Abdullah bin Mes'ûd (r.a.): Kur'an'ı İlk Açıktan Okuyan Sahabi
Abdullah bin Mes'ûd (r.a.), Mekke'nin en yoksul ve en korumasız gençlerinden biriyken İslam'la tanıştı; sonra Kâbe'nin yanında Kur'an'ı yüksek sesle okuyan ilk kişi oldu. Peygamber Efendimiz'in en yakınında bulunan sahabilerdendi. Ondan geriye kalan miras kılıç değil, bir ilim halkasıydı: Kûfe'nin fıkhı ondan doğdu.
Mekke'de bir çobandı. Ukbe bin Ebû Muayt'ın sürüsünü güder, kimsenin adını bilmediği bir hayat sürerdi. Siyer kaynaklarında anlatıldığına göre bir gün yanına iki yolcu geldi; biri Peygamber Efendimiz (s.a.s.), diğeri Hz. Ebûbekir'di. Susamışlardı, süt istediler. Genç çoban emanete sadakatini bozmadı: "Bunlar bana emanet, veremem" dedi. Bu cevap, aslında onun bütün hayatının özetiydi.
İlk Müslümanlardan biri
Abdullah bin Mes'ûd, İslam'ı kabul eden ilk altı kişi arasında sayılır. Kendisi bu durumu anlatırken "Ben altıncı Müslüman'dım, yeryüzünde bizden başka Müslüman yoktu" derdi. O günlerde Müslüman olmak, hiçbir kabile korumasına sahip olmayan biri için tehlikeliydi. Abdullah'ın arkasında ne bir aşiret ne bir servet vardı.
Zayıf yapılıydı, kısa boyluydu, bacakları inceydi. Bir gün rüzgârda bir ağaca çıkmıştı; bacaklarının inceliğini görenler gülüşünce Efendimiz şöyle buyurdu: "Nefsim elinde olana yemin ederim ki onun iki baldırı, mîzanda Uhud dağından ağırdır." (Ahmed b. Hanbel, Müsned) İnsanı ölçen terazinin bizimkinden farklı olduğunu bundan iyi anlatan cümle azdır.
Kâbe'nin yanında yükselen ses
İlk Müslümanlar bir gün konuştular: Kureyş, Kur'an'ı hiç açıktan duymamıştı. Birinin çıkıp okuması gerekiyordu. Ama kim? Herkesin bir kabilesi vardı, kabilesi olan tepki görürse korunurdu. Abdullah bin Mes'ûd öne çıktı. Arkadaşları itiraz etti: "Sen yalnızsın, seni korumazlar." O ısrar etti.
Ertesi sabah Makām-ı İbrâhim'in yanında durdu ve Rahmân sûresini okumaya başladı. Kureyş önce şaşırdı, sonra üzerine yürüdü. Yüzüne vurdular; o okumaya devam etti. Yüzü kanlar içinde arkadaşlarının yanına döndüğünde şöyle dedi: "Allah'ın düşmanları bugün gözümde hiç bu kadar küçülmemişti. İsterseniz yarın gider bir daha okurum." (İbn Hişâm, es-Sîre)
O gün Mekke sokaklarında ilk defa yüksek sesle Kur'an duyuldu. Bunu yapan da şehrin en güçlüsü değil, en korumasızıydı.
Efendimiz'in en yakınındaki isim
Hicretten sonra Abdullah bin Mes'ûd, Peygamber Efendimiz'in hizmetinde bulundu. Ayakkabılarını, misvakını, abdest suyunu taşıdığı için ona "sâhibü's-sivâk ve'n-na'leyn" denirdi. Efendimiz'in evine izin almadan girebilecek kadar yakındı; öyle ki bir defasında ona "Senin için iznim, perdeyi kaldırıp sözümü dinlemendir" buyurmuştu (Müslim, Selâm 16).
Kur'an'ı öğrenme ve öğretme konusundaki yeri, bizzat Efendimiz tarafından tescil edilmiştir:
"Kur'an'ı şu dört kişiden öğrenin: Abdullah bin Mes'ûd, Sâlim, Muâz bin Cebel ve Übey bin Kâ'b." (Buhârî, Fedâilü'l-Kur'ân 8; Müslim, Fedâilü's-sahâbe 116)
Efendimiz'i ağlatan okuyuş
Onun hayatındaki en bilinen sahne şudur. Bir gün Efendimiz, "Bana Kur'an oku" buyurdu. Abdullah şaşırdı: "Kur'an sana indirilmişken ben mi sana okuyayım?" dedi. Efendimiz, "Ben onu başkasından dinlemeyi severim" karşılığını verdi.
