Hacamat Yaptırmak Caiz mi? Sünnet mi, Belirli Günleri Var mı?
Hacamat, yani belirli bölgelerden kupa yardımıyla kan aldırma, dinen caizdir ve Peygamber Efendimiz'in (s.a.s.) bizzat yaptırdığı, sahih hadislerle sabit bir tedavi yöntemidir. Ancak namaz gibi bir ibadet değil, ihtiyaç duyulduğunda başvurulan mubah bir tedavidir. Belirli günlerde yapılması gerektiğine dair rivayetler ise ihtilaflıdır ve bağlayıcı bir vakit sayılmaz.
Her yaz, özellikle de hicrî ayların ortasına gelindiğinde arama kutularına aynı sorular düşüyor: "Bu ay hacamat hangi günlerde yapılır?", "Sünnet mi, günah mı?", "Oruçluyken olur mu?" Sorunun bu kadar canlı olması tesadüf değil; çünkü hacamat, hem sağlam bir hadis mirasına dayanıyor hem de zamanla etrafına epeyce halk inanışı toplanmış bir konu. İkisini birbirinden ayırmak, meseleyi yerli yerine oturtmanın en kısa yolu.
Önce hüküm: caiz, hatta teşvik edilmiş bir tedavi
İslam, hastalık karşısında teslimiyeti değil tedaviyi öğütler. Bu, dinin genel çerçevesidir:
"Ey Allah'ın kulları! Tedavi olun. Çünkü Allah, yarattığı her hastalığın şifasını da yaratmıştır; bir hastalık müstesna: ihtiyarlık."
(Ebû Dâvûd, Tıb 1; Tirmizî, Tıb 2 — hasen sahih)
Şifanın kaynağı konusunda Kur'an'ın çizdiği çerçeve ise açıktır. Hz. İbrâhim'in (a.s.) dilinden aktarılan şu cümle, tedaviye başvururken kalbin nereye bakması gerektiğini söyler:
وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ
"Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur." (Şuarâ, 80)
Yani ilaç da, iğne de, kupa da bir sebeptir. Sebebe yapışmak tevekküle aykırı değildir; sebebi ilâh yerine koymak aykırıdır. Hacamat da tam olarak bu çerçevenin içinde durur.
Hacamatla ilgili sahih hadisler
Bu konuda elimizde zorlamaya ihtiyaç bırakmayan, kaynağı en sağlam eserlerde geçen rivayetler var. Enes b. Mâlik'ten (r.a.) nakledilen hadis şöyledir:
"Tedavi olduğunuz şeylerin en hayırlısı hacamattır."
(Buhârî, Tıb 13; Müslim, Müsâkāt 62-63)
Bir diğer meşhur rivayette Efendimiz (s.a.s.) şifanın umulduğu yolları sayarken hacamatı da zikreder:
"Şifa üç şeydedir: Bal şerbeti içmek, hacamat aletiyle kan aldırmak ve ateşle dağlamak. Ancak ben ümmetimi dağlamaktan menederim."
(Buhârî, Tıb 3; Müslim, Selâm 71)
Buradaki son cümle çoğu zaman atlanır, oysa çok şey söyler: rivayet, dönemin bilinen üç yönteminden birini açıkça sınırlandırıyor. Demek ki hadis, "her dönemde geçerli üç kalem tedavi listesi" değil; şifanın umulduğu sebeplere işaret eden, içinde ölçü de barındıran bir söz.
Efendimiz'in (s.a.s.) bunu bizzat yaptırdığı da sabittir. İbn Abbas'ın (r.a.) rivayetine göre Resûlullah (s.a.s.) ihramlıyken hacamat olmuş, oruçluyken de hacamat olmuştur (Buhârî, Savm 32; Cezâü's-sayd 11). Üstelik hacamat yapan kişiye ücretini de vermiştir (Buhârî, İcâre 18; Müslim, Müsâkāt 62). Bu ayrıntı, hacamatçılığın helal bir meslek olduğu hükmünün de dayanağıdır.
