Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

İslam Arşivi

Hacı Bayram-ı Velî: Kürsüyü Bırakıp Tarlaya Giden Âlim

Hacı Bayram-ı Velî (1352–1430), Ankara'da doğmuş bir müderris iken tasavvuf yoluna girmiş, Bayramiyye yolunun kurucusu olmuş ve ömrünü hem ilim öğreterek hem toprağı ekerek geçirmiş bir gönül insanıdır. Talebeleri arasında, İstanbul'un fethinde adı geçen Akşemseddin de vardır.

Bugün Ankara'nın en kalabalık meydanlarından birinde, adını taşıyan caminin yanı başında yatıyor. Ama hikâyesi o meydandan çok, Çubuk Çayı kıyısındaki küçük bir köyde başlıyor.

Solfasol'dan Kara Medrese'ye

Asıl adı Numan'dı. 1352 yılında Ankara'nın Zülfazıl — bugünkü adıyla Solfasol — köyünde doğdu. Devrin usulüne göre medrese tahsili gördü; tefsir, fıkıh ve hadis okudu, Arapça ve Farsça öğrendi. Ardından Ankara'daki Kara Medrese'de müderrislik yapmaya başladı.

Yani başlangıçta bir kürsü adamıydı. Saygı gören, sözü dinlenen, mesleği belli bir âlim. Anadolu'nun o günleri ise pek sakin değildi: Ankara Savaşı'nın ardından beylikler dağılmış, halk yorulmuştu. İnsanların yalnızca fıkıh bilgisine değil, ayakta durmayı öğretecek bir ele de ihtiyacı vardı.

Bir davet, bir dönüm

Kaynakların naklettiğine göre, Kayseri'de bulunan Somuncu Baba (Hamîdüddin Aksarâyî) ona bir davet gönderir. Numan Efendi bu daveti kabul eder ve gittiği yerde hayatının yönü değişir. Buluşmanın kurban bayramı gününe denk geldiği rivayet edilir; "Bayram" lakabının buradan geldiği söylenir.

Sonrasında hocasıyla birlikte uzun bir yolculuğa çıkar, hac vazifesini yerine getirir, Aksaray'da bir süre kalır. Hocasının vefatının ardından Ankara'ya döner ve asıl işine — insan yetiştirmeye — başlar.

Burada durup düşünmeye değer: Adam mesleğinin zirvesindeyken kürsüyü bırakmıştır. İlmi terk ettiği için değil; ilmin kalpte karşılığı olmadan eksik kaldığını gördüğü için. Kur'an'ın bilgiyle ilgili ölçüsü de zaten budur:

اِنَّمَا يَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمٰٓؤُ۬ا

"Kulları içinden ancak âlimler Allah'a gereğince saygı duyar." (Fâtır, 28)

Eli toprakta bir hoca

Hacı Bayram-ı Velî'nin en dikkat çekici tarafı, geçimini kendi emeğiyle sağlamasıdır. Ankara çevresinde tarla eker, ürününü kaldırır, dervişleriyle birlikte çalışırdı. Hasat vakti gelince ürünün bir kısmını ihtiyaç sahiplerine dağıtırdı. Kimseye yük olmadı; kendisine tanınan bazı muafiyetleri de talebeleri lehine kullandı.

Bu tutum tesadüf değil. Efendimiz'in (s.a.s.) ölçüsü ortadadır: "Hiç kimse elinin emeğiyle kazandığından daha hayırlı bir lokma yememiştir. Allah'ın peygamberi Dâvûd (a.s.) da elinin emeğini yerdi." (Buhârî, Büyû', 15)

Anadolu'da esnaf teşkilatlanmasıyla (ahîlikle) kurduğu yakınlık da buradan beslenir. Onun için dükkân ile mescit ayrı iki dünya değildi; terazinin doğruluğu da bir çeşit ibadetti.

Türkçe söyleyen bir gönül

Şiirlerini Türkçe yazdı. Sayısı azdır, ama tesiri büyüktür. En bilinen dizesi, tasavvuf edebiyatının ortak hafızasına girmiştir:

"Bilmek istersen seni,
Cân içre ara canı."