Abdullah, Nisâ sûresini okumaya başladı. Şu ayete geldiğinde:
فَكَيْفَ إِذَا جِئْنَا مِنْ كُلِّ أُمَّةٍ بِشَهِيدٍ وَجِئْنَا بِكَ عَلَىٰ هَٰؤُلَاءِ شَهِيدًا
"Her ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onlara şahit olarak gösterdiğimiz zaman hâlleri nice olur!" (Nisâ, 41)
Efendimiz, "Şimdilik yeter" dedi. Abdullah başını kaldırdığında Resûlullah'ın gözlerinden yaşlar akıyordu (Buhârî, Fedâilü'l-Kur'ân 33; Müslim, Müsâfirîn 247).
Bu sahnede iki şey var: bir peygamberin ümmetinin hesabı karşısındaki hassasiyeti ve bir çobanın, okuyuşuyla o hassasiyete dokunabilecek kadar Kur'an'a yaklaşmış olması.
Kûfe'nin muallimi
Bedir'de, Uhud'da, Hendek'te bulundu. Hz. Ömer (r.a.) halifeliği döneminde onu Kûfe'ye gönderdi ve halka yazdığı mektupta, kendi ihtiyacı olmasına rağmen onu onlara tercih ettiğini bildirdi. Kûfe'de kurduğu ders halkası, sonraki nesillerin fıkıh ve kıraat geleneğini besledi. Alkame, Esved, Mesrûk gibi büyük tâbiîn âlimleri onun mektebinden yetişti; Kûfe'de gelişen fıkıh birikimi de bu kökten beslendi.
Kendi sözlerinden biri, öğretme anlayışını özetler: "Sen bir topluluğa, akıllarının almayacağı bir söz söylersen, bu mutlaka bazıları için fitne olur." Bildiğini muhatabın kapasitesine göre anlatmayı ilim sayardı.
Fazla hadis rivayet etmekten çekinirdi; rivayet ederken yüzü değişir, "Resûlullah böyle buyurdu ya da buna yakın söyledi" diyerek bir kelimede bile yanılmaktan korkardı (Ahmed b. Hanbel, Müsned). Bugün "kaynak hassasiyeti" dediğimiz şeyin sahabedeki hâli tam olarak budur.
Hicretin 32. yılında Medine'de vefat etti ve Bakî' Kabristanı'na defnedildi.
Bu kıssadan çıkan ders
Abdullah bin Mes'ûd'un hayatı, değerin nereden ölçülmediğini gösteriyor. Ne kabilesi vardı ne malı; boyu kısa, bedeni zayıftı. Buna karşılık Kur'an'ı ilk açıktan o okudu, Efendimiz'in gözyaşını onun okuyuşu getirdi, bir şehrin ilim geleneği onun halkasından doğdu.
İkinci ders, korkunun içinden geçmekle ilgili. Herkesin haklı gerekçelerle geri durduğu bir yerde, en korumasız olanın öne çıkması tesadüf değildir; imanın insana verdiği cesaret böyle bir şeydir. Üçüncüsü ise emanet: sürüsünü sahibine, sözü kaynağına, ilmi ehline teslim etti. Bir ömür boyunca hiçbir şeyi kendine mal etmedi.
Sıkça Sorulan Sorular
Abdullah bin Mes'ûd kimdir?
İlk Müslümanlardan, Peygamber Efendimiz'in en yakınında bulunan sahabilerdendir. Kur'an'ı Mekke'de açıktan okuyan ilk kişi olarak bilinir; Kûfe'de kurduğu ilim halkasıyla sonraki nesillere büyük bir birikim bırakmıştır.
Kur'an'ı ilk açıktan kim okudu?
Siyer kaynaklarına göre Mekke'de Kâbe'nin yanında Kur'an'ı yüksek sesle okuyan ilk sahabi Abdullah bin Mes'ûd'dur. Rahmân sûresini okumuş, bu sebeple Kureyş'in şiddetine maruz kalmıştır.
Peygamberimiz onun hakkında ne buyurdu?
"Kur'an'ı şu dört kişiden öğrenin" buyurarak ilk sırada onun adını anmıştır (Buhârî, Müslim). Ayrıca bacaklarının inceliğiyle alay edenlere, onun mîzandaki ağırlığının Uhud dağından fazla olduğunu bildirmiştir.
Abdullah bin Mes'ûd hangi savaşlara katıldı?
Bedir, Uhud ve Hendek başta olmak üzere Peygamber Efendimiz'le birlikte pek çok gazveye katılmıştır. Habeşistan'a hicret edenler arasında da adı geçer.
Ne zaman ve nerede vefat etti?
Hicretin 32. yılında Medine'de vefat etmiş ve Bakî' Kabristanı'na defnedilmiştir.
