Tahrim Sûresi 1. Âyet Tefsiri — Taberî Tefsiri (Câmiu'l-Beyân)

Ebû Cafer et-Taberî

TAHRİM SÛRESİ

Tahrim sûresi on iki âyettir ve Medine'de nazil olmuştur.

Bu sûre-i celile de, bütün davranışlarıyla bize örnek olan Resûlüllah'ın hayatından, yaşanmış ve neticede bir hükme bağlanmış bazı meseleleri beyan etmektedir.

Resûlüllah efendimiz, hanımlarından birinin arzusu istikametinde, diğer hammıyla münasebetini kesme kararı alıyor. Fakat Allahü teâlâ bu davranışı tasvip etmiyor. Böylece, hayatımızda çokça rastlayacağımız bu gibi durumlarda nasıl davranmamız gerektiği bize öğretilmiş oluyor.

Eşler arasındaki aile münasebetlerinin nasıl olması gerektiği, yine Resûlüllah’ın yaşadığı bir olayla bize intikal ediyor ve eşlerin, birbirlerinin sırlarım iyi saklamaları, onları üçüncü kişilere nakletmemeleri gerektiği beyan ediliyor.

Beşeri hayatın en önemli kurumu olan aile, kan ile kocanın beraberliği ile kuruluyor. Bu kurumun sağlam yürüyebilmesi için bu iki asıl unsurun yani kan ile kocanın birbirlerine saygılı davanmaları ve karşılıklı olarak aile sırlanın muhafaza etmeleri gerektiği haber veriliyor.

Sûre-i celilede devramla, mü’minlerin, yapmış olduklan hatalardan dolayı rablerine, yapmış olduklan o hatayı bir daha yapmama kararlılığı ile tevbe etmeleri emrediliyor.

Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)in, kâfirlere karşı cihad etmesi emrediliyor.

Sûre-i celilede Allahü teâlâ devamla, iki salih peygamber olan Nuh ve Lût (aleyhisselam)ı kanlarını, kâfirlerin kâfirliğine, Firavun'un karısını da müslümanlara misal olarak gösteriyor.

Yine namus timsali Hazret-i Meryem'i, namuslarını koruyanlara misal olarak gösteren şu âyet-i kerime ile sûre-i celile sona eriyor.

"(Allah, iman edenlere) namusunu koruyan İmran'ın kızı Meryem'i de misal gösterdi. Biz ona ruhumuzdan üfledik. O, rabbinin sözlerini ve kitaplarını tasdik etmişti ve itaatkâr olanlardandı."

Rahman ve Rahim olan Allah'ın ismiyle.

1

“Ey Peygamber, eşlerinin rızasını kazanmak için Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun? Allah çok affeden ve çok merhamet edendir.”

Ey Peygamber, Allah'ın sana helal kılmış olduğu bir şeyi sadece hanımlarının rızası için neden kendine haram kılıyorsun? Ey Rasûlüm, Allah, tevbe eden kullarının günahlarını affedendir. Bu sebeple senin de, helal olan bir şeyi kendine haram kılmam affetmiştir. Allah, tevbe eden kullarının tevbesini kabul eden ve onları, suçlarından dolayı cezai and ırmay arak onlara merhamet edendir.

Âyet-i kerime’de zikredilen ve Resûlüllah’ın, kendisine haram kıldığı beyan edilen şeyden maksat, bir kısım âlimlere göre, cariyesi Mâriye el-Kipti-ye'dir.

Diğer

bazılarına göre ise bal şerbetidir.

Bu surenin baş tarafında bulunan âyetlerin nüzul sebebi hakkında çeşitli görüşler zikredilmiştir. Bunlardan biri şudur: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) cariyesi Mâriye el-Kıptiyye'ye yaklaşmayı kendisne haram kılmış ve bunun için de yemin etmiştir. Bunun üzerine Allahü teâlâ bu surenin baş tarafında bulunan âyetleri indirmiş, Resûlüllah’a, helal olan cariyesini kendisine haram kılmasından dolayı sitem etmiştir. Böylece bu haram olma durumunu herhangi bir müeyyideye tabi tutmadan kaldımııştır. Yeminini bozması için de yemin keffareti vermesini emretmiştir. Zeyd b. Eşlem, Mesruk, Abdurrahman b. Zeyd, Dehhak ve Âmir eş-Şa'bi bu görüştedirler.

