ZOR ZAMANLARDA İRADELİ OLMAK
Değerli Mü’minler! Diğer yaratılmışlardan farklı olarak kendisine akıl ve ruh verilmiş bulunan insan, geçici olarak bulunduğu bu dünyada o yaratılmışların tabi olmadığı bir imtihan içinde bulunuyor. Bu dünyada herkes imtihan oluyor.
Kimi zenginlikle sınanıyor. Kimi kendisine verilen ilimle, bilgiyle deneniyor. Kimi fakirlikle imtihan ediliyor. Kimi hastalıklarla dahil ediliyor bu imtihana; kimi de uzuvlarının tamlığıyla. Kimi makamla mevkiyle, kimi güzelliğiyle; kimi de uzuvlarındaki herhangi bir eksiklikle. Kimi de duygusal bir rahatsızlıkla Ama değişmeyen ilahi bir gerçek var. Bu da Cenab-ı Allah'ın kendisine tevdi ettiği, aklı başında olduğu sürece hiç bir insan, dünya hayatının hiç bir anında ilahi imtihanın dışında kalamaz. Bu imtihanın gözcüsü, her şeyi bilen, her şeyi gören, her şeyi işiten Cenab-ı Allah’dır.
كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ
“"Her can ölümü tadacaktır.”
وَنَبْلُوكُمْ بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةً
“Bir imtihan olarak sizi hayır ile de şer ile de sınıyoruz”
وَاِلَيْنَا تُرْجَعُونَ
“ve sonunda hepiniz mutlaka bize döndürüleceksiniz." (Enbiya 35)”
Dünya hayatında tabi tutulacağımız imtihan türünü seçme yetkisi bize ait olmadığına göre, bizim görevimiz, tabi tutulduğumuz imtihanda elimizden geldiği kadarıyla başarı göstermeye çalışmaktır. Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor:
وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَىْءٍ
“Mutlaka bazı şeylerle sizi imtihan ederiz”
مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ
“biraz korku ve açlıkla”
وَنَقْصٍ مِنَ الْاَمْوَالِ وَالْاَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِ
“ve mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz eksilterek.”
وَبَشِّرِ الصَّابِرٖينَ
(Ey Peygamberim!) Sabredenleri müjdele.
اَلَّذٖينَ اِذَا اَصَابَتْهُمْ مُصٖيبَةٌ
“Onlar başlarına bir musîbet gelince,”
قَالُوا اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ
“‘Biz Allah’ın kullarıyız ve biz O’na döneceğiz’ derler. (Bakara, 155-156)”
Cenab-ı Allah, bu âyetiyle insanları mutlaka deneyeceğini bildiriyor. Cenab-ı Allah’ın sözü haktır, doğrudur. Amenna. Ve insanlar dünyada farklı şekillerde deneniyor.
Değerli Mü’minler! Bu ayet-i kerimelerde; Birincisi, insanların dünyada şu dört konuda imtihana tabi tutulacağı bildiriliyor: 1-Korku ile imtihan, 2-Açlıkla imtihan, 3-Mal ve ürünlerden noksanlaştırma ile imtihan, 4-Yakınların ölümü ile imtihan.
Ayet-i Kerimelerde dile getirilen ikinci husus ise; insanların musîbetlere karşı sabırlı olmaları gerektiği…
Cenab-ı Allah, biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz noksanlaştırmak suretiyle imtihan edeceğini bildirdikten sonra, "sabredenleri müjdele" buyuruyor ve onların kendilerine bir musîbet dokunduğunda, "Biz Allah’ın kullarıyız ve biz O’na döneceğiz" dediklerini haber veriyor. Böylece Cenab-ı Allah, hem insanların musîbet ile karşılaşabileceklerini, hem de musîbetler karşısında nasıl tavır takınmaları gerektiğini bildiriyor.