Sünnet mi, ibadet mi? İnce ama önemli bir ayrım
Burada dikkatli olmak gerekiyor. Fıkıh kaynaklarında sünnet kavramı iki ayrı anlamda kullanılır. Birincisi, Efendimiz'in (s.a.s.) ibadet niyetiyle yaptığı ve ümmetine öğrettiği fiiller; ikincisi ise onun bir insan olarak, ihtiyaç duyduğu için yaptığı işler.
Hacamat ikinci gruptadır. Yani ibadet olarak emredilmiş bir uygulama değil, ihtiyaç hâlinde başvurulan mubah bir tedavidir. Âlimlerin çoğunluğu bunu böyle değerlendirmiştir. Ehl-i Sünnet'in genel kabulüne göre, sağlığı yerinde olan bir kimsenin "sevap kazanayım" diye hacamat olması gerekmez; ihtiyaç varsa yapılır, yoksa yapılmaz.
Bu ayrım, konuyu yanlış bir yere sürüklenmekten korur. Çünkü hacamatı ibadet gibi konumlandıran anlayış, bir süre sonra "yaptırmayan eksik kalır" gibi dinde yeri olmayan bir baskıya dönüşebiliyor.
"Ayın 17'si, 19'u, 21'i" meselesi
En çok sorulan başlık bu. Bazı rivayetlerde Efendimiz'in (s.a.s.) hicrî ayın on yedi, on dokuz ve yirmi birinci günlerinde hacamat olduğu nakledilir; bu rivayetler Tirmizî ve İbn Mâce gibi kaynaklarda yer alır.
Ancak hadis âlimleri bu nakiller üzerinde ittifak etmiş değildir. İmam Buhârî'nin, sıhhat şartlarını taşımadığı için bu rivayetleri eserine almadığı kaydedilir. İbn Hacer ve Aynî gibi büyük şârihler de buradan hareketle, hacamat için bağlayıcı bir vakit tayini bulunmadığı, ihtiyaç duyulduğunda yapılabileceği sonucuna varmışlardır. Bazı âlimler ise rivayetleri dönemin tıbbî tecrübesiyle uyumlu bir tavsiye olarak yorumlamıştır.
Pratik sonuç şu: belirli günlerde yaptırmak isteyen kimseye "bunu yapamazsın" denmez; fakat o günleri kaçıranın bir kusur işlediği, yahut o günlerde yaptıranın kesin bir sevap kazandığı da söylenemez. Takvimi uğur ve uğursuzluk çizelgesine çevirmek, dinin ruhuna yabancıdır. Hastalığın ne zaman geleceğini takvim belirlemez; tedavinin vakti de ihtiyaca göredir.
Orucu bozar mı?
Bu konuda iki rivayet grubu vardır. Bir hadiste "Hacamat yapan da yaptıran da orucunu bozdu" buyurulur (Ebû Dâvûd, Savm 28; Tirmizî, Savm 60). Öte yandan İbn Abbas (r.a.), Efendimiz'in (s.a.s.) oruçluyken hacamat olduğunu haber verir (Buhârî, Savm 32).
Âlimlerin çoğunluğu — Hanefî, Şâfiî ve Mâlikî fakihleri — ikinci rivayeti esas alarak hacamatın orucu bozmadığı görüşündedir; ilk rivayetin ise ya sonradan hükmü kaldırılmış olduğunu ya da "sevabını eksiltir, kişiyi zayıf düşürür" anlamında bir uyarı olduğunu söylerler. Hanbelî mezhebinde ise hacamatın orucu bozduğu görüşü benimsenmiştir.
Dolayısıyla oruçluyken hacamat olan kimsenin orucu, çoğunluğun görüşüne göre bozulmaz. Yine de bedeni zayıf düşürebileceği için, oruçluyken ihtiyaç yoksa iftar sonrasına bırakmak daha ihtiyatlıdır.
Abdesti bozar mı, gusül gerekir mi?
