CUMA VAAZI
MAZLUMUN DUASI, ARŞI SARSAR!
ZULÜMLE KAZANAN, AHİRETTE KAYBEDER!
ZALİM UNUTUR, ALLAH UNUTMAZ!
HER ZULMÜN BİR HESABI VARDIR!
ZULME MEYLETMEK, ATEŞE YAKLAŞMAKTIR!
MAZLUMUN GÖZYAŞI, ZALİMİN YIKILIŞIDIR!
اَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي حَرَّمَ الظُّلْمَ وَنَصَرَ الْمَظْلُومَ، نَحْمَدُهُ وَنَسْتَغْفِرُهُ، وَنَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الظُّلْمِ وَأَكْلِ حُقُوقِ الْعِبَادِ. وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ الَّذِي حَذَّرَ مِنْ دَعْوَةِ الْمَظْلُومِ.
Hamd; zulmü haram kılan ve mazluma yardım eden Allah’a mahsustur. O’ndan bağışlanma diler, zulümden ve kul hakkı yemekten O’na sığınırız. Salât ve selâm; mazlumun duasından sakındıran Efendimiz Muhammed’e olsun.
BİR VİCDAN MUHASEBESİ: MERHAMETİN SAHTESİ VE HAKİKATİ
AZİZ MÜMİNLER,DEĞERLİ MÜSLÜMANLAR!
Ey "Ben merhametliyim" diyerek kendini dev aynasında gören, ama zulmün ateşi başkasının ocağını yakarken sadece izleyen zavallı nefsim! Gel, bugün hakikatin o keskin aynasına beraber bakalım.
Sen diyorsun ki: "Ben karıncayı bile incitmem, yüreğim yufkadır, kimsenin kötülüğünü istemem..." Fakat bir tarafta zalim, pençelerini bir mazlumun boğazına geçirmişken; sen o sahte merhametinin arkasına sığınıp susuyorsun! Mazlumun feryadı gök kubbeyi titretirken, sen "Huzurum bozulmasın, tadım kaçmasın" diyerek kafanı kuma gömüyorsun. Sorarım sana: Bu nasıl bir merhamettir? Bu nasıl bir vicdandır? Zulmü alkışlayan, zalimi destekleyen, onun sofrasında bir kaşık da ben alayım diyen bir kalp, merhametten bahsedebilir mi?
Ey kendini kandıran insan!
Zulme sessiz kalmak, zalimin sırtını sıvazlamaktır. Mazluma el uzatmayan, zalime "dur" demeyen, hatta sessizliğiyle ona cesaret veren biri, Allah katında hangi merhametin savunmasını yapabilir? Unutma ki; sen kimi seviyorsan, kimin gölgesinde serinliyorsan, kimin safında saf tutuyorsan, sen osun! Zalimin yanında durup da mahşerde mazlumdan yana şahitlik bekleyemezsin. Çünkü bu dinin terazisinde tarafsızlık yoktur; ya haktansın ya bâtıldan!
Ey gaflet uykusunda rüya gören kul!
Zalimin attığı her haksız adımda senin de payın var; çünkü senin sessizliğin ona yol oluyor. Onun kazandığı her haramda senin de suçun var; çünkü senin desteğin ona güç veriyor. Sen sustukça zulüm büyüyor, sen görmezden geldikçe mazlumun ahı arşa yükseliyor. Sanıyor musun ki, bir söz söylemedin diye ellerin temiz kalacak? Hayır! Bazen susmak, bin feryattan daha büyük bir zulümdür. Mazlumun gözyaşları sel olurken senin "Bana ne" deyişin, seni Allah katında o zulmün ortağı kılar.
Ey müslüman kendine gel!
Bugün güç sahibi diye alkışladığın o zalim, yarın seni de ezmekten çekinmeyecek. Bugün görmezden geldiğin haksızlık, bir gün senin de kapını çalacak. Ve o gün geldiğinde, "Ben sadece izliyordum, ben hiçbir şey yapmadım" feryatları seni kurtarmaya yetmeyecek. Çünkü Allah’ın kelamı ve Efendimiz (S.a.v)’in sünneti bize konforlu bir tarafsızlığı değil, her ne pahasına olursa olsun adaletin yanında dimdik durmayı emreder.
Şimdi gel kardeşim Maskeleri düşürelim, kalplerimizi hesaba çekelim. Allah'ın kelâmı Kur'an-ı Kerim ne diyor, Efendimiz (S.a.v) ne buyuruyor; zalim kimdir, mazlumun ahı nereleri yıkar, zalime destek olanın sonu ne olur? Gelin, hep beraber bu sarsıcı hakikatleri tefekkür edelim ve kendimize şu soruyu soralım: Ben gerçekten kimin yanındayım?
1. MADDE: ZALİMİN AKIBETİ VE İLAHİ MÜHLET
ARAPÇA METİN
1. Ayet:
وَتِلْكَ الْقُرٰىٓ اَهْلَكْنَاهُمْ لَمَّا ظَلَمُوا وَجَعَلْنَا لِمَهْلِكِهِمْ مَوْعِدًا
(İşte o şehirler! Zulmettikleri zaman onları helâk ettik. Onların helâkı için de belirlenmiş bir vakit koymuştuk.)
(Kehf Suresi, 59. Ayet)
HADİS-İ ŞERİF
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
1. Hadis:
إِنَّ اللَّهَ لَيُمْلِي لِلظَّالِمِ حَتَّى إِذَا أَخَذَهُ لَمْ يُفْلِتْهُ
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Şüphesiz Allah zalime mühlet verir (günah işleme imkanı tanır). Fakat onu bir yakaladı mı, artık bir daha bırakmaz (asla kurtulamaz)!"
(Buhârî, Tefsîr, 11/2) Sıhhat Derecesi: Sahih
NÜZUL SEBEBİ: Müşriklerin ve zalim yöneticilerin, inananlara yaptıkları eziyetlerin karşılıksız kaldığını görerek kibirlenmeleri, "Bakın bize bir şey olmuyor" diyerek zulümlerini artırmaları üzerine; Allah’ın sabrının ihmal değil, imtihan süreci olduğunu bildirmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR:
Zulümle yükselen bir medeniyetin veya saltanatın sonu, ilahi takvimde çoktan işaretlenmiştir. Allah zalime mühlet verir; ona tevbe etmesi veya günahını tamama erdirmesi için zaman tanır. Ancak o "vakit" geldiğinde, ne orduları ne de serveti onu kurtarabilir. Ey zalim! Senin mühletinin bitişi, mazlumun gözyaşının arşa değdiği andır. Zulmünle abad olduğunu sanma, yıkılışın ansızın ve çok şiddetli olacaktır!
SAHABE KISSASI:
Hz. Ali (r.a), valilerine gönderdiği mektuplarda hep şu uyarıyı yapardı: "Zulümden sakın! Çünkü zulüm, nimetin gitmesine ve azabın acele gelmesine sebep olur. Halkın ahından kork! Çünkü o ahın önünde perde yoktur." O, iktidarı boyunca en büyük korkusunun, tebaasından birinin kalbini kırmak ve o ah ile Rabbine dönmek olduğunu her fırsatta dile getirmiştir.
KISSADAN HİSSE:
Ey zalim! Allah mühlet verir ama asla ihmal etmez; hesabın yakındır!
Zulüm, toplumun üzerine çöken ve kaçışı olmayan kara bir buluttur.
Güçlünün zulmü, zayıfın duasıyla yerle bir olur.
2. MADDE: MAZLUMUN AHINDAKİ PERDESİZLİK
ARAPÇA METİN
2. Ayet:
وَلَا تَحْسَبَنَّ اللّٰهَ غَافِلًا عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَۜ اِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ ف۪يهِ الْاَبْصَارُۙ
(Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor.)
(İbrâhîm Suresi, 42. Ayet)
HADİS-İ ŞERİF
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
2. Hadis:
وَاتَّقِ دَعْوَةَ الْمَظْلُومِ، فَإِنَّهُ لَيْسَ بَيْنَهَا وَبَيْنَ اللَّهِ حِجَابٌ
“Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Mazlumun bedduasından sakın! Çünkü onunla Allah arasında bir perde yoktur."”
(Buhârî, Zekât, 41) Sıhhat Derecesi: Sahih
NÜZUL SEBEBİ: Müminlerin maruz kaldığı ağır işkenceler ve mallarının gasp edilmesi karşısında yaşadıkları derin çaresizlik üzerine; onların sahipsiz olmadığını, her feryadın bizzat Allah katında yankı bulduğunu ihtar etmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR:
Mazlumun ahı, göklerin kapısını anahtarsız açan tek güçtür. O ah yükseldiğinde, zalimin sarayları kağıttan kaleler gibi dağılır. Mazlum zayıf olabilir, arkasında ordular olmayabilir; ama onun Rabbi her şeye kadirdir. Ey zalim! Sen mazlumun sesini kısabilirsin ama o sessizliğin içindeki yakarışın Allah katındaki feryadını durduramazsın. O beddua bir kez yola çıktı mı, seni en güvenli kalende bile bulacaktır!
SAHABE KISSASI:
Hz. Muâz b. Cebel (r.a) Yemen'e vali olarak gönderilirken, Efendimiz (S.a.v) ona en büyük vasiyet olarak bu hadisi söylemiştir. Muâz (r.a) vali olduğu süre boyunca, bir mazlumun ahını almamak için geceleri uyuyamaz, vergi toplarken halkın en kıymetli mallarını almaktan şiddetle kaçınırdı.
KISSADAN HİSSE:
Mazlumun ahı, zalimin en büyük kabusudur.
Allah, mazlumun hakkını zalimin midesinden çekip çıkaracaktır.
Bir tek gönül kırmak, bin Kabe yıkmaktan daha ağır bir zulümdür.
3. MADDE: ZALİME MEYLETMEK VE SESSİZLİĞİN VEBALİ
ARAPÇA METİN
3. Ayet:
وَلَا تَرْكَنُوٓا اِلَى الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُۙ
(Zulmedenlere sakın meyletmeyin; sonra size de ateş dokunur.)
(Hûd Suresi, 113. Ayet)
HADİS-İ ŞERİF
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
3. Hadis:
انْصُرْ أَخَاكَ ظَالِمًا أَوْ مَظْلُومًا. قَالُوا: يَا رَسُولَ اللهِ، نَنْصُرُهُ مَظْلُومًا، فَكَيْفَ نَنْصُرُهُ ظَالِمًا؟ قَالَ: تَحْجُزُهُ عَنِ الظُّلْمِ
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Kardeşine zalim de olsa mazlum da olsa yardım et. Sahabe: 'Ey Allah’ın Resulü! Mazluma yardım etmeyi anladık ama zalime nasıl yardım ederiz?' dediler. Buyurdu ki: 'Onu zulmünden alıkoyarsın (zulmüne engel olursun), işte bu ona yardımdır.'"
(Buhârî, İkrâh, 7) Sıhhat Derecesi: Sahih
NÜZUL SEBEBİ: İnsanların, sevdikleri veya güçlü olan kimseler zulmettiğinde "bir bildikleri vardır" diyerek susmaları, zalimin sofrasına oturup ona dalkavukluk yapmaları üzerine; ateşe ortak olmamak için zulümle araya kesin bir mesafe koymayı emretmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR:
Zulme karşı durmak sadece mazlumun yanında saf tutmak değildir; aynı zamanda zalimin karşısına dikilip ona "dur" demektir. Eğer biz sustuğumuz için zalim zulmünü artırıyorsa, o zulmün ortağıyız demektir. Meyletmek; sadece onun gibi yapmak değil, ona yağ çekmek, hatasını örtmek veya sessiz kalarak onaylamaktır. Ey kul! Sevdiğin kişi zalimse, ona yapılacak en büyük iyilik elini tutup zulmüne mani olmaktır. Yoksa dünyada menfaat beklediğin o zalim, ahirette seninle beraber yanacak olan ateş arkadaşındır!
SAHABE KISSASI:
Hz. Ebû Said el-Hudrî (r.a), zalim bir yöneticinin bayram namazını hutbeden önce kıldırmaya çalıştığını görünce, herkesin sustuğu o anda yerinden kalkmış ve yöneticinin elbisesinden tutarak; "Sünnete aykırı iş yapıyorsun!" diyerek itiraz etmiştir. Yanındakiler "sus" dediğinde; "Ben Resulullah'tan 'Bir kötülük gördüğünüzde onu elinizle düzeltin' emrini duydum" diyerek taviz vermemiştir.
KISSADAN HİSSE:
Zulme rıza göstermek, zulmün kendisidir.
Zalimin elini tutmayan, onun günahına ortak olur.
Bir toplumda zulüm alkışlanıyorsa, o toplumun felaketi yakındır.
4. MADDE: MAZLUMUN TEK SIĞINAĞI VE ARŞI TİTRETEN AH
ARAPÇA METİN
4. Ayet:
اَمَّنْ يُج۪يبُ الْمُضْطَرَّ اِذَا دَعَاهُ وَيَكْشِفُ السُّوٓءَ
(Peki, darda kalana dua ettiği zaman icabet eden ve sıkıntıyı gideren kimdir? (Elbette Allah’tır.))
(Neml Suresi, 62. Ayet)
HADİS-İ ŞERİF
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
4. Hadis:
ثَلَاثَةٌ لَا تُرَدُّ دَعْوَتُهُمْ: الصَّائِمُ حَتَّى يُفْطِرَ، وَالْإِمَامُ الْعَادِلُ، وَدَعْوَةُ الْمَظْلُومِ
“Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Üç kişinin duası reddolunmaz: İftar edene kadar oruçlunun, adil yöneticinin ve mazlumun duası."”
(Tirmizî, Deavât, 129) Sıhhat Derecesi: Sahih
NÜZUL SEBEBİ: Mekke’de kimsesiz kalan, dövülen ve sığınacak bir kapısı olmayan müstaz’af (zayıf bırakılmış) müminlerin, ellerini semaya açıp sadece "Ya Rab!" diyerek inlemeleri üzerine; Allah’ın mutlak bir dinleyici ve yardımcı olduğunu müjdelemek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR:
Bütün kapılar kapandığında, herkes sırtını döndüğünde ve güç sahipleri "bize bir şey olmaz" dediğinde; mazlumun açtığı o gizli kapıdan Arş-ı Âlâ’ya bir nida ulaşır. Allah, mazlumun duasını geri çevirmeyi Kendi şanına yakıştırmaz. Ey mazlum! Senin kimsen yoksa Allah’ın var! Ey zalim! Senin orduların, paraların, korumaların olabilir; ama mazlumun "Hasbünallah" (Allah bize yeter) nidası karşısında hepsi birer kağıt parçası gibi dağılacaktır. O dua bir kez yola çıktı mı, önüne ne dağlar dayanır ne de kaleler!
SAHABE KISSASI:
Hz. Hubeyb b. Adiy (r.a), müşrikler tarafından idam edilmeden hemen önce ellerini semaya kaldırıp; "Allah'ım! Şuracıkta düşman yüzünden başka yüz görmüyorum. Selamımı Resulüne ulaştır ve bu zalimlerden intikamımı Sen al!" demiştir. O an Medine'de olan Efendimiz (S.a.v) "Ve aleyhisselam" diyerek selamını almış, çok geçmeden o zulmü yapanların her biri perişan olmuştur.
