ZOR ZAMANLARIN AHLAKI
Sözlerime başlarken başta aziz milletimiz olmak üzere, bütün Alem-i İslam’a ve bütün insanlık ailesine içinden geçtiğimiz bu zor süreçlerde bir kez daha geçmiş olsun diyor… Bu zor süreçte canları pahasına bu salgına karşı mücadele eden sağlık çalışanlarına, onların yanında insanların ihtiyaçlarını karşılamak için her türlü riske rağmen insana hizmeti ibadet bilen kardeşlerimize, evinde kalarak bu sürece destek veren değerli büyüklerimize en kalbi dualarımı arz etmek istiyorum…
Değerli Mü’minler!.. İnsanların zor zamanları vardır… Milletlerin zor zamanları vardır… Toplumların zor zamanları vardır… Evet; zor zamanlar yaşıyoruz…
Bu gün; belki de ilk defa, doğusuyla-batısıyla, güneyiyle-kuzeyiyle, zenginiyle-fakiriyle, statü farkı hiç gözetmeden bütün insanlık çok zor bir zamandan, zor bir süreçten geçiyor…
Bu gün ders verme günü değildir… Bütün dünyanın yaşadığı bu günler ve yaşananlar ders alma zamanıdır… Bu gün dertlenme günü değil… Dertlere derman olma, sıkıntıları bertaraf etme günüdür…
Kur’an-ı Kerim insanı ele alırken, insanın yaşadığı bu zorlukları iki kavramla ifade eder… Be’sâ ve darrâ
Yani zorluk ve sıkıntı… Hem savaşları, hem kıtlıkları, açlıkları, belaları, musibetleri, hastalıkları, salgınları… Bütün bunlara bu kavramı kullanır… Ve bu kavramların geçtiği ayetlerde ise; hem zor zamanların imanı, hem de zor zamanların ahlakı üzerinde durulur…
Zor zamanların imanı; büyük bir umutla Cenab-ı Hakk’a yöneliştir… Zor zamanların imanı insana umut taşımaktır… Sevinç taşımaktır… Zor zamanların imanı ve en önemli ilkesi; asla yeis ve ümitsizliğe kapılmamaktır… Zor zamanlarda mü’mine yakışmayan tavır; ümitsizliktir…
Kur’an-ı Kerim insanoğlunun iki yanlışını karşılaştırarak zikreder bu ayetlerde… Bolluk ve kolaylık zamanlarında şımarmak, zorluk ve sıkıntı zamanlarında ise ümidi kesmeyi, aynı yanlışlık olarak görür… Ve insanın bu özelliğini pek çok yerde eleştirir Kur’an-ı Kerim…
Nitekim; Cenab-ı Allah İsra Suresi’nde insanın bu yönünü şöyle anlatır…(İSRA;83)
وَاِذَٓا اَنْعَمْنَا عَلَى الْاِنْسَانِ اَعْرَضَ وَنَاٰ بِجَانِبِه۪ۚ
وَاِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ كَانَ يَؤُ۫ساً
İnsana nimet verdiğimiz zaman yüz çevirip yan çizer… Ama başına bir kötülük gelince, bir musibet gelince hemen ümitsizliğe kapılır, karamsarlığa düşer…
Aynı husus Rum Suresi’nde de şöyle ifade buyuruluyor…(RÛM;36)
وَاِذَٓا اَذَقْنَا النَّاسَ رَحْمَةً فَرِحُوا بِهَاۜ
“İnsanlara bir rahmet tattırdığımız zaman çok sevinir”
وَاِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يهِمْ
“Ancak kendi elleriyle yaptıkları, kendilerinin işledikleri hatalardan dolayı bir kötülükle karşılaştıklarında…”
اِذَا هُمْ يَقْنَطُونَ
“Hemen ümitsizliğe düşerler…”
Eleştiri olarak yöneltiliyor bu… Fussilet Suresi’nde aynı husus başka bir ifadeyle şöyle zikrediliyor…(FUSSİLET;49)
لَا يَسَْٔمُ الْاِنْسَانُ مِنْ دُعَٓاءِ الْخَيْرِۘ
“İnsan iyi şeyleri istemekten hiç usanmaz… Ancak;”
وَاِنْ مَسَّهُ الشَّرُّ فَيَؤُ۫سٌ قَنُوطٌ
“Başına bir kötülük geldiğinde ise, büsbütün ümitsizliğe kapılır, karamsarlığa düşer ve ümidini keser..”
