Ana içeriğe geç
İmsak--:--
Güneş--:--
Öğle--:--
İkindi--:--
Akşam--:--
Yatsı--:--
Sonraki--:--:--

Hz. Ali (r.a.): İlmin, Cesaretin ve Fedakârlığın Sahabesi

Hz. Ali (r.a.): İlmin, Cesaretin ve Fedakârlığın Sahabesi

Hz. Ali (r.a.), Peygamber Efendimiz'in (s.a.s.) amcasının oğlu, damadı ve dördüncü halifesidir. Çocuklar arasında ilk iman eden odur. Hicret gecesi Efendimiz'in yatağına yatarak canını ortaya koymuş, Hayber'de sancağı taşımış, ilmi ve adaletiyle ümmete örnek olmuştur. Hicrî 40 yılında şehit edilmiştir.

Dört büyük halifenin hayatlarını anlattığımız bu seride sıra, o mübarek halkanın son büyük ismine geldi: Hz. Ali bin Ebû Tâlib (r.a.). O; Efendimiz'in evinde büyüyen çocuk, O'nun uğruna ölümü göze alan genç, savaş meydanlarının "Haydar"ı, ilim meclislerinin hocası ve müminlerin emiridir. Hayatı, iman ile cesaretin aynı kalpte nasıl buluştuğunun hikâyesidir.

Efendimiz'in Evinde Büyüyen Çocuk

Hz. Ali, Kâbe'nin hizmetini yürüten Hâşimoğulları'ndan Ebû Tâlib'in oğludur. Hicretten yaklaşık yirmi iki yıl önce Mekke'de doğdu. Kureyş'i kıtlık sıkıntısı sardığında Efendimiz (s.a.s.), amcası Ebû Tâlib'in yükünü hafifletmek için küçük Ali'yi yanına almıştı. Böylece Ali, peygamberliğin gelişine kadar geçen yıllarını da vahyin şahitliğinde geçen çocukluğunu da o eve borçludur. Vahiy geldiğinde henüz on yaşlarında bir çocuktu; Hz. Hatice'nin (r.a.) ardından ilk iman edenlerden oldu. Çocuklar arasında ilk Müslüman odur.

Bir çocuğun, koca Mekke'nin karşı durduğu bir davaya tereddütsüz "evet" demesi… Hz. Ali'nin hayatındaki bütün büyük fedakârlıkların tohumu, o küçük yaştaki bu büyük tercihte saklıdır.

Hicret Gecesi: Ölüm Döşeğine Gönüllü Yatmak

Nübüvvetin on üçüncü yılında Mekkeli müşrikler Efendimiz'i öldürmek için kapısını kuşattıklarında, Resûlullah (s.a.s.) Hz. Ali'ye kendi yatağına yatmasını söyledi. Plan tehlikeliydi: Kılıçlı adamlar içeri girdiğinde yatakta Ali'yi bulacaklardı. Genç sahabi bir an bile duraksamadı; Efendimiz'in hırkasına bürünüp o yatağa yattı. Sabah müşrikler yanıldıklarını anladıklarında Resûlullah çoktan yola çıkmıştı. Hz. Ali ise Mekke'de kalıp Efendimiz'e bırakılan emanetleri sahiplerine teslim etti, sonra Medine'ye hicret etti. Siyer kaynaklarımız bu geceyi böyle nakleder.

Müfessirlerin bir kısmı, şu ayetin bu gece ile irtibatına dikkat çekmiştir:

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْرِي نَفْسَهُ ابْتِغَاءَ مَرْضَاتِ اللَّهِ ۗ وَاللَّهُ رَءُوفٌ بِالْعِبَادِ

"İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah'ın rızasını kazanmak için kendini feda eder. Allah, kullarına çok şefkatlidir." (Bakara, 207)

Ayetin iniş sebebi hakkında farklı rivayetler bulunsa da, anlattığı ruhun o gece Hz. Ali'de tecessüm ettiği açıktır: Allah rızası için canını ortaya koymak.

"Yarın Sancağı Öyle Birine Vereceğim ki…"

Hz. Ali; Bedir, Uhud ve Hendek başta olmak üzere hemen bütün gazvelerde Efendimiz'in yanında çarpıştı. Cesareti dillere destandı; kendisine "döne döne saldıran arslan" anlamında Haydar-ı Kerrâr denildi. Ancak onun askerî hatırasının zirvesi Hayber'dir. Kuşatmanın uzadığı günlerde Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurdu: "Yarın sancağı öyle bir adama vereceğim ki Allah fethi onun eliyle nasip edecek. O, Allah'ı ve Resûlü'nü sever; Allah ve Resûlü de onu sever." (Buhârî, Meğâzî 38; Müslim, Fedâilü's-Sahâbe 34)

O gece sahabiler, "Acaba kim?" diye düşünerek sabahladılar. Sabah Efendimiz, "Ali nerede?" diye sordu. Gözlerinden rahatsız olduğunu söylediler. Ali geldi; Efendimiz gözlerine dua etti, Ali iyileşti ve sancağı aldı. Fetih, hadisin haber verdiği gibi onun eliyle gerçekleşti. Bu hadis, bir müminin ulaşabileceği en büyük payelerden birini ifade eder: Allah'ı ve Resûlü'nü sevmek ve onlar tarafından sevilmek.

