Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

İslam Arşivi

Hudeybiye Antlaşması: Kaybedilmiş Görünen Bir Zafer

Hudeybiye Antlaşması, hicretin 6. yılında (miladî 628) Mekkeli müşriklerle yapılan on yıllık barış antlaşmasıdır. Maddeleri ilk bakışta Müslümanların aleyhine görünüyordu; hatta bazı sahâbîler bunu ağır bir taviz saydı. Buna rağmen Kur'an-ı Kerim bu antlaşmayı "apaçık bir fetih" diye niteledi.

Tarihte kimi anlaşmalar imzalandığı gün değil, yıllar sonra anlaşılır. Hudeybiye bunların en bilinen örneğidir. O gün çadırın önünde durup "biz neden bunu kabul ediyoruz?" diye soran sahâbîler haksız değildi; ama iki yıl sonra aynı insanlar, bu antlaşmanın nasıl bir kapı açtığını gördüler.

Umre Niyetiyle Çıkılan Yol

Hicretin altıncı yılının Zilkade ayında Efendimiz (s.a.s.), bir rüyasına dayanarak umre için yola çıkma kararı alır. Yanında bin dört yüz civarında sahâbî vardır — kaynaklar bu sayıyı birbirine yakın rakamlarla verir. Kurbanlıklar sürülür, ihrama girilir; yanlarında savaş hazırlığı yoktur, yalnızca yolcuların taşıdığı kılıçlar kınında durur.

Niyet açıktır: savaşmak değil, Kâbe'yi ziyaret etmek. Fakat Mekke yönetimi bunu bir prestij meselesi görür ve engellemeye karar verir. Hâlid b. Velîd komutasında bir süvari birliği yolu keser. Efendimiz çatışmadan kaçınmak için güzergâhı değiştirir ve kafile Hudeybiye denilen mevkide konaklar.

Burada dikkat çekici bir ayrıntı vardır. Devesi Kasvâ, Mekke yolunda çöker ve kalkmaz. "Huyu böyle değildi" diyenlere Efendimiz şu karşılığı verir: "Onu, vaktiyle fili alıkoyan alıkoydu." Ardından ekler: "Nefsim elinde olana yemin ederim ki, Allah'ın hürmet ettiği şeylere saygı göstermemi isteyecekleri her teklifi kabul ederim." (Buhârî, Şurût 15)

Bey'atü'r-Rıdvân: Ağacın Altındaki Söz

Görüşmeler için Mekke'ye elçi göndermek gerekir. Bu görev Hz. Osman'a (r.a.) verilir; çünkü Mekke'de kendisini koruyacak akrabaları vardır. Ancak Hz. Osman'ın dönüşü gecikince ordugâha "Osman öldürüldü" haberi ulaşır.

O an, Hudeybiye'nin dönüm noktasıdır. Efendimiz (s.a.s.) bir ağacın altında oturur ve sahâbeden ölüm üzerine bey'at alır. Bin dört yüz kişi, silahsız oldukları hâlde, elçinin kanını istemek üzere sözlerini verirler. Bu bey'at, tarihe Bey'atü'r-Rıdvân (Allah'ın razı olduğu bey'at) adıyla geçmiştir. Kur'an bu ânı şöyle anar:

لَقَدْ رَضِيَ اللّٰهُ عَنِ الْمُؤْمِنٖينَ اِذْ يُبَايِعُونَكَ تَحْتَ الشَّجَرَةِ

"Andolsun ki Allah, ağacın altında sana bey'at ederlerken müminlerden razı olmuştur." (Fetih, 18)

Efendimiz (s.a.s.) bu bey'ate katılanlar hakkında şöyle buyurmuştur: "Ağacın altında bey'at edenlerden hiçbiri ateşe girmeyecektir." (Müslim, Fedâilü's-sahâbe 163) Kısa süre sonra Hz. Osman'ın sağ olduğu anlaşılır; fakat verilen söz, sahâbenin sadakatinin en güçlü belgesi olarak kalır.

Antlaşmanın Maddeleri

Mekke tarafı, görüşmeleri yürütmek üzere Süheyl b. Amr'ı gönderir. Uzun pazarlıkların sonunda şu esaslarda anlaşılır:

  • Taraflar on yıl boyunca savaşmayacak, kimse diğerine saldırmayacaktır.
  • Müslümanlar o yıl umre yapmadan geri dönecek, ertesi yıl gelip Mekke'de üç gün kalarak umrelerini eda edeceklerdir.
  • Mekke'den kaçıp Medine'ye sığınan biri, velisinin isteği üzerine iade edilecek; ancak Medine'den Mekke'ye gidenler iade edilmeyecektir.
  • Arap kabileleri diledikleri tarafla ittifak kurmakta serbest olacak, o ittifakın hükmü kendisine katıldığı tarafın hükmüyle aynı sayılacaktır.