KISSADAN HİSSE:
Mazlumun sığınağı Allah olanın, kimseden korkusu olmaz.
Gözyaşı sessiz akar ama Arş'ta fırtınalar koparır.
Allah, mazlumun hakkını kimsede bırakmaz.
5. MADDE: ZULME SESSİZ KALMANIN TOPLUMSAL HELAKI
ARAPÇA METİN
5. Ayet:
وَاتَّقُوا فِتْنَةً لَا تُص۪يبَنَّ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَاصَّةًۚ
(Sadece içinizden zulmedenlere dokunmakla kalmayacak olan bir fitneden (beladan) sakının.)
(Enfâl Suresi, 25. Ayet)
HADİS-İ ŞERİF
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
5. Hadis:
إِنَّ النَّاسَ إِذَا رَأَوْا الظَّالِمَ فَلَمْ يَأْخُذُوا عَلَى يَدَيْهِ أَوْشَكَ أَنْ يَعُمَّهُمُ اللَّهُ بِعِقَابٍ
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "İnsanlar bir zalimi görürler de onun zulmüne engel olmazlarsa (iki elini tutmazlarsa), Allah’ın katından hepsini kuşatacak bir ceza göndermesi yakındır."
(Ebû Dâvud, Melâhim, 17) Sıhhat Derecesi: Sahih
NÜZUL SEBEBİ: Bir toplumda kötülükler baş gösterdiğinde, "benim kapım kapalı, bana dokunmayan yılan bin yaşasın" diyenlerin; sadece zalimin değil, o sessiz kalanların da aynı helak çemberine alınacağını ihtar etmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR:
Zulüm bir virüs gibidir; engel olunmazsa bütün bünyeyi sarar. "Ben yapmadım ki" demek kurtuluş değildir. Zulmü gördüğü halde başını çeviren, bana ne diyen, "bir bildikleri vardır" diye kılıf uyduran her fert, o zulmün vebaline ortaktır. Gemi delindiğinde sadece delen değil, sessizce izleyen de boğulur. Ey mümin! Sessizliğin zalime cesaret veriyorsa, yarın o ateş senin kapına dayandığında feryat etmeye hakkın kalmaz. Adalet her birimiz için bir kalkan, zulme karşı susmak ise o kalkanı kırmaktır.
SAHABE KISSASI:
Hz. Ebû Bekir (r.a) halife seçildiğinde minbere çıkmış ve ilk hutbesinde şunu haykırmıştır: "İçinizdeki en zayıf olanınız, hakkını alıncaya kadar benim yanımda en güçlüdür. İçinizdeki en güçlü olanınız da, başkasının hakkını ondan alıncaya kadar benim yanımda en zayıftır." O, toplumun huzurunun ancak güçlünün zulmüne hep beraber "dur" demekle mümkün olduğunu böyle ilan etmiştir.
KISSADAN HİSSE:
Zalimin zulmü varsa, mazlumun ve onu koruyan bir ümmetin de dik duruşu olmalıdır.
Sessizlik, zalimin en büyük yakıtıdır.
Toplumsal felaket, ferdi sorumsuzlukların birleşmesiyle gelir.
6. MADDE: AHİRETTEKİ ZİFİRİ KARANLIK VE PİŞMANLIK
ARAPÇA METİN
6. Ayet:
وَلَوْ يَرَى الَّذ۪ينَ ظَلَمُوٓا اِذْ يَرَوْنَ الْعَذَابَۙ اَنَّ الْقُوَّةَ لِلّٰهِ جَم۪يعًاۙ
(Zulmedenler azabı gördükleri zaman, bütün kuvvetin Allah’a ait olduğunu keşke şimdiden görselerdi!)
(Bakara Suresi, 165. Ayet)
HADİS-İ ŞERİF
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
6. Hadis:
الظُّلْمُ ظُلُمَاتٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ
“Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Zulüm, kıyamet gününde (sahibi için) zifiri karanlıklardır."”
(Buhârî, Mezâlim, 8) Sıhhat Derecesi: Sahih
NÜZUL SEBEBİ: Dünyadaki makamlarına, servetlerine ve kaba kuvvetlerine güvenerek "kim bize ne yapabilir?" diyenlerin; o sığındıkları güçlerin mahşer meydanında toz duman olacağını ve geriye sadece kendi elleriyle ördükleri bir karanlığın kalacağını bildirmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR:
Dünyada mazlumun hayatını karartan, onun gününü zindan eden zalim; mahşerin o dehşetli meydanında kendi karanlığında boğulacaktır. Orada ne bir torpil ne bir yardımcı ne de yolunu aydınlatacak bir ışık bulabilir. Zulmettiğin her bir can, mahşerde önüne çekilmiş siyah bir perde olacak. Ey zulmeden! Bugün aydınlık sandığın o lüks hayatın, aslında yarınki karanlığının yakıtıdır. Adalet ışığını dünyada söndüren, ahirette nurdan mahrum kalır.
SAHABE KISSASI:
Hz. Ömer (r.a) gece vakti Medine sokaklarını dolaşırken, bir kadının çocuklarına yedirecek bir şeyi olmadığı için tencerede taş kaynattığını görür. Kadın, Ömer'in kim olduğunu bilmeden; "Allah, hakkımızı Ömer'den alsın!" der. Hz. Ömer hıçkırıklara boğulur, sırtında un çuvalı taşır ve ocağı kendi nefesiyle yakar. Yanındakilere; "Ahiretin karanlığında bu un çuvalından daha ağır bir yükü (kul hakkını) taşımaya takatim yok" diyerek hıçkıra hıçkıra ağlar.
KISSADAN HİSSE:
Mazlumun ahı dünyada sızı, ahirette zifiri karanlıktır.
En büyük güç, haklı olmanın verdiği güçtür; zalim ise özünde hep acizdir.
Mahşer günü, güneşin değil adaletin ışığına muhtaç olunacaktır.
7. MADDE: EN BÜYÜK ZULÜM OLAN ŞİRK VE HAKİKATİ ÖRTMEK
ARAPÇA METİN
7. Ayet:
اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظ۪يمٌ
(Şüphesiz şirk, gerçekten büyük bir zulümdür.)
(Lokmân Suresi, 13. Ayet)
HADİS-İ ŞERİF
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
7. Hadis:
أَلاَ أُنَبِّئُكُمْ بِأَكْبَرِ الْكَبَائِرِ؟ قَالُوا بَلَى يَا رَسُولَ اللهِ. قَالَ: الإِشْرَاكُ بِاللَّهِ وَعُقُوقُ الْوَالِدَيْنِ... وَأَلاَ وَقَوْلُ الزُّورِ
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Size büyük günahların en büyüğünü haber vereyim mi? Allah’a şirk koşmak, anne-babaya isyan etmek... Ve dikkat edin, bir de yalan yere şahitlik etmek (hakikati çarpıtmak)!"
(Buhârî, Edeb, 6) Sıhhat Derecesi: Sahih
NÜZUL SEBEBİ: İnsanın, kendisini yoktan var eden Rabbini bırakıp, aciz mahlukatı veya kendi nefsinin arzularını ilah edinerek en büyük adaletsizliği kendi ruhuna yapması; eşyanın ve varlığın hakikatini tersyüz etmesi üzerine bu büyük haksızlığı ihtar etmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR:
Zulüm, bir şeyi yerinden edip ait olmadığı yere koymaktır. Kulun, rızkı veren Allah iken gidip kula kul olması, Allah’ın hükmünü bırakıp beşerin hevasına tabi olması varlık alemindeki en büyük "yer kaymasıdır", yani zulümdür. Hakkı hak sahibine vermemek zulümse, ibadeti ve mutlak itaati Allah’tan başkasına sunmak adaletin köküne kibrit suyu dökmektir. Ey insan! Önce kendi ruhuna zulmetme! Hakkı örtüp batılı yücelten her ideoloji ve her eylem, bu büyük zulmün bir parçasıdır.
SAHABE KISSASI:
Hz. Muâz b. Cebel (r.a) anlatır: Efendimiz (S.a.v) ile bir yolculukta iken buyurdu ki: "Ey Muâz! Allah’ın kulları üzerindeki hakkı nedir bilir misin? O’na hiçbir şeyi ortak koşmadan ibadet etmeleridir. Peki, bunu yaparlarsa kulların Allah üzerindeki hakkı nedir? Allah’ın onlara azap etmemesidir." İşte adalet, bu sözleşmeye sadık kalmakla başlar.
KISSADAN HİSSE:
Allah’ın hakkını gözetmeyen, kulun hakkını hiç gözetmez.
En büyük özgürlük Allah’a kul olmak, en büyük zulüm ise nefse esir olmaktır.
Hakikatten sapan, zulmün karanlığına düşer.
8. MADDE: ZULÜMLE YAPILAN TİCARET VE HARAM KAZANÇ
ARAPÇA METİN
8. Ayet:
يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَأْكُلُوٓا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ
(Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda haksız yollarla (batılla) yemeyin.)
(Nisâ Suresi, 29. Ayet)
HADİS-İ ŞERİF
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
8. Hadis:
لَيَأْتِيَنَّ عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ، لاَ يُبَالِي المَرْءُ بِمَا أَخَذَ المَالَ، أَمِنَ الحَلاَلِ أَمْ مِنَ الحَرَامِ
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, kişi malı helalden mi yoksa haramdan mı (zulümle mi) aldığına hiç aldırmayacak."
(Buhârî, Büyû, 7) Sıhhat Derecesi: Sahih
NÜZUL SEBEBİ: Güçlü olanın zayıfı dolandırdığı, faizle, hileyle ve işçinin emeğini sömürerek servet yığmanın "beceri" sayıldığı cahiliye zihniyetini yıkmak; kazancın miktarından ziyade meşruiyetine dikkat çekmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR:
Bir malın mülkiyeti sana ait olabilir ama onu kazanma yolun zulümse, o mal senin değil ahiretindeki ateşindir. İşçinin hakkını vermeden büyüttüğün fabrika, hileyle sattığın mal, rüşvetle aldığın ihale; hepsi "batıl" yolla yenen mallardır. Ey tacir! Ey işveren! Kasandaki para çoğaldıkça sevinme; dön bak bakalım, o paranın içinde kaç mazlumun mahzun bakışı, kaç yetimin rızkı var? Zulümle gelen malın bereketi olmaz; o mal sadece sahibini yakan bir yakıta dönüşür.
SAHABE KISSASI:
Hz. Ebû Bekir (r.a), bir gün kölesinin getirdiği sütten bir yudum içer. Sonra o sütün kahinlik yoluyla elde edilen (haksız) bir kazanç olduğunu öğrenince parmağını boğazına sokar ve içtiği her damlayı hıçkırarak geri çıkarır. "Allah’ım, damarlarıma karışan kısımdan Sana sığınırım!" der. İşte haramla gelen zulümden kaçışın sahabe kalbindeki sızısı budur.
KISSADAN HİSSE:
Zulümle kazanılan bin altın, helal olan bir dirhemden daha fakirdir.
Midenize giren haram lokma, kalbinizdeki huzuru öldürür.
Kul hakkı süzgecinden geçmeyen kazanç, necasettir.
9. MADDE: ZALİMİN YAPTIĞI YANINA KÂR KALMAZ (İSTİDRAC)
ARAPÇA METİN
9. Ayet:
سَنَسْتَدْرِجُهُمْ مِنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَۙ وَاُمْل۪ي لَهُمْۜ اِنَّ كَيْد۪ي مَت۪ينٌ
(Biz onları, hiç bilmedikleri bir yönden yavaş yavaş helâke sürükleyeceğiz. Onlara mühlet veriyorum; şüphesiz benim tuzağım (planım) çok sağlamdır.)
(A'râf Suresi, 182-183. Ayetler)
HADİS-İ ŞERİF
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
9. Hadis:
مَنْ ظَلَمَ قِيدَ شِبْرٍ مِنَ الأَرْضِ طُوِّقَهُ مِنْ سَبْعِ أَرَضِينَ
“Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Kim bir karış toprağı zulümle (haksızca) gasbederse, o toprak mahşer günü yedi kat yerin dibinden boynuna dolanır."”
(Buhârî, Mezâlim, 13) Sıhhat Derecesi: Sahih
NÜZUL SEBEBİ: Zalimlerin dünyada hiçbir ceza almadan yaşadıklarını, mallarının ve güçlerinin arttığını görerek şüpheye düşenlere; bu yükselişin aslında bir "istidrac" (adım adım felakete yaklaşma) olduğunu, her nimetin bir vebale dönüştüğünü bildirmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR:
Ey zalim! İşlerin tıkırında gidiyor diye sevinme! Malın artıyor, herkes sana boyun eğiyor, kimse "dur" diyemiyor diye kazandığını sanma. Allah seni kendi haline bıraktıysa, sana mühlet verdiyse bu senin için en büyük beladır. O yükseldiğin kuleler, aslında yere çakıldığında çıkaracağın sesin şiddetini artırmak içindir. Bir karış toprağın, bir işçinin bir kuruşunun hesabı bile yedi kat yerin ağırlığıyla boynuna dolanacakken; binlerce canın ahını nasıl taşıyacaksın? İlahi plan o kadar sağlamdır ki, sen kaçtığını sandığında aslında kaderine doğru koşuyorsun demektir.
SAHABE KISSASI:
Sa’d b. Ebî Vakkâs (r.a) hakkında, Ervâ bint Üveys adında bir kadın haksız yere "toprağımı aldı" diye iftira atmıştı. Hz. Sa'd: "Allah'ım! Eğer bu kadın yalancıysa gözlerini kör et ve onu kendi toprağında öldür!" diye dua etti. Çok geçmeden kadın kör oldu ve bir gece kendi arazisindeki kuyuya düşerek can verdi. İşte mazlumun ve haksızlığa uğrayan sadıkların duasındaki süratli adalet.
KISSADAN HİSSE:
Zalimin sarayı yükseldikçe, altındaki uçurum derinleşir.
Zulümle elde edilen makam, sahibine kelepçe olur.
Allah ihmal etmez, ancak imtihan için mühlet verir.
10. MADDE: MAZLUMUN DUASININ GÜCÜ VE İLAHİ MÜDAHALE
ARAPÇA METİN
10. Ayet:
اَمَّنْ يُج۪يبُ الْمُضْطَرَّ اِذَا دَعَاهُ وَيَكْشِفُ السُّوٓءَ
(Peki darda kalana dua ettiği zaman icabet eden ve sıkıntıyı gideren kimdir? (Tabii ki Allah’tır!))
(Neml Suresi, 62. Ayet)
HADİS-İ ŞERİF
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
10. Hadis:
دَعْوَةُ الْمَظْلُومِ يُرْفَعُ فَوْقَ الْغَمَامِ وَتُفَتَّحُ لَهَا أَبْوَابُ السَّمَاءِ
“Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Mazlumun duası bulutların üzerine yükseltilir ve onun için gökyüzünün kapıları açılır."”