Hacamattan sonra gusül gerekmez. Abdest konusunda ise mezhepler ayrılır: Hanefî mezhebinde vücuttan akan kan abdesti bozduğu için hacamattan sonra abdestin yenilenmesi gerekir. Şâfiî mezhebinde ise çıkan kan abdesti bozmaz. Kişi kendi mezhebinin ölçüsüne göre hareket eder; ihtiyat isteyen abdestini tazeler.
Uygulamada dikkat edilecekler
Dinî hüküm caiz olsa da, buradan "her yerde, herkes yapabilir" sonucu çıkmaz. Aksine, İslam'ın genel prensibi olan zarar vermeme ölçüsü burada doğrudan devreye girer:
- İşlem, eğitimli ve ehil kişilerce, tek kullanımlık ve steril malzemeyle yapılmalıdır. Kan yoluyla bulaşan hastalıklar açısından bu bir tercih değil, zorunluluktur.
- Kan sulandırıcı ilaç kullananlar, kanama bozukluğu olanlar, ileri derecede kansızlığı bulunanlar, gebeler ve kronik rahatsızlığı olanlar önce hekimlerine danışmalıdır.
- Hacamat, teşhis konmuş bir hastalığın tıbbî tedavisinin yerine geçmez. Doktorun verdiği ilacı bırakıp yalnızca hacamata yönelmek, sebebe sarılma emrine aykırıdır.
- "Her derde deva" iddiaları ve abartılı reklamlar konusunda temkinli olunmalıdır. Hadiste övülen, sebeplerden bir sebeptir; şifayı veren Allah'tır.
Kısacası mesele, bir tedaviyi ne yok saymakta ne de olduğundan büyük göstermekte. Sahih rivayetler ortadadır; abartı ve hurafe ise sonradan eklenmiştir. Aradaki farkı görebilmek, bu başlıkta en çok işe yarayan şey.
Sıkça Sorulan Sorular
Hacamat yaptırmak günah mı?
Hayır. Hacamat dinen caizdir ve Peygamber Efendimiz'in (s.a.s.) bizzat yaptırdığı sahih hadislerle sabittir. Ehil kişilerce ve sağlık şartlarına uyularak yapılması kaydıyla bir sakıncası yoktur.
Hacamat sünnet midir?
Hacamat, ibadet niyetiyle yapılması istenen bir sünnet değildir. Efendimiz'in (s.a.s.) ihtiyaç duyduğunda başvurduğu, âlimlerin çoğunluğuna göre mubah sayılan bir tedavi yöntemidir. İhtiyaç varsa yapılır; yaptırmayan bir eksiklik işlemiş olmaz.
Hacamatın belirli günleri var mıdır?
Bazı rivayetlerde hicrî ayın 17, 19 ve 21. günleri zikredilirse de bu nakiller hadis âlimleri arasında ihtilaflıdır ve bağlayıcı bir vakit sayılmamıştır. Hacamat, ihtiyaç duyulduğu zaman yapılabilir.
Oruçluyken hacamat olmak orucu bozar mı?
Âlimlerin çoğunluğuna göre bozmaz; çünkü Efendimiz'in (s.a.s.) oruçluyken hacamat olduğu sahih rivayetle sabittir. Hanbelî mezhebinde ise bozduğu görüşü benimsenmiştir. Bedeni zayıf düşürmemek için iftar sonrasına bırakmak daha ihtiyatlıdır.
Hacamattan sonra abdest almak gerekir mi?
Gusül gerekmez. Abdest konusunda Hanefî mezhebine göre akan kan abdesti bozduğu için abdestin yenilenmesi gerekir; Şâfiî mezhebine göre ise bozmaz.
Hacamat yaptırıp ücret almak helal midir?
Helaldir. Efendimiz'in (s.a.s.) kendisine hacamat yapan kimseye ücretini verdiği sahih rivayetle sabittir. Bu sebeple âlimlerin çoğunluğu, hacamatçılığın meşru bir meslek olduğunu belirtmiştir.