Üçüncü madde, açıkça tek taraflıydı ve sahâbenin en çok zorlandığı nokta oldu. Yazım anında da benzer sıkıntılar yaşandı: Süheyl, metnin "Bismillâhirrahmânirrahîm" ile başlamasına itiraz edince "Bismike Allāhümme" (Allah'ım! Senin adınla) yazıldı; "Muhammed Resûlullah" ifadesine karşı çıkınca "Muhammed b. Abdullah" yazılması kabul edildi (Buhârî, Şurût 15).

Efendimiz'in (s.a.s.) bu iki maddede gösterdiği sükûnet, antlaşmanın ruhunu anlatır. Mesele unvan değil, ümmetin önünü açacak barıştı. Şekilden feragat edilebilirdi; hedeften edilemezdi.

Ebû Cendel ve Hz. Ömer'in İtirazı

Antlaşma yazılırken zincirlerini sürükleyerek Ebû Cendel çıkagelir; Süheyl'in oğludur ve Mekke'de Müslüman olduğu için hapsedilmiştir. Babası, henüz mürekkebi kurumamış maddeyi hatırlatır ve oğlunun iadesini ister. O sahne, orada bulunan herkesi sarsar. Efendimiz Ebû Cendel'e sabretmesini ve Allah'ın ona bir çıkış yolu vereceğini söyler.

Hz. Ömer (r.a.) dayanamaz ve Efendimiz'e sorar: "Sen Allah'ın peygamberi değil misin? Biz hak üzere, onlar bâtıl üzere değil mi? Öyleyse neden dinimiz konusunda bu alçaltıcı durumu kabul ediyoruz?" Efendimiz sükûnetle cevap verir: "Ben Allah'ın kuluyum ve resûlüyüm. O'nun emrine aykırı davranmam; O beni yardımsız bırakmaz." (Buhârî, Şurût 15)

Hz. Ömer, yıllar sonra bu itirazını hatırlayarak "O gün söylediklerim yüzünden bugüne kadar oruç tuttum, sadaka verdim, namaz kıldım, köle âzat ettim" diyecektir. Bu, sahâbe neslinin özeleştiri kabiliyetini gösteren en dürüst kayıtlardan biridir.

Hz. Ümmü Seleme'nin Aklı

Antlaşma tamamlanınca Efendimiz sahâbeye kurbanlarını kesip tıraş olmalarını ve ihramdan çıkmalarını emreder. Fakat üzüntünün ağırlığı altındaki topluluk hemen harekete geçmez. Efendimiz durumu eşi Ümmü Seleme'ye (r.anhâ) anlatınca o şu tavsiyede bulunur: "Ey Allah'ın Resûlü, dışarı çık, kimseyle konuşma; kendi kurbanını kes ve tıraş ol." Efendimiz öyle yapar; onun kurbanını kestiğini gören sahâbe de peşinden aynısını yapar (Buhârî, Şurût 15).

Bir krizi, emri tekrarlayarak değil örnek olarak çözmek… Üstelik bu çözümün bir hanımın istişaresinden çıkmış olması, siyer okuyanların üzerinde durması gereken ayrı bir başlıktır.

"Apaçık Fetih": Kur'an'ın Değerlendirmesi

Dönüş yolunda Fetih sûresi nâzil olur ve olan biteni bambaşka bir dille tarif eder:

اِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبٖينًا

"Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik." (Fetih, 1)

Sahâbe şaşırır: hangi fetih? Ne Kâbe ziyaret edilebilmiş ne bir savaş kazanılmıştır. Ancak kısa süre içinde neyin kastedildiği anlaşılacaktır.

Hudeybiye'nin Sonuçları

Antlaşmanın açtığı kapılar şöyle sıralanabilir:

1. Tanınma. Mekke yönetimi, ilk kez Medine'deki Müslümanları muhatap alıp onlarla masaya oturdu. Bu, fiilî bir siyasî tanıma anlamına geliyordu.

2. Serbest tebliğ ortamı. Savaş hâli kalkınca insanlar birbiriyle rahatça konuşabildi. Kaynaklar bu farkı çarpıcı bir mukayeseyle anlatır: Hudeybiye'ye bin dört yüz kişiyle gidilmişti; iki yıl sonra Mekke'nin fethine on bini aşkın kişiyle yola çıkıldı. Rakamların ayrıntısında farklılıklar bulunsa da eğilim açıktır.

