Hz. Hamza (r.a.): Bir Hakaretin Uyandırdığı İman ve Uhud'da Biten Bir Ömür
Hz. Hamza (r.a.), Peygamber Efendimiz'in (s.a.s.) amcası ve süt kardeşidir. Mekke'nin sözü geçen, cesaretiyle tanınan bir adamıyken İslam'la şereflenmiş; Bedir'de en önde çarpışmış, Uhud'da şehit düşmüş ve "şehitlerin efendisi" diye anılmıştır. Hayatı, imanın bir insanı nasıl baştan sona değiştirdiğinin en açık örneklerinden biridir.
Efendimiz'in amcası ve süt kardeşi
Hamza b. Abdülmuttalib, Efendimiz'le (s.a.s.) yaşıtlarıydı; kaynaklara göre ondan yalnızca birkaç yaş büyüktü. Aynı zamanda süt kardeşiydiler: Ebû Leheb'in câriyesi Süveybe ikisini de emzirmişti (Buhârî, Nikâh 21). Yani aralarındaki bağ hem kan hem süt hem de birlikte büyümüş olmanın verdiği yakınlıktı.
Cahiliye Mekke'sinde Hamza, cesareti ve avcılığıyla tanınan bir adamdı. Kabile içinde sözü dinlenir, karşısına çıkmaya çekinilirdi. İslam'ın ilk yıllarında ise henüz iman etmemişti. Yeğeninin getirdiği davete uzaktan bakıyor, ne karşı çıkıyor ne de sahipleniyordu.
Safâ Tepesi'nde başlayan değişim
Siyer kaynaklarının naklettiğine göre bir gün Ebû Cehil, Safâ Tepesi yakınında Efendimiz'in (s.a.s.) yolunu kesip ağır sözlerle hakaret etti. Efendimiz ona hiçbir karşılık vermeden yoluna devam etti. Olaya şahit olan Abdullah b. Cüd'ân'ın câriyesi, avdan dönen Hamza'yı görünce olan biteni anlattı.
Hamza, elindeki yayla doğruca Kâbe'ye yöneldi. Ebû Cehil'i Kureyş'in ileri gelenleri arasında otururken buldu ve yayını başına vurup şöyle dedi: "Sen onun dinine hakaret ediyorsun, öyle mi? İşte ben de onun dinindeyim, onun söylediğini söylüyorum. Gücün yetiyorsa bana karşılık ver!"
Rivayet edilir ki bu çıkış, ilk anda öfkeden doğmuş bir kabile refleksiydi. Hamza eve döndüğünde bir tereddüt yaşadı: atalarının dinini bir anlık hiddetle mi terk etmişti? Kaynakların naklettiğine göre o gece dua etti, gönlü yatıştı ve ertesi gün Efendimiz'e giderek imanını sağlam bir kararla ikrar etti. Bu incelik önemlidir: iman, öfkeyle başlayan bir hareket olarak kalmadı; düşünülüp benimsenen bir tercihe dönüştü.
Hamza'nın Müslüman olması, Mekke'de baskı altındaki müminler için nefes aldıran