Osmanlı Serisi 33/60: Balkanlarda Osmanlı — Şehirler, Vakıflar ve Din Hayatı
Osmanlı Rumeli'ye 1352'de Çimpe Kalesi ile ayak bastı ve beş asır boyunca Balkanlar'da kaldı. Bu süre boyunca bölgede yeni şehirler kuruldu, vakıf-imaret sistemiyle iskân sağlandı, gayrimüslim topluluklar kendi hukuklarını sürdürdü ve İslamlaşma büyük ölçüde uzun vadeli bir toplumsal süreç olarak yaşandı.
Bugün Saraybosna'da, Üsküp'te, Filibe'de ya da Mostar'da yürüyen biri, aynı mimari dili konuşan yapılara rastlar: bir cami, yanında bir medrese, karşısında bir han, bir de köprü. Bunların hiçbiri tesadüf değil. Osmanlı Balkanlar'a girerken sadece asker göndermedi; bir şehir kurma modeli getirdi.
Rumeli'ye ilk adım
Orhan Gazi'nin oğlu Süleyman Paşa komutasındaki kuvvetler 1352'de Gelibolu yarımadasındaki Çimpe Kalesi'ne yerleşti. İki yıl sonra bölgede yaşanan büyük deprem, surları yıkılan Gelibolu'nun ele geçirilmesini kolaylaştırdı. Kaynaklar bu olayı Osmanlı'nın Avrupa yakasındaki kalıcı varlığının başlangıcı sayar.
Edirne'nin alınışı için kaynaklar farklı tarihler verir; 1361 ile 1369 arasında değişen rivayetler vardır. Kesin olan şu ki Edirne kısa sürede devletin merkezi haline geldi ve yaklaşık doksan yıl bu görevi sürdürdü. Bir devletin başkentini yeni fethedilen bölgeye taşıması, oradan çekilmeye niyeti olmadığının en açık işaretiydi.
Şehir nasıl kurulurdu? Vakıf-imaret modeli
Osmanlı'nın Balkanlar'daki yerleşme yöntemi dikkat çekicidir. Önce ıssız ya da harap bir noktaya bir zâviye veya imaret kurulur; buraya gelen geçenin karnını doyuracak bir mutfak, yolcuların kalabileceği odalar eklenirdi. Etrafına değirmen, hamam, fırın ve dükkânlar yapılır, bunların geliri vakfa bağlanırdı.
Bir süre sonra bu çekirdeğin etrafında ev ev bir mahalle, sonra bir kasaba oluşurdu. Araştırmacı Ömer Lütfi Barkan'ın "kolonizatör Türk dervişleri" diye adlandırdığı bu süreç, bugün Balkan şehir tarihinin en çok çalışılan konularından biridir.
En görkemli örneklerden biri Saraybosna'dır. Bosna sancakbeyi Gazi Hüsrev Bey'in 1531'de yaptırdığı cami, medrese, hanikah, bezistan ve kütüphaneden oluşan külliye, bir şehri neredeyse tek başına ayağa kaldırdı. Gazi Hüsrev Bey vakfı, aradan geçen beş asra rağmen bugün hâlâ faaldir.
Mostar'daki meşhur taş köprü de aynı anlayışın ürünüdür. Mimar Sinan'ın öğrencisi Mimar Hayreddin tarafından 1566'da tamamlanan köprü, 1993'te yıkıldıktan sonra aslına uygun biçimde yeniden inşa edilmiştir.
İskân: kimler, nasıl yerleştirildi?
Osmanlı, Anadolu'dan Rumeli'ye planlı bir nüfus aktarımı yaptı. Yörük ve Türkmen grupları belirli güzergâhlara yerleştirildi; bazen bu, gönüllü olmayan bir "sürgün" (mecburi iskân) şeklinde uygulandı. Yerleştirilenlere arazi verilir, belli süreyle vergi muafiyeti tanınırdı.
Buna karşılık bölgenin yerli nüfusu yerinden edilmedi. Köyler, kiliseler ve manastırlar büyük ölçüde yerinde kaldı. Tahrir defterleri bunu açıkça gösterir: fetihten sonra tutulan ilk sayımlarda köy adları ve hane reisleri çoğunlukla değişmemiştir.
İslamlaşma nasıl gerçekleşti?
Bu, Balkan tarihinin en tartışmalı başlığıdır. Bosna ve Arnavutluk'ta nüfusun önemli bir kısmının zamanla Müslüman olması, kimi zaman "zorla din değiştirme" olarak anlatılır. Ancak arşiv kayıtları bu iddiayı desteklemez.
Tahrir defterleri, İslamlaşmanın ani değil kademeli olduğunu gösterir: bir köyde Müslüman hane sayısı on yıllar içinde yavaş yavaş artar. Araştırmacılar bu süreçte şehirleşme, vergi düzeni, tasavvuf çevrelerinin etkisi ve sosyal hareketlilik gibi farklı etkenler üzerinde durur; tek bir sebeple açıklamazlar.