Değerli Mü’minler!.. İnsanoğlunun hayatında bireysel ve ya toplumsal olarak yaşamak zorunda kaldığı zor zamanları olur… Bu deprem, sel, yangın gibi doğal afetler olabilir… Bu ekonomik sıkıntılar olabilir… Bu hastalık ve musibetler olabilir… Bu savaş zamanları olabilir… Böyle zor süreçler için Allah-u Teâla’nın bizlere çok önemli bir uyarısı var… Cenab-ı Allah bizlere zinayı yasakladığı gibi, haramı yasakladığı gibi, Kur’an’da böyle bir takım yasak şeylerin olduğu gibi, bir şeyi daha bizlere ısrarla, şiddetle, özenle yasaklıyor… Hayatımızda olmaması gerektiğini istiyor…
Bir mü’minin hayatında nasıl zîna olmazsa, nasıl hırsızlık olmazsa, nasıl yalan olmazsa; bir Müslüman bunlardan nasıl kaçınırsa… Aynı şekilde, bir mü’minin hayatında bu da olmayacak diyor ve şöyle buyuruyor Cenab-ı Allah…
وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَنْتُمُ الْاَعْلَوْنَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖينَ
وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا
“akın ha sakın,”
تَهِنُوا
“gevşemeyin, yılmayın, usanmayın…(AL-İ İMRAN;139)”
Bizim dinimizde zîna nasıl yasaksa, haram nasıl yasaksa, hırsızlık nasıl yasaksa… Bize namaz nasıl emredilmişse, oruç nasıl emredilmişse, hac nasıl emredilmişse, doğru olmak, Allah yolunda mücadele etmek nasıl emredilmişse… Aynı şekilde Cenab-ı Allah bize
وَلَا تَهِنُوا
diyor… Sakın gevşemeyin Yılgınlık göstermeyin… Bıkkınlık göstermeyin… Zinde olun… Diri olun… Ümitvar olun diye emrediyor…
Değerli Kardeşlerim!.. Sıkıntılı ve zor zamanlarda Kur’an-ı Kerim’de en çok okumamız gereken, en çok ders edinmemiz gereken ayetlerden birsidir bu…
Sıkıntılı ve zor zamanlarda topluma sürekli korku, endişe, yılgınlık, bıkkınlık pompalanır… Dünyayı karanlık göstermeye çalışan, korkunç göstermeye çalışan, bitti noktasına getirmeye çalışan, bu psikolojiyi insanlara dayatan ve bu psikolojiyle insanlar üzerinde kaos oluşturan felaket bir gayret olur Müthiş bir uğraş olur…
Ama Kur’an’a ve Dinler tarihine baktığımız zaman, Cenab-ı Hakk’ın gönderdiği peygamberlerin hep bu karanlığı, insanların üzerine örtmeye çalışanlara karşı durduklarını, mücadele ettiklerini görüyoruz… Hem de; hiç bıkmadan, yılmadan ve gevşemeden…
Hz.İbrahim Peygamber putları kırmış ve yılmamıştır, bıkmamıştır, usanmamıştır… Nuh Peygamber 950 yıl Hakk’ı anlatmış, ama usanmamıştır… Hem de hayatında birçok merhalelerden geçmiş; yatağını paylaştığı eşi bile kendisine inanmamış, ama Nuh (AS) yılgınlık göstermemiştir… Gevşeklik göstermemiştir… Bizim Peygamberimiz Hz.Muhammed Mustafa (SAV); hayatında onca sıkıntılarla karşılaşmış…
23 yıllık Peygamberliği sürecinde, açlıktan karnına taş bağladığı zamanda bile bir yılgınlık, bir gevşeklik görülmemiştir… Hendek Savaşında, düşman karşısında en çok yorgunlukla karşılaştığı dönemde, sahabeler yorulmuş ama Peygamberimiz yorulmamıştır… Herkesin acaba bitti mi, son nokta mı dediğinde, O balyozu taşa vurduğunda çıkan kıvılcımlarla birlikte “Allah-u ekber, Şam fethedilecek, İran fethedilecek, Konstantin fethedilecek” diyerek fetih müjdeleri vermiştir… Huneyn’de bozguna uğrayınca, herkes geri çekilirken Peygamberimiz atını ileri sürmüş “Ben Abdullah’ın oğluyum, ben Allah’ın Rasûlüyüm” diyerek dimdik ayakta durarak sahabeyi ayakta tutmuştur…