3. Yeni katılımlar. Bu iki yıl içinde Hâlid b. Velîd ve Amr b. Âs gibi isimler Müslüman oldu.

4. İade maddesinin işlevsizleşmesi. Mekke'den kaçan Ebû Basîr ve arkadaşları, kimseye bağlı olmayan bir grup hâlinde sahilde toplanınca ticaret yolları tehlikeye girdi. Bunun üzerine Mekkeliler, kendi istedikleri maddenin kaldırılmasını talep etti.

5. Kuzey cephesine imkân. Güney tarafı güvenceye alınınca Hayber meselesi çözüldü ve devletin enerjisi başka alanlara yöneldi.

Antlaşma sonunda Mekke tarafının müttefiklerinden birinin, Müslümanların müttefiki olan kabileye saldırmasıyla bozuldu. Bu ihlal, iki yıl sonra Mekke'nin büyük ölçüde kansız fethine giden süreci başlattı.

Bu Tarihten Bugüne Kalan Ders

Hudeybiye, İslam'ın sulha bakışını gösteren en açık örneklerden biridir. Kur'an bu tavrı genel bir ilke olarak da bildirir: "Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de yanaş ve Allah'a tevekkül et." (Enfâl, 61) Barış, güçsüzlüğün değil; sonucu görebilmenin işidir.

İkinci ders ahde vefadır. Ebû Cendel sahnesinde bile verilen sözden dönülmedi. Söz, o kadar ağır bir yükümlülüktü. Efendimiz (s.a.s.) münafığın alâmetlerini sayarken "söz verdiğinde sözünde durmaz, emanete hıyanet eder" buyurmuştur (Buhârî, Îmân 24; Müslim, Îmân 107). Antlaşmaya sadakat, sadece siyaset değil imanla ilgili bir meseledir.

Üçüncüsü sabır ve uzun vadeli bakış. O gün "kaybettik" diyenler haksız değildi; eksik olan bilgi değil, ufuktu. Bugün de kişisel hayatımızda benzer sahneler yaşanır: geri adım gibi görünen bir kararın, yıllar sonra hayırlı olduğu anlaşılır. Kur'an'ın "Hoşunuza gitmediği hâlde sizin için hayırlı olabilir" (Bakara, 216) ölçüsü, tam da bunun içindir.

Son olarak Hudeybiye, taassupla ilkeliliğin farkını öğretir. Efendimiz, metne yazılan başlıktan feragat etti ama davasından bir adım geri atmadı. Şekle sarılıp esası kaybetmek yerine, esası koruyup şekilde esnek olmayı bilmek — bugün de ihtiyacımız olan bir olgunluk.

Sıkça Sorulan Sorular

Hudeybiye Antlaşması ne zaman ve kimler arasında yapıldı?

Hicretin 6. yılı Zilkade ayında (miladî 628) Medine'deki Müslümanlarla Mekkeli müşrikler arasında, Mekke yakınlarındaki Hudeybiye mevkiinde yapıldı. Mekke tarafını Süheyl b. Amr temsil etti.

Hudeybiye Antlaşması neden "apaçık fetih" olarak nitelendirildi?

Savaş hâlinin kalkması tebliğ önündeki engelleri kaldırdı, Müslümanlar siyasî olarak muhatap alındı ve iki yıl içinde İslam'a katılım büyük ölçüde arttı. Fetih sûresinin ilk âyeti bu sonuçları önceden haber vermiştir.

Bey'atü'r-Rıdvân nedir?

Hz. Osman'ın öldürüldüğü haberi üzerine, bir ağacın altında Efendimiz'e ölüm üzerine verilen bey'attir. Kur'an bu bey'ate katılanlardan Allah'ın razı olduğunu bildirmiştir (Fetih, 18).

Hz. Ömer neden antlaşmaya itiraz etti?

Maddelerin Müslümanların aleyhine göründüğünü düşündüğü için itiraz etti. Sonradan bu tavrından duyduğu pişmanlığı, yıllarca oruç tutup sadaka vererek telafi etmeye çalıştığını söylemiştir.

Hudeybiye Antlaşması nasıl sona erdi?

Mekke tarafının müttefiki olan bir kabilenin, Müslümanların müttefiki bulunan kabileye saldırmasıyla antlaşma ihlal edildi. Bu ihlal, iki yıl sonra Mekke'nin fethine giden süreci başlattı.

Sitede keşfet
İslam Arşivi
Editöryal
İlgili yazılar
Yorumlar
Tüm yazılar