebîli, farîdaten minallâhi, vallâhu alîmun hakîm.
“Zekatlar: Allah’tan bir farz olarak yoksullara, düşkünlere, onu toplayan memurlara, kalpleri Müslümanlığa ısındırılacaklara verilir; kölelerin, borçluların, Allah yolunda olanların ve yolda kalanların uğrunda sarf edilir. Allah bilendir, Hakîmdir.” TEVBE:60.
Sadakaları, zekatları kimlere vermemiz gerektiğini de bu ayetten öğreniyoruz. Evet; zekatlar burada anlatılan sekiz yere harcanacak. Bu sekiz sınıfın dışında başka yerlere zekatın verilmesi caiz değildir. Kimmiş bunlar?
1: Fakirler.
2: Miskinler.
3: Zekat toplayıcıları, zekat memurları.
4: Müellefe-i gulûb, yani kalpleri İslâm’a ısındırılmak istenen kişiler.
5: Mükâtep köleler.
6: Borçlular.
7: Allah yolunda olanlar.
8: Yolda kalmışlar.
