Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

İslam Arşivi

Habeşistan Hicreti: İslam'ın İlk Hicreti ve Necâşî'nin Huzurunda Verilen Cevap

İslam tarihinin ilk hicreti Medine'ye değil, Habeşistan'a yapıldı. Bi'setin beşinci yılında (miladî 615) Mekke'deki baskılar dayanılmaz hâle gelince küçük bir kafile Kızıldeniz'i aşarak Habeş ülkesine sığındı. Orada onları bekleyen şey sürgün değil, adaletiyle tanınan bir hükümdarın himayesi oldu.

Hicret denince akla Mekke'den Medine'ye yapılan yolculuk gelir. Oysa ondan yedi yıl önce, henüz devlet fikri bile ortada yokken, Müslümanlar bambaşka bir yöne yürüdüler. Bu ilk hicret çoğu zaman bir dipnot gibi anlatılır; hâlbuki içinde bugüne kadar taşınacak çok şey barındırır.

Mekke'de dayanılmaz hâle gelen baskı

İlk yıllarda İslam'a girenlerin önemli bir kısmı, Mekke'nin koruyucu kabile bağından yoksun kimselerdi: köleler, azatlılar, yoksullar, dışarıdan gelmiş yabancılar. Kureyş'in ileri gelenleri, kendi akrabalarına dokunmakta zorlanırken bu insanlara karşı hiçbir sınır tanımadı. Kızgın kumlara yatırılanlar, aç bırakılanlar, işkence altında hayatını kaybedenler oldu.

Baskı ekonomik boyut da kazandı; alışveriş yasakları, evlilik bağlarının koparılması, sosyal dışlanma peş peşe geldi. Peygamber Efendimiz (s.a.s.), inananların bir kısmının bu ortamdan uzaklaşmasının daha isabetli olacağını gördü. Siyer kaynaklarında, onlara Habeşistan'ı işaret ederken şöyle dediği nakledilir: "Habeş ülkesine gidin; orada yanında kimsenin zulme uğramadığı bir hükümdar vardır."

Bu cümle üzerinde durmakta fayda var. Sığınılacak yer seçilirken ölçü, hükümdarın inancı değil adaleti olmuştur. Zulmün olmadığı bir yer, aynı inancı paylaşmasa da güvenli sayılmıştır.

İki kafile: 615 ve sonrası

Kaynakların çoğunda ilk kafilenin on bir erkek ve dört kadından oluştuğu belirtilir. İçlerinde Hz. Osman (r.a.) ve eşi, Peygamber Efendimiz'in kızı Hz. Rukiyye de vardı. Gizlice Şuaybe Limanı'na inip bir gemiyle karşı kıyıya geçtiler.

Kısa süre sonra ikinci ve daha kalabalık bir kafile yola çıktı. Bu grubun başında Efendimiz'in amcasının oğlu Câfer b. Ebî Tâlib (r.a.) bulunuyordu. Sayı konusunda kaynaklar farklı rakamlar verir; seksen üç kişiden söz edenler olduğu gibi, kadınlarla birlikte yüzü aştığını söyleyenler de vardır. Rakamlar değişse de tablo açıktır: Mekke'nin genç ve dirençli mümin nüfusunun önemli bir bölümü şehri terk etmişti.

Kureyş'in peşlerinden gönderdiği heyet

Kureyş bu gidişi bir kaçış değil, tehlike olarak okudu. İnananların dışarıda bir yer bulması, Mekke'deki abluka silahını işlevsiz bırakıyordu. Bunun üzerine iki usta diplomat, Amr b. Âs ile Abdullah b. Ebî Rebîa, değerli hediyelerle Habeşistan'a gönderildi. Plan basitti: Önce hükümdarın çevresindeki din adamları hediyelerle kazanılacak, sonra "kaçaklar" istenecekti.

Necâşî — kaynaklarda adı Ashame olarak geçer — heyetin isteğini dinledi, fakat bir şey yaptı ki bütün hikâyeyi değiştirdi: Hüküm vermeden önce diğer tarafı da dinlemeye karar verdi. Muhacirler saraya çağrıldı.

Câfer'in konuşması

Sözü Câfer b. Ebî Tâlib aldı. Siyer kaynaklarının naklettiği konuşma, bir savunmadan çok bir tanıtımdır:

"Ey hükümdar! Biz cahiliye halkı idik. Putlara tapar, ölü hayvan eti yer, çirkin işler yapardık. Akrabalık bağlarını koparır, komşuya kötü davranırdık; güçlümüz zayıfımızı ezerdi. Allah bize içimizden, soyunu, doğruluğunu ve emanetine bağlılığını bildiğimiz bir peygamber gönderdi. Bizi Allah'ı birlemeye çağırdı; doğru söylemeyi, emaneti yerine getirmeyi, akrabayı gözetmeyi, komşuya iyilik etmeyi, haramlardan sakınmayı emretti."

Necâşî, getirdikleri kitaptan bir parça okumasını istedi. Câfer, Meryem sûresinin başından okudu. Hz. Meryem'in ve Hz. Îsâ'nın anlatıldığı ayetler bir Hristiyan hükümdarın huzurunda yankılandı. Rivayete göre Necâşî ağladı; yanındaki din adamlarının gözyaşları kitaplarını ıslattı.

