Talak Sûresi 1. Âyet Tefsiri — Rûhu'l-Beyân Tefsiri (Türkçe Muhtasar)
İsmâil Hakkı Bursevî (Muhtasar: M. Ali Sâbûnî)
TALAK SURESİ
Medine devrinde nazil olmuştur. 12 âyettir.
1
Ey Peygamber! Kadınları boşayacağınız zaman... Boşama karşılığında kullanılan ”talâk" kelimesi, sözlükte bağdan salıvermek anlamındadır. Deveyi bağından çözdüm mânâsında, ”etlaktu'l-baîyre min ıkâlihî" denilir. ”Tallaktuhu da aynı anlamdadır. Kadını boşamak terimi de bu anlamdan alınmıştır. Boşadığın zaman da ”O taliktir," denilir ki, nikâh ipinden çözülmüş demektir. ”Selâm", ”teslim" kelimesi gibi selâm vermek anlamında kullanıldığı gibi: ”talâk" da, ”tatlik" kelimesi gibi boşamak anlamında kullanılır. Bu izaha göre âyetin mânâsı şöyle olmaktadır: ”Zifafa girdiğiniz ve hayız sayarak iddet bekleyen kadınları boşamak istediğiniz ve bunda kararlı olduğunuz zaman..." Aşağıda gelecek olan ”fe tallikühunne = onları boşayın" cümlesi, buna delâlet etmektedir. Bu âyette bir şeye yönelen, o şeye başlamış gibi telakki edilmiştir (boşamayı isteyen sanki boşamış gibi düşünülmüştür.)
Hitap tüm ümmete şamil olduğu halde, nidanın sadece Hazret-i Peygambere yöneltil işi, Rasûlüllah'ın ümmetin imamı ve önderi oluşundandır. Nitekim bir toplumun reisine ve büyüğüne, onun önceliğini göstermek, liderliğine ve onun toplumunun dili olduğuna itibar için ”Ey filan! Şöyle şöyle yap," denilir. Hitabı toplumun liderine yöneltmek, onu toplum üzerine şerefli kabul etmektir. Çünkü o bu durumda toplumu kendi isminde toplamış olur.
Bu hitapla ilgili olarak Kesfu'l-Esrar da dört görüş olduğu bildirilmektedir. Bunlar:
1- Hitap Rasülüllah'adır. Kendisini yüceltmek için çoğul kelime kullanılmıştır. Nitekim krallara hitap edilirken çoğul, kullanılır.
2- Hitap Rasülüllah'adır ama murad ümmetidir.
3- Bu, ”Ey Peygamber ve müminler! Boşadığınız zaman..." takdirindedir. Hüküm bu mânâya delâlet ettiği için ”müminler" kelimesi hazfedilmiş, belirtilmemiştir.
4- Mânâ: ”Ey Peygamber! Mü'minlere söyle, boşadı klan zaman..." şeklindedir.
Bu son görüş, makama daha uygun düşmektedir. ”Ey Peygamber! Hanımlarına söyle..." (Ahzâb: 59) ve ”Müminlere söyle..." (Nur: 30) âyetlerine benzemektedir.
Hazret-i Peygamber ilâhî hükmü açıklamak için hanımını boşamıştır. Hazret-i Ömer'in kızı Hazret-i Hafsa'yı boşamış, âyet-i kerime inince dönmüştür. O, çok hadis bilen, fakih bir kadındı. Taberî'nin anlattığına göre Rasûlüllah onu boşayınca kendisine: ”Ona dön. Şüphesiz o çok oruç tutan, çok namaz kılan birisidir. O, cennette senin hanımlarındandır," denildi. (1)
1- Hadisi İbn Ebî Hâtem, Enes'ten şu şekilde rivayet etmiştir: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Hafsa'yı boşadı. Hafsa ailesinin yanına geldi. Bunun üzerine: ”Ey Peygamber! Kadınları boşadığınız zaman..." mealindeki âyet indi. Rasûlüllah'a: ”Ona dön, şüphesiz o, çok oruç tutan, çok namaz kılan bindir," denildi. Bkz. Muhtasaru Tefsin İbn Kesîr, 3/512.
İddetlerini gözeterek boşayın. ”İddet", ”saydı" fiilinin mastarıdır.
