Bakara Sûresi 1. Âyet Tefsiri — Beydâvî Tefsiri
Nâsırüddin el-Beydâvî
2 / BAKARA SÛRESİ
Medîne'de inmiştir. 286 âyettir.
1
Elif, Lâm. Mîm.
Elif, Lâm. Mîm. Bu ve bunun gibi sûre başlarındaki hece harfleri isimlerdir; sahipleri de kelimeleri oluşturan harflerdir. Çünkü isim tarifine girer ve isme arız ve mahsus olan tarif, tenkir, cemi, tasgîr vb. şeyler buna gelir. İmâm Hâlil ile Ebû Ali (el Farisî) bunu açıkça ifade etmişlerdir.
İbn Mes'ud radıyallahü anh rivâyetinde aleyhis-salâtü ves-selâm Efendimiz'in:
"Kim Allah'ın kitabından bir harf okursa, onun için on sevap vardır; her sevap da on katınadır.” Ben, elif lâm mim bir harftir, demiyorum; fakat "elif bir harftir, lâm bir harftir, mim de bir harftir” hadisindeki harften maksat terminolojideki harf değildir. Çünkü terminolojideki harf örfe göredir ve yeni bir tariftir. Burada hadiste ise lügat manası kastedilmiştir. Belki de ona delâlet ettiği şeyin ismini vermiştir.
Onların isim sahipleri de kelimeleri oluşturan harfler olduğu için başlarına bunlar geçirilmiştir ki, ilk kulağa çarpan isim sahipleri olsun istenilmiştir. Elif’in yerine istiare yoluyla hemze kullanılmıştır; çünkü onunla başlamak mümkün değildir.
Bunlar başlarına amiller geçmedikçe boştur ve irabı yoktur; çünkü irabı icap ve iktiza eden şey yoktur. Ancak bunlar onu kabul edebilir ve iraha da maruzdur. Çünkü aslen mebni olana benzememektedir. Bunun içindir ki, iki sâkin cem edilerek sad ve kaf denilmiş; eyne ve haulai gibi muamele edilmemiştir.
Sonra bunların isim sahipleri de kelâmın öğesi ve onu oluşturan maddeler olduğu için sûre bunlardan bazıları ile başlatıldı. Burada Kur'ân'ın meydan okuduğu kimseye şu mesaj verilmek istenmekte ve dikkati çekilmektedir: Onlara okunan şeyin aslı da manzum bir kelâmdır, o da kendi kelâmlarını oluşturan şeylerden oluşmuştur. Eğer o, Allah'tan başkasından olsa idi birbirlerine yardım etmelerine ve fesahatlarının kuvvetli olmasına rağmen benzerini getirmekten aciz olmazlardı.
Bir de sûrelerin bununla başlatılması kulaklarına mu'cize olan bir şeyin çarpması içindi. Çünkü harflerin isimlerini söylemek yazı yazan ve ders gören kimseye mahsustur. Ama yazarlara karışmamış ümmi bir kimseden böyle bir şeyin olması uzak bir ihtimaldir ve yazma, okuma gibi harikulade bir şeydir.
Hele bunu yaparken öyle bir şeyi göz önüne almıştır ki, onda üstün zekalı ve sanatkâr kimseler aciz kalır. Şöyle ki, o bu başlangıç harflerinde on dört isim (harf) getirmiştir. Bunlar alfabenin yarısıdır, eğer elif kendi başına bir harf sayılmazsa. Bunu da yirmi dokuz sûrede kullanmıştır ki, elif kendi başına bir sayılırsa tam alfabenin sayısı kadar olur.