Tebük seferine çıkılırken Efendimiz onu Medine'de vekil bırakmış, Ali "Beni kadınlarla ve çocuklarla mı bırakıyorsun?" diye hüzünlenince şu tarihî cevabı vermişti: "Sen bana, Hârûn'un Mûsâ'ya olan konumu gibi olmak istemez misin? Şu farkla ki benden sonra peygamber yoktur." (Buhârî, Meğâzî 78; Müslim, Fedâilü's-Sahâbe 31)

İlmin Kapısı Aralığında: Kadılık ve Fetva

Hz. Ali yalnız kılıcın değil, kalemin ve hükmün de adamıydı. Efendimiz onu genç yaşında Yemen'e kadı olarak göndermiş; o da isabetli hükümleriyle tanınmıştı. Kur'an'ın inişine baştan sona şahitlik etmiş, vahiy kâtipliği yapmış, Hudeybiye antlaşmasının metnini onun kaleme aldığı nakledilmiştir. Hz. Ebûbekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman dönemlerinde zor meselelerde kendisine danışılan başlıca isimlerdendi; özellikle Hz. Ömer'in, çetin davalarda onun görüşüne başvurduğu meşhurdur. Ondan nakledilen hutbeler, hikmetli sözler ve fıkhî hükümler, İslam ilim geleneğinin temel taşları arasındadır.

"Kişi bilmediğinin düşmanıdır", "İlim maldan hayırlıdır; malı sen korursun, ilim seni korur" gibi ona nispet edilen sözler, asırlardır ilim yolcularına düstur olmuştur.

Halifeliği ve Şehadeti

Hz. Osman'ın (r.a.) şehit edilmesinin ardından hicrî 35 yılında halifeliği üstlendi. Dönemi, ümmetin en sancılı yıllarıydı; iç karışıklıklar ve müminler arasında yürek yakan ihtilaflar yaşandı. Hz. Ali bu fırtınada adaletten ayrılmamaya, meseleleri Kur'an ve Sünnet ölçüsüyle çözmeye çalıştı. Ehl-i Sünnet'in ölçüsü bu dönem için şudur: O ihtilaflarda taraf olan sahabilerin tamamı bizim büyüklerimizdir; haklarında hüküm vermek bize düşmez, dilimizi hayırla anmaktan başkasına açmayız.

Hicrî 40 yılı Ramazan ayında, Kûfe'de sabah namazına giderken Hâricî İbn Mülcem tarafından zehirli bir kılıçla yaralandı ve birkaç gün sonra şehit oldu. Efendimiz'in "Allah ve Resûlü onu sever" müjdesine mazhar olan o büyük sahabi, altmış küsur yıllık ömrünü davasına adamış olarak Rabbine kavuştu.

Bu Kıssadan Çıkan Ders

Hz. Ali'nin hayatı bize üç şeyi birden öğretir. Birincisi, iman yaş beklemez; o daha çocukken tarihin en büyük davasına omuz vermişti. İkincisi, sevginin ispatı fedakârlıktır; hicret gecesi yatağa yatmak, sevginin söz değil can işi olduğunu gösterir. Üçüncüsü, güç ile ilim birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır; Hayber'in fatihi aynı zamanda ümmetin kadısıydı. Bugün bize düşen; onun cesaretini haksızlık karşısında dik durmakta, ilmini öğrenme aşkında, adaletini de en yakınlarımıza karşı bile ölçülü olmakta yaşatmaktır.

Sıkça Sorulan Sorular

Hz. Ali kimdir, kısaca?

Hz. Ali (r.a.), Efendimiz'in (s.a.s.) amcası Ebû Tâlib'in oğlu, damadı ve dördüncü halifesidir. Çocuklar arasında ilk iman eden sahabidir; ilmi, cesareti ve adaletiyle tanınır. Hicrî 40 yılında şehit edilmiştir.

Hz. Ali'ye neden Haydar-ı Kerrâr denir?

"Haydar" arslan, "Kerrâr" ise döne döne saldıran demektir. Savaşlarda geri çekilmeden tekrar tekrar hamle etmesi sebebiyle kendisine bu lakap verilmiştir. Hayber'in fethi onun eliyle gerçekleşmiştir.

Hz. Ali hicret gecesi ne yaptı?

Müşrikler Efendimiz'i öldürmek için evini kuşattığında, Hz. Ali O'nun yatağına yatarak canını ortaya koydu. Efendimiz güvenle yola çıktı; Ali de emanetleri sahiplerine teslim ettikten sonra Medine'ye hicret etti.

Hz. Ali kimlerle evlendi, çocukları kimlerdir?

Hicretin ikinci yılında Efendimiz'in kızı Hz. Fâtıma (r.a.) ile evlendi. Cennet gençlerinin efendileri olarak müjdelenen Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin bu evliliğin çocuklarıdır.

Hz. Ali nasıl şehit oldu?

Hicrî 40 yılı Ramazan ayında Kûfe'de, sabah namazına giderken Hâricî İbn Mülcem'in zehirli kılıç darbesiyle yaralandı ve birkaç gün sonra şehit oldu.

Sitede keşfet
İslam ArşiviEditöryal

İlgili yazılar

Yorumlar

Tüm yazılar