İşte; zor zamanlar dediğimiz bu zamanlarda mü’min, asla ümidini yitirmeyecek… Ve Cenab-ı Allah’a olan teveccühü ile, büyük bir dirençle bütün bunları değiştirmeye çalışacak… Zor zamanların imanı dediğimiz bu…
Değerli Mü’minler!.. Aynı ayetlerde bir de zor zamanların ahlakı vardır…
Zor zamanların ahlakı ihsan ahlakıdır… Zor zamanların ahlakı i’sâr ahlakıdır… İnfak ahlakıdır… Affetme ahlakıdır… Sabır ahlakıdır… Bunların hepsi aynı ayetlerde geçer…
Zor zamanların ahlakı ihsandır dedik… İhsan; her türlü kötülüğe karşı iyilikle mukabele etmektir… İşi kolay kılmaktır… Bu mücadelede hiçbir kimsenin yere düşmesine asla izin vermemektir…
Zor zamanların ahlakı i’sârdır dedik… İ’sar ise; her hal-u kârda başkasını kendimize tercih etmektir… Komşumuzu kendimize tercih etmektir…
Zor zamanların ahlakı infak ahlakıdır dedik… İnfak ahlakı ise; sahip olduğumuz her şeyi olmayanlarla paylaşmaktır…
Zor zamanların ahlakı affetmektir… Her daim affedici olmak, onarıcı olmak, bağışlayıcı olmaktır…
Zor zamanların ahlakı bir de sabırdır… Kur’an-ı Kerim’deki sabır katlanmak demek değildir… Kur’an’daki sabır; dirençli olmaktır… Yanlışlıklara, kötülüklere karşı direnci asla kaybetmemektir…
Bütün bunlar; Kur’an-ı Kerim’de, o iyiliği tarif eden meşhur ayette şöyle tarif edilir…(AL-İ İMRAN;134)
اَلَّذ۪ينَ يُنْفِقُونَ فِي السَّرَّٓاءِ وَالضَّرَّٓاءِ
وَالْكَاظِم۪ينَ الْغَيْظَ وَالْعَاف۪ينَ عَنِ النَّاسِۜ
وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَۚ
Bollukta da, darlıkta da Allah yolunda harcarlar… İnfak ederler… Öfkelerine hakim olurlar… Affedici olurlar… Ve işlerini en güzel bir şekilde yaparlar…
Değerli Mü’minler!.. Elbette Rabbimizin inayetiyle; bu günler de geçecek… Ancak bu günlerde elde edeceğimiz erdemli ve ahlaki davranışlar kalıcı olacak… Bu süreçte bir virüse maruz kalmamak için bedenimizin bağışıklık sistemini güçlü tutmak ne kadar önemli ise; millet olarak, insanlık olarak ruhi-manevi, toplumsal bağışıklık sistemimizi güçlendirmek de çok önemlidir…
Bu zor zamanda Cenab-ı Mevla’nın can emanetini korumanın O’nun en büyük emri olduğunu biliyoruz, malumunuz… Bunu biraz önce de ifade ettim… Ancak; bir taraftan bedenimizi korumaya çalışırken, diğer taraftan birlik-beraberlik ve kardeşliğimizi kaybetmemek için de çok gayret etmeliyiz…
Bir taraftan fiziksel-sosyal mesafeye dikkat ediyoruz… Herkes bize bunu söyleyip öneriyor… Ama diğer taraftan da, gönülleri birleştirmeyi asla ihmal etmemeliyiz…
Bir taraftan fiziksel temastan mahrum kalıyoruz, müsafaha bile edemiyoruz… Ama bu süreçte gönül yakınlığımızı artırmalıyız…
Bir taraftan kişisel olarak kendimizi karantinaya alıyoruz… Bize bu öneriliyor ve bunu da yapmak zorundayız… Ama diğer taraftan toplumsal birliğimiz ve dirliğimiz için çok gayret etmeliyiz…
Her türlü ötekileştirici dil ve sözlerden uzak durmalıyız… Toplumsal barışımıza her zamankinden daha fazla gayret göstermeliyiz…
