Hz. Ali (r.a.): Çocuk Yaşta İman Eden Yiğit, Adaletle Anılan Halife
Hz. Ali (r.a.); Peygamber Efendimiz'in (s.a.s.) amcasının oğlu, damadı ve dört halifenin sonuncusudur. Çocuklardan ilk iman eden odur. Hicret gecesi Efendimiz'in yatağına yatacak kadar fedakâr, Hayber'de sancağı taşıyacak kadar cesur, halifeyken bir yahudi ile mahkemede eşit durabilecek kadar âdildi.
Dört halifeyi anlattığımız yazı dizimizde sıra, Efendimiz'in "kardeşim" dediği isimde: Ebû Tâlib'in oğlu, Fâtıma'nın eşi, Hasan ile Hüseyin'in babası Hz. Ali'de (r.a.). Onun hayatı, iman ile yiğitliğin aynı kalpte nasıl buluştuğunun hikâyesidir.
Efendimiz'in Evinde Büyüyen Çocuk
Ali (r.a.), Kâbe'nin gölgesinde, Mekke'nin en asil ailelerinden birinde doğdu. Babası, Efendimiz'i (s.a.s.) himaye eden amcası Ebû Tâlib'di. Bir kıtlık yılında Ebû Tâlib'in yükünü hafifletmek isteyen Allah Resûlü, küçük Ali'yi yanına aldı. Böylece Ali, peygamberlik gelmeden önce de sonra da o mübarek evin içinde, vahyin ilk şahitlerinden biri olarak büyüdü.
Vahiy geldiğinde henüz on yaşlarında bir çocuktu. Hz. Hatice'den (r.anhâ) sonra ilk iman edenlerden oldu; çocuklar arasında ilk Müslüman odur. Bir çocuğun, koca Mekke'nin putlarına karşı tek başına "inandım" diyebilmesi, onun ömrü boyunca sürecek cesaretinin ilk kıvılcımıydı.
Hicret Gecesi: Ölüm Döşeğine Gönüllü Yatmak
Mekkeli müşrikler Efendimiz'i (s.a.s.) öldürmeye karar verdikleri gece, evin etrafını sarmışlardı. Allah Resûlü, Ali'ye kendi yatağına yatmasını söyledi; üzerindeki emanetleri de sahiplerine vermesi için ona bıraktı. Ali (r.a.) o gece, kılıçların beklediği yatağa tereddütsüz uzandı. Sabah müşrikler içeri daldıklarında karşılarında Efendimiz'i değil, genç Ali'yi buldular.
Canını ortaya koyarak başkasını yaşatmak; işte siyer kaynaklarının bize aktardığı bu sahne, fedakârlığın zirvesidir. Kur'an-ı Kerim, sözüne sadık müminleri şöyle över:
مِنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ
"Müminlerden öyle erler vardır ki Allah'a verdikleri söze sadık kaldılar." (Ahzâb, 23)
Emanetleri teslim ettikten sonra Ali de Medine yoluna düştü ve Kubâ'da Efendimiz'e yetişti. Medine'de muhacirlerle ensar kardeş ilan edilirken Allah Resûlü onu kendine kardeş seçti. Bir yıl kadar sonra da onu, kızlarının en sevgilisi Hz. Fâtıma (r.anhâ) ile evlendirdi. Efendimiz'in soyu, bu mübarek evliliğin çocukları Hasan ve Hüseyin ile devam etti.
Hayber'in Kapısında: "Sancağı Öyle Birine Vereceğim ki…"
Hicretin yedinci yılında Hayber kuşatması uzamış, kaleler bir türlü düşmemişti. Bir akşam Resûlullah (s.a.s.) ashabına şu müjdeyi verdi:
"Yarın sancağı öyle bir adama vereceğim ki Allah ve Resûlü onu sever, o da Allah ve Resûlü'nü sever. Allah fethi onun eliyle nasip edecektir." (Buhârî, Megāzî 38; Müslim, Fedâilü's-Sahâbe 34)
O gece sahabîlerin her biri "acaba ben miyim?" diye umutla sabahı bekledi. Sabah olunca Efendimiz, "Ali nerede?" diye sordu. Gözlerinden rahatsız olduğunu söylediler. Onu çağırttı, gözlerine dua etti ve sancağı ona verdi. Fetih, hadiste haber verildiği gibi onun eliyle gerçekleşti. Bu hadis, Hz. Ali'nin faziletine dair en sahih ve en açık şahitliklerdendir: Allah ve Resûlü'nün sevgisine mazhar olmak, bundan büyük paye mi olur?
