Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

İslam Arşivi

Borcunu Ödeyemeyen Ne Yapmalı? İslam'da Borç Ahlakı ve Mühlet Ölçüsü

Borcunu ödeyemeyen kişi önce durumunu alacaklıya açıkça bildirmeli, ödeme niyetini korumalı ve elindeki imkânı borcuna yönlendirmelidir. Alacaklının, gerçekten darda olan borçluya eli genişleyinceye kadar süre tanıması ise İslam'da bir incelik değil, âyetle emredilmiş bir sorumluluktur.

Son aylarda konkordato başvuruları ve karşılıksız çek rakamları konuşuluyor. Rakamların arkasında bilanço değil insan var: taksitini erteleyen bir esnaf, işçisinin maaşını denkleştiremeyen küçük bir atölye, kredi kartı dönem borcunu çeviremeyen bir aile. Böyle zamanlarda "Borç ödenmezse ne olur?" sorusu yalnızca hukukun değil, vicdanın ve dinin de sorusu hâline geliyor.

İslam borcu nasıl görür?

Borç almak, İslam'da yasaklanmış bir şey değildir. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) de borç almış, zırhını rehin bırakarak bir Yahudi'den yiyecek satın almıştır (Buhârî, Büyû' 14). Yani ihtiyaç hâlinde borçlanmak meşrudur. Mesele, borcun hafife alınmasıdır.

Kur'an'ın en uzun âyeti olan Bakara 282, tam da borç ilişkisini düzenler: borcun yazılmasını, şahit tutulmasını, şartların açıkça belirlenmesini ister. Bu, dinin borcu ne kadar ciddiye aldığının işaretidir. Sözlü anlaşmaya güvenip sonra "böyle konuşmamıştık" demek, çoğu anlaşmazlığın kaynağıdır.

Alacaklıya düşen: darda olana mühlet vermek

Ödeme gücü tükenmiş birine baskı yapmak, İslam'ın ölçüsüyle bağdaşmaz. Âyet açıktır:

وَإِنْ كَانَ ذُو عُسْرَةٍ فَنَظِرَةٌ إِلَىٰ مَيْسَرَةٍ ۚ وَأَنْ تَصَدَّقُوا خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

"Eğer borçlu darlık içindeyse, ona eli genişleyinceye kadar mühlet verin. Alacağınızı bağışlamanız, bilirseniz sizin için daha hayırlıdır." (Bakara, 280)

Dikkat edilirse âyet iki basamak sunuyor: önce süre tanımak, sonra —imkân varsa— alacağın bir kısmını ya da tamamını bağışlamak. İkincisi zorunlu değildir; ama âyet onu "daha hayırlı" diye niteler.

Efendimiz (s.a.s.) bu davranışın karşılığını şöyle bildirmiştir:

"Kim darda kalan bir borçluya mühlet verir veya alacağından vazgeçerse, Allah onu kendi gölgesinden başka gölgenin bulunmadığı günde gölgesinde barındırır." (Müslim, Zühd 74)

Bir başka rivayette, insanlara kolaylık gösterdiği için bağışlanan bir tüccardan söz edilir: zengine mühlet verir, darda olanın borcunu siler; Allah da onu affeder (Buhârî, Büyû' 18; Müslim, Müsâkāt 31). Ticarette yumuşaklık, sadece nezaket değil; kurtuluş vesilesi sayılmıştır.

Borçluya düşen: niyet, şeffaflık ve gayret

Mühlet hükmü, borcu ödememek için bir kapı değildir. Ölçü, kişinin niyetinde saklıdır:

"Kim insanların malını ödemek niyetiyle alırsa Allah onun adına öder; kim de telef etmek niyetiyle alırsa Allah da onu telef eder." (Buhârî, İstikrâz 2)

Ödeme gücü olduğu hâlde borcunu savsaklamak ise ayrı bir mesele. Efendimiz (s.a.s.) bunu doğrudan zulüm saymıştır: "Zenginin borcunu geciktirmesi zulümdür." (Buhârî, Havâlât 1; Müslim, Müsâkāt 33). Yani "param var ama vermeyeyim, biraz daha dursun" tavrı, dinî açıdan basit bir gecikme değildir.