Son zamanlarda; hele de şu sosyal medya denen şey çıkalı, bütün toplumun gün geçtikçe daha fazla hissettiği, her türlü kutuplaşmayı geride bırakmalıyız…
Değerli Kardeşlerim!.. Bu musibet er ve ya geç, sonunda bitecek inşallah… Ancak böyle zamanlarda açılan gönül yaraları kolay kolay iyileşmez… Onun için; bunu hiçbir zaman yapmayalım, ama hele de şu günlerde hiç yapmayalım…
İnsanlık ailesi böylesi zor zamanları yaşarken, her yerde her kuruma, herkese ayrı ayrı sorumluluklar düşüyor… Onun için; ancak hep beraber, hep birlikte bu zorluğu aşabiliriz…
Bu gün hepimiz evlerimizde olsak da; insani, İslami, ahlaki görevlerimiz devam ediyor… Öncelikle bu zor zamanlarda imkanı olanlara büyük görevler düşüyor…
Zirâ Değerli Mü’minler!.. Maişetini günlük işlerde kazanan ama bu zor günlerde evlerine kapanmak zorunda kalan insanlar var çevremizde… Bunu hepimiz biliyoruz… Bu günler biriktirme günü değil; dağıtma, paylaşma günü… Bu günler Cenab-ı Hakk’ın
وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَۜ
Ayetinde buyurduğu gibi Allah’ın verdiği rızıktan kardeşlerimiz için harcama günüdür… Bu günler kendimiz için istediğimizi başkası için de isteme günüdür… Kendimiz kadar başkasını düşünme günüdür.. Elbette Rabbimizin inayetiyle bu günler de geçecek… Ancak bu günler de elde ettiğimiz iyilikler, elde ettiğimiz erdemler kalıcı olacak… İmkânı olanlar; bu günlerde fiili dualarınızı lütfen artırın… Geçmişte belki ihmal ettiğimiz, veremediğimiz zekâtların işte bu gün tam da zamanı… Hatta gelecek sene vereceğimiz zekâtları bu güne alabiliriz… Evet; senenin tamamlanması gerekiyor… Ama şimdiden hesaplayıp verebiliriz… Bu fetvayı veren âlimlerimiz var…
Değerli Mü’minler!.. Bu süreçte aile hayatımız daha büyük önem arz ediyor… Bir nevi mecburi izolasyona maruz kaldığımız bu günleri; hani o Kur’an’da geçen, Ramazan’ın son on gününde ifa ettiğimiz bir itikâf ibadeti var… Tam bir itikâf şuuruyla aktif bir izalasyona dönüştürebiliriz bu günleri… Pasif bir izalasyon değil; aktif bir izalasyon… Yani bu musibeti def etmek için her birimiz üzerimize düşen her vazifeyi bulunduğumuz yerde yerine getireceğiz… Bu musibete karşı siper edindiğimiz hanelerimizi iki cihan saadetinin yurduna, yuvasına dönüştürebiliriz…
Bu günlerde hepimizin bildiği ve dile getirdiği bir slogan var… “Hayat eve sığar…” Evet; sadece dünya hayatı eve sığmaz… Aslında o ebedi ahiret hayatımız da eve sığar… Her iki hayatın da eve sığabileceğini düşünelim… Dijital dünyanın sahiciliğini yine bu dünyanın imkânlarını kullanarak eşimizin-dostumuzun-yakınlarımızın-konu komşumuzun hal hatırını sormak suretiyle hakikate dönüştürebiliriz… Çağımızın iletişim imkânlarından evlerimizi ilim-irfan mekteplerine dönüştürmek için istifade edebiliriz…
Cenab-ı Allah’ın Hz.Musa ve Harun’a yönelttiği bir ifade vardır Kur’an’da…(YUNUS;87)
وَاجْعَلُوا بُيُوتَكُمْ قِبْلَةً
“Evlerinizi kıblegâh edininiz… Evlerinizi mabet edininiz… Evlerinizi namazgâh edininiz… İşte tam da bunları düşüneceğimiz zamanı yaşıyoruz..”