(Tirmizî, Deavât, 129) Sıhhat Derecesi: Sahih
NÜZUL SEBEBİ: Çaresizlik içinde kıvranan, dünya üzerinde hiçbir yardımcısı kalmamış, elleri boş, yüreği yaralı müminlerin; tek sığınakları olan Allah’a yöneldiklerinde "yalnız değilsiniz" müjdesini almaları için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR:
"Muztar" kalmak; yani çalacak hiçbir kapısı kalmamış, tamamen çaresiz kalmış bir kalbin nidası Allah katında o kadar kıymetlidir ki, o ses geldiğinde göklerin kapıları ardına kadar açılır. Ey mazlum! Senin silahın yoksa, orduların yoksa, "âhh" diyen bir yüreğin var! O nida arşı titretir. Ey zalim! Sen mazlumu susturduğunu, onu etkisiz hale getirdiğini sanıyorsun. Oysa o sustukça Rabbi onun adına konuşmaya başlar. Unutma; mazlumun bedduası kafir bile olsa reddedilmez; çünkü orada mesele inanç değil, adaletin tecellisidir.
SAHABE KISSASI:
Hz. Hamza (r.a) şehit edildiğinde, Vahşi (henüz Müslüman olmamıştı) onu öldürmüş, Hind ise ciğerini dişlemişti. O an hiçbir insan müdahalesi o acıyı dindiremezdi. Ancak Allah'ın adaleti öyle tecelli etti ki, mazlumların ahı o zalimleri hidayetle ya da kılıçla mutlaka buldu. Zulümle kimse ebedi kazanan olamadı.
KISSADAN HİSSE:
Mazlumun gözyaşı, zalimin saltanatını yıkan bir seldir.
Allah, kulunun çığlığına en beklemediği anda cevap verendir.
Zalim güçlü görünebilir, ama "Müntakîm" olan Allah en güçlüdür
11. MADDE: ZALİMİN DESTEKÇİSİ OLMANIN VEBALİ
ARAPÇA METİN
11. Ayet:
وَلَا تُط۪يعُوا اَمْرَ الْمُسْرِف۪ينَۙ الَّذ۪ينَ يُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ
(Yeryüzünde bozgunculuk yapan ve ıslaha çalışmayan o haddi aşanların (zalimlerin) emrine itaat etmeyin.)
(Şuarâ Suresi, 151-152. Ayetler)
HADİS-İ ŞERİF
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
11. Hadis:
مَنْ مَشَى مَعَ ظَالِمٍ لِيُعِينَهُ، وَهُوَ يَعْلَمُ أَنَّهُ ظَالِمٌ، فَقَدْ خَرَجَ مِنَ الْإِسْلَامِ
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Kim bir zalime yardım etmek için onunla birlikte yürürse ve onun zalim olduğunu da biliyorsa, o kişi İslam dışı bir yola girmiş demektir."
(Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, 1/215) Sıhhat Derecesi: Sahih
NÜZUL SEBEBİ: Güç sahiplerinin yanında durarak menfaat sağlayan, onların zulmünü alkışlayan veya "amirimin emridir" diyerek haksızlığa alet olanların; mazeretlerinin Allah katında geçersiz olduğunu ve zalimle aynı akıbete sürükleneceklerini ihtar etmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR:
Zalim sadece emri veren değildir; o emri uygulayan, o haksızlığa imza atan, o zulmün dosyasını taşıyan da zalimdir. "Ben memurum, ben işçiyim, ben emir kuluyum" demek kimseyi mahşerdeki ateşten kurtarmaz. Allah katında asıl itaat, O’nun hukukuna riayet etmektir. Zalimin bayrağını taşıyan, onun günahının da hamalı olur. Ey kul! Birinin dünyalığı için kendi ahiretini yakma! Zulmün değirmenine su taşıyan, o değirmende bir gün kendisinin de öğütüleceğini bilmelidir.
SAHABE KISSASI:
Hz. Abdullah b. Ömer (r.a), zalimliğiyle bilinen Haccâc-ı Zâlim’in arkasında namaz kılmış ancak onun hiçbir haksız emrine itaat etmemiştir. Haccâc ona baskı yaptığında; "Biz Resulullah’a, ancak Allah’a isyan etmediği sürece kula itaat etmek üzere biat ettik" diyerek boyun eğmemiştir. İşte müminin denge çizgisi budur.
KISSADAN HİSSE:
Zalime dalkavukluk eden, adaletin düşmanıdır.
Kötülüğe aracılık etmek, kötülüğü bizzat işlemek gibidir.
Allah’a isyan olan yerde, kula itaat yoktur.
12. MADDE: MAZLUMUN BEDDUASINDAN KAÇIŞ YOKTUR
ARAPÇA METİN
12. Ayet:
فَدَعَا رَبَّهُٓ اَنّ۪ي مَغْلُوبٌ فَانْتَصِرْ
(Nuh da; "Rabbim! Şüphesiz ben yenik düştüm (mağlup edildim), artık bana yardım et (intikamımı al)!" diye yalvardı.)
(Kamer Suresi, 10. Ayet)
HADİS-İ ŞERİF
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
12. Hadis:
اتَّقُوا دَعْوَةَ الْمَظْلُومِ وَإِنْ كَانَ كَافِرًا، فَإِنَّهُ لَيْسَ دُونَهَا حِجَابٌ
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Mazlumun bedduasından sakının, kafir bile olsa! Çünkü onunla Allah arasında (adaletin tecellisi için) hiçbir engel yoktur."
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/153) Sıhhat Derecesi: Sahih
NÜZUL SEBEBİ: Uzun yıllar süren davetine rağmen alay edilen, işkence gören ve artık dünyada takati kalmayan Hz. Nuh’un (a.s) o samimi feryadı üzerine; Allah’ın sadece mümini değil, zulme uğrayan her bir nefsin hukukunu bizzat koruyacağını bildirmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR:
Zulüm öyle bir cinayettir ki, mağdurun dini, ırkı veya mezhebi sorulmaz. Bir hayvanın, bir ağacın veya bir kafirin dahi hakkı yense, o "ah" arşa gider ve sistemin sahibine şikayette bulunur. Ey zalim! "O zaten günahkar" veya "O benden değil" diyerek kendini kandırma! Allah’ın adaleti geneldir; haksızlığa uğrayan kim olursa olsun, Allah onun yanındadır. Mazlumun bedduası, fırlatılmış bir oktur; hedefini bulmadan durmaz. Sen uykudayken, o ok çoktan kalene girmiştir.
SAHABE KISSASI:
Hz. Sa’d b. Ebî Vakkâs (r.a) hakkında Kûfe’de biri yalan şahitlik yaparak onun namaz kıldırmadığını ve adil olmadığını iddia etmişti. Hz. Sa'd ellerini açtı: "Allah'ım! Eğer bu adam yalancıysa onun ömrünü uzat, fakirliğini artır ve onu fitnelere maruz bırak!" dedi. O adam çok yaşlandı, kaşları gözlerinin üzerine düştü ama sokaklarda perişan halde dolaşıp; "Ben Sa'd'ın bedduasına uğramış bedbaht bir ihtiyarım" diye ağlardı.
KISSADAN HİSSE:
Mazlumun sessizliği, fırtına öncesi sessizliktir.
Allah, zulme uğrayanın gözyaşını zalimin sarayını yıkmak için kullanır.
Beddua gelip seni bulmadan, hakkı iade et ve helalleş!
13. MADDE: ZULME KARŞI DİLLE VE KALPLE DURUŞ
ARAPÇA METİN
13. Ayet:
لَا يُحِبُّ اللّٰهُ الْجَهْرَ بِالسُّوٓءِ مِنَ الْقَوْلِ اِلَّا مَنْ ظُلِمَۜ
(Allah, zulme uğrayan dışında, kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez.)
(Nisâ Suresi, 148. Ayet)
HADİS-İ ŞERİF
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
13. Hadis:
أَفْضَلُ الْجِهَادِ كَلِمَةُ عَدْلٍ عِنْدَ سُلْطَانٍ جَائِرٍ
“Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Cihadın en faziletlisi, zalim bir yöneticinin (güç sahibinin) karşısında adaleti/hakkı haykırmaktır."”
(Ebû Dâvud, Melâhim, 17) Sıhhat Derecesi: Sahih
NÜZUL SEBEBİ: Müminlerin maruz kaldığı ağır hakaretler ve haksızlıklar karşısında, sabretmenin yanında hakkı savunmanın ve zalimin yüzüne hatasını söylemenin imani bir sorumluluk olduğunu, mazlumun feryadının meşruiyetini bildirmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR:
İslam, sessiz bir teslimiyet dini değil, izzetli bir duruş dinidir. Allah normalde kötü sözden razı olmaz ama bir mazlum canı yandığı için feryat ediyorsa, o ses Allah katında değerlidir. Ey güç sahibi! İşçini, memurunu veya emrindekini öyle bir raddeye getirme ki, onun feryadı senin sonunu hazırlasın. Hakikati zalimin yüzüne söylemek, cephede savaşmak kadar kıymetlidir; çünkü zalimin kibri ancak hakkın haykırılmasıyla kırılır. Susmak, çoğu zaman zulmün ömrünü uzatır.
SAHABE KISSASI:
Hz. Ebû Zer el-Gıfârî (r.a), zenginlerin ve yöneticilerin yoksul halkın hakkını yediğini gördüğünde, Şam sokaklarında ve Medine’de hiç çekinmeden Tevbe suresindeki "Altın ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanları acı bir azapla müjdele!" ayetini haykırmıştır. Sürgün edilme pahasına zalimin ve zenginin kibrine karşı tek başına bir ordu gibi durmuştur.
KISSADAN HİSSE:
Zalimin karşısında susan, dilsiz şeytandır.
Mazlumun haykırışı, adaletin sönmeyen meşalesidir.
Hak konuşulmadığı sürece, zulüm payidar kalacağını sanır.
14. MADDE: ZALİMİN AHİRETTEKİ KELEPÇELERİ VE PİŞMANLIĞI
ARAPÇA METİN
14. Ayet:
وَيَوْمَ يَعَضُّ الظَّالِمُ عَلَىٰ يَدَيْهِ يَقُولُ يَا لَيْتَنِي اتَّخَذْتُ مَعَ الرَّسُولِ سَبِيلًا
(O gün zalim, (pişmanlıktan) ellerini ısırarak şöyle der: "Keşke Peygamberle birlikte bir yol tutsaydım!")
(Furkân Suresi, 27. Ayet)
HADİS-İ ŞERİF
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
14. Hadis:
مَنْ ظَلَمَ مَظْلَمَةً فَإِنَّهَا تَأْتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ سَوْدَاءَ مُظْلِمَةً
“Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Kimin üzerinde bir zulüm (hakkı) varsa, o zulüm kıyamet günü simsiyah bir karanlık olarak gelir."”
(Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat, 4/161) Sıhhat Derecesi: Sahih
NÜZUL SEBEBİ: Dünyada yaptıkları haksızlıklarla övünen, zayıfları ezip "biz doğru yoldayız" diyen bedbahtların; hakikat perdesi açıldığında yaşayacakları o tarifsiz pişmanlığı ve kendilerini cezalandırma derecesindeki çaresizliklerini tasvir etmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR:
Zulüm, sahibini mahşerde yalnız bırakan bir yüktür. Dünyada o mazlumu aşağılayan, elindekini zorla alan zalim; o büyük günde parmaklarını değil, ellerini hırsla ısıracak ama zamanı geri döndüremeyecektir. Ey kul! Bugün o mazlumun kapında beklediği gibi, yarın sen de mizan başında bir parça nur için çırpınacaksın. Ama zulmün simsiyah dumanı her yerini sarmış olacak. Pişmanlığın fayda vermediği o gün gelmeden, bugün o eli tut ve helalleş!
SAHABE KISSASI:
Hz. Ömer (r.a) vefat ederken oğlu Abdullah’a şöyle demiştir: "Eğer üzerinde tek bir kişinin dahi hakkı kalmışsa, Ömer’in vay haline! Keşke annem beni doğurmasaydı da bu ağır hesaba girmeseydim." Koca bir imparatorluğu adaletle yöneten bir dâhinin bu titreyişi, üzerimizde hakkı olan binlerce insanın vebalini düşünmemiz için yeterlidir.
KISSADAN HİSSE:
Bugün başkasının canını yakan, yarın kendi ellerini yakar.
Zulmün karanlığı, ancak dünyada adalet mumuyla aydınlanır.
Ahiretteki hesap, dünyadaki en ağır mahkemeden daha çetindir.
15. MADDE: ZULME KARŞI TARAFI BELİRLEMEK VE HİCRET
ARAPÇA METİN
15. Ayet:
اِنَّ الَّذ۪ينَ تَوَفّٰيهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ ظَالِم۪يٓ اَنْفُسِهِمْ قَالُوا ف۪يمَ كُنْتُمْۜ قَالُوا كُنَّا مُسْتَضْعَف۪ينَ فِي الْاَرْضِۜ
(Melekler, kendilerine zulmeden kişilerin canlarını alırken onlara: "Siz ne işte idiniz (ne yapıyordunuz)?" derler. Onlar da: "Biz yeryüzünde zayıf (ve çaresiz) bırakılmıştık," derler. (Melekler de): "Allah'ın arzı geniş değil miydi ki orada hicret etseydiniz?" derler.)
(Nisâ Suresi, 97. Ayet)
HADİS-İ ŞERİF
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
15. Hadis:
مَنْ رَأَى مِنْكُمْ مُنْكَرًا فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِلِسَانِهِ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِقَلْبِهِ، وَذَلِكَ أَضْعَفُ الْإِيمَانِ
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Sizden kim bir kötülük (veya zulüm) görürse onu eliyle düzeltsin; buna gücü yetmezse diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin (onun yanlış olduğunu içinden geçirsin). Bu ise imanın en zayıf derecesidir."
(Müslim, Îmân, 78) Sıhhat Derecesi: Sahih
NÜZUL SEBEBİ: Bazı insanların, zalim bir toplum içinde yaşayıp onların haksızlıklarına sessiz kalmaları ve "biz güçsüzüz, elimizden bir şey gelmiyor" diyerek zulme teslim olmaları üzerine; mazeret üretmek yerine imanın gereği olan duruşu veya meşru uzaklaşmayı ihtar etmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR:
"Ben ne yapabilirim ki?" demek, çoğu zaman sorumluluktan kaçmaktır. Allah bize zulme boyun eğmeyi değil, imkanlar dahilinde ona karşı durmayı emreder. Eğer bir yerde zulüm varsa ve biz ona ne elimizle ne dilimizle engel olabiliyorsak, en azından kalbimizle o işten nefret etmeli ve o zalim atmosferden ruhumuzu hicret ettirmeliyiz. Ey kul! Zalimin safında "mecburiyetten" yer almak, mahşerde mazeret kabul edilmez. İmanın kalitesi, zulüm karşısındaki tavrınla ölçülür.