Bu olay şöyle cereyan etmiştir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) cariyesi ve oğlu İbrahim'in annesi olan Mâriye el-Kıptiyye ile, hanımı Hafsa'nın evinde bir araya gelmiş bunu gören Hafsa ise onları kıskanmış ve Resûlüllah’a sitem etmiştir. Resûlüllah da cariyesi Mâriyeyi kendisine haram kılmıştır. Bunun zürerine Hefsa: " Ey Allah'ın Resulü, Allah'ın sana helal kıldığı bir şeyi nasıl haram kılarsın?" demiş, Resûlüllah Mâriye'ye bir daha yaklaşmayacağına dair Hafsa'nın yanında Allah’a yemin etmiştir. İşte bunun üzerine Allahü teâlâ bu surenin baş tarafında bulunan âyetleri indirmiş, Resûlüllah’ın haram kılmasını geçersiz saymış, yemin için de keffaret vermesini emretmiştir. Halbuki Resûlüllah, Hafsa'ya bu meseleyi gizli tutmasını söylemişti. Fakat Hafsa meseleyi Âişe'ye anlatmış, bunun üzerine de âyetler inmiş ve meseleyi açıklığa kavuşturmuştur.

Bu âyetlerin nüzul sebebi hakkında ikinci görüşte de

birinci görüşte zikredilen olay gösterilmiş ancak bu görüştekiler, Resûlüllah’ın Mâriye'yi kendisine sadece haram kıldığını fakat buna dair yemin etmediğini söylemişlerdir. Bunlar, Allahü teâlânın, Resûlüllah’ın bir şeyi kendisine haram kılmasını yemin kabul ettiğini bu itibarla Resûlüllah’a, yemini bozması için yemin keffareti vermesini emrettiğini söylemişlerdir. Abdullah b. Abbas, Katade ve Hasan-ı Basri bu görüştedirler. Abdullah b. Abbas diyor ki: "Allah, Peygamberine ve mü’minlere emretti ki, onlar, helal kıldığı bir şeyi kendilerine haram kılacak olurlarsa on fakiri doyuracak, yahut giydirecek veya bir köle azad ederek yemin keffareti versinler. Ve kendilerine haram kıldıkları şeyin haramlığını ortadan kaldırmış olsunlar. Ancak kadını boşama meselesi bunun dışındadır.

Abdullah b. Abbas diyor ki: "Bir gün Resûlüllah’ın zevcesi Hafsa babasının evine gitti. Orada babasıyla sohbet etti. O sırada Resûlüllah da cariyesini çağırttı ve onunla beraber Hafsa'nın evinde kaldı. Aslında o gün sıra Âişe'nindi. O ara Hafsa evine geldi ve Resûlüllah ile cariyesini evinde buldu. Ve Resûlüllah’a sitem etti. Resûlüllah da ona: "Ben sana bir sır vereceğim. Bunu kimseye söyleme." dedi. Hufsa: "Nedir o?" dedi. Resûlüllah ona: "Şahit ol, ben senin hatırın için bu cariyeyi kendime haram kıldım." dedi. Hafsa da Âişe'ye giderek Resûlüllah’ın bu sırrını ona söyledi. İşte bunun üzerine bu âyetler nazil oldu.

Âyetlerin nüzul sebebi hakkında zikredilen ve daha sahih hadislerce de kuvvetlendirilen diğer bir görüş ise şudur: Resûlüllah, hanımlarından Zeyneb Bint-i Cahş'ın evinde, diğer bir Rivâyette Hafsa'nın evinde bal şerbeti içmiştir. Zeyneb'i kıskanan Âişe ve Hafsa, diğer bir Rivâyette Hafsa'yı kıskanan Âişe ve Şevde, Resûlüllah yanlarına geldiği zaman ona ağzının, meşe ağacından akan reçinenin kokması gibi koktuğunu…

Tefsir yükleniyor…