Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

İslam Arşivi

Osmanlı Serisi 47/60: 93 Harbi (1877-78) ve Balkan Muhacirleri

93 Harbi, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nın halk arasındaki adıdır. Tuna ve Kafkas olmak üzere iki cephede yürüdü, Plevne savunmasıyla hatırlandı ve Berlin Antlaşması'yla sonuçlandı. Osmanlı büyük toprak kaybetti; Rumeli ve Kafkaslar'dan yüz binlerce insan Anadolu'ya göç etti. Bu göç, Anadolu'nun nüfus haritasını kalıcı biçimde değiştirdi.

Savaşın adı takvimden gelir. Osmanlı malî yılı Rumî takvime göre tutulurdu ve savaşın patlak verdiği yıl bu takvimde 1293'e denk düşüyordu. Halk da onu "93 Harbi" diye andı. Bu isim, sonraki nesillere yalnızca bir savaşı değil, bir kopuşu anlatan bir işaret hâline geldi.

Savaşa giden yol

1875'te Hersek'te vergi meselesiyle başlayan isyan kısa sürede Balkanlar'a yayıldı. Ertesi yıl Bulgaristan'da çıkan ayaklanma sert biçimde bastırıldı ve olaylar Avrupa basınında geniş yer buldu. Sırbistan ile Karadağ da savaş açtı. Rusya, Balkan Slavlarının hâmisi rolüyle sahneye çıktı.

Aralık 1876'da İstanbul'da toplanan konferans, Osmanlı'ya Balkanlarda geniş özerklikler öngören bir program sundu. Tam o günlerde Kanûn-ı Esâsî ilan edildi ve Bâbıâli, "artık bütün tebaaya eşit haklar veren bir anayasamız var" diyerek teklifleri reddetti. Mart 1877'de Londra Protokolü de geri çevrildi. 24 Nisan 1877'de Rusya savaş ilan etti.

İki cephe

Savaş iki koldan yürüdü. Batıda Rus ordusu Tuna'yı geçip Balkan geçitlerine yöneldi; doğuda ise Kafkas cephesinde Kars ve Erzurum istikametinde ilerledi.

Tuna cephesinde savaşın seyrini değiştiren yer Plevne oldu. Osman Paşa komutasındaki kuvvetler Temmuz 1877'de kasabayı tahkim etti ve arka arkaya gelen büyük saldırıları püskürttü. Beklenmedik bu direniş, Rus ilerleyişini aylarca durdurdu. Ancak kuşatma tamamlanınca yiyecek ve cephane tükendi. Aralık 1877'de yapılan çıkış harekâtı başarısız oldu, Osman Paşa yaralı olarak esir düştü. Kaynakların naklettiğine göre esareti sırasında kendisine kılıcı iade edildi; direnişi düşmanı da etkilemişti. Bu savunma ona "Gazi" unvanını kazandırdı.

Kafkas cephesinde ise Ahmed Muhtar Paşa ilk aylarda başarılı savunmalar yaptı ve o da "Gazi" unvanı aldı. Fakat sonbaharda Alacadağ'da alınan yenilgiden sonra Ardahan ve ardından Kars düştü. Erzurum önlerindeki Aziziye Tabyası'nda şehir halkının da katıldığı savunma, sonraki nesillerin hafızasında yer etti; bu savunmaya dair bazı ayrıntılar geç dönem anlatılarına dayanır ve kaynak durumu tartışmalıdır.

Yeşilköy'de biten savaş

Plevne düşünce Balkan geçitleri açıldı. Rus ordusu Edirne'yi geçti ve İstanbul'un hemen batısındaki Ayastefanos'a (bugünkü Yeşilköy) kadar geldi. 3 Mart 1878'de imzalanan Ayastefanos Antlaşması, Ege'ye kadar uzanan büyük bir Bulgaristan öngörüyordu.

Bu tablo İngiltere ve Avusturya'yı rahatsız etti. Almanya'nın arabuluculuğuyla toplanan kongre sonucunda 13 Temmuz 1878'de Berlin Antlaşması imzalandı. Sonuçlar ağırdı:

  • Sırbistan, Karadağ ve Romanya'nın bağımsızlığı tanındı.
  • Bulgaristan üçe bölündü; kuzeyde Osmanlı'ya bağlı bir prenslik, güneyde Doğu Rumeli vilâyeti kuruldu.
  • Bosna-Hersek Avusturya'nın idaresine bırakıldı.
  • Kars, Ardahan ve Batum Rusya'ya geçti.
  • Ağır bir savaş tazminatı kabul edildi.

Savaş devam ederken, Haziran 1878'de yapılan ayrı bir antlaşmayla Kıbrıs'ın idaresi İngiltere'ye bırakıldı. Ada hukuken Osmanlı toprağı sayılmaya devam etti; İngiltere buna karşılık Rusya'ya karşı destek sözü vermişti. Bu düzen 1914'e kadar sürdü.

Yollara düşen insanlar

Savaşın en kalıcı sonucu haritada değil, insanlarda görüldü. Cephe hattı ilerledikçe Rumeli'deki Müslüman köyleri boşaldı. Kış ortasında kağnılarla, yaya olarak, çoğu zaman yiyeceksiz yola çıkan kafileler Edirne'ye, oradan İstanbul'a aktı. Yolda soğuktan ve salgın hastalıklardan ölenlerin sayısı çok yüksekti.