Gerçekten ödeyemeyen kişinin yapması gerekenler ise şunlardır:

  • Kaçmamak, açık konuşmak. Telefonu kapatmak değil, durumu ve gerçekçi bir ödeme planını alacaklıya anlatmak.
  • Niyeti diri tutmak. "İmkânım olur olmaz ödeyeceğim" kararlılığı, borcun manevi yükünü hafifletir.
  • Harcamayı küçültmek. Borç varken israfa devam etmek, hem hakka hem ölçüye aykırıdır.
  • Yeni borçla borç kapatmaya dikkat. Özellikle faizli çözümler, kısa vadede rahatlatıp uzun vadede boğar.
  • Hukuki yolları kullanmak. Yapılandırma, uzlaşma ya da yasal koruma yollarına başvurmak dinen sakıncalı değildir; sakıncalı olan, alacaklıyı aldatmak amacıyla mal kaçırmaktır.

Borç, âhirete kalan bir haktır

Borcun ağırlığı, hayatla sınırlı değildir. Kul hakkı olduğu için şehitliğin bile bu yükü kaldırmadığı bildirilmiştir (Müslim, İmâre 119). Bir başka rivayette Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurur: "Mü'minin ruhu, borcu ödeninceye kadar borcuna bağlı kalır." (Tirmizî, Cenâiz 76 — hasen).

Bu rivayetler korkutmak için değil, uyandırmak içindir. Vefat eden bir yakının borcunu mirasçıların ödemesi, ölenin ardından yapılabilecek en değerli iyiliklerdendir.

Borç sıkıntısında okunacak dua

Efendimiz (s.a.s.) borcun getirdiği daralmadan Allah'a sığınırdı. Namazlarda sıkça tekrarladığı dua şudur:

اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْمَأْثَمِ وَالْمَغْرَمِ

"Allâhümme innî eûzü bike mine'l-me'semi ve'l-mağram" — "Allah'ım! Günahtan ve borç altında ezilmekten sana sığınırım." (Buhârî, Ezan 149; Müslim, Mesâcid 129)

Hz. Ali'ye (r.a.) öğretilen şu dua da bilinir: "Allâhümmekfinî bi-helâlike an harâmik ve ağninî bi-fadlike ammen sivâk" — "Allah'ım! Helâlinle yetindirip haramına muhtaç etme; lütfunla beni senden başkasına muhtaç bırakma." (Tirmizî, Deavât 110 — hasen).

Kriz zamanında müminin duruşu

Ekonomik daralma dönemlerinde en çok yıpranan şey güvendir. Oysa İslam, alışverişi bir ahlak alanı sayar. Alacaklı sabrettiği, borçlu dürüst davrandığı ölçüde zarar paylaşılır; ikisi de kendi payına düşeni terk ederse zincir kopar.

Bir şirketin kapanması hukuken sona erebilir; ama hakkı yenen çırağın, ödenmeyen tedarikçinin, boşa çıkan senedin hesabı manevi olarak durmaz. Bu yüzden "kanunen kurtuldum" cümlesi, bir mümin için hikâyenin sonu değildir.

Sıkça Sorulan Sorular

Borcunu ödeyemeyen kişi günahkâr olur mu?

Gerçekten ödeme gücü kalmamış ve ödeme niyetini koruyan kişi günahkâr sayılmaz. Bakara 280 böyle birine süre tanınmasını emreder. Günah, ödeme imkânı olduğu hâlde borcu savsaklamakta veya baştan ödememe niyetiyle borçlanmaktadır.

Alacaklı, darda olan borçluyu icraya vermekle günaha girer mi?

Hakkını hukuk yoluyla aramak meşrudur. Ancak borçlunun gerçekten çaresiz olduğu biliniyorsa, âyetin isteği süre tanımaktır. Ölçü şudur: hakkı istemek caiz, darda olanı sıkıştırmak hoş değildir.

Vefat eden bir kişinin borcu ne olur?

Borç, mirastan önce ödenir. Terekesi yetmiyorsa mirasçıların ya da yakınlarının ödemesi büyük bir iyiliktir; zorunlu değildir. Alacaklının bağışlaması da vefat edenin yükünü kaldırır.

Faizli krediyle borç kapatmak caiz mi?

Faiz, âyetlerle kesin biçimde yasaklanmıştır (Bakara, 275). Bu sebeple faizli kredi kural olarak caiz görülmez. Zaruret iddiası, âlimlerin çoğunluğuna göre dar ve istisnai hâllere mahsustur; kişinin kendi başına genişletebileceği bir kapı değildir. Önce yapılandırma, uzlaşma ve karz-ı hasen imkânları aranmalıdır.

Borcu olan kişi zekât alabilir mi?

Evet. Borçlular (gârimîn), Tevbe sûresi 60. âyette zekât verilecek sınıflar arasında sayılır. Borcu düşüldüğünde nisap miktarı malı kalmayan kişi zekât alabilir.

Sitede keşfet
İslam Arşivi
Editöryal
İlgili yazılar
Yorumlar
Tüm yazılar