Bela ve Musibetler Neden Gelir? İmtihan Karşısında Müminin Duruşu
Bela ve musibetler bazen bir imtihandır, bazen günahlara kefaret, bazen de kulu uyandıran ve derecesini yükselten bir vesile. İslam, dünyanın bir sınav yeri olduğunu bildirir. Mümin, önce elinden gelen tedbiri alır; başına gelene ise sabır ve "Biz Allah'a aidiz" teslimiyetiyle karşılık verir. İsyana değil, Rabbine sığınır.
Bu yaz da memleketimiz sıcak dalgaları ve peş peşe çıkan orman yangınlarıyla çetin bir imtihandan geçiyor; alevlere karşı verilen mücadeleyi, yanan ciğerlerimizi hepimiz üzülerek izliyoruz. Böyle günlerde akla hep aynı soru gelir: Madem Allah merhametlidir, bunca sıkıntı, hastalık ve afet neden başımıza geliyor? Bu, yeni bir soru değil; insanlık kadar eski. Kur'an ona kaçamak değil, yüzleştiren bir cevap verir.
Dünya Bir İmtihan Yeridir
Kur'an'ın çizdiği tabloda dünya bir konfor değil, bir sınav salonudur. Rabbimiz bunu açıkça haber verir:
وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْأَمْوَالِ وَالْأَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِ ۗ وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ
"Andolsun ki sizi biraz korku, biraz açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele!" (Bakara, 155)
Dikkat edilirse âyet, imtihanı bir istisna gibi değil, hayatın tabii bir kanunu gibi anlatır. Bir başka yerde ise ölüm ve hayatın niçin yaratıldığı bildirilir: "Hanginizin daha güzel iş yapacağını denemek için…" (Mülk, 2). Yani sıkıntı, Allah'ın kulunu unutması değil; tam tersine, onu terbiye eden, olgunlaştıran bir imtihan halkasıdır.
Musibetlerin Ardındaki Hikmet
Başa gelen her zorluğun tek bir sebebi yoktur; Kur'an ve sünnet bize birkaç hikmet birden gösterir. Kimi musibet, imanın sağlamlığını ortaya çıkaran bir imtihandır. Kimi zaman işlediğimiz hataların bir kefareti olur; günahlarımız, çektiğimiz sıkıntıyla dökülür. Kimi zaman da sabreden kulun derecesini yükselten bir merdivendir. Efendimiz (s.a.s.) bunu şöyle müjdeler:
"Müslümanın başına gelen hiçbir yorgunluk, hastalık, keder, üzüntü, eziyet, hatta bedenine batan bir diken bile yoktur ki, Allah bununla onun hatalarından bir kısmını bağışlamasın." (Buhârî, Merdâ 1; Müslim, Birr 52)
Bir de musibetin bizi silkeleyen, gaflet uykusundan uyandıran yönü vardır. Rahatın içinde çoğu zaman göremediğimiz şeyleri, bir sıkıntı anında hatırlarız: acizliğimizi, komşumuzun hâlini, bir yudum suyun ve bir nefes temiz havanın kıymetini.
Sabır ile İsyan Arasında İnce Çizgi
İmtihanın asıl ölçüldüğü an, musibetin ilk çarptığı andır. İnsanın içi sızlayabilir, gözü yaşarabilir; bu, sabra aykırı değildir. Efendimiz de sevdiklerini kaybettiğinde gözyaşı döktü. Sabır, ağlamamak değil; dili şikâyetten, kalbi isyandan korumaktır. Nitekim Peygamberimiz "Asıl sabır, musibetin ilk çarptığı anda gösterilendir." (Buhârî, Cenâiz 32) buyurmuştur.
Mümin sıkıntı anında ağzından şu teslimiyet cümlesini düşürmez:
إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ
"Biz şüphesiz Allah'a aidiz ve elbette O'na döneceğiz." (Bakara, 156)
Bu söz, teselli aramanın en kısa yoludur. Sahip olduğumuz her şeyin aslında emanet olduğunu; bir gün onu da, kendimizi de asıl sahibine teslim edeceğimizi hatırlatır.