Bunlardan mehmuse harflerden yani telâffuz edildiği zaman mahreçte aralık kalıp nefesin aktığı harflerden yarısını yani ha, he, sad, sin ve kâfi zikretti. Kalan yarısı da mechure'lerdendir, onları da len yaktaa emer harfleri toplamıştır. Ecedte tabakake'de toplanan şiddetli sekiz harften de dördünü kullanmıştır ki, onlar da ekateke lâfzı toplar (elif, kaf, tı, kâf). Diğerleri de rehavet harflerindendir ki, bunları hums alâ nabra harfleri toplar. Itbak denen sad, dad, tı, zı harflerinden de yarısını kullanmıştır. Kalan infitah harflerinden de yarısını kullanmıştır. Kutbced dediğimiz mahreçleri sarsılan harflerden yarıdan azını kullanmıştır. İki liyn (yumuşak) harften de ye'yi kullanmıştır, çünkü onun ağırlığı daha azdır. İstila denen ve telâffuz edilirken dilin üst damağa doğru kalkmasını temin eden harflerden de yandan azını kullanmıştır. Kalan inhifad harflerinden de yarısını kullanmıştır. Sîbeveyh'in dediği ve İbn Cinnî'nin tercihi üzere on bir bedel harflerinden - ki, onları da ehadün taveytü minha lâfızları toplar - bunlardan da yaygın ve meşhur olan altısını kullanmıştır ki, onları da ehetameyn lâfzı toplar. Bazıları da başka yedi harf ziyade etmişlerdir ki, bunlar da useylal'daki lâm, sad ile Sırât ve zirat'taki sad ile sin'dir, ecdaf taki fe'dir, ean'deki ayndır, suruğuddelv'deki peltek se'dir, basmüke'deki be'dir. Böylece hepsi on sekiz oldu. Bunlardan da dokuzunu zikretti; altı zikri geçenlerle lâm, sad ve ayn'dır. Kendi misli ile idgam edilip de yakınlarına idgam edilmeyenlere gelince bunlar da on beştir: Hemze, he, ayn, sad, ti, mim, ye, hı, ğayn, dad, fe, zı, şin, ze, vavdır, bunların da yarıdan azını zikretti. Her ikisinde idgam edilenlerden de ki, bunlar da kalan on üçtür, onların da yarıdan çoğunu zikretti: Ha, kaf, kâf, ra, sin, lâm, nûn'dan ibarettir, çünkü idgamda hafiflik ve fesahat vardır. Mahreçleri yakın olanlara idgam edilmeyip de onlara mahreçleri yakm olanların idgam edilenlerden - ki, bunlar da ze, sin ve fe'dir - yarısını zikretti. Telâffuz ederken dilin kaydığı ve rübbe müneffelin lâfızlarının topladığı ha, hı, ayn, ğayn, he ve hemze boğaz harflerinden - ki, bunlar da kelâmda çok kullanılır - bunların da üçte ikisini zikretti.
Mezid binaları da yedi harfliyi geçmediği için, elyevme tensahu lâfızlarının topladığı on harften buna dikkat çekmek için yedisini zikretti.
Eğer kelimeleri ve terkiplerini iyi araştırırsan her cinsten terk edilen harflerin daha az olduğunu görürsün.
Sonra bunları tekil, ikili, üçlü, dörtlü ve beşli olarak zikretti, bunu da kendisiyle meydan okunan Kur'ân'ın asılları tek, iki ve daha çok harften oluştuğunu göstermek için yaptı. Üç sûrede de üç tek harflileri zikretti. Çünkü bunlar üç kısım olan isim, fiil ve harfte de bulunur. Dört tane de ikili zikretti; çünkü bunlar da hazifsiz olarak harfte bulunur, Meselâ bel gibi. Fiilde de hazini olarak bulunur, Meselâ kul gibi. İsimde hazifsiz olarak bulunur, Meselâ men gibi ve hazini olarak bulunur, Meselâ dem gibi. Bunlar da dokuz sûrede bulunur, çünkü üç kısımdan her birinde üç çeşidi bulunur. Meselâ isimlerde men, iz ve zu gibi. Fiillerde kul, bi' ve haf gibi. Harflerde de en, min ve müz gibi, bu sonuncusunu harficer sayanlara göredir. Üç tane üçlü zikretti, çünkü bunlar üç kısımda da gelir, bunları da on üç sûrede zikretti. Bununla da kullanılan bina asıllarının on üç olduğuna dikkat çekmek istedi. Bunlardan on'u isimler, üç'ü fiiller içindir. İkişer de dörtlü ve beşli zikretti,…