Tebük seferine çıkılırken de Efendimiz onu Medine'de yerine vekil bırakmış, gönlü mahzun olan Ali'ye şöyle demişti: "Sen bana, Hârûn'un Mûsâ'ya olan yakınlığı gibi olmaya razı değil misin? Şu kadar ki benden sonra peygamber yoktur." (Buhârî, Megāzî 78; Müslim, Fedâilü's-Sahâbe 30)
İlmi: Sorulmaktan Yorulmayan Bir Deniz
Ali (r.a.) yalnız kılıcıyla değil, ilmiyle de öne çıktı. Kur'an'ı en iyi bilenlerden, hüküm ve kaza (yargı) işlerinde en isabetli olanlardandı. Efendimiz onu genç yaşında Yemen'e kadı olarak göndermiş, onun verdiği hükümler dillere destan olmuştu. Hz. Ömer'in (r.a.) halifeliği döneminde zor meselelerde ona danıştığı, "Ali olmasaydı Ömer helâk olurdu" dediği tarih kaynaklarında nakledilir. Minberden "Bana sorun!" diyebilen ender sahabîlerdendi; çünkü ilmi, kitaptan çok yaşayarak, vahyin evinde büyüyerek almıştı.
Halifeliği ve Adaleti: Mahkemede Halife ile Yahudi
Hz. Osman'ın (r.a.) şehadetinin ardından, hicrî 35 yılında ümmetin en buhranlı günlerinde halifelik yükünü omuzladı. Dönemi iç karışıklıklarla geçti; Cemel ve Sıffîn gibi acı imtihanlar yaşandı. O, bu fitne günlerinde bile ölçüyü elden bırakmadı; kendisiyle savaşanları tekfir etmedi, "kardeşlerimizdir, bize karşı geldiler" diyerek ümmet hukukunu korudu.
Adaletine dair şu olay meşhurdur: Tarih kaynaklarının naklettiğine göre halifeliği sırasında zırhını bir yahudinin elinde buldu ve davayı mahkemeye taşıdı. Kadı Şüreyh, halifeden delil ve şahit istedi; şahitliği kabul görmeyince halife davayı kaybetti. Bu adalet karşısında hayrete düşen yahudi, zırhın gerçekte Ali'ye ait olduğunu itiraf etti ve Müslüman oldu. Hükümdarı ile sıradan vatandaşını aynı terazide tartan bu anlayış, onun yönetim ahlakının özetidir.
Şehadeti
Hicrî 40 yılının Ramazan ayında, Kûfe'de sabah namazına giderken Hâricîlerden İbn Mülcem'in zehirli kılıç darbesiyle yaralandı ve birkaç gün sonra şehit oldu. Vefat ederken bile yakınlarına, katiline işkence edilmemesini ve haddi aşılmamasını tembih etti. Altmış küsur yıllık ömrü; iman, cihad, ilim ve adaletle örülmüş olarak sona erdi. Efendimiz'in cennetle müjdelediği on sahabîden biri olarak Rabbine kavuştu.
Bu Kıssadan Çıkan Ders
Hz. Ali'nin (r.a.) hayatı bize üç şey öğretir. Birincisi, imanın yaşı yoktur; on yaşındaki bir çocuğun "evet"i, tarihin akışında yer tutabilir. İkincisi, cesaret yalnız meydanda kılıç sallamak değildir; gerektiğinde sevdiği için ölüm döşeğine yatmak, gerektiğinde mahkemede kaybetmeyi göze almaktır. Üçüncüsü ve belki en günceli: gücü elinde tutarken adaletten şaşmamak, müminin asıl imtihanıdır. Bir halifenin mahkemede sıradan bir insanla eşit durabildiği yerde, adalet herkes için umut olur.
Sıkça Sorulan Sorular
Hz. Ali kaç yaşında Müslüman oldu?
Hz. Ali, vahiy geldiğinde on yaşlarında bir çocuktu ve çocuklar arasında ilk iman eden kişi oldu. Efendimiz'in (s.a.s.) evinde büyüdüğü için İslam'ın ilk gününden itibaren vahyin şahitleri arasında yer aldı.
Hz. Ali'nin "İlim şehrinin kapısı" olduğu hadis sahih midir?
"Ben ilmin şehriyim, Ali de kapısıdır" rivayetinin senedi hadis âlimlerince tartışılmış, birçok muhaddis bunu zayıf saymıştır. Bununla birlikte Hz. Ali'nin ilimdeki üstünlüğü, sahih rivayetler ve ashabın şahitliğiyle zaten sabittir; Yemen'e kadı olarak gönderilmesi ve Hz. Ömer'in zor meselelerde ona danışması bunun delillerindendir.
Hz. Ali ne zaman ve nasıl halife oldu?
Hz. Osman'ın şehit edilmesinin ardından hicrî 35 (miladî 656) yılında Medine'de kendisine biat edilerek dördüncü halife oldu. Yaklaşık beş yıl süren halifeliği, iç karışıklıklara rağmen adaleti ve hakkı gözetmesiyle tarihe geçti.
Hz. Ali nasıl şehit oldu?
Hicrî 40 yılının Ramazan ayında Kûfe'de, sabah namazına giderken Hâricîlerden İbn Mülcem'in zehirli kılıç darbesiyle yaralandı ve birkaç gün sonra şehit oldu. Kabri Necef'tedir.
Yorumlar