Dua, kulun Rabbine yönelip O’ndan istemesi, yalvarması ve niyazda bulunmasıdır. Hz. Peygamber (s.a.v.) “Dua, ibadetin ta kendisidir” (Tirmizî, Ebû Dâvûd) buyurarak duanın kulluktaki merkezî yerine işaret etmiştir. İnsanın aczini itiraf edip yalnız Allah’a el açması, imanın en saf hâllerinden biridir.
Dua nedir?
Dua, sadece sıkıntı anında başvurulan bir çare değil; her hâlde sürdürülen bir kulluk biçimidir. Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz “Bana dua edin, size icabet edeyim” (Mü’min, 40/60) buyurarak kullarını kendisine yönelmeye davet eder. Bu yönüyle dua, kul ile Rabbi arasında kesintisiz bir bağdır.
Duanın adabı
Duanın daha derin ve makbul olması için gözetilmesi güzel olan bazı edepler şunlardır:
- Mümkünse abdestli olmak ve kıbleye yönelmek
- Allah’a hamd ve Peygamber’e salavatla başlayıp bitirmek
- Ellerini açıp gönülden, ısrarla ve ümitle istemek
- Helal lokmaya dikkat etmek; çünkü haram, duanın kabulüne engeldir
- Yalnız kendisi için değil, başkaları için de dua etmek
- Acele etmemek; “dua ettim de kabul olmadı” dememek
Duanın kabul vakitleri
Bazı vakit ve hâller, duanın kabulü için daha umutlu kabul edilmiştir: seher vakitleri, ezan ile kamet arası, secde hâli, Cuma günü içindeki icabet saati, oruçlunun iftar anı ve yağmur yağarken edilen dualar bunlardandır. Yine de Allah’ın rahmeti hiçbir vakitle sınırlı değildir; her an O’na el açılabilir.
Dua ederken unutulmaması gereken
Duada esas olan, isteğin hemen gerçekleşmesi değil; kulun Rabbine yönelmesidir. Bazen istenen aynen verilir, bazen daha hayırlısı ihsan edilir, bazen de âhirete saklanır. Bu sebeple mü’min, duasının karşılıksız kalmayacağına inanarak Rabbine güvenle yönelir ve “Benim için hayırlısını ver” diyebilmenin olgunluğuna erişir.
Yorumlar