Kaynaklar farklı rakamlar verir; toplam göçmen sayısı için birkaç yüz binden bir milyonun üzerine çıkan tahminler bulunur. Kesin olan şudur: İstanbul'un camileri, medreseleri, hanları ve hatta bazı saray müştemilatı muhacirlere açıldı. Şehirde tifüs salgını çıktı.

Bu göç dalgasını yönetmek için daha önce oluşturulmuş olan Muhâcirîn Komisyonu genişletilerek yeniden düzenlendi. Komisyonun işi yalnızca barındırmak değildi; göçmenleri sayıp kaydetmek, sağlık taramasından geçirmek, iskân yeri belirlemek ve nakil düzenlemek de ona düşüyordu.

Anadolu'ya iskân

İskân politikası belli esaslara oturtuldu: göçmenlere boş hazine arazisi tahsis edildi, belirli bir süre vergi ve askerlik muafiyeti tanındı, tohumluk ve çift hayvanı verildi. Yerleşim yerleri seçilirken geldikleri bölgenin iklimi ve geçim tarzı gözetilmeye çalışıldı; Rumeli'nin tarımcı köylüsü Marmara ve İç Anadolu'nun ekilebilir ovalarına yönlendirildi.

Bugün Bursa, Balıkesir, Bandırma, İnegöl, Adapazarı, Eskişehir ve Konya çevresinde adında ya da hafızasında "muhacir" geçen mahalleler, köyler ve semtler bu döneme uzanır. Yemek kültüründen konuşma şivesine, soyadlarından vakıf kayıtlarına kadar pek çok iz bu göçten kalmıştır. Anadolu'nun bugünkü nüfus dokusu, önemli ölçüde 1878'den sonra şekillenmiştir.

Göçmene sahip çıkmanın ölçüsü

Muhacirin karşılanması İslam'ın en eski hafızalarından biridir. Medineli ensarın, Mekke'den gelenlere davranışı Kur'an'da şöyle anlatılır:

وَيُؤْثِرُونَ عَلَىٰ أَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ

"Kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile onları kendilerine tercih ederler." (Haşr, 9)

Efendimiz'in (s.a.s.) tarifi de bu dayanışmayı bir benzetmeyle anlatır:

"Mü'minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve şefkat göstermekte tek bir vücut gibidir. Vücudun bir uzvu rahatsızlanınca, diğer uzuvlar da uykusuzluk ve ateşle ona ortak olur." (Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Birr, 66)

Bu tarihten bugüne kalan ders

93 Harbi, bir devletin sınırlarını kaybetmesinin ötesinde, bir halkın yerinden edilmesinin nasıl bir şey olduğunu gösterir. Kaybedilen toprakların üzerinde yaşayan insanlar da kayboldu; kimi öldü, kimi yollarda kaldı, kimi bin kilometre ötede yeni bir hayata başladı. Tarih kitaplarında bir madde olan "toprak kaybı", sahada bir aile için hayatın tümüyle değişmesi demekti.

İkinci ders, karşılamanın kendisidir. Osmanlı'nın 1878'de yaptığı iş kusursuz değildi; imkânlar sınırlıydı, salgınlar yaşandı, iskânda hatalar oldu. Ama sistemli bir çaba vardı: gelen insan kaydedildi, ona toprak verildi, komşu yapıldı. Bugün de dünyanın pek çok yerinde aynı imtihan sürüyor. Ensar örneği, yardımı bir lütuf değil bir sorumluluk olarak görmeyi öğretiyor.

Bir sonraki bölümde, tam bu savaşın arifesinde ilan edilen ve savaşla birlikte askıya alınan ilk anayasamıza, Kanûn-ı Esâsî'ye bakacağız.

Sıkça Sorulan Sorular

93 Harbi ne demektir, adı nereden gelir?

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nın halk arasındaki adıdır. Savaşın çıktığı yıl, Osmanlı malî işlerinde kullanılan Rumî takvimde 1293'e denk geldiği için bu isimle anılır.

Plevne savunmasını kim yaptı?

Osman Paşa komutasındaki kuvvetler 1877 yazından aralık ayına kadar Plevne'yi savundu ve Rus ilerleyişini aylarca durdurdu. Bu savunma Osman Paşa'ya "Gazi" unvanını kazandırdı.

93 Harbi hangi antlaşmayla sona erdi?

Önce 3 Mart 1878'de Ayastefanos Antlaşması imzalandı. Avrupa devletlerinin itirazı üzerine bu metin yerini 13 Temmuz 1878 tarihli Berlin Antlaşması'na bıraktı.

Kıbrıs neden İngiltere'ye bırakıldı?

Haziran 1878'de yapılan ayrı bir antlaşmayla adanın idaresi, Rusya'ya karşı destek sözü karşılığında İngiltere'ye devredildi. Kıbrıs hukuken Osmanlı toprağı sayılmaya devam etti.

93 Harbi göçmenleri nereye yerleştirildi?

Muhâcirîn Komisyonu eliyle Marmara, İç Anadolu ve Ege bölgelerine iskân edildiler. Kendilerine hazine arazisi, tohumluk ve geçici vergi muafiyeti verildi.

Sitede keşfet
İslam Arşivi
Editöryal
İlgili yazılar
Yorumlar
Tüm yazılar