Ana içeriğe geç
İmsak--:--
Güneş--:--
Öğle--:--
İkindi--:--
Akşam--:--
Yatsı--:--
Sonraki--:--:--

Hz. Eyyûb (a.s.): Sabrın Peygamberi

Hz. Eyyûb (a.s.): Sabrın Peygamberi

Hz. Eyyûb (a.s.); malı, evlatları ve sağlığı elinden bir bir alındığı hâlde Rabbine olan bağlılığından hiçbir şey kaybetmeyen peygamberdir. Kur'an onu "Ne güzel kul!" ifadesiyle över. Kıssası; hastalığa, kayba ve yalnızlığa düşen her insana, kulluğun bollukta da darlıkta da aynı kalbin işi olduğunu öğretir.

Dilimizdeki "Eyyûb sabrı" deyimi boşuna doğmamıştır. Ama bu kıssayı yalnızca bir deyimden ibaret sanmak, onun en can alıcı derslerini kaçırmak olur. Gelin bu büyük imtihanın hikâyesine, Kur'an'ın çizdiği çerçeveden bakalım.

Bolluk günlerinden imtihan günlerine

Muteber siyer ve tefsir kaynaklarının naklettiğine göre Hz. Eyyûb (a.s.) bolluk içinde yaşayan, malı, sürüleri ve kalabalık bir ailesi olan bir peygamberdi. Cömertti; elindekini yoksula, yetime, misafire açardı. Sonra imtihan perde perde geldi: Önce malı gitti, ardından evlatlarını kaybetti, en sonunda uzun ve ağır bir hastalıkla bedeni güçten düştü. Öyle yıllar geçti ki çevresindeki insanlar dahi ondan uzaklaştı; yanında sadakatle kalan eşi kaldı.

Bu tablo, çoğu insanın isyana sürükleneceği bir tablodur. Hz. Eyyûb ise ne yakındı ne küstü. Nimet verildiğinde şükreden kalbi, nimet alındığında da sabretti. Onun bu hâlini Kur'an tek cümleyle ölümsüzleştirir:

إِنَّا وَجَدْنَاهُ صَابِرًا نِّعْمَ الْعَبْدُ إِنَّهُ أَوَّابٌ

"Gerçekten biz onu sabreden bir kul bulduk. O ne güzel kuldu! O, daima Allah'a yönelirdi." (Sâd, 44)

Edebin zirvesi bir dua

Yıllar süren hastalığın bir noktasında Hz. Eyyûb (a.s.) Rabbine el açtı. Ama nasıl bir yakarışla! Ne "beni iyileştir" diye emir kipiyle istedi ne hâlinden şikâyet etti. Kur'an bu duayı bize şöyle aktarır:

وَأَيُّوبَ إِذْ نَادَى رَبَّهُ أَنِّي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَأَنتَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ

"Eyyûb'u da hatırla. Hani o, Rabbine 'Başıma bu dert geldi. Sen merhametlilerin en merhametlisisin' diye niyaz etmişti." (Enbiyâ, 83)

Sadece hâlini arz etti ve Rabbinin rahmetini andı; gerisini O'na bıraktı. Tefsir âlimleri bu duadaki inceliğe hayran kalmışlardır: İsteğin en edeplisi, hâlini bilene hâlini söylemektir. Bugün hastalara okunması âdet olan "Eyyûb duası" işte bu ayettir.

Şifa ve yeniden diriliş

Duanın karşılığı gecikmedi. Rabbimiz ona "Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içilecek serin bir su" buyurdu (Sâd, 42). Yerden fışkıran o su ile yıkandı, ondan içti ve Allah'ın izniyle şifa buldu. Enbiyâ sûresi devamını şöyle müjdeler: "Biz onun duasını kabul ettik, başındaki sıkıntıyı kaldırdık. Katımızdan bir rahmet ve ibadet edenlere bir hatıra olmak üzere ona ailesini ve onlarla beraber bir mislini daha verdik." (Enbiyâ, 84)

Kaybettiği her şey fazlasıyla geri gelmişti. Sabır meyvesini vermiş; imtihanın gecesi, rahmetin sabahına açılmıştı.