Kadının boşandıktan veya kocası öldükten sonra beklediği zamana bu ”iddet" ismi verilmiştir. Çünkü kendisi için konulmuş olan günleri sayar, kendisi için vaadedilen ferahlığı bekler. Âyetin mânâsı: ”O kadınları, onlar iddetlerini karşılar bir vaziyette iken boşayın," şeklinde olmaktadır.
İddet, Hanefîlere göre hayızdır. Bir kadın hayızı takip eden temizlik içinde boşandığı zaman iddetini karşılar bir durumda boşanmış olur. Bu emirden murad, kadınların temizlendikten sonra ilişkide bulunulmadan boşanmaları, sonra da iddetleri bitene kadar bir daha boşanmadan bırakılmalarıdır. Böyle bir boşama en iyi, sünnete en uygun ve pişmanlığa en uzak olanıdır. Çünkü kişi üç talâkı bir defada verirse belki de pişmanlık duyar. Sünnete uygun olan boşama, kadın hayızdan temizlendikten sonra ilişkide bulunulmadan ve sünnet üzere üç temizlik içerisinde üç ayrı seferde olan boşamadır.
Bid'î olan (sünnete aykırı olan) boşamanın da çeşitli şekilleri vardır. Şu şekillerle boşamak bid'îdir:
1- Kadın temizken ama ilişkide bulunulduktan sonraki bir vakitte,
2- Hayız veya nifas hallerinde, çünkü bu durumda iddet hesabını hayıza göre yapan Ebû Hanife'ye göre iddet uzatılmış olmaktadır. Çünkü boşamanın vuku bulduğu hayız, iddet için hesaba katılmaz. Kendisi ile henüz zifafa girilmemiş kadını boşamak, bu söylediğimizden müstesnadır. Çünkü onun hayız esnasında boşanmasında bidat söz konusu değildir. Çünkü onun için iddet yoktur. Ayın şekilde iddetini hayızla beklemeyenler de bu hükmün istisrıalarındandır. Çünkü onları boşamak, herhangi bir zamana bağlı değildir.
3- Üç talâkı aynı anda birlikte vermek, yani ya bir seferde defaten veya bir temizlik esnasında yarı ayrı zamanlarda üç talâk vermektir.
'Alimlerin çoğunluğuna göre, sünnete aykırı olarak verilmiş olan talâk geçerlidir, kadın boş olur. Ama böyle talâk veren kişi günahkârdır. Bundan dolayı Hazret-i Ömer kendisine, karısını üç talâkla boşayan birisi getirildiğinde onu dayakla cezalandırdı. Bir adam Hazret-i Peygamber'in huzurunda karısını üç talâkla boşadı. Bunun üzerine Rasûlüliah: ”Ben aranızda iken Allah'ın kitabıyla oynuyor musunuz?"(2) buyurdu.
2- Hadisi Nesâî Talâk' 6/142 tahrîc etti. Hadisin geri kalan kısmı şöyledir: ”...Öyle ki bir adam kalkıp; Ya Rasûlallah! Onu öldüreyim mi?' dedi."
Bilinmelidir ki nikâh da, talâk da meşru iki şeydir. Sıradan meşru şeylerdendir. Onların, hâllere ve zamanlara göre iyi olanı ve kötü (çirkin) olanı vardır. Az önce belirtildiği üzere Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Hazret-i Hafsa'yı tek bir talâkla boşamıştır. Aynı şekilde Şevde ile Mekke'de evlendi, sonra da Medine'de Rasûlüliah, Şevde Bedir savaşında öldürülen akrabalarına ağlarken yanına girdiği zaman boşadı. Şevde, Rasûlüllah'tan şefaat diledi ve sırasını Hazret-i Âişe'ye verdi. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber Sevde'ye rücü etti.
Eğer Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): ”Allah katında helâllerin en hoşlanılmayanı talâktır," (3) buyurduğu halde bunu nasıl yaptı? denilirse şöyle cevap verilir: Nikâh biraraya gelmeye, talâk ise ayrılığa götürür. Allahü teâlâ biraraya gelmeyi sever, ayrılıktan hoşlanmaz. Ayrılık gününün güneşi yoktur. Bağların…