قَالَ إِنِّي عَبْدُ اللَّهِ آتَانِيَ الْكِتَابَ وَجَعَلَنِي نَبِيًّا

"(Bebek) dedi ki: Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. O bana kitabı verdi ve beni peygamber yaptı." (Meryem, 30)

Ertesi gün Amr b. Âs son kozunu oynadı: "Onlara Îsâ hakkında ne dediklerini sorun." Bu, Müslümanları köşeye sıkıştırmak için hesaplanmış bir soruydu. Câfer geri adım atmadı; Kur'an'ın öğrettiğini olduğu gibi söyledi: Îsâ, Allah'ın kulu ve elçisidir, Meryem'e ulaştırdığı kelimesi ve O'ndan bir ruhtur. Necâşî yerden bir çöp aldı ve şöyle dediği nakledilir: "Sizin söylediğinizle bizim inandığımız arasındaki fark, şu çöp kadardır." Hediyeleri iade etti, heyeti geri gönderdi ve muhacirlere "Ülkemde güven içindesiniz." dedi.

Sonrası: Dönüş ve gıyabî cenaze namazı

Muhacirlerin bir kısmı, Mekke'de durumun yumuşadığı haberi üzerine erken döndü. Câfer ve yanındakiler ise yıllarca orada kaldı; Medine'ye ancak hicretin yedinci yılında, Hayber'in fethi günlerinde ulaşabildiler. Kaynaklarda Efendimiz'in onları karşılarken duyduğu sevinci ifade eden sözler nakledilir.

Necâşî hicretin dokuzuncu yılında vefat etti. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) haberi aldığında ashâbını topladı ve onun için gıyabında cenaze namazı kıldı. Bu, sahih hadis kaynaklarında yer alır:

Resûlullah (s.a.s.), Necâşî'nin vefat ettiği gün ashâbına onun ölümünü haber verdi, musallâya çıktı, saf tuttular ve dört tekbir aldı.
(Buhârî, Cenâiz 4; Müslim, Cenâiz 62)

Bin kilometrelerce uzaktaki bir hükümdar için Medine'de saf tutulması, o himayenin nasıl karşılandığını gösteriyor. İyilik unutulmamıştı.

Kaynaklar ve dikkat edilmesi gereken noktalar

Habeşistan hicretinin ana hatları siyer kaynaklarında ittifakla nakledilir. Buna karşılık kafilelerdeki kişi sayıları, gidiş ve dönüş tarihleri, sarayda geçen konuşmanın tam metni gibi ayrıntılarda farklılıklar vardır. Konuşmanın kelime kelime tutanağı değil, özeti elimizdedir. Necâşî'nin cenaze namazı gibi hadis kitaplarında yer alan kısımlar ise sağlam biçimde sabittir. Bu ayrımı korumak, tarihi menkıbeye çevirmemek için gereklidir.

Bu tarihten bugüne kalan ders

Habeşistan hicretinden geriye üç şey kalıyor. Birincisi, adaletin evrenselliği: Zulmün olmadığı yer, inancı farklı bile olsa emniyet yeridir. İkincisi, dinlemeden hüküm vermemek: Necâşî her iki tarafı da dinlediği için doğru kararı verebildi; hediye alsaydı bugün adı böyle anılmayacaktı. Üçüncüsü, hakikati eğip bükmeden söylemenin gücü: Câfer, karşısındakinin hoşuna gitsin diye inancını yumuşatmadı, ama saygıyı da elden bırakmadı. Sonuç, ödün vererek değil dürüst kalarak kazanıldı.

Kur'an-ı Kerim'in "Allah'ın yeryüzü geniştir" (Zümer, 10) hatırlatması da bu olayla birlikte daha somut hâle gelir: Bir kapı kapanınca yol bitmez; imanı taşıyabilecek başka bir toprak her zaman vardır.

Sıkça Sorulan Sorular

İslam tarihinde ilk hicret nereye yapılmıştır?

İlk hicret Habeşistan'a yapılmıştır. Bi'setin beşinci yılında (615) gerçekleşen bu göç, Medine'ye yapılan hicretten yaklaşık yedi yıl öncedir.

Habeşistan'a neden hicret edildi?

Mekke'de özellikle korunmasız Müslümanlara uygulanan işkence ve ekonomik baskı dayanılmaz hâle gelmişti. Peygamber Efendimiz, adaletiyle tanınan bir hükümdarın bulunduğu Habeşistan'ı işaret etmiştir.

Necâşî kimdir?

Necâşî, Habeş hükümdarlarına verilen unvandır; o dönemdeki hükümdarın adı kaynaklarda Ashame olarak geçer. Müslümanları koruyup Kureyş heyetini geri çevirmiş, sonrasında iman ettiği nakledilmiştir.

Câfer b. Ebî Tâlib Necâşî'nin huzurunda hangi sûreyi okudu?

Meryem sûresinin baş tarafından okumuştur. Hz. Meryem ve Hz. Îsâ'dan söz eden bu ayetler, hükümdarı ve yanındakileri derinden etkilemiştir.

Peygamberimiz Necâşî için cenaze namazı kıldı mı?

Evet. Necâşî'nin vefat haberi geldiğinde ashâbıyla birlikte gıyabında cenaze namazı kılmış ve dört tekbir almıştır (Buhârî, Cenâiz 4; Müslim, Cenâiz 62).

Sitede keşfet
İslam Arşivi
Editöryal
İlgili yazılar
Yorumlar
Tüm yazılar