Ana içeriğe geç
İmsak--:--
Güneş--:--
Öğle--:--
İkindi--:--
Akşam--:--
Yatsı--:--
Sonraki--:--:--

Dinî Değerlerle Alay Etmek: İslam'daki Hükmü ve Müminin Takınacağı Tavır

Dinî Değerlerle Alay Etmek: İslam'daki Hükmü ve Müminin Takınacağı Tavır

İslam'a göre din, Kur'an, peygamberler ve ibadetler gibi mukaddes değerlerle alay etmek (istihzâ) büyük bir günahtır. Kur'an-ı Kerim bu tavrı ağır ifadelerle kınar; "şakaydı" mazeretini de geçerli saymaz. Müminin görevi ise hakarete hakaretle karşılık vermek değil, vakarını koruyup böyle sözlere muhatap olmamaktır.

Zaman zaman gündeme gelen bir yara

Sahnede, sosyal medyada ya da televizyonda dinî değerlerin alay konusu yapılması, son günlerde olduğu gibi zaman zaman ülke gündemini meşgul ediyor. Böyle dönemlerde iki soru öne çıkıyor: İslam bu tavrı nasıl değerlendirir ve inanan bir insan buna nasıl tepki vermelidir?

Meselenin hukukî boyutu mahkemelerin işidir; biz burada yalnızca dinî boyutuna bakacağız. Çünkü asıl mesele bir kişi ya da olay değil, kalplerdeki hassasiyetin nasıl korunacağıdır.

Kur'an-ı Kerim istihzâ hakkında ne diyor?

İstihzâ, bir şeyi küçümseyerek eğlence konusu yapmak demektir. Kur'an, Allah'ın âyetleriyle ve Resûlüyle alay edenlerin "Biz sadece şakalaşıyorduk" bahanesine sığınamayacağını açıkça bildirir:

قُلْ أَبِاللّٰهِ وَاٰيَاتِه۪ وَرَسُولِه۪ كُنْتُمْ تَسْتَهْزِؤُ۫نَ

"De ki: Allah ile, O'nun âyetleriyle ve Peygamberiyle mi alay ediyordunuz?" (Tevbe, 65)

Bir sonraki âyette ise "Boşuna özür dilemeyin; siz iman ettikten sonra küfre saptınız" (Tevbe, 66) buyrulur. Âlimlerin çoğunluğuna göre bu âyetler, dinin özüyle bilerek ve isteyerek alay etmenin sıradan bir "şaka" olmadığını, imanı temelinden zedeleyen çok ağır bir söz olduğunu gösterir.

Kur'an ayrıca müminlere böyle meclislerde ne yapacaklarını da öğretir. Âyetlerle alay edildiğini duyan kişinin, konuşma başka bir konuya geçinceye kadar o topluluktan uzaklaşması istenir (En'âm, 68). Nisâ sûresinde de aynı ölçü tekrarlanır ve bile bile o sohbete ortak olanın, o günaha ortak olacağı bildirilir (Nisâ, 140). Yani mesele yalnızca söyleyende değil; dinleyip alkışlayanda da sorumluluk vardır.

Sözün ağırlığı: Bir kelime nereye düşürür?

İslam, dilin sorumluluğunu hafife almaz. Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

"Kul, Allah'ın hoşnut olduğu bir sözü önemsemeden söyleyiverir de Allah onu bu söz sebebiyle derecelerle yükseltir. Yine kul, Allah'ın gazabını gerektiren bir sözü önemsemeden söyleyiverir de Allah onu bu söz sebebiyle cehenneme düşürür." (Buhârî, Rikâk 23)

Hadis, ölçüyü net koyar: "Önemsemeden" söylenen tek bir cümle bile insanın âhiretini belirleyebilir. Gülmek ve güldürmek için mukaddesatı diline dolayan kişi, kendince espri yaptığını düşünse de dinin terazisinde çok ağır bir yük altına girer.