Peygamberimizden bu ilhamı alan sahabenin hayatına baktığımızda da; yılgınlık yoktur, bıkkınlık yoktur, usanmak yoktur…
Değerli Mü’minler!.. Zor zamanlar yaşadığımız dönemlerde; ne kadar olumsuz haber alırsak alalım, ne kadar olumsuz uygulamalarla karşı karşıya gelirsek gelelim… Bir mü’min olarak; ne kendimize, ne de çoluk-çocuğumuza ve çevremize bitti demeyeceğiz… Çünkü Cenab-ı Allah bize
وَلَا تَهِنُوا
diyor… Yani gevşemeyin diyor… Yılgınlık göstermeyin diyor…
İnandığımız değerlerde mücadele edeceğiz… Geçmişi unutmayacağız… Ecdadımızın ne büyük zorluk ve mücadelelerle, bu topraklarda bu medeniyeti kurduğunu unutmayacağız… Şunu unutmayın; tarihte savaşan ve mücadele eden ülkeler, milletler çok büyük yenilgiler yaşadıkları halde, hiçbir zaman yok olmamıştır… Tam tersine; ümidini-umudunu kaybeden, gevşeyen milletler yok olup gitmiştir…
Hz.İbrahim Peygamberi hatırlayın… Ateşe atıldığında yanında hiç kimse yoktu, onu kurtaracak, ona yardım edecek hiç kimse yoktu… Ama ne demişti Hz.İbrahim,
حَسْبُنَا اللّٰهُ
““Allah bize yeter” demişti…”
حَسْبُنَا اللّٰهُ
“demek Allah bize yeter, Allah varken gam yok demektir…”
حَسْبُنَا اللّٰهُ
“demek Allah varken keder yok demektir”
حَسْبُنَا اللّٰهُ
“demek Allah varken usangaçlık, bıkkınlık yok demektir…”
Hz.Musa Peygamberi hatırlayın… Denizin kenarına gelmiş, arkasında Firavun bütün ordusuyla kuşatmış… Yanındakiler “Ey Musa bittik artık, yolun sonuna geldik” demişler… Ama;
كَلَّآ إِنَّ مَعِىَ رَبِّى
““Hayır; yolun sonu değil… Allah benimle beraber” demiş Hz.Musa… “Ben Allah’a güvenerek yola çıktım,”
سَيَهْدِينِ
O bana bir yol gösterecek” demiş…(ŞUARA;62)
Değerli Mü’minler!.. İman dediğimiz şeyin birinci şartını Kur’an’ın hemen başında haber veriyor Cenab-ı Allah…
يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ
Gayba iman ederler” diyor
Çok iyi silahları olduğu zaman kendilerine güvenirler demiyor… Çok korunaklı bir yerde oldukları zaman kendilerine güvenirler demiyor… Kendilerine değil, aldıkları tedbirlere değil,
يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ
““Onların imanlarının başında gayb vardır… Gayba iman vardır” diyor…”
İşte; Sevr Mağarasında Peygamber Efendimiz; gayba inanmış, iman etmişti… Ondan daha karanlık bir manzara yok… Müşrikler o kadar yaklaşmışlar ki Peygamberimize… “Şöyle başlarını biraz eğseler ayaklarımızı göreceklerdi” diyor Hz.Ebu Bekir… Ama Peygamberimiz “Lâ tahzen, innellahe meanâ” diyor… “Korkma, Allah bizimle beraber” diyor…