Meselenin ilkesel tarafı ise Kur'an'da nettir:
لَا إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَدْ تَبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّ
"Dinde zorlama yoktur. Doğru, eğriden açıkça ayrılmıştır." (Bakara, 256)
Bu, İslam hukukunun temel ilkelerinden biridir. Uygulamada her dönemde ve her yerde kusursuz işlediğini iddia etmek tarihe haksızlık olur; ancak sistemin kendisi zorla din değiştirmeyi meşru saymamıştır.
Gayrimüslimlerin konumu
Balkanlar'da yaşayan Ortodoks, Katolik ve Yahudi topluluklar millet sistemi içinde kendi dinî liderlerine bağlı olarak yaşadılar; evlilik, miras ve cemaat işlerinde kendi hukuklarını uyguladılar. Karşılığında cizye ödediler ve askerlikten muaf tutuldular.
Devşirme uygulaması ise bu tablonun en zor tarafıdır ve serinin 17. bölümünde ayrıca ele alınmıştı. Bir yandan devlet kademelerinde en üst mevkilere çıkma imkânı sağladığı doğrudur; öte yandan ailesinden alınan çocuk açısından ağır bir uygulama olduğu da açıktır. İkisini birlikte söylemek gerekir.
Zimmî hukukunun bağlayıcılığı hakkında Efendimiz'in (s.a.s.) uyarısı sert bir dille ifade edilmiştir:
"Kim bir zimmîye zulmeder, ona gücünün üstünde yük yükler veya rızası olmadan ondan bir şey alırsa, kıyamet gününde ben onun hasmıyım." (Ebû Dâvûd, Harâc, 31-33 — hasen)
Beş asrın sonu
Osmanlı'nın Balkanlar'dan çekilişi uzun ve acılı oldu. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) ve ardından 1912-13 Balkan Savaşları, milyonlarca insanın yerinden olmasına yol açtı. Bu göç dalgaları serinin 47 ve 52. bölümlerinde ayrıca ele alınacak.
Geriye kalan ise mimari ve dil oldu. Bugün Balkan dillerinde binlerce Türkçe kelime, şehir merkezlerinde ayakta duran yüzlerce cami, köprü ve çeşme var. Bosna, Arnavutluk, Kosova ve Kuzey Makedonya'daki Müslüman toplulukların varlığı da bu beş asrın devamıdır.
Bu tarihten bugüne kalan ders
Osmanlı Balkanlar'da kalıcı olabildiyse bunun sebebi sadece orduların gücü değildi. Kalıcılığı sağlayan şey, gittiği yere fırın, çeşme, köprü ve mutfak götürmesiydi. Vakıf, bir devletin halkla kurduğu en dayanıklı bağdı.
İkinci ders şu: bir bölgede yüzyıllarca farklı inançların yan yana yaşayabilmesi, herkesin aynılaştırılmasıyla değil, farklılığın hukukunun tanınmasıyla mümkün olmuş. Bugün de barış içinde yaşamanın formülü çok değişmiş değil.
Bir sonraki bölümde rotayı güneye çeviriyoruz: Yemen, Habeş ve Hint Okyanusu'ndaki Osmanlı-Portekiz mücadelesi.
Sıkça Sorulan Sorular
Osmanlı Rumeli'ye ne zaman geçti?
1352'de Çimpe Kalesi'ne yerleşilmesiyle Rumeli'de kalıcı varlık başladı; 1354'teki depremin ardından Gelibolu ele geçirildi.
Balkanlarda İslamlaşma zorla mı oldu?
Arşiv kayıtları bu iddiayı desteklemez. Tahrir defterleri sürecin on yıllara yayılan kademeli bir değişim olduğunu gösterir; araştırmacılar şehirleşme, vergi düzeni ve tasavvuf çevrelerinin etkisi gibi farklı etkenler sayar.
Vakıf-imaret sistemi nedir?
Yeni bir yerleşimin çekirdeğine imaret, zâviye ve cami kurup çevresine gelir getiren yapılar (değirmen, hamam, dükkân) eklenerek şehir oluşturma yöntemidir.
Gazi Hüsrev Bey Külliyesi nerededir?
Saraybosna'dadır. 1531'de yaptırılmıştır ve cami, medrese, hanikah, bezistan ile kütüphaneden oluşur. Vakfı bugün de faaliyettedir.
Balkanlarda gayrimüslimler nasıl yönetiliyordu?
Millet sistemi içinde kendi dinî liderlerine bağlı olarak yaşadılar; evlilik, miras ve cemaat işlerinde kendi hukuklarını uyguladılar. Cizye öder, askerlikten muaf tutulurlardı.