Muhterem Mü’minler!.. Bu zor zamanlar da gencinden yaşlısına hepimizin çok önemli sorumlulukları var… Bu salgından kendimizi korurken; gençler olarak ihtiyarlarımıza, büyüklerimize sahip çıkmayı asla ihmal etmemeliyiz mesela… Hepimizin mes’ul olduğu bir sorumluluktur bu… Hâsseten bu günlerde kendi sıhhatleri için evlerinden çıkamayan büyüklerimize karşı vazifelerimizi yerine getirmeye gayret edelim… Gençler olarak; istikbal için bir taraftan okumalara yapmaya olduğu kadar büyüklerimizin tecrübelerine de çok ihtiyacımız var… İstifade edelim… Onlar olmadan; ne kadar okumuş olursak olalım bilemeyiz her şeyi… Ancak onların tecrübesi bilir bazı şeyleri… Onun için kıymetini bilelim büyüklerimizin…
Biliyor musunuz; bizim kültürümüzde yaşlı kavramı pek kullanılmaz… İhtiyar kelimesi tercih edilir… Hayır kökünden gelen ihtiyar; toplumun seçkinleri demektir… Toplumun hayırlıları demektir… Zira ihtiyarın olduğu yerde hayır vardır… İhtiyarın olduğu yerde bereket vardır… Huzur vardır… Bu vesileyle fiziksel mesafemizi korurken büyüklerimizle aramızdaki gönül bağlarını güçlendirmeyi de ihmal etmeyelim…
Muhterem Cemaat!.. Bu musibetleri değerlendirirken birimiz kıyamet, birimiz Dâbbet’ül Arz, birimiz Ye’cüc-Me’cüc, birimiz ilahi azap-gazap, birimiz helak-felaket üzerinden yorumlamayalım… İlim ve hikmetten ayrılıp; Recmen Bi’l Gayb; Kur’an’ın ifadesi ile gaybe taş atmayalım… Bu tür büyük hastalıklarda dindarlığımızın da hastalık taşımasına izin vermeyelim… Derme çatma, eksik bilgilerle hareket etmeyelim… Bütüncül bakalım… Kevni ayetlerle vahiy ayetleri, Kur’an’ı-sünneti, insanı, aklı-nakli hep birlikte değerlendirelim…
Tarihe baktığımız zaman büyük felaketler aynı zamanda itikadı bozan batıl inançların türediği zamanlardır… Dikkat edelim… Uzun süredir sosyal medya mecralarında yaralayıcı din tartışmalarına şahit oluyoruz… Bunlara itibar etmeyelim…
Bu gün kelamın muallimi değil; umudun muallimi olma zamanı… İmtihan dünyasında dersler ve ibretlerle dolu bir küresel salgınla karşı karşıya olduğumuz muhakkak… Eğer bizler bunu fırsat bilerek insanların hidayetine vesile olmak istiyorsak; insanları hâşâ muhayyel bir korku tanrısıyla Rabbimize yöneltemeyiz Hiç kimsenin Rahman ve Rahim olan Cenab-ı Mevlamızı gökten kullarına öfke saçan, azap yağdıran bir ilah olarak göstermeye hakkı yok… Bunu Sünnetullahdaki dersleri ve ibretleri anlamsızlaştıracak şekilde bir ahir zaman edebiyatıyla gölgelemek hiç doğru değil… Cenab-ı Mevla kâinatı Rahman sıfatıyla idare eder…(EN’AM;54)
كَتَبَ رَبُّكُمْ عَلٰى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَۙ
““O rahmeti kendine yazmıştır…” buyuruyor Kur’an”
Cenab-ı Allah sadece kendisine iman eden, itaat eden kullarına nimet vermez… İsyan edenlere de verir… Hatta bazen isyan edenlere daha fazla verir… Bütün bunları dikkate alarak konuşmamız gerekiyor bu meseleleri…
Değerli Mü’minler!.. Bu gün gençlerimizin, daha önce belki hiç duymadığımız, çok yeni soruları var… Şer ve kötülük problemlerine dair ciddi soruları var… Onlara verebilecek ilmi cevaplarımız olmalı… Bizi kuşatan bu kötülüklerin ilahi rahmet ve ilahi adaletle ilişkisini doğru bir şekilde temellendirmemiz gerekiyor… İzah etmemiz gerekiyor…