Değerli Kardeşlerim! Tedbirlerimizi alacağız… Ama Hz. İbrahim’in dediğini, Hz.Musa’nın dediğini, Hz.Muhammed Mustafa (SAV)’in dediğini de unutmayacağız… Hiçbir hastalık Allah’tan güçlü değildir… Hiçbir fakirlik Allah’tan güçlü değildir… Hiçbir düşman Allah’tan güçlü değildir…
Sen Allah’la olduktan sonra gam yok… Sen Allah’la olduktan sonra keder yok… Yeter ki sen yüreğinde bu imanı taşı…
Umut olacağız Değerli Mü’minler!.. Çünkü mü’min yeryüzünün umududur… “Yeryüzünde bir tane Allah diyen varsa, kıyamet kopmayacak diyor” Peygamberimiz Bir tane mü’min varsa yeryüzünde, ümit var demektir… Yeryüzünde hayat var demektir…
Bakın; iman güven demektir… Mü’min de güvenen demektir… Mü’min Allah’a güvenecek… Ama Mü’min aynı zamanda Allah’ın 99 isminden biridir… Çünkü Allah da mü’mine güvenir…
Hani Cenab-ı Allah Hz.Adem’i yaratırken melekler karşı çıkmışlardı… Ama Cenab-ı Allah “Ben sizin bilmediklerinizi biliyorum” demişti… Yani insana güvendi Cenab-ı Allah… İçlerinden kötülerin çıkacağını biliyordu, cehenneme gidenlerin çıkacağını biliyordu… Ama birilerinin Firavunun karşısına çıkacağını, herkesin bittiği yerde
كَلَّآ إِنَّ مَعِىَ رَبِّى
diyeceğini, birilerinin “Lâ tahzen, innellahe meanâ”, “Hayır, Allah’a güveniyorum, Allah benimle beraber” diyeceğini biliyordu… Yani Cenab-ı Allah biz mü’minlere güveniyor… Biz de O’na güveneceğiz…
Değerli Mü’minler!.. Hayatımızda özellikle bu
وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا
ayetini unutmayacağız… Bu ayette Cenab-ı Allah bize “Sakın ha sakın gevşemeyin” diyor…
Bakın bu ayet ne zaman geliyor biliyor musunuz?.. Uhut Savaşında nazil oluyor… Uhut Savaşında Müslümanlar bir darbe almışlar, şehitler vermişler, dağılma noktasına gelmişler… Münafıklar hemen harekete geçip ortalığı karıştırmaya başlamışlar… İşte böyle çok zor bir zamanda Cenab-ı Allah Peygamberimize
وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا
ayetini gönderiyor..
“Ey Rasulüm!.. Gevşemeyin, yılgınlık göstermeyin, üzülmeyin”
وَاَنْتُمُ الْاَعْلَوْنَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖينَ
““İnanıyorsanız, üstün gelecek olan sizlersiniz” diyor… Başınıza gelecek en kötü olayda bile bir mü’min olarak yılgınlık göstermeyeceksiniz, gevşemeyeceksiniz, dimdik ayakta duracaksınız diyor Cenab-ı Allah…”
İşte bu ayet bize bir takım imtihanlardan geçerken, kesinlikle evlerimizde gevşememiz gerektiğini, iş hayatında gevşememiz gerektiğini, geleceğe umutla bakmamız gerektiğini bizlere hatırlatıyor…
Değerli Kardeşlerim!.. Mü’min hayatında ne olursa olsun; bitti demeyen kimsedir… Nitekim onun için Peygamberimiz “Kıyametin koptuğunu görseniz de elinizdeki fidanı toprakla buluşturun” diyor…
Bakın kıyamet kopacak, her şey yok olacak… Ama siz yine de dünyada hayat kaynağı olun diyor… Kıyametin koptuğunu görsen de sen yine ayakta kalmanın mücadelesini vereceksin…