Tedbir mi, Tevekkül mü?
Burada sık düşülen bir yanlışı düzeltmek gerekir: Tevekkül, kollarını kavuşturup beklemek değildir. İslam önce sağlam tedbiri emreder, sonra sonucu Allah'a havale etmeyi öğretir. Yangına karşı dikkatli olmak, kuru otları temizlemek, bir kıvılcımı bile ciddiye almak; hastalıktan korunmak için sebeplere sarılmak tevekkülün ta kendisidir. Meşhur olay bu dengeyi güzel özetler: Devesini salıveren bir bedeviye Peygamberimiz "Önce onu bağla, sonra Allah'a tevekkül et." (Tirmizî, Sıfatü'l-kıyâme 60) buyurmuştur. Yani önce deveni bağla, sonra kadere razı ol.
Zorluk ve Afet Anında Okunacak Dua
Peygamber Efendimiz, belaların şiddetinden Allah'a sığınmayı bize bizzat öğretmiştir:
"Allâhümme innî eûzü bike min cehdi'l-belâ, ve dereki'ş-şekā, ve sûi'l-kadâ, ve şemâteti'l-a'dâ."
"Allah'ım! Belanın çetininden, bedbahtlığa düşmekten, kaza ve kaderin kötüsünden ve düşmanların kötü sevincinden sana sığınırım." (Buhârî, Deavât 28; Müslim, Zikir 53)
Bir kayıp yaşandığında ise Ümmü Seleme'den (r.anha) nakledilen şu dua büyük bir tesellidir: "Allâhümme'curnî fî musîbetî vahluf lî hayran minhâ" — "Allah'ım, bu musibetimde bana ecir ver ve ardından bana daha hayırlısını nasip et." (Müslim, Cenâiz 3). Kendisi bu duayı okuduğunu ve Allah'ın ona daha hayırlısını verdiğini anlatır. Dua, musibeti sihirli bir sözle yok etmez; ama kalbi Allah'a bağlayarak yükü hafifletir, sabra güç katar.
Kısacası musibet, müminin hem imanını hem ahlâkını sınayan bir aynadır. Ondan kaçış yoktur; ama onu hayra çevirmenin yolu vardır: tedbir, sabır, dua ve teslimiyet. Yükü büyük görünen her günün ardından, "Şüphesiz her zorlukla beraber bir kolaylık vardır." (İnşirâh, 6) müjdesi bizi bekler.
Sıkça Sorulan Sorular
Başa gelen her musibet bir ceza mıdır?
Hayır. Musibetin tek sebebi ceza değildir. Bazen imtihan, bazen günahlara kefaret, bazen de sabreden kulun derecesini yükselten bir vesiledir. Nitekim en ağır imtihanlar peygamberlerin ve salih kulların başına gelmiştir; bu onların değerini düşürmez, aksine yükseltir.
Musibet anında ağlamak sabırsızlık mıdır?
Hayır. Gözyaşı dökmek, kalbin sızlaması sabra aykırı değildir; Peygamberimiz de sevdiklerini kaybettiğinde ağlamıştır. Sabırsızlık; dili şikâyete, isyana ve kadere itiraza döktüğümüz zaman başlar. Ölçü, kalbin Allah'a teslimiyetini korumaktır.
Tevekkül, tedbiri terk etmek mi demektir?
Kesinlikle hayır. Tevekkül, önce elden gelen bütün tedbiri almak, sonra sonucu Allah'a bırakmaktır. "Önce deveni bağla, sonra tevekkül et" ölçüsü bunu anlatır. Yangın, hastalık ve afetlere karşı tedbir almak tevekküle aykırı değil, onun gereğidir.
Zor anlarda hangi duayı okuyabilirim?
"İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn" demek en güzel başlangıçtır. Ardından "Allah'ım, belanın çetininden sana sığınırım" ve bir kayıp varsa "Allah'ım, bu musibetimde bana ecir ver, ardından daha hayırlısını nasip et" dualarını okuyabilirsiniz. Önemli olan kalbi Allah'a bağlamaktır.
Yorumlar