Bilhassa korona günleri sonrası dünya; bilhassa Din-i Mübin-i İslam’ı nasıl etkileyecek… İnsanların dini hayatı, manevi hayatı bu süreçten nasıl etkilenecek… Bu gibi konularda her birimiz birer Müslüman olarak düşünmek durumundayız…
Ve son olarak; insanlık ailesi olarak bu süreci nasıl rahmete dönüştürebiliriz… Cenab-ı Allah Bakara Suresi 216. Ayette şöyle buyuruyor…
وَعَسٰٓى اَنْ تَكْرَهُوا شَئْاً وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْۚ
““Hiç hoşlanmadığınız nice şeyler var ki; sizin için onda hayırlar vardır…””
وَعَسٰٓى اَنْ تُحِبُّوا شَئْاً وَهُوَ شَرٌّ لَكُمْۜ
““Sevdiğiniz nice şeyler var ki; onda da sizin için kötülükler vardır…””
Değerli Kardeşlerim!.. Belki de çok fazla yorduğumuz dünyamızın biraz sükûnete ihtiyacı vardı… Gerçekten çok yorduk tabiatı… Çok hoyrat kullandık… Çok zulmettik… Belki de tabiatın hukukuna yeniden dikkat çekmek gerekiyor… Bu hukuku ne kadar çiğnediğimizi yeniden gözden geçirmemiz gerekiyordu Çünkü Cenab-ı Allah oraya bir mizan yerleştirdi…(RAHMAN;7)
وَالسَّمَٓاءَ رَفَعَهَا وَوَضَعَ الْم۪يزَانَۙ
“Cenab-ı Hakk’ın koyduğu bu mizan bozulursa tabiat bitkin düşer… İnsanlık hasta olur… Sular kirlenir… Yemek hasta eder… İlaç öldürür…”
Belki de bu musibet; insanın değerini ve onurunu, yaratılış gayesi ve hikmetini yeniden keşfetmemize vesile olacak… Zira bu vesile ile güç yarışının, hayatın temel karakterisliği haline geldiği bir zamanda; insan kibrinin ne kadar basit, ne kadar bayağı bir zemine dayandığı bir kez daha ortaya çıktı…
Değerli Mü’minler!.. İnsan için bu evren, bu tabiat; hem nimet olmuştur, hem külfet olmuştur… Cenab-ı Hak insanı; bu külfeti hep nimete çevirebilecek güç ve kudrete sahip potansiyelde yaratmış… İnsanoğlu tarihte yaşanan nice musibetleri rahmete dönüştürebilmiştir… Hiç kuşkusuz, inşallah; bilgiyle, imanla, hikmetle, azimle, gayretle, tedbirle, tevekkülle; bu gün yaşanan bu küresel salgın da berteraf edilecek… Birilerinin dediği gibi ‘insan insanın kurdu’ değildir… İnsan insanın yurdudur… Bu hadise bize bunu gösterecek inşallah… İnsan insanın şifasıdır… İnsan insanın dermanıdır…
Bu vesileyle biz; insan insanın yurdu olduğunu, şifası olduğunu yeniden göreceğiz… Niyazım odur ki; insanlık bunu çözdükten sonra, ders ve ibret alarak bütün ortak düşmanlarına karşı birlik içinde olsun…
Bu seferki ortak düşmanımız bir virüs… Mikroskopla bile görünmeyen, hatta bütün dünyadaki korona virüslerini toplasan bir gram bile etmediği söylenen bir virüs…
Fakat Değerli Kardeşlerim!.. İnsanlığın çok ortak düşmanı var… Belki de bütün bu yaşadıklarımız o ortak düşmanlarımızla birlikte mücadele vermememizden kaynaklanıyor… Mesela güç tutkusu… Mesela bencillik… Mesela sömürge, zulüm, cehalet, nimet azgınlığı, bozgunculuk…
Cenab-ı Allah insanlık ailesine bu süreci bir rahmete dönüştürmeyi nasib eylesin…
Ve sözlerimi ilk insan Hz.Adem ve Hz.Havva’nın Kur’an’daki duasıyla bitirmek istiyorum…(A’RAF;23)
رَبَّنَا ظَلَمْنَٓا اَنْفُسَنَا
“Ya Rabbi!.. Biz kendimize zulmettik…”
وَاِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا
“Eğer sen bize mağfiret etmezsen, bize rahmet etmezsen…”
لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ
“Biz ziyana uğrayanlardan, hüsrana uğrayanlardan oluruz…”
Cenab-ı Allah bizi hüsrana uğrayanlardan eylemesin..
Cenab-ı Allah bu zor zamanları geride bırakarak, insanlığın ortak düşmanlarıyla mücadele ederek, hep beraber yeni bir dünya kurmayı bizlere nasip eylesin…