Peygamber Efendimiz bu ruhu ashabına öyle bir verdi ki; size sahabeden Halid bin Velid’in şu dünyadaki son halini anlatayım… Halid bin Velid Uhut savaşında daha Müslüman olmamıştı ve müşriklerin komutanı olarak mü’minlere en büyük darbeyi o vurmuştu… Daha sonra iman edip Müslüman oldu ve hayatı Allah yolunda mücadeleyle geçti… En son ölüm döşeğindeyken, son nefeslerini verirken yanındakilere şöyle bir baktı ve onlara şöyle dedi…
“Ben Allah yolunda yüzden fazla savaşa katıldım… Açın bakın, şu vücudumda kılıç-ok-mızrak yarası olmayan avuç içi kadar yer bulamazsınız… Ama gelin görün ki, o savaş meydanlarında dimdik savaşarak şehit olmayı arzu ederken, şimdi böyle yatağımda ölüyorum… Şu halime bakın” diyor… “Utanıyorum bu halimden” diyor… Artık ayağa kalkacak hali yok ama yanındakilere “Beni ayağa kaldırın, ruhumu böyle yatkta vermek istemiyorum” diyor… Ayağa kaldırıyorlar ve ayakta ruhunu teslim ediyor… Hatta bir de vasiyet ediyor; “Benim tabutumu omuzlarınızın değil, kılıçlar üzerinde götürün” diyor…
Değerli Kardeşlerim!.. Şunu anlatmaya çalışıyorum; biz elhamdülillah Müslümanız… Bizim varlığımızın bir anlamı var… Hayatımızın bir anlamı var… Ben neden varım?.. Neden yaşıyorum?.. Eğer bu soruların cevabını kendimize doğru veremezsek, çoluk çocuğumuza doğru öğretemezsek; en küçük darbelerde yıkılan bir toplum haline geliriz…
Bakın bu gün dünyadaki en kötü, en tehlikeli, en büyük hastalık nedir biliyor musunuz?.. Psikologlar buna özellikle de genç kuşakların hastalığı diyorlar… Buna anomi hastalığı diyorlar… Yani anlamsızlık hastalığı… Varlığın bir anlamı yok… Hazcılık hastalığı… Yani sadece zevkleri için yaşıyor…
Başka bir amacı yok, hedefi yok, gayesi yok… Ve doktorlar bu hastalığın tek tedavisinin ve ilacının maneviyat olduğunu söylüyorlar… Yani bir insanın maneviyatı yoksa, bu hastalıktan kurtulması mümkün değil… Çünkü varlığa anlam veren tek şey maneviyattır…
Değerli Kardeşlerim!.. Burdan şuraya gelerek sözlerimi bitirmek istiyorum… Bu
وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا
ayeti Peygamberimizin bir hadisinde karşılığını buluyor… Bu ayetteki gevşemeyin anlamındaki
تَهِنُوا
kelimesi Arapçada vehin kökünden geliyor…
Bu vehini ahir zaman hastalığı olarak anlatıyor Peygamberimiz… Peygamberimiz bir gün arkadaşlarına şöyle buyuruyor…
“İleride öyle bir zaman gelecek ki; bazı milletler, sineklerin şeker tabağına saldırdığı gibi sizin memleketlerinize saldıracaklar… Hatta sizin bir başkasını sofranıza çağırdığınız gibi, onlar da sizlerle savaşmak için, başka milletleri çağıracaklar… Yani size karşı birlik olacaklar…” diyor… Ashaptan biri “O gün bizler sayıca az mı olacağız” diye soruyor… Peygamberimiz şu cevabı veriyor… “Hayır… Bilakis siz o zaman sayıca fazla olacaksınız” diyor…
Bakın resmi rakamlara göre söylüyorum; bu gün dünyada 2 milyardan fazla Müslüman var… Kasıtlı olarak nüfus sayımı yapılmayan Afrika’daki birçok İslam ülkesine rağmen, bu rakam bu gün 2 milyar Peygamberimizin dediği gibi; az değiliz yani… Dünyanın nerdeyse üçte biri Müslüman bu gün… Ama buna rağmen bütün dünyada sadece İslam ülkelerinde Müslümanların kanı akıtılıyor… İşte bunu haber veriyor Peygamberimiz… “Ama o gün sizler selin üzerindeki çerçöp gibi olacaksınız… Allah düşmanlarınızın kalbindeki size dair korkuyu bertaraf edecek… Artık sizden korkmayacaklar… Artık Müslümanlar o eski Müslümanlar değil diyecekler…”