Anlatmak istediği şey karmaşık değil: İnsanın kendini tanıması, kendinden başlayan bir yolculuktur. Dışarıda aranan pek çok cevap, aslında içeride, terbiye edilmemiş bir nefsin gölgesinde durur.

Bir başka mısraında halkın diline yerleşen o sade uyarı vardır: "Nâgehan ol şara vardım, ol şarı yapılır gördüm" — kendisiyle uğraşan insanın kurduğu şehir. Süslü değil, ama akılda kalıcı.

Bıraktığı iz: Akşemseddin ve sonrası

Yetiştirdiği talebeler arasında Akşemseddin ve Bıçakçı Ömer Dede öne çıkar. Akşemseddin, yıllar sonra Fâtih Sultan Mehmed'in hocası olarak İstanbul surları önünde anılacaktır. Vasiyeti gereği cenaze namazını da Akşemseddin kıldırmıştır.

1430 yılında Ankara'da vefat etti (bazı kaynaklar 1429'u verir). Kabri, kendi adıyla anılan caminin yanındadır ve asırlardır ziyaret edilir.

Ziyaret ederken ölçü

Burada bir hatırlatma gerekiyor. Kabir ziyareti sünnettir; ölümü hatırlatır, kalbi yumuşatır. Fakat ziyaret edilen zat kim olursa olsun, ondan medet ummak, ona dua etmek ya da kabri kutsallaştırmak İslam'ın tevhid anlayışıyla bağdaşmaz. İstenecek merci tektir; ziyaret edilen kişiye yapılacak şey ise dua etmek, ondan ders almaktır. Hacı Bayram-ı Velî'nin kendisi de ömrünü tam bu ölçüyü anlatmakla geçirmiştir.

Bu kıssadan çıkan ders

Hacı Bayram-ı Velî'nin hayatı üç sade cümlede özetlenebilir: Bilgi, kalbe inmezse yükte kalır. Kendi ekmeğini kazanan, kimsenin kapısında küçülmez. İnsan yetiştirmek, yazılan kitaplardan daha uzun yaşar.

O, ne bir mucize anlatısıyla ne de olağanüstü hikâyelerle hatırlanmayı istedi. Geriye tarlada geçmiş bir ömür, birkaç Türkçe şiir ve iyi yetişmiş talebeler bıraktı. Bugün adının hâlâ yaşıyor olması, tam da bu sadeliğin eseridir.

Sıkça Sorulan Sorular

Hacı Bayram-ı Velî ne zaman yaşadı?

1352 yılında Ankara'nın Solfasol köyünde doğdu, 1430'da yine Ankara'da vefat etti. Bazı kaynaklar vefat tarihini 1429 olarak verir. Osmanlı'nın kuruluş sonrası toparlanma dönemine tanıklık etmiştir.

Bayramiyye tarikatı nedir?

Hacı Bayram-ı Velî'ye nispet edilen, Anadolu'da doğmuş bir tasavvuf yoludur. Sade yaşam, el emeğiyle geçinme, zikir ve ahlâk terbiyesi öne çıkan esaslarıdır. Vefatından sonra farklı kollara ayrılmıştır.

Hacı Bayram-ı Velî'nin hocası kimdir?

Somuncu Baba diye bilinen Hamîdüddin Aksarâyî'dir. Onunla tanışması, müderrisliği bırakıp tasavvuf yoluna girmesinin dönüm noktası olmuştur.

Akşemseddin ile ilişkisi nedir?

Akşemseddin onun talebesidir. Hacı Bayram-ı Velî'nin vasiyeti üzerine cenaze namazını Akşemseddin kıldırmış, Bayramiyye yolu onun ve diğer talebelerin elinde devam etmiştir.

Türbesini ziyaret etmenin dinî hükmü nedir?

Kabir ziyareti sünnettir ve ölümü hatırlatması bakımından faydalıdır. Ancak yatırdan medet ummak, adakta bulunmak veya kabri kutsallaştırmak caiz değildir. Ziyarette yapılacak olan, orada yatan için dua etmek ve kendi âkıbetini düşünmektir.

Sitede keşfet
İslam Arşivi
Editöryal
İlgili yazılar
Yorumlar
Tüm yazılar