Fiili mahkûm etmek başka, kişiyi yargılamak başka

Burada ince ama önemli bir çizgi var. İslam âlimleri, dinle alay etme fiilinin ağırlığı konusunda görüş birliği içindedir; fakat belirli bir kişinin kalbindeki niyeti bilmek ve onun hakkında kesin hüküm vermek kullara düşmez. Bu yüzden Ehl-i Sünnet geleneği, fertleri "kâfir" ilan etme (tekfir) konusunda son derece temkinlidir.

Unutulmamalı ki tövbe kapısı herkese açıktır. Nice insan, dine mesafeli hatta düşman bir hayattan sonra samimi bir yönelişle bambaşka bir insan olmuştur. Mümin, fiile karşı net; fail hakkında ise merhamet ve hidayet temennisiyle durur.

Mümin nasıl tepki verir?

Öfkeyle söylenmiş bir hakaret, başka bir hakaretle temizlenmez. Kur'an, Rahman'ın has kullarını tarif ederken şöyle buyurur: "Onlar boş söz ve davranışlarla karşılaştıklarında vakarla geçip giderler" (Furkân, 72). Buna göre inanan insanın tavrı birkaç başlıkta özetlenebilir:

Alayın yapıldığı ortama, yayına ve içeriğe muhatap olmamak; izleyerek, paylaşarak, öfkeli yorumlarla yayarak ona reklam kazandırmamak. Tepkisini hakaret ve tehdit diliyle değil, hukuk ve meşru itiraz yollarıyla göstermek. Kendi hayatında Kur'an'a ve dinî değerlere daha sıkı sarılmak; çünkü mukaddesata en güzel sahip çıkma biçimi, onu güzelce yaşamaktır. Son olarak da hem kendisi hem toplum için hidayet ve basiret duası etmek.

Şunu da ekleyelim: İslam mizahın karşısında değildir. Resûlullah (s.a.s.) şaka yapar, tebessüm ettirirdi; ama şakasında bile yalan ve incitme bulunmazdı. Çizgi bellidir: Mizah insana nefes aldırır, mukaddesata uzandığında ise mizah olmaktan çıkar.

Sıkça Sorulan Sorular

Dinle alay eden bir kişi hakkında ne düşünmeliyiz?

Fiilin büyük günah olduğunu bilmek ayrı, kişi hakkında kesin hüküm vermek ayrıdır. Kalpleri ve niyetleri ancak Allah bilir; fert hakkında "kâfir oldu" gibi hükümler vermek kullara düşmez. Mümine düşen, fiili tasvip etmemek ve o kişinin ıslahı için dua etmektir.

Dinî değerlerle alay eden yayınları izlemek günah mı?

Kur'an, âyetlerle alay edildiğini duyan kişinin konu değişinceye kadar o meclisten ayrılmasını emreder (En'âm, 68; Nisâ, 140). Bile bile izlemeye devam etmek, paylaşmak ve gündemde tutmak, o söze ortak olma riski taşır. En doğrusu bu tür içeriklere muhatap olmamaktır.

İslam'da şaka ve mizah tamamen yasak mı?

Hayır. Peygamberimiz (s.a.s.) de şaka yapmıştır; ancak şakalarında yalan, hakaret ve kutsalı küçümseme bulunmazdı. Mizah, insanları incitmediği ve dinin mukaddes saydığı değerleri hedef almadığı sürece meşrudur.

Böyle bir durumla karşılaşan müminin ilk yapması gereken nedir?

Sükûnetini korumak, hakarete hakaretle karşılık vermemek ve o içeriğe muhatap olmayı bırakmaktır. Sonrasında tepkisini meşru ve hukukî yollarla ifade edebilir; kendi çevresinde dinî değerlerin güzelce tanınması için çaba göstermek de en kalıcı cevaptır.

Sitede keşfet
İslam ArşiviEditöryal

İlgili yazılar

Yorumlar

Tüm yazılar