Bakın daha düne kadar Avrupa bizim ecdadımızdan korkusundan yerinde duramıyordu… Bırakın Suriye’ye, Irak’a, Afrika’ya saldırıp çocukları öldürmeyi; Osmanlı bir ferman çıkarırsa ne yaparız diye dans bile edemiyordu bunlar… Ama bu gün bizim gücümüz ve birlik-beraberliğimiz olmadığı için, bırakın Avrupa’yı; şu memlekette bile bizim gözümüzün içine baka baka Peygamberimize ve Kur’an’a hakaret etmekten bile geri durmuyorlar maalesef…
İşte Peygamberimiz burada; Cenab-ı Allah’ın o
وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا
ayetine kulak vermedikleri için nasıl gevşediğini ve ne hale geldiğini anlatıyor…
Sonra “Sizin kalbinize de vehin hastalığı verecek” diyor… Ashaptan biri “vehin nedir” diye soruyor… Peygamberimiz cevap veriyor… Diyor ki; “Hubbut dünya ve kerâhıyyetül mevt” Vehin dünya sevgisidir… Mü’minlerin kalbindeki bu hastalık dünya sevgisidir diyor… Dünyaya bağlanmaları ve dünyayı çok sevmeleridir… “ve kerâhıyyetül mevt” diyor… Ve ölüm korkusudur diyor… Ölümden korkmaktır diyor yani…
Değerli Kardeşlerim!.. Müslüman bu dünyada, vur patlasın-çal oynasın, yaşamak için var değildir… Ölüme tebessüm etmek için vardır… Ölümü tebessümle karşılamak için vardır…
Müslüman bu dünyada yapacağı her şeyi Müslümana yaraşır şekilde yapar; Allah’a kavuşacağı günün özlemiyle yaşar… Dünyada rahat edeceğinin özlemiyle hayatını sürmez Müslüman… Allah yolunda gayret ederek yaşamanın ve ahirete huzurla gidebilmenin mücadelesini verir Müslüman…
İçinde yaşadığımız şu asırda; bütün dünyaya bir korku ve kaos hakim kılınmak isteniyor birileri tarafından… Dünyaya bu kötülüğü yapanlara kulak asmayacağız ve şunu bileceğiz… Bütün dünyaya İslam Dini ve İslam Dininin adaleti, güven ve huzuru hâkim olmadan kıyametin kopmayacağını haber veriyor Peygamberimiz
Hatta bütün dünyada öyle bir adalet, güven ve huzur olacak ki, bir kadının bile; ne namusundan, ne canından, ne ziynetinden hiç korkmadan tek başına yeryüzünde dolaşacağını söylüyor… Bunun kıyamet alametlerinden olduğunu da söylüyor Peygamberimiz… Nitekim Cenab-ı Allah da;
وَيَأْبَى اللّٰهُ اِلَّٓا اَنْ يُتِمَّ نُورَهُ
diyor Kur’an-ı Kerim’de…(TEVBE;32) “Allah mutlaka nurunu tamamlayacak” diyor… Bütün dünyada adalet hâkim olacak, bütün yeryüzünde İslam hakim olacak… Kıyametten önce “Yeryüzünün en fakirinden en zenginine kadar, İslam’ın girmediği yer kalmayacak” diyor Peygamberimiz…
Kim ne derse desin, kim ne kadar korkutmaya, dünyayı karıştırmaya çalışırsa çalışsın; bizler bunlara inanacağız ve bunun için yaşayıp gayret edeceğiz… Bizim şu dünyadaki görevimiz bu… Bunun için de; kısaca
وَلَا تَهِنُوا
““Gevşemeyin” diyor Allah-u Teâla…”