Nimete küsmeyen kul

Şifadan sonrasına dair Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bize sahih bir sahne nakleder: "Eyyûb (a.s.) yıkanırken üzerine altından çekirgeler dökülmeye başladı. Eyyûb onları avuç avuç elbisesine doldurmaya koyuldu. Rabbi ona 'Ey Eyyûb! Ben seni şu gördüğünden müstağni kılmadım mı?' diye seslendi. Eyyûb, 'Evet, izzetine yemin olsun ki kıldın; fakat benim senin bereketine ihtiyacım hiç bitmez' dedi." (Buhârî, Gusül)

Ne incelikli bir cevap! Yıllarca yokluğa sabreden bu kul, varlık geri gelince de "bana yeter" demiyor; nimeti verenin bereketine iştiyakını dile getiriyor. Sabır ile şükür, aynı kalpte böyle buluşur. Hastalık ve kayıpların peygamberlerin bile başına geldiğini unutmamak gerekir; nitekim Efendimiz (s.a.s.) "İnsanların en şiddetli imtihana uğrayanları peygamberlerdir; sonra derece derece diğerleri gelir" buyurmuştur (Tirmizî, Zühd). İmtihanın büyüklüğü, Allah katındaki derecenin büyüklüğüne işarettir.

Yeminini de unutmadı

Kıssanın az bilinen bir ayrıntısı daha vardır. Tefsirlerin naklettiğine göre Hz. Eyyûb, hastalık günlerinde bir sebeple eşine kırılmış ve iyileşirse ona belli sayıda vurmaya yemin etmişti. Şifa bulunca, yıllarca kendisine sadakatle hizmet etmiş bu vefalı hanıma el kaldırmak ona ağır geldi. Rabbimiz, hem yemininin bozulmaması hem de kimsenin incinmemesi için ona bir çıkış gösterdi: "Eline bir demet sap al, onunla vur ve yeminini bozma." (Sâd, 44) İnce sap demetiyle sembolik bir dokunuş yeterli olacaktı. Bu ayet, Allah'ın kullarına kolaylık dilediğinin ve vefanın karşılıksız kalmadığının zarif bir örneğidir.

Bu kıssadan çıkan dersler

Hz. Eyyûb kıssası her şeyden önce şunu öğretir: İmtihan, Allah'ın sevmediği kullara verdiği bir ceza değildir; bazen en sevdiklerine verdiği bir yakınlık davetidir. Sabır, dişini sıkıp susmak değil; kalbi Rabbine küstürmemektir. Dua ederken edep, istemekten önce gelir; hâlini arz eden kul, neyi nasıl vereceğini Rabbine bırakır. Ve nimet geri geldiğinde şımarmamak, kayıptayken isyan etmemek kadar kıymetlidir. Hastalıkla, kayıpla, yalnızlıkla imtihan olan herkes için bu kıssa; karanlık bir gecenin değil, o geceyi takip eden sabahın hikâyesidir.

Sıkça Sorulan Sorular

Hz. Eyyûb'un hastalığı neydi?

Kur'an-ı Kerim ve sahih hadisler hastalığın türünü bildirmez; uzun süren, bedeni güçten düşüren ağır bir hastalık olduğu anlaşılır. Halk arasında anlatılan "yarasına kurt düştü" gibi ayrıntılar sağlam kaynaklara dayanmaz; bu tür eklemelere itibar edilmemelidir.

Eyyûb duası nedir, ne zaman okunur?

Enbiyâ sûresinin 83. ayetidir: "Rabbi ennî messeniyed-durru ve ente erhamür-râhimîn" (Rabbim! Başıma bu dert geldi. Sen merhametlilerin en merhametlisisin). Hastalıkta, sıkıntıda ve darlıkta okunması güzel görülmüştür; şifayı verenin yalnız Allah olduğu bilinciyle okunur, tedavi de ihmal edilmez.

Hz. Eyyûb kaç yıl hasta kaldı?

Kur'an ve sahih hadislerde belirli bir süre bildirilmemiştir. Tefsirlerde farklı rakamlar nakledilir; ancak bunlar kesin bilgi değildir. Kıssanın dersi sürenin uzunluğunda değil, sabrın niteliğindedir.

"Eyyûb sabrı" ne demektir?

Ağır ve uzun imtihanlar karşısında isyana düşmeden, umudunu ve kulluğunu koruyarak dayanmayı anlatan bir deyimdir. Kaynağı, Hz. Eyyûb'un Kur'an'da övülen sabrıdır. Sabır burada çaresiz bir bekleyiş değil; dua, gayret ve tevekkülle örülmüş diri bir duruştur.

Hastalara Eyyûb kıssası nasıl anlatılmalı?

Hastaya "sabret, daha kötüsü de var" demek yerine bu kıssanın müjde yönü öne çıkarılmalıdır: Duanın işitildiği, sabrın karşılıksız kalmadığı ve zorluğun ebedî olmadığı. Efendimiz'in (s.a.s.) öğrettiği şifa dualarıyla birlikte anlatmak, hastanın gönlüne kuvvet verir.

Sitede keşfet
İslam ArşiviEditöryal

İlgili yazılar

Yorumlar

Tüm yazılar