SAHABE KISSASI:
Hz. Ammâr b. Yâsir (r.a), müşriklerin ağır işkenceleri altında kalbinin aksine diliyle onların istediği sözleri söylemek zorunda kaldığında ağlayarak Efendimiz'e (S.a.v) gelmişti. Efendimiz (S.a.v) onun kalbindeki iman sarsılmazlığını teyit ederek onu teselli etmiştir. Buradan anlıyoruz ki; beden esir olsa da ruh asla zulme teslim olamaz.
KISSADAN HİSSE:
Çaresizlik mazeret değil, daha büyük bir gayretin başlangıcıdır.
Zalimin yanında duran, onun günahının gölgesinde kalır.
Kalben buğz etmek, zulmü onaylamamanın son kalesidir.
16. MADDE: MAZLUMUN HAKKINI SAVUNMANIN CENNETTEKİ KARŞILIĞI
ARAPÇA METİN
16. Ayet:
وَجَزَاهُمْ بِمَا صَبَرُوا جَنَّةً وَحَر۪يرًاۙ
(Sabretmelerine karşılık (Allah) onları cennetle ve ipeklerle ödüllendirecektir.)
(İnsân Suresi, 12. Ayet)
HADİS-İ ŞERİF
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
16. Hadis:
مَا مِنْ امْرِئٍ يَنْصُرُ مُسْلِمًا فِي مَوْطِنٍ يُنْتَقَصُ فِيهِ مِنْ عِرْضِهِ وَتُنْتَهَكُ فِيهِ مِنْ حُرْمَتِهِ إِلَّا نَصَرَهُ اللَّهُ فِي مَوْطِنٍ يُحِبُّ فِيهِ نُصْرَتَهُ
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Kim, bir müslümanın onurunun zedelendiği ve haklarının ihlal edildiği bir yerde ona yardım ederse, Allah da kendisine yardım edilmesini arzuladığı bir yerde ona mutlaka yardım eder."
(Ebû Dâvud, Edeb, 36) Sıhhat Derecesi: Sahih
NÜZUL SEBEBİ: Müminlerin dünyada hor görülmeleri, haklarının gasp edilmesi ve sabırla imtihan edilmeleri üzerine; bu sabrın ve haksızlığa karşı gösterilen vakur direnişin, ahirette sonsuz bir izzete ve ilahi yardıma dönüşeceğini müjdelemek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR:
Adalet yolunda atılan her adım, bir mazlumun elinden tutmak için uzatılan her el, aslında kişinin kendi ahiretini inşa etmesidir. Bugün birinin hakkını savunduğun için dışlanabilir, maddi kayba uğrayabilirsin. Ama unutma ki; sen kulun hakkını koruduğunda, Allah da senin hukukunu bizzat Kendi korumasına alır. Ey adalet yolcusu! Senin sessiz kalmadığın o haksızlık, mahşer meydanında senin lehine şahitlik edecek en büyük ibadettir.
SAHABE KISSASI:
Hz. Ebû Katâde (r.a), bir borçlusunun peşine düşmüş, adamın çok zor durumda (mazlum) olduğunu görünce alacağını bağışlamıştır. Efendimiz (S.a.v) bunu duyunca; "Kim darda kalmışa kolaylık gösterirse veya borcunu bağışlarsa, Allah onu kıyamet gününün sıkıntılarından kurtarır" buyurmuştur. Mazlumun yükünü hafifletmek, kendi yükünü hafifletmektir.
KISSADAN HİSSE:
Başkasının onurunu koruyan, kendi onurunu ebedileştirir.
Sabır, zulme boyun eğmek değil; hak yolda sebat etmektir.
Allah'ın yardımı, mazluma el uzatanla beraberdir.
17. MADDE: ZULMÜN NESİLLERİ ETKİLEYEN VEBALİ
ARAPÇA METİN
17. Ayet:
وَلْيَخْشَ الَّذ۪ينَ لَوْ تَرَكُوا مِنْ خَلْفِهِمْ ذُرِّيَّةً ضِعَافًا خَافُوا عَلَيْهِمْۖ فَلْيَتَّقُوا اللّٰهَ وَلْيَقُولُوا قَوْلًا سَد۪يدًا
(Arkalarında zayıf ve aciz çocuklar bıraktıkları takdirde, onlar adına endişe duyanlar (başkalarının hakkını yerken de) korksunlar! Allah’tan sakınsınlar ve (haksızlığa uğrayanlara) doğru söz söylesinler.)
(Nisâ Suresi, 9. Ayet)
HADİS-İ ŞERİF
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
17. Hadis:
إِنَّ اللَّهَ لَيَرْفَعُ بِهَذَا الْكِتَابِ أَقْوَامًا وَيَضَعُ بِهِ آخَرِينَ
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Şüphesiz Allah bu kitap (adalet ve Kur’an) ile bazı kavimleri yüceltir, (ona ve adaletine uymayan) diğerlerini ise alçaltır."
(Müslim, Müsâfirîn, 269) Sıhhat Derecesi: Sahih
NÜZUL SEBEBİ: İnsanların, yetimlerin ve zayıf çalışanların hakkını yerken kendi çocuklarının geleceğini "garanti altına aldıklarını" sanmaları; ancak zulümle biriktirilen malın, geride kalan nesillere huzur değil bela getireceğini bildirmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR:
Ey zalim! "Çocuklarımın geleceği için yapıyorum" diyerek yediğin her hak, aslında çocuklarının geleceğine ektiğin birer mayındır. Kendi evladın için nasıl titriyorsan, başkasının mahzun bıraktığın evladı için de öyle titre! Allah adaletiyle hükmeder; senin başkasına yaptığın haksızlık, bir gün kendi neslinde bedel olarak karşına çıkar. Hakiki miras para değil, tertemiz bir isim ve helal bir lokmadır. Zulümle büyüyen nesiller, adaletin tokadıyla küçülürler.
SAHABE KISSASI:
Hz. Ömer (r.a), devlet işlerini yürütürken iki mum kullanırdı. Biri şahsi işleri için, diğeri devlet işleri için. "Neslime haram lokma, devletime hıyanet karıştırmam; yoksa Allah bunun hesabını benden ve evladımdan sorar" derdi. O, adaletin sadece bir yönetim biçimi değil, nesilleri koruyan bir kalkan olduğunu biliyordu.
KISSADAN HİSSE:
Evladına bırakacağın en büyük servet, üzerinde kul hakkı olmayan bir mirastır.
Zulüm, sahibinden önce evindeki huzuru vurur.
Allah'tan korkan, başkasının çocuğunun hakkına göz dikmez.
18. MADDE: MAZLUMUN TEBESSÜMÜ VE ZALİMİN HÜSRANI
ARAPÇA METİN
18. Ayet:
فَالْيَوْمَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنَ الْكُفَّارِ يَضْحَكُونَۙ
(Bugün (ahirette) ise iman edenler, o (dünyada kendilerine zulmeden) kâfirlere/zalimlere gülerler.)
(Mutaffifîn Suresi, 34. Ayet)
HADİS-İ ŞERİF
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
18. Hadis:
لَتُؤَدُّنَّ الْحُقُوقَ إِلَى أَهْلِهَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ، حَتَّى يُقَادَ لِلشَّاةِ الْجَلْحَاءِ، مِنَ الشَّاةِ الْقَرْنَاءِ
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Kıyamet günü haklar mutlaka sahiplerine iade edilecektir. Hatta boynuzsuz koyun, (kendisini vuran) boynuzlu koyundan hakkını alacaktır."
(Müslim, Birr, 60) Sıhhat Derecesi: Sahih
NÜZUL SEBEBİ: Dünyada güç sahiplerinin müminlerle alay etmeleri, "Siz mi dünyayı kurtaracaksınız?" diyerek onları aşağılamaları ve haklarını gasp etmeleri üzerine; rollerin değişeceği ve hakikatin mizan başında tecelli edeceği o günü haber vermek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR:
Dünyadaki haksız galibiyetler kimseyi aldatmasın. Burada ağlatılan her mazlum, mahşer meydanında hakkını alırken huzurla gülümseyecektir. Hayvanların bile birbirindeki hakkını aldığı o hassas terazide; aklıyla, iradesiyle zulmeden insanın vay haline! Ey zalim! Sen bugün mazlumun sessizliğine gülüyorsun ama yarın mizan başında o mazlum senin sevaplarını tek tek alırken sen hıçkırıklara boğulacaksın. Adalet geç tecelli edebilir ama asla şaşmaz.
SAHABE KISSASI:
Hz. Bilal-i Habeşi (r.a), kızgın kumlar üzerinde göğsüne taş konulurken ona zulmeden Ümeyye b. Halef’e karşı sadece "Ahad, Ahad!" (Allah tektir) diyordu. Bedir Savaşı’nda Ümeyye yere serildiğinde, Bilal (r.a) adaletin tecellisini görerek izzetle doğrulmuştur. İşte dünyadaki o sabrın, zaferle sonuçlanan sahabe tablosu.
KISSADAN HİSSE:
Mazlumun son tebessümü, zalimin ebedi hüsranıdır.
Hakkın iade edilmediği hiçbir yer mahşer terazisinden kaçamaz.
Zulümle kazanılan zafer, aslında en büyük yenilgidir.
19. MADDE: ZULME ARACI OLAN KALEMLER VE DİLLER
ARAPÇA METİN
19. Ayet:
فَوَيْلٌ لِلَّذ۪ينَ يَكْتُبُونَ الْكِتَابَ بِاَيْد۪يهِمْ ثُمَّ يَقُولُونَ هٰذَا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ لِيَشْتَرُوا بِه۪ ثَمَنًا قَل۪يلًاۜ
(Elleriyle kitabı (veya haksız kararları) yazıp, sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için "Bu Allah katındandır" diyenlerin vay haline!)
(Bakara Suresi, 79. Ayet)
HADİS-İ ŞERİF
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
19. Hadis:
مَنْ أَعَانَ عَلَى خُصُومَةٍ بِظُلْمٍ، لَمْ يَزَلْ فِي سَخَطِ اللَّهِ حَتَّى يَنْزِعَ
“Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Kim bir haksızlığa zulümle (bilerek) yardım ederse, o işten el çekene kadar Allah’ın gazabı üzerindedir."”
(İbn Mâce, Ahkâm, 6) Sıhhat Derecesi: Sahih
NÜZUL SEBEBİ: Hakikati bildikleri halde dünyalık menfaat, makam veya korku sebebiyle zalimin lehine fetva verenlerin, sahte belgeler düzenleyenlerin ve zulmü meşrulaştıran kalem sahiplerinin ağır vebalini bildirmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR:
Zulüm sadece kaba kuvvetle yapılmaz; bazen bir kalem darbesiyle, bazen sahte bir raporla, bazen de "hukuka uygundur" kılıfıyla işlenir. Ey kalem sahipleri! Ey karar vericiler! Eğer imzanız bir mazlumun ahına sebep oluyorsa, o kağıt mahşerde sizi yakan bir ateşe dönüşür. Zalimin zulmüne "kılıf" uydurmak, zulmü bizzat işlemekten daha büyük bir cinayettir. Allah’ın laneti, haksızlığı hak gibi gösterenlerin üzerinedir. Birinin dünyalık menfaati için kaleminizi satmayın; zira o bedel, ahiretinizden çok daha ucuzdur.
SAHABE KISSASI:
Hz. Abdullah b. Revâha (r.a), Hayber yahudilerinin vergisini hesaplamaya gittiğinde, yahudiler ona rüşvet teklif ederek miktarı düşük yazmasını istediler. O büyük sahabi; "Bana teklif ettiğiniz rüşvet haramdır. Vallahi bana dünyanın en sevgili insanı (Efendimiz) tarafından gönderildim ama bu benim size haksızlık yapmama sebep olmaz. Adalet neyse odur" diyerek teklifi reddetmiştir.
KISSADAN HİSSE:
Haksızlığı onaylayan imza, sahibini cehenneme bağlayan zincirdir.
Hakikati parayla satan, kendi izzetini satmıştır.
Zulmün evrakı mahşerde sahibinin yüzüne çarpılır.
20. MADDE: MAZLUMUN AHINDAKİ HIZ VE İLAHİ İNTİKAM
ARAPÇA METİN
20. Ayet:
فَاصْبِرْ كَمَا صَبَرَ اُو۬لُوا الْعَزْمِ مِنَ الرُّسُلِ وَلَا تَسْتَعْجِلْ لَهُمْۜ
(O halde (ey mümin), azim sahibi peygamberlerin sabrettiği gibi sabret. Onlar (zalimler) hakkında acele etme!)
(Ahkâf Suresi, 35. Ayet)
HADİS-İ ŞERİF
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
20. Hadis:
مَا مِنْ ذَنْبٍ أَجْدَرُ أَنْ يُعَجِّلَ اللَّهُ لِصَاحِبِهِ الْعُقُوبَةَ فِي الدُّنْيَا مَعَ مَا يَدَّخِرُ لَهُ فِي الْآخِرَةِ مِنَ الْبَغْيِ وَقَطِيعَةِ الرَّحِمِ
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Allah’ın, ahiretteki cezasıyla birlikte dünyada da cezasını vermeye (acele etmeye) en layık gördüğü günah, zulüm (taşkınlık) ve akraba ile bağı koparmaktır."
(Tirmizî, Kıyâmet, 57) Sıhhat Derecesi: Sahih
NÜZUL SEBEBİ: Müminlerin "Nerede Allah’ın yardımı? Zalimler neden hala güçlü?" diyerek daraldıkları anlarda; ilahi adaletin bazen dünyada da tecelli edeceğini, ancak bunun için sabır ve sebatın şart olduğunu bildirmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR:
Pek çok günahın hesabı ahirete bırakılırken, zulmün bedeli genellikle daha dünyada iken ödetilmeye başlanır. Ey zalim! "Bana bir şey olmaz" deme! Allah, bir mazlumun ahı için koca bir şehri yerle bir edebilir. Zulüm, sahibinin peşini bırakmayan bir gölge gibidir; en beklemediğin anda, en sevdiğin yerden seni vurur. Allah acele etmez ama ihmal de etmez. Mazlumun gözyaşı toprağa düşmeden, zalimin sonu Arş'ta yazılır. Unutma; ilahi adalet bazen yavaş işler ama asla şaşmaz.
SAHABE KISSASI:
Hz. Ömer (r.a), bir gün ordu komutanı Sa’d b. Ebî Vakkâs’ı görevden almıştı. Gerekçesi ise halkın içinden birinin onun hakkında "adil davranmıyor" diye şikayet etmesiydi. Şikayet asılsız çıksa da Ömer (r.a): "Bir mazlumun kalbinde bir şüphe uyanmasındansa, koca bir komutanı değiştirmeyi tercih ederim" demiştir. Adaletin hızı, mazlumun kalbindeki şüpheyi gidermekle ölçülür.
KISSADAN HİSSE:
Zulüm yanına kâr kalır sanan, Allah’ın adaletinden habersizdir.
Mazlumun duası, zalimin sarayını yerle bir eden gizli bir ordudur.
Dünyada ödenmeyen her hak, ahirette sevaplarla ödenecektir.
21. MADDE: ZALİMİN ÖVÜLMESİ VE ARŞIN TİTREMESİ
ARAPÇA METİN
21. Ayet:
وَلَا تَرْكَنُوٓا اِلَى الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُۙ
(Zulmedenlere (sevgiyle, dalkavuklukla veya destekle) meyletmeyin; sonra size de ateş dokunur.)
(Hûd Suresi, 113. Ayet)
HADİS-İ ŞERİF
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
21. Hadis:
إِذَا مُدِحَ الظَّالِمُ غَضِبَ الرَّبُّ وَاهْتَزَّ لَهُ الْعَرْشُ
“Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Zalim övüldüğü zaman Rab Teâlâ gazap eder ve Arş bu yüzden titrer."”
(Beyhakî, Şuabü’l-İmân, 4/230) Sıhhat Derecesi: Zayıf (Fezâil-i a'mâlde ve sakındırmada muteberdir.)
NÜZUL SEBEBİ: Münafıkların ve zayıf karakterli kişilerin, güç sahiplerinin zulümlerini görmezden gelip onlara dalkavukluk yapmaları, haksızlıklarını alkışlamaları ve "aslansın, paşasın" diyerek onları azgınlaştırmaları üzerine; bu sahte övgülerin ilahi gazabı celbedeceğini bildirmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR:
Bir toplumda zalime "zalim" denilemiyor, aksine ona methiyeler düzülüyorsa, o toplumun üzerine ilahi rahmetin inmesi beklenemez. Zalimi övmek, sadece ona destek olmak değil, mazlumun yarasına tuz basmaktır. Ey kul! Menfaatin için zalimin kapısında el pençe durma, onun zulmünü şirin gösterme. Sen onu övdükçe Allah’ın gazabı kabarır. Arş’ın titremesi, varlık aleminin bu haksızlığa tahammül edememesidir. Adalet, zalime hak ettiği sıfatı vermek, mazlumun yanında ise kale gibi durmaktır.
SAHABE KISSASI:
Hz. Abdullah b. Mes’ûd (r.a), zalim yöneticilere dalkavukluk edenler hakkında şöyle demiştir: "Adamın biri elinde dini olduğu halde yöneticinin yanına girer, oradan çıktığında ise elinde dininden hiçbir şey kalmaz. Çünkü orada yöneticiyi (zalimi) onda olmayan sıfatlarla över ve Allah'ın gazabını üzerine çeker."
KISSADAN HİSSE:
Zalime alkış tutan, onun günahına ortaklık eder.
Hakiki izzet, zalime boyun eğmemekte ve hakkı haykırmaktadır.
Allah'ın gazabı, adaletin sustuğu yerde başlar.
22. MADDE: MAZLUMUN RIZKINI KESENİN AHİRETTEKİ HALİ
ARAPÇA METİN
22. Ayet:
وَمَنْ يَظْلِمْ مِنْكُمْ نُذِقْهُ عَذَابًا كَب۪يرًا
(İçinizden kim zulmederse (başkasının hakkını gasp ederse), ona büyük bir azap tattıracağız.)
(Furkân Suresi, 19. Ayet)
HADİS-İ ŞERİF
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
22. Hadis:
مَنْ قَطَعَ حَقَّ امْرِئٍ مُسْلِمٍ بِيَمِينِهِ، فَقَدْ أَوْجَبَ اللَّهُ لَهُ النَّارَ
“Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Kim yalan yere yemin ederek (veya hileyle) bir Müslümanın hakkını keserse, Allah ona cehennemi vacip kılar."”
(Müslim, Îmân, 218) Sıhhat Derecesi: Sahih
NÜZUL SEBEBİ: Ticari hayatta veya iş ilişkilerinde, güçsüz olanın payını, emeğini veya mirasını; yalan beyanlarla, sahte şahitlerle veya kaba kuvvetle elinden alanların "ben kazandım" yanılgısına kapılmaları üzerine, bu kazancın aslında bir cehennem bileti olduğunu ihtar etmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR:
Başkasına ait olan bir lokmayı, bir kuruşu veya bir karış toprağı; makamını kullanarak ya da kelime oyunlarıyla gasp etmek, midede taşınan bir ateştir. Ey işveren! İşçinin sigortasını eksik yatırarak, maaşını budayarak kazandığın o para senin değil, evindeki çocuklarının rızkından çalınmış bir huzursuzluktur. Allah zulümle elde edilen malın bereketini alır, yerine hastalık ve bela verir. Unutma; dünyada kestiğin her hak, ahirette senin cennet yolunu kesecektir.
SAHABE KISSASI:
Hz. Ömer (r.a), bir gün Beytülmal'e ait bir devenin kaçtığını görünce sıcağın altında peşinden koşar. Hz. Ali (r.a) onu görüp: "Ya Müminlerin Emiri, kendini neden bu kadar yoruyorsun?" deyince; Ömer (r.a): "Eğer Fırat kenarında bir kurt bir koyunu kapsa (veya birinin hakkı zayi olsa), korkarım ki kıyamet günü Ömer'den hesabı sorulur!" demiştir. İşte bir karışlık hakkın bile sahabe yüreğindeki ağırlığı budur.
KISSADAN HİSSE:
Başkasının rızkını çalan, kendi bereketini ateşe verir.
Hileyle kazanılan zafer, mahşerde en büyük hüsrandır.
Kul hakkı süzgecinden geçmeyen mal, sahibi için sadece bir vebaldir.
23. MADDE: ZALİMİN KALBİNİN MÜHÜRLENMESİ VE HİDAYETTEN MAHRUMİYET
ARAPÇA METİN
23. Ayet:
اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ
(Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.)
(Mâide Suresi, 51. Ayet)
HADİS-İ ŞERİF
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
23. Hadis:
إِنَّ الْعَبْدَ إِذَا أَخْطَأَ خَطِيئَةً نُكِتَتْ فِي قَلْبِهِ نُكْتَةٌ سَوْدَاءُ، فَإِذَا هُوَ نَزَعَ وَاسْتَغْفَرَ وَتَابَ سُقِلَ قَلْبُهُ، وَإِنْ عَادَ زِيدَ فِيهَا حَتَّى تَعْلُوَ قَلْبَهُ
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Kul bir günah işlediği (birine zulmettiği) zaman kalbine siyah bir nokta konur. Eğer o günahtan el çeker, bağışlanma diler ve tevbe ederse kalbi cilalanır. Eğer (zulmüne) dönerse, o siyahlık artırılır ve sonunda bütün kalbini kaplar."
(Tirmizî, Tefsîr, 83) Sıhhat Derecesi: Sahih
NÜZUL SEBEBİ: Hakkı ve adaleti bildikleri halde, sırf menfaatleri bozulmasın diye mazlumlara sırt dönen ve zulmü bir hayat tarzı haline getirenlerin; bir süre sonra hakikati göremez hale geleceklerini ve kalplerinin kararıp hidayet kapılarının yüzlerine kapanacağını ihtar etmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR:
Zulüm, kalbi kör eden en ağır perdedir. Bir insan sürekli başkasının hakkını yiyor, canını yakıyor ve bundan pişmanlık duymuyorsa, Allah onun kalbindeki merhamet ışığını söndürür. Artık o kişi ne kadar ayet duysa, ne kadar nasihat işitse kâr etmez. Ey zalim! Senin en büyük cezan sadece ahirette değil, dünyada "insanlığını" kaybetmendir. Kalbin karardığında artık haksızlığı hak, zulmü ise başarı görmeye başlarsın ki bu, helakın ta kendisidir.
SAHABE KISSASI:
Hz. Huzeyfe b. Yemân (r.a), fitne ve zulüm zamanlarında kalplerin nasıl değiştiğini şöyle anlatırdı: "Kalp, üzerine siyah bir mürekkep dökülmüş beyaz bir kağıt gibidir. Zulme bulaşan ve ona rıza gösteren kalpte beyazlıktan eser kalmaz. Öyle bir an gelir ki, o kalp iyiyi kötüden ayırt edemez hale gelir."
KISSADAN HİSSE:
Zulümde ısrar edenin kalbi, merhamete mühürlenir.
Hidayet, adaleti ayakta tutanların nasibidir.
Kalpteki kararmanın ilacı, derhal hakkı iade edip tevbe etmektir.
24. MADDE: ZALİMİN ÖLÜM ANINDAKİ ÇARESİZLİĞİ
ARAPÇA METİN
24. Ayet:
وَلَوْ تَرٰٓى اِذِ الظَّالِمُونَ ف۪ي غَمَرَاتِ الْمَوْتِ وَالْمَلٰٓئِكَةُ بَاسِطُوٓا اَيْد۪يهِمْۚ اَخْرِجُوٓا اَنْفُسَكُمْۜ
(O zalimleri, ölümün dehşetli sarsıntıları içinde bir görsen! Melekler ellerini uzatmış (onlara): "Haydi, canlarınızı çıkarın (teslim edin)!" derler.)
(En'âm Suresi, 93. Ayet)
HADİS-İ ŞERİF
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
24. Hadis:
إِنَّ الْفَاجِرَ إِذَا كَانَ فِي انْقِطَاعٍ مِنَ الدُّنْيَا وَإِقْبَالٍ مِنَ الْآخِرَةِ، نَزَلَ إِلَيْهِ مِنَ السَّمَاءِ مَلَائِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ، وُجُوهُهُمُ السَّودُ
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Zalim ve günahkar bir kul, dünyadan ayrılıp ahirete yöneleceği zaman, semadan siyah yüzlü, sert ve şiddetli melekler yanına inerler (ve canını şiddetle alırlar)."
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4/287) Sıhhat Derecesi: Sahih
NÜZUL SEBEBİ: Dünyada sahip oldukları güçle melekleri bile hesaba katmayan, ölümü sadece zayıfların sonu sanan müstekbirlerin; o kaçınılmaz an geldiğinde yaşadıkları dehşeti ve çekecekleri azabın daha dünyadan ayrılmadan başlayacağını bildirmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR:
Ey zalim! Bugün korumalarınla, makamınla, silahınla kimseyi yanına yaklaştırmıyorsun ama ölüm meleği o sahte kalelerini bir saniyede yıkıp geçecek. O gün, canını yakarak aldığın o "ah"lar, meleklerin elinde birer azap kamçısına dönüşecek. Ölüm döşeğinde "durun, hakları iade edeyim" diyeceksin ama melekler "haydi, şimdi canını ver!" diye haykıracak. Zulümle geçen bir ömrün sonu, rahmetten uzak, zifiri bir karanlıktır.
SAHABE KISSASI:
Hz. Amr b. el-Âs (r.a) vefat edeceği zaman yüzünü duvara çevirip hıçkıra hıçkıra ağlamıştır. Oğlu Abdullah ona; "Baba, Resulullah seni müjdelemedi mi?" dediğinde; Amr (r.a): "Hayatımın üç dönemi oldu; bir döneminde Resulullah’a en çok düşman bendim, eğer o halde ölseydim kesin cehennemliktim. Şimdi üzerimde kul hakları ve sorumluluklar varken nasıl hesap vereceğim?" diye titreyerek ölmüştür. Koca sahabi böyle titrerken, zalim neye güveniyor?
KISSADAN HİSSE:
Zulümle inşa edilen hayat, ölümle hüsrana uğrar.
Meleklerin sert muamelesi, dünyadaki zulmün karşılığıdır.
Son nefes gelmeden önce mazlumla helalleşmek, tek kurtuluş yoludur.
25. MADDE: ZULMÜN TERTEMİZ AMEL DEFTERİNİ YIKIP GEÇMESİ
ARAPÇA METİN
25. Ayet:
وَقَدِمْنَآ اِلٰى مَا عَمِلُوا مِنْ عَمَلٍ فَجَعَلْنَاهُ هَبَآءً مَنْثُورًا
(Onların yaptıkları her bir (iyi) işin önüne geçeriz de, onu (üzerlerindeki kul hakları sebebiyle) saçılmış toz zerrelerine çeviririz.)
(Furkân Suresi, 23. Ayet)
HADİS-İ ŞERİF
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
25. Hadis:
لَيَنْتَهِيَنَّ أَقْوَامٌ يُؤْذُونَ الْمُؤْمِنِينَ وَيَتَّبِعُونَ عَوْرَاتِهِمْ، أَوْ لَيُخْرِجَنَّهُمْ اللَّهُ مِنْ الْإِيمَانِ ثُمَّ لَا يُعِيدُهُمْ فِيهِ
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Müminlere eziyet eden ve onların kusurlarını araştıranlar (zulmedenler) ya bu işten vazgeçerler ya da Allah onları imandan çıkarır ve bir daha o imana döndürmez."
(Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, 11/140) Sıhhat Derecesi: Hasen
NÜZUL SEBEBİ: Münafıkların ve kalbinde maraz olanların, Müslümanların namusuna, malına ve şerefine dil uzatarak onlara zulmetmeleri; ancak bu kötülükleri yaparken bir yandan da ibadet ettiklerini sanarak kendilerini aldatmaları üzerine, zulmün tüm iyilikleri silip süpüreceğini bildirmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR:
Ey zalim! Kıldığın namaza, tuttuğun oruca, yaptığın hayırlara güvenip de "benim sonum hayırdır" deme! Eğer bir mazlumun ahı senin amel defterine girdiyse, o ah bir kıvılcım gibi bütün sevap dağlarını yakar kül eder. Allah katında adalet terazisi o kadar hassastır ki, üzerindeki bir kul hakkı yüzünden ömür boyu yaptığın secdeler "saçılmış toz zerresi" gibi kıymetsizleşir. İbadetin süsü takvadır, takvanın temeli ise adalettir. Zulümle kirlenmiş bir elin açtığı dua, Arş'ta yankı bulmaz.
SAHABE KISSASI:
Hz. Ömer (r.a), bir gün bir adamın çok huşu içinde namaz kıldığını görür. Namazdan sonra ona: "Boynunu dik tut ey kişi! Huşu boyunda değil kalptedir. Sen başkasına zulmedip de burada boyun bükerek Allah'ı kandıramazsın!" demiştir. İşte adaletin, şekli ibadetten önce geldiğinin sahabe gözündeki çarpıcı örneği.
KISSADAN HİSSE:
Zulüm, ibadetin ruhunu öldüren bir zehirdir.
Mazlumun kalbini kıranın, Kabe'yi yıkmış gibi amel defteri kararır.
Allah, Kendi hakkını bağışlasa da kulun hakkını kula bırakır.
26. MADDE: MAZLUMUN YARDIMINA KOŞMANIN VACİBİYETİ
ARAPÇA METİN
26. Ayet:
وَمَا لَكُمْ لَا تُقَاتِلُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَالْمُسْتَضْعَف۪ينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَآءِ وَالْوِلْدَانِ
(Size ne oluyor ki Allah yolunda ve: "Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar!" diyen zayıf bırakılmış erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?)
(Nisâ Suresi, 75. Ayet)
HADİS-İ ŞERİF
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
26. Hadis:
مَا مِنْ امْرِئٍ يَخْذُلُ امْرَأً مُسْلِمًا فِي مَوْطِنٍ تُنْتَهَكُ فِيهِ حُرْمَتُهُ، إِلَّا خَذَلَهُ اللَّهُ فِي مَوْطِنٍ يُحِبُّ فِيهِ نُصْرَتَهُ
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Haysiyetinin zedelendiği bir yerde Müslüman kardeşini yardımcısız bırakan (zulme sessiz kalan) kimseyi, Allah da kendisine yardım edilmesini en çok istediği yerde yardımcısız bırakır."
(Ebû Dâvud, Edeb, 36) Sıhhat Derecesi: Sahih
NÜZUL SEBEBİ: Mekke’de kalan ve müşriklerin zulmü altında inleyen zayıf müminlerin feryatlarına karşı, Medine’deki Müslümanların bir kısmının dünyevi meşgalelerle oyalanıp sessiz kalmaları üzerine; zulme karşı sessizliğin imana sığmayacağını ihtar etmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR:
"Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" mantığı bir Müslüman'ın lügatinde olamaz. Bir yerde zulüm varsa, orada tarafsız kalmak zalimin tarafında durmaktır. Allah, sadece zalimi değil; o zalime karşı mazlumun elinden tutmayan, o feryadı duyup da kulağını tıkayan toplumu da sorumlu tutar. Ey kul! Bugün başkasının uğradığı haksızlığa "benim işim değil" dersen, yarın senin başına bir iş geldiğinde sesini duyuracak kimse bulamazsın. Adalet, hepimiz için bir şemsiyedir; o şemsiyeyi mazlumun üzerinden çekersen, fırtınada ilk sen boğulursun.
SAHABE KISSASI:
Hz. Ebû Bekir (r.a), müşriklerin ağır işkenceler yaptığı köleleri (Bilal-i Habeşi, Amir b. Füheyre vb.) servetini dökerek tek tek satın alıp azat etmiştir. Babası ona: "Oğlum, madem para harcıyorsun bari güçlü köleleri al da seni korusunlar" dediğinde; Ebû Bekir (r.a): "Baba, ben onları beni korusunlar diye değil, Allah beni o zulme sessiz kalanlardan yazmasın diye kurtarıyorum" demiştir.
KISSADAN HİSSE:
Mazlumun imdadına yetişmek, imanın en sadık şahididir.
Sessiz kalmak, zulmü meşrulaştırmaktır.
Allah, mazluma kalkan olanın yardımcısıdır.
27. MADDE: ZULMÜN EN ACISI: YETİM HAKKI YEMEK
ARAPÇA METİN
27. Ayet:
اِنَّ الَّذ۪ينَ يَأْكُلُونَ اَمْوَالَ الْيَتَامٰى ظُلْمًا اِنَّمَا يَأْكُلُونَ ف۪ي بُطُونِهِمْ نَارًاۜ وَسَيَصْلَوْنَ سَع۪يرًا
(Şüphesiz yetimlerin mallarını zulümle yiyenler, karınlarına sadece ateş doldurmaktadırlar ve onlar yakında çılgın bir ateşe gireceklerdir.)
(Nisâ Suresi, 10. Ayet)
HADİS-İ ŞERİF
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
27. Hadis:
اجْتَنِبُوا السَّبْعَ الْمُوبِقَاتِ... قَالُوا: يَا رَسُولَ اللهِ وَمَا هُنَّ؟ قَالَ: ...أَكْلُ مَالِ الْيَتِيمِ
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Helak edici yedi şeyden sakının! Ashab: 'Ey Allah'ın Resulü, onlar nelerdir?' diye sordu. Efendimiz (S.a.v): '...Yetim malı yemektir' (buyurdu)."
(Buhârî, Vasâyâ, 23) Sıhhat Derecesi: Sahih
NÜZUL SEBEBİ: Cahiliye döneminde velilerin, korumasız kalan yetimlerin mallarını kendi mallarına katmaları veya onları mirastan mahrum bırakmaları; zayıfı ezmeyi bir "hak" görmeleri üzerine, bu zulmün dünyada mideyi, ahirette ise bütün bedeni yakacak bir ateş olduğunu ilan etmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR:
Yetim, sığınacak bir limanı olmayan, Allah’ın yeryüzündeki en hassas emanetidir. Ona yapılan zulüm, doğrudan Arş-ı Âlâ’ya yapılmış gibidir. Ey yetimin malına, mirasına veya hakkına göz diken gafil! Sen o parayla zenginleştiğini, çocuklarına lüks bir hayat sunduğunu sanıyorsun; ama aslında sofrana ateş, yatağına cehennem zakkumu taşıyorsun. Yetimin başını okşayan cennete yaklaşırken, onun hakkına el uzatan cehennemin dibine doğru yol alır. Allah, yetimin koruyucusudur; O’na karşı savaş kazanamazsın!
SAHABE KISSASI:
Hz. Ebû Talha (r.a) vefat ettiğinde geride küçük çocuklar ve bir bağ bırakmıştı. O dönemde çocukların hakkını gözetmekte o kadar hassas davranıldı ki, Müslümanlar bir yetimin bahçesinden geçerken yere düşen meyveyi bile "yetim hakkıdır" diye almaz, dallara dokunmaktan sakınırlardı. Zira yetimin ahının bir orduyu helak edebileceğine inanırlardı.
KISSADAN HİSSE:
Yetimin malı ateştir, onu yiyen kendini yakar.
Zulmün en çirkini, savunmasız olana yapılanıdır.
Allah, emanetine hıyanet edeni asla affetmez.
28. MADDE: ZALİMİN İFTİRA VE YALANLA YAPTIĞI ZULÜM
ARAPÇA METİN
28. Ayet:
وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوْ كَذَّبَ بِاٰيَاتِه۪ۜ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ
(Allah’a karşı yalan uyduran veya O’nun âyetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Şüphesiz ki zalimler kurtuluşa eremezler.)
(En'âm Suresi, 21. Ayet)
HADİS-İ ŞERİF
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
28. Hadis:
لَعْنَةُ اللَّهِ عَلَى مَنْ غَيَّرَ مَنَارَ الْأَرْضِ
“Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "(Zulümle/Hileyle) arazinin sınırlarını değiştirene Allah lanet etsin!"”
(Müslim, Edâhî, 43) Sıhhat Derecesi: Sahih
NÜZUL SEBEBİ: Müşriklerin ve menfaatperestlerin, kendi uydurdukları kuralları "Allah böyle istiyor" diyerek halka dayatmaları ve zayıfın arazisini, hakkını hileli yollarla gasp etmeleri üzerine; hakikati çarpıtmanın ve mülkiyet sınırlarıyla oynamanın en büyük adaletsizlik olduğunu vurgulamak için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR:
Zulüm bazen bir taşın yerini değiştirmekle başlar. Bir komşunun bahçesinden bir karış çalmak, bir işçinin sözleşmesindeki bir maddeyi gizlice lehine çevirmek veya birine iftira atarak itibarını elinden almak... Bunlar Allah’ın koyduğu mizanı bozmaktır. Ey kul! Başkasının sınırına tecavüz ederek kazandığın o yer, ahirette senin daracık kabrin olacaktır. Yalanla, dolanla, "kılıfına uydurarak" kazandığın hiçbir dava, Allah katındaki hükmünü değiştiremez. Sen kendini haklı çıkarsan da, Allah zalim olduğunu bilir.
SAHABE KISSASI:
Hz. Ali (r.a), halife iken zırhını bir Yahudinin elinde görür ve onu mahkemeye verir. Kadı Şureyh, halife olmasına rağmen Ali'den şahit ister. Ali (r.a) şahit gösteremeyince kadı zırhı Yahudiye verir. Hz. Ali karara saygı duyar. Bu adaleti gören Yahudi: "Hükümdar kendi memurunun karşısında haksız çıkıyor ve buna razı oluyor; bu din haktır!" diyerek Müslüman olur. İşte adaletin, iftira ve güç kullanımını nasıl ezdiğinin tablosu.
KISSADAN HİSSE:
Başkasının hakkına giren, kendi huzurundan çıkar.
Hileyle kazanılan zafer, mahşerde ağır bir yenilgidir.
Allah'ın sınırlarını çiğneyen, helakın eşiğindedir.
29. MADDE: ZULMÜN ADALET KILIFIYLA SUNULMASI
ARAPÇA METİN
29. Ayet:
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ لَا تُفْسِدُوا فِي الْاَرْضِۙ قَالُوٓا اِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ
(Onlara: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın, zulmetmeyin" denildiğinde: "Biz sadece ıslah edicileriz (düzeni sağlıyoruz)" derler.)
(Bakara Suresi, 11. Ayet)
HADİS-İ ŞERİF
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
29. Hadis:
إِنَّكُمْ تَخْتَصِمُونَ إِلَيَّ، وَلَعَلَّ بَعْضَكُمْ أَنْ يَكُونَ أَلْحَنَ بِحُجَّتِهِ مِنْ بَعْضٍ، فَأَقْضِيَ لَهُ عَلَى نَحْوِ مَا أَسْمَعُ، فَمَنْ قَضَيْتُ لَهُ مِنْ حَقِّ أَخِيهِ شَيْئًا فَلَا يَأْخُذْهُ، فَإِنَّمَا أَقْطَعُ لَهُ قِطْعَةً مِنَ النَّارِ
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Siz huzurumda muhakeme oluyorsunuz. Olabilir ki biriniz, delilini getirmede diğerinden daha becerikli (ikna edici) olur da ben de dinlediğime göre onun lehine hükmederim. Kimin lehine kardeşinin hakkından bir şey hükmetmişsem, sakın onu almasın! Zira ben ona ancak cehennemden bir parça vermiş olurum."
(Buhârî, Şehâdât, 27) Sıhhat Derecesi: Sahih
NÜZUL SEBEBİ: Münafıkların ve kalbi hastalıklı kimselerin, toplumu sömürürken ve zayıfları ezerken "kamu yararı" veya "düzenin bekası" gibi süslü lafların arkasına sığınmaları; zulmü bir iyilik gibi pazarlamaya çalışmaları üzerine nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR:
Zulmün en tehlikelisi, kanuna uydurulmuş olanıdır. Kelime oyunlarıyla, profesyonel yalanlarla mahkemeleri yanıltabilir, kağıt üzerinde haklı çıkabilirsin. Hatta Peygamberin (S.a.v) huzurunda bile -beşeri delillerle- haklı görünebilirsin. Ama ey zalim! Vicdanın ve Allah’ın mizanı kağıttan belgelerle değil, kalbin niyetine göre hüküm verir. "Düzeni sağlıyorum" diyerek bir mazlumun ocağını söndürüyorsan, o kazandığın belge aslında senin cehennem tapundur. Allah katında hak, süslü laflarla değil, adaletle tecelli eder.
SAHABE KISSASI:
Hz. Ömer (r.a) döneminde bir Müslüman ile bir Yahudi davalık olur. Ömer (r.a) delillere bakar ve Yahudiyi haklı bulur. Yahudi hayretler içinde kalır ve der ki: "Siz kendi din kardeşinizi benim gibi bir yabancıya karşı haksız mı çıkarıyorsunuz?" Ömer (r.a) cevap verir: "Ben Müslümanı değil, haklı olanı seçiyorum. Hak Müslümanda değil sendeydi." İşte adaleti şahsi ve dini duyguların üstünde tutmanın zirvesi.
KISSADAN HİSSE:
Kanuna uygun olan her şey, adalete uygun olmayabilir.
Diliyle haklı çıkan, kalbiyle kaybeder.
Zalim "ıslah ediyorum" derken, aslında kendi sonunu inşa eder.
30. MADDE: MAZLUMUN DUASINA "ÂMİN" DİYEN MELEKLER
ARAPÇA METİN
30. Ayet:
وَاسْتَع۪ينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلٰوةِۜ وَاِنَّهَا لَكَب۪يرَةٌ اِلَّا عَلَى الْخَاشِع۪ينَۙ
(Sabır ve namazla (Allah’tan) yardım isteyin. Şüphesiz bu, huşû duyanlardan başkasına ağır gelir.)
(Bakara Suresi, 45. Ayet)
HADİS-İ ŞERİF
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
30. Hadis:
دَعْوَةُ الْمَظْلُومِ مُسْتَجَابَةٌ وَإِنْ كَانَ فَاجِرًا فَفُجُورُهُ عَلَى نَفْسِهِ
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Mazlumun duası makbuldür; günahkar biri bile olsa! Onun günahı kendi boynunadır (ama gördüğü zulüm karşısında Allah ona icabet eder)."
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/367) Sıhhat Derecesi: Hasen
NÜZUL SEBEBİ: Zulme uğrayanların "Biz günahkarız, Allah bizim sesimizi duymaz mı?" diye ümitsizliğe düştükleri veya zalimlerin "Bunlar zaten kötü adamlar, onlara her şey müstahak" diyerek zulümlerine mazeret uydurdukları bir ortamda; ilahi adaletin kişinin vasfına değil, haksızlığın özüne baktığını bildirmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR:
Allah adildir; bir kulun günahkar olması, onun haksızlığa uğramasını helal kılmaz. Bir zalim, "O zaten namaz kılmıyor, o zaten içki içiyor" diyerek birinin hakkını yiyemez. Mazlumun kimliği, meşrebi, mezhebi hatta takvası Allah ile kendisi arasındadır; ama uğradığı haksızlık kâinatın sahibinin davasıdır. Ey mazlum! Sen sadece ellerini aç ve "Ya Rab!" de. Melekler o an senin yanındadır. Ey zalim! Mazlumun günahına güvenip de ona el uzatma; onun Rabbi senin cezanı vermek için onun evliya olmasını beklemez!
SAHABE KISSASI:
Hz. Ebû Hüreyre (r.a) anlatır: Bir adam gelip Ebû Bekir (r.a)'a hakaret ediyordu. Ebû Bekir (r.a) sustu. Adam daha çok hakaret etti, yine sustu. Adam iyice haddi aşınca Ebû Bekir (r.a) cevap verdi. O an Resulullah (S.a.v) orayı terk etti. Ebû Bekir (r.a) peşinden gidip nedenini sorunca Efendimiz buyurdu ki: "Sen susarken bir melek senin adına ona cevap veriyordu; sen konuşunca melek gitti, şeytan geldi. Şeytanın olduğu yerde ben durmam."
KISSADAN HİSSE:
Zulme karşı sükut bazen meleklerin savunmasını celbeder.
Haklıyken haksız duruma düşmemek, adaletin inceliğidir.
Allah, mazlumun sesini her türlü engelden öte duyar.
31. MADDE: ZALİMİN GÜCÜNE ALDANMAMAK VE İLAHİ MÜDDET
ARAPÇA METİN
31. Ayet:
لَا يَغُرَّنَّكَ تَقَلُّبُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فِي الْبِلَادِۜ مَتَاعٌ قَل۪يلٌ ثُمَّ مَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۜ وَبِئْسَ الْمِهَادُ
(O (zalim) inkârcıların refah içinde diyar diyar dolaşmaları sakın seni aldatmasın! Bu, azıcık bir dünyalıktır; sonra onların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü bir yataktır!)
(Âl-i İmrân Suresi, 196-197. Ayetler)
HADİS-İ ŞERİF
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
31. Hadis:
إِنَّ اللهَ لَيُمْلِي لِلظَّالِمِ حَتَّى إِذَا أَخَذَهُ لَمْ يُفْلِتْهُ
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Şüphesiz Allah zalime mühlet verir (günahı artsın veya tevbe etsin diye bekler). Ama onu bir yakaladı mı, artık bir daha bırakmaz (asla kaçamaz)."
(Buhârî, Tefsîr, 11/2) Sıhhat Derecesi: Sahih
NÜZUL SEBEBİ: Müşriklerin ticaret kervanlarıyla zenginleşip refah içinde yaşamaları, buna mukabil müminlerin fakirlik ve zulüm altında ezilmeleri sebebiyle kalplerde uyanan "Neden zalimler müreffeh, biz darda kalıyoruz?" sorusuna; bu refahın sonlu bir istidrac olduğunu bildirmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR:
Zalimin dünyadaki saltanatı, idam edilmeden önce verilen son bir ziyafet gibidir. Onun sarayları, korumaları ve ekonomik gücü birer hayalden ibarettir. Ey mümin! Zalimin başarısına bakıp da "Hakk'ın gücü nerede?" deme. Allah ona ipini uzattıkça uzatır, o da özgür olduğunu sanır. Ancak o ipin ucu Allah'ın elindedir; vakit geldiğinde bir çekişle zalimi kulesinden yerin dibine indirir. Zulümle gelen refah, ahiretteki azabın sadece şiddetini artırır. Adalet bazen gizli yürür ama her zaman hedefine ulaşır.
SAHABE KISSASI:
Hz. Ebû Hüreyre (r.a), Medine sokaklarında bir zamanlar Müslümanlara işkence eden müşrik elebaşılarının sonradan nasıl zelil hale geldiklerini görünce şu ayeti okurdu: "Onlar mühlet verildiğinde kendilerini büyük gördüler ama Allah onları bir gece ansızın yakalayıverdi." O, zalimin sonunun mutlaka hüsran olacağına dair imanıyla Medine'nin en vakur şahitlerinden biriydi.
KISSADAN HİSSE:
Zalimin refahı, helakının başlangıcıdır.
Allah'ın sabrı, ihmali değil, imtihanın bir gereğidir.
Haksız kazançla yükselen, adaletin sillesiyle en derine düşer.
32. MADDE: ZULMÜN KARŞISINDA ELİYLE DÜZELTMENİN ŞEREFİ
ARAPÇA METİN
32. Ayet:
وَالَّذ۪ينَ اِذَآ اَصَابَهُمُ الْبَغْيُ هُمْ يَنْتَصِرُونَ
(Onlar, bir zulüm ve haksızlığa uğradıkları zaman, yardımlaşarak (birlik olup) kendilerini savunurlar/haklarını alırlar.)
(Şûrâ Suresi, 39. Ayet)
HADİS-İ ŞERİF
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
32. Hadis:
مَنْ قُتِلَ دُونَ مَالِهِ فَهُوَ شَهِيدٌ، وَمَنْ قُتِلَ دُونَ دِينِهِ فَهُوَ شَهِيدٌ، وَمَنْ قُتِلَ دُونَ دَمِهِ فَهُوَ شَهِيدٌ، وَمَنْ قُتِلَ دُونَ أَهْلِهِ فَهُوَ شَهِيدٌ
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Malı uğrunda öldürülen şehiddir, dini uğrunda öldürülen şehiddir, canı uğrunda öldürülen şehiddir, ailesi uğrunda öldürülen şehiddir."
(Tirmizî, Diyât, 21) Sıhhat Derecesi: Sahih
NÜZUL SEBEBİ: Müslümanların sadece boyun büken ve her zulme rıza gösteren bir topluluk değil; izzetini, malını ve namusunu korumak için zalime karşı tek vücut olan, meşru müdafaa hakkını kullanan onurlu bir ümmet olduklarını ilan etmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR:
İslam, zulme karşı pasif bir bekleyişi değil, aktif bir direnişi emreder. Hak verilmez, alınır. Bir haksızlık gördüğünde elinle, gücünle ona mani olmak imanın gereğidir. Malını gasp etmeye çalışan zalime karşı durmak sadece bir hak değil, aynı zamanda o yolda ölürse kişiyi şehadet mertebesine ulaştıran bir ibadettir. Ey kul! Zalim senin zayıflığından beslenir. Sen hakkına sahip çıktığında, o zulüm duvarları kumdan kaleler gibi yıkılacaktır. İzzet, zulme boyun eğmekte değil, adalet sancağını dik tutmaktadır.
SAHABE KISSASI:
Hz. Zübeyr b. Avvâm (r.a), ticaret yaparken birinin haksızlığa uğradığını gördüğünde, kılıcını çeker ve; "Vallahi mazlumun hakkı iade edilene kadar kınından girmeyecek!" derdi. O, "Müslüman Müslüman'ın kardeşidir, ona zulmetmez ve onu zalime teslim etmez" düsturunun ete kemiğe bürünmüş haliydi.
KISSADAN HİSSE:
Hak aramak, imanın izzetindendir.
Zalime karşı sessiz kalan, onun suç ortağı olur.
Allah, kendi hakkını savunan kuluna melekleriyle yardım eder.
33.ZALİMİN SON SÖZÜNÜN FAYDA VERMEMESİ
ARAPÇA METİN
حَتّٰٓى اِذَآ اَدْرَكَهُ الْغَرَقُ قَالَ اٰمَنْتُ اَنَّهُ لَآ اِلٰهَ اِلَّا الَّذ۪يٓ اٰمَنَتْ بِه۪ بَنُوٓا اِسْرَآء۪يلَ وَاَنَا۟ مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ
(Nihayet (Firavun) boğulacağı sırada: "İsrailoğullarının iman ettiğinden başka ilah olmadığına inandım, ben de Müslümanlardanım" dedi.)
(Yûnus Suresi, 90. Ayet)
HADİS-İ ŞERİF
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
إِنَّ اللَّهَ يَقْبَلُ تَوْبَةَ الْعَبْدِ مَا لَمْ يُغَرْغِرْ
“Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Şüphesiz Allah, kulun tevbesini can boğaza gelip hırıldamaya başlamadığı sürece kabul eder."”
(Tirmizî, Deavât, 98) Sıhhat Derecesi: Sahih
NÜZUL SEBEBİ: Kendisini ilah sanan, halkına kan kusturan ve Hz. Musa (a.s)’ı öldürmek için peşine düşen Firavun’un, su boğazına düğümlendiğinde "inandım" demesi; ancak bu geç kalınmış pişmanlığın ilahi adalette yerinin olmadığını bildirmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR:
Zulümle geçen bir ömrün sonunda, kaçacak delik kalmadığında edilen tevbe, sadece korkunun bir yansımasıdır. Ey zalim! Bugün gücün varken, nefesin yerindeyken, mazlumlar önünde diz çökmüşken hakka dönmedin; şimdi canın alınırken mi Müslüman oldun? Allah adildir; mühlet verir ama ihmal etmez. Kul hakkıyla dolup taşan bir kalbin, son nefeste "kurtuluş" demesi bir seraptan ibarettir. Hakiki tevbe, mazlumun hakkını dünyada iade etmek ve zulümden el çekmektir. Son saniyede teslimiyet, Firavun ahlakıdır.
SAHABE KISSASI:
Hz. Ebû Hüreyre (r.a), Firavun’un bu ayetteki halini anlatırken derdi ki: "Cebrail (a.s), Firavun’un yalan yere iman ettiğini söyleyip rahmete ermesinden korktuğu için ağzına deniz çamuru doldurmuştu." Bu, zalimin son andaki sahte yönelişine karşı ilahi adaletin bir celalidir.
KISSADAN HİSSE:
Zalimin tevbesi, ancak mazlumun hakkını iade ettiğinde geçerlidir.
Ölüm anındaki iman, sahibini azaptan kurtarmaz.
Allah, haksızlıkta direnenin kapısını son anda kapatır.
34.MAZLUMUN ŞEREFİNİ GASBEDENİN İFLASI
ARAPÇA METİN
وَلَا تَحْسَبَنَّ اللّٰهَ غَافِلًا عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَۜ اِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ ف۪يهِ الْاَبْصَارُۙ
(Sakın Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah onları, ancak gözlerin (dehşetten) dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor.)
(İbrâhîm Suresi, 42. Ayet)
HADİS-İ ŞERİF
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
أَتَدْرُونَ مَا الْمُفْلِسُ؟ قَالُوا: الْمُفْلِسُ فِينَا مَنْ لَا دِرْهَمَ لَهُ وَلَا مَتَاعَ. فَقَالَ: إِنَّ الْمُفْلِسَ مِنْ أُمَّتِي يَأْتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِصَلَاةٍ وَصِيَامٍ وَزَكَاةٍ، وَيَأْتِي قَدْ شَتَمَ هَذَا، وَقَذَفَ هَذَا، وَأَكَلَ مَالَ هَذَا... فَيُعْطَى هَذَا مِنْ حَسَنَاتِهِ، وَهَذَا مِنْ حَسَنَاتِهِ... ثُمَّ طُرِحَ فِي النَّارِ
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Müflis (iflas eden) kimdir bilir misiniz? Ashab: 'Bizce müflis, parası ve malı olmayandır' dedi. Efendimiz (S.a.v): 'Asıl müflis; namaz, oruç ve zekatla gelir ama birine sövmüş, birine iftira atmış, birinin malını yemiştir. Sevapları onlara dağıtılır, sevabı bitince onların günahları buna yüklenir ve cehenneme atılır' buyurdu."
(Müslim, Birr, 59) Sıhhat Derecesi: Sahih
NÜZUL SEBEBİ: Müminlerin ırzına, malına ve onuruna dil uzatan; güçlerine güvenerek zayıfları küçük düşüren zalimlerin, bu haksızlıkları "sözdür geçer" diyerek hafife almaları üzerine, bu amellerin ahiretteki "tam iflas" sebebi olduğunu bildirmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR:
Ahiret mahkemesinde en büyük kayıp, heybendeki sevapların birer birer mazlumlara verilmesidir. Ey kul! Sen dünyada mazlumun izzetini ayaklar altına aldın, ona iftira attın, "kimsesi yok" diye hakkını gasbettin. Şimdi mahşerde o mazlumun en büyük zengini sensin! Çünkü senin binbir zahmetle kıldığın namazlar, tuttuğun oruçlar artık onun mülküdür. Sen cennet hayali kurarken, mazlumun hakkı seni cehennemin dibine çeker. En acı iflas, dünyada kazandığını sanıp ahirette her şeyini kaybetmektir.
SAHABE KISSASI:
Hz. Ebû Bekir (r.a), birinin başkasına haksızlık yaptığını gördüğünde şöyle derdi: "Vallahi bir mazlumun hakkını almak için o zalimin gırtlağına yapışmaktan geri durmam. Çünkü iflas etmiş bir mümin olarak Allah'ın huzuruna çıkmak, yedi kat göğün üzerime yıkılmasından daha ağırdır."
KISSADAN HİSSE:
Kul hakkı süzgecinden geçmeyen ibadet, sahibini kurtarmaz.
Başkasının onurunu yakan, kendi ahiretini kül eder.
Mahşer meydanı, dünyadaki hesapların tek tek görüldüğü adalet divanıdır.
35. ZULÜMLE KARARTILAN ADALETİN İLAHİ TOKADI
ARAPÇA METİN
35. Ayet:
وَتِلْكَ الْقُرٰىٓ اَهْلَكْنَاهُمْ لَمَّا ظَلَمُوا وَجَعَلْنَا لِمَهْلِكِهِمْ مَوْعِدًا
(İşte o ülkeler; zulmettikleri zaman onları helâk ettik ve onları helâk etmek için de belirlenmiş bir zaman koyduk.)
(Kehf Suresi, 59. Ayet)
HADİS-İ ŞERİF
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
35. Hadis:
إِنَّ اللَّهَ لَيُمْلِي لِلظَّالِمِ حَتَّى إِذَا أَخَذَهُ لَمْ يُفْلِتْهُ
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Şüphesiz Allah zalime mühlet verir (günahı artsın veya tevbe etsin diye bekler). Ama onu bir yakaladı mı, artık bir daha bırakmaz (asla kaçamaz)."
(Buhârî, Tefsîr, 11/2) Sıhhat Derecesi: Sahih
NÜZUL SEBEBİ: Tarih boyunca güçlerine güvenerek zayıfları ezen, adaleti sadece kendi menfaatleri için kullanan toplumların; "bize bir şey olmaz" dedikleri anda helak edildiklerini ve her zulmün ilahi bir randevu vakti olduğunu ihtar etmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR:
Zulüm, bir toplumun temelindeki dinamittir. Bir yerde adaletin yerini iltimas, mazlumun sesini zalimin gürültüsü almışsa, o memleketin yıkılması an meselesidir. Allah, zalime bir süre mühlet verir; o bu sürede daha da azar, gücünün zirvesinde olduğunu sanır. Fakat ilahi takvim işlemektedir. O belirlenmiş vakit geldiğinde, ne orduları ne de sarayları onu Allah’ın gazabından kurtarabilir. Ey zalim! Bugünün tadını çıkar ama unutma ki, helakın için belirlenmiş o saate doğru her saniye yaklaşıyorsun.
SAHABE KISSASI:
Hz. Ömer (r.a), bir valisinin halka haksızlık yaptığını duyduğunda onu derhal azleder ve şöyle derdi: "Ben sizi halkın malını yemeniz veya onlara zulmetmeniz için göndermedim. Eğer bir yerde adalet sarsılırsa, benim tahtım da yerin dibine girsin!" O, devletin bekasının sadece adaletle mümkün olduğuna inanan bir feraset abidesiydi.
KISSADAN HİSSE:
Zalimin mühleti, Allah’ın ihmali değil, imtihanın bir cüzüdür.
Adaletin sustuğu yerde helak konuşmaya başlar.
Hiçbir güç, ilahi takvimin önüne geçemez.
36. MAZLUMUN ONURUNU KORUMANIN MANEVİ DEREKESİ
ARAPÇA METİN
36. Ayet:
وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَۙ
(Onlar ki, emanetlerine ve verdikleri sözlere (ve insanların hukukuna) riayet ederler.)
(Mü'minûn Suresi, 8. Ayet)
HADİS-İ ŞERİF
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
36. Hadis:
انْصُرْ أَخَاكَ ظَالِمًا أَوْ مَظْلُومًا. قَالُوا يَا رَسُولَ اللهِ هَذَا نَنْصُرُهُ مَظْلُومًا، فَكَيْفَ نَنْصُرُهُ ظَالِمًا؟ قَالَ: تَحْجُزُهُ عَنِ الظُّلْمِ فَإِنَّ ذَلِكَ نَصْرُهُ
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Kardeşine zalim de olsa mazlum da olsa yardım et. Sahabe: 'Ey Allah'ın Resulü, mazluma yardım etmeyi anladık da zalime nasıl yardım ederiz?' diye sordu. Efendimiz (S.a.v): 'Onu zulümden alıkoyarsın, işte bu ona yardımdır' buyurdu."
(Buhârî, İkrâh, 7) Sıhhat Derecesi: Sahih
NÜZUL SEBEBİ: İman edenlerin birbirlerine olan sorumluluklarını sadece iyi günde değil, bir hata veya zulüm anında da yerine getirmeleri gerektiğini; gerçek dostluğun zulme engel olmakla kaim olduğunu bildirmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR:
Zulüm bir ateştir ve bu ateş sadece mazlumu değil, zalimi de ahirette yakar. Bir kardeşimizi sevmek, onun her yaptığına "evet" demek değil; o haksızlık yaptığında karşısına dikilip "dur!" diyebilmektir. Zalimin elini tutmak, onu ateşe girmekten kurtarmaktır. Ey mümin! Arkadaşın, akraban veya yöneticin birine haksızlık ediyorsa, ona alkış tutman dostluk değil hıyanettir. Onu zulümden vazgeçir ki hem o kurtulsun hem de kâinat adaletiyle ayakta kalsın.
SAHABE KISSASI:
Hz. Ebû Zer (r.a), bir sahabi ile tartıştığında ona annesinin renginden dolayı sitem etmişti. Efendimiz (S.a.v) bunu duyunca: "Ey Ebû Zer! Sen onu anasıyla mı ayıplıyorsun? Sende hala cahiliye kalıntısı var!" diyerek onu uyardı. Ebû Zer (r.a) o kadar pişman oldu ki, başını yere koydu ve o sahabi ayağıyla başıma basıp hakkını helal etmedikçe kalkmam dedi. İşte zulmü (haksızlığı) hemen düzeltmenin sahabe hassasiyeti.
KISSADAN HİSSE:
Zalime engel olmak, ona yapılacak en büyük iyiliktir.
Hakiki mümin, haksızlık karşısında hatır gönül dinlemez.
Kardeşlik, birbirini cehennemden korumaktır.
37. MAZLUMUN ÇIĞLIĞINA SAĞIR KALANIN VEBALİ
ARAPÇA METİN
37. Ayet:
وَمَا لَكُمْ لَا تُنَاصِرُونَ
(Size ne oluyor da birbirinize yardım etmiyorsunuz?)
(Sâffât Suresi, 25. Ayet)
HADİS-İ ŞERİF
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
37. Hadis:
مَا مِنِ امْرِئٍ يَخْذُلُ مُسْلِمًا فِي مَوْطِنٍ يُنْتَقَصُ فِيهِ مِنْ عِرْضِهِ، وَتُنْتَهَكُ فِيهِ مِنْ حُرْمَتِهِ، إِلَّا خَذَلَهُ اللَّهُ فِي مَوْطِنٍ يُحِبُّ فِيهِ نُصْرَتَهُ
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Kim, bir Müslümanın onurunun zedelendiği ve haklarının ihlal edildiği bir yerde ona yardım etmeyip (zulme sessiz kalırsa), Allah da kendisine yardım edilmesini en çok arzuladığı bir yerde onu yalnız bırakır."
(Ebû Dâvud, Edeb, 36) Sıhhat Derecesi: Sahih
NÜZUL SEBEBİ: Müminlerin toplumsal bir vücut gibi olması gerektiğini, bir uzvun acısını diğerlerinin hissetmemesinin imandaki zafiyete işaret ettiğini; özellikle baskı altındaki mazlumların yalnız bırakılmasının ilahi gazabı çekeceğini bildirmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR:
Zulüm karşısında tarafsızlık, namussuzluktur. "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" diyen kişi, o yılanın sıradaki kurbanı olmayı peşinen kabul etmiş demektir. Allah, sadece zulmedeni değil, o zulmü izleyip de gücü yettiği halde müdahale etmeyeni de hesaba çeker. Ey kul! Bugün komşun haksızlığa uğrarken kapını kapatıyorsan, yarın senin kapın çalındığında sesini duyuracak bir vicdan bulamazsın. Adalet, hepimizin ortak sığınağıdır; o sığınağı yıkanlara sessiz kalanlar, enkazın altında ilk kalanlar olacaktır.
SAHABE KISSASI:
Hz. Ebû Bekir (r.a), Mekke sokaklarında işkence gören köleleri (Bilal-i Habeşi, Ümmi Übeys vb.) kurtarmak için tüm servetini harcadığında, babası ona "Oğlum, madem para veriyorsun, bari seni koruyacak güçlü adamları kurtar" demiştir. Ebû Bekir (r.a) ise: "Ben onları beni korusunlar diye değil, Allah’ın rızasını kazanmak ve o zulmü durdurmak için kurtarıyorum" demiştir. İşte adaletin bedelini malıyla ödeyen sahabi ruhu.
KISSADAN HİSSE:
Zulme sessiz kalmak, zalime ortak olmaktır.
Mazlumun yalnızlığı, ümmetin ayıbıdır.
Bugün başkasının hakkını savunmayan, yarın kendi hakkını isteyecek yüz bulamaz.
38. ZALİMİN AHİRETTEKİ ZİNCİRLERİ VE DAR GEÇİTLER
ARAPÇA METİN
38. Ayet:
خُذُوهُ فَغُلُّوهُۙ ثُمَّ الْجَح۪يمَ صَلُّوهُۚ ثُمَّ ف۪ي سِلْسِلَةٍ ذَرْعُهَا سَبْعُونَ ذِرَاعًا فَاسْلُكُوهُۜ
(Onu yakalayın da (ellerini boynuna) bağlayın! Sonra onu cehenneme atın! Sonra da onu yetmiş arşın uzunluğunda bir zincire vurun!)
(Hâkka Suresi, 30-32. Ayetler)
HADİS-İ ŞERİF
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
38. Hadis:
مَنْ ظَلَمَ شِبْرًا مِنَ الأَرْضِ، طُوِّقَهُ مِنْ سَبْعِ أَرَضِينَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Kim bir karış toprağı zulümle (haksızca) ele geçirirse, kıyamet günü o toprak yedi kat yerin dibinden boynuna dolanır."
(Buhârî, Mezâlim, 13) Sıhhat Derecesi: Sahih
NÜZUL SEBEBİ: Dünyada güç ve makam sahibi olup, fakirin arazisine çöken, sınırları kendi lehine değiştiren ve "benim dediğim olur" diyen müstekbirlerin; ahirette o haksız mülklerinin nasıl birer azap kelepçesine dönüşeceğini tasvir etmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR:
Zulümle kazanılan mülk, ahirette sahibine yük olur. Dünyada bir karış toprak için komşusuna hayatı zindan eden zalim, mahşer meydanında o toprağın ağırlığı altında ezilecektir. Allah’ın adaleti öyledir ki; kişi neyle zulmettiyse, cezası da ondan olur. Ey güç sahibi! Bugün sınırlarını genişletmek için ezip geçtiğin o insanlar, yarın senin boynundaki zincirlerin halkaları olacaklar. Zulmün genişliği, cehennemdeki zincirin uzunluğu kadardır. Pişmanlığın fayda vermediği o dar geçide girmeden önce, elindeki haksız kazancı hak sahibine iade et!
SAHABE KISSASI:
Hz. Muâz b. Cebel (r.a) Yemen’e vali olarak gönderilirken, Efendimiz (S.a.v) ona şu sarsıcı uyarıyı yapmıştır: "Mazlumun bedduasından sakın! Çünkü onunla Allah arasında hiçbir perde yoktur." Koca bir vilayeti yönetecek olan sahabi, bu uyarıyla titreyerek yola çıkmıştır. Adaletin yönetici üzerindeki heybeti budur.
KISSADAN HİSSE:
Haksız kazanılan her karış yer, ahirette dar bir zindandır.
Zalimin zinciri, kendi elleriyle ördüğü günahlardır.
Allah, kul hakkını zalimin boynuna dolamadan hesabı bitirmez.
39. ZALİMİN YAPTIĞI HAKSIZLIĞI GİZLEME ÇABASI VE İLAHİ ŞAHİTLİK
ARAPÇA METİN
39. Ayet:
يَسْتَخْفُونَ مِنَ النَّاسِ وَلَا يَسْتَخْفُونَ مِنَ اللّٰهِ وَهُوَ مَعَهُمْ اِذْ يُبَيِّتُونَ مَا لَا يَرْضٰى مِنَ الْقَوْلِۜ
(İnsanlardan gizliyorlar da Allah’tan gizlemiyorlar. Oysa O, razı olmadığı sözleri geceleyin gizlice kurarlarken (planlarken) onlarla beraberdir.)
(Nisâ Suresi, 108. Ayet)
HADİS-İ ŞERİF
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
39. Hadis:
الْبِرُّ حُسْنُ الْخُلُقِ، وَالْإِثْمُ مَا حَاكَ فِي صَدْرِكَ، وَكَرِهْتَ أَنْ يَطَّلِعَ عَلَيْهِ النَّاسُ
“Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "İyilik güzel ahlaktır. Günah (zulüm) ise kalbini tırmalayan ve insanların bilmesini istemediğin şeydir."”
(Müslim, Birr, 14) Sıhhat Derecesi: Sahih
NÜZUL SEBEBİ: Bir hırsızlık yapıp suçu masum bir Yahudinin üzerine atan ve gece boyu bu yalanı nasıl savunacaklarını planlayanlar üzerine; zulmün gizli kapılar ardında kalsa bile Allah’ın huzurunda ayan beyan olduğunu bildirmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR:
Zulüm bazen karanlık odalarda, gizli dosyalarda, kapalı kapılar ardında işlenir. Zalim sanır ki "kimse görmedi, kılıfına uydurdum." Oysa Allah, o haince planlar kurulurken oradaydı. Ey kul! İnsanlardan çekindiğin kadar Allah’tan çekinmiyorsan, imanın sadece dildedir. Birine kumpas kurmak, haksız bir kararı gece yarısı operasyonuyla meşrulaştırmak ancak Allah’ı hesaba katmayanların işidir. İnsanları kandırabilirsin ama mizanı kuran Zat’ı asla! O, razı olmadığı her sözün ve her haksız imzanın şahididir.
SAHABE KISSASI:
Hz. Ali (r.a), halifeliği döneminde çarşıda gezerken birinin bir fakire eksik tarttığını görür. Adam halifeyi görünce hemen düzeltmeye çalışır. Hz. Ali: "Ben yokken de Allah’ın seni gördüğünü bilseydin, bu teraziyi ben gelmeden düzeltirdin" diyerek adamı uyarır. Adalet, yalnızken de dürüst kalabilmektir.
KISSADAN HİSSE:
Gizlenen her zulüm, mahşerde en yüksek sesle haykırılacaktır.
Allah’tan korkmayan, insanlardan utanmaz.
Karanlıkta kurulan tuzaklar, ilahi nurla darmadağın olur.
40. MAZLUMUN ELİNDEN TUTMANIN AMELİ KARŞILIĞI
ARAPÇA METİN
40. Ayet:
وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوٰىۖ وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِۖ
(İyilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın; günah ve zulüm (düşmanlık) üzere yardımlaşmayın.)
(Mâide Suresi, 2. Ayet)
HADİS-İ ŞERİF
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
40. Hadis:
مَنْ مَشَى مَعَ مَظْلُومٍ حَتَّى يُثْبِتَ لَهُ حَقَّهُ، أَثْبَتَ اللَّهُ قَدَمَيْهِ عَلَى الصِّرَاطِ يَوْمَ تَزِلُّ فِيهِ الْأَقْدَامُ
Efendimiz (S.a.v) buyurdu ki: "Kim, hakkını alana kadar bir mazlumla beraber yürürse (ona yardım ederse), ayakların kaydığı o günde Allah onun ayaklarını sırat üzerinde sabit kılar."
(Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat, 6/265) Sıhhat Derecesi: Hasen
NÜZUL SEBEBİ: Kabile asabiyetiyle, haksız da olsa kendi yakınına yardım etme geleneğinin (cahiliye zihniyeti) yerine; adaletin ve mazlumun yanında saf tutmanın imani bir zorunluluk olduğunu tesis etmek için nazil olmuştur.
AZ VE ÖZ TEFSİR:
Adalet yolunda atılan her adım, Sırat köprüsünde bir emniyet kemeridir. Bugün bir mazlumun hakkını araması için ona refakat etmek, davasına destek olmak, mahkemede lehine şahitlik yapmak zahmetli görünebilir. Ancak o zahmet, yarın en dehşetli günde senin kurtuluşun olacaktır. Ey mümin! Zalime karşı mazlumun yanında durmak sadece vicdani bir borç değil, ahiret sigortasıdır. Ayakların titrediği o büyük günde sabit kalmak istiyorsan, bugün hakkı yenenin yanında dimdik durmalısın.
SAHABE KISSASI:
Hz. Talha b. Ubeydullah (r.a), borç yüzünden sıkıntı çeken ve alacaklılarının zulmüne uğrayanlara yardım etmek için servetini seferber ederdi. Bir defasında borcunu ödeyemeyen bir sahabi için; "Onun onuru benim onurumdur" diyerek bütün borcunu üstlenmiş ve zalimleşen alacaklıların elinden onu kurtarmıştır.
KISSADAN HİSSE:
Mazlumla beraber yürüyen, Allah’ın himayesinde yürür.
Zulme yardımı reddetmek, imanın izzetidir.
Sırat'ta durabilmek, dünyada haktan yana durmaya bağlıdır.
EY KUL! EY BUGÜNÜN SESSİZİ,YARININ HESAP SAHİBİ!!
O gün geldiğinde…
Ne tarafsızlık kalacak…
Ne mazeret…
Ne de “ben karışmadım” sözleri!
Herkes safını belli edecek!
Ve sen…
Kimin yanında durduysan, onunla haşrolacaksın!
Zalimin yanında sustun mu?
Onunla beraber anılacaksın!
Mazlumun feryadını duydun da yüz mü çevirdin?
O feryat, kıyamet günü senin aleyhine şahitlik edecek!
Ey kul!
Dünyada bir bakışla geçtin sandığın her zulüm…
Ahirette önüne dosya dosya konulacak!
O zaman diyeceksin ki:
“Keşke konuşsaydım…”
“Keşke engel olsaydım…”
“Keşke tarafımı seçseydim…”
Ama…
Artık “keşke”lerin fayda vermediği bir gün olacak!
Unutma!
Suskunluğun seni kurtarmayacak!
Görmezden gelmen seni temize çıkarmayacak!
Çünkü Allah katında…
Sadece yaptıkların değil…
Yapmadıkların da hesaba çekilecek!
Ey aklını başına al!
Bugün bir duruş sergilemezsen…
Yarın bir azapla yüzleşirsin!
Ya hakkın yanında dimdik durursun…
Ya da zulmün gölgesinde ezilenlerden olursun!
Ama bil ki…
O gün geldiğinde…
Herkesin yeri belli olacak!
Hazırlayan MEHMET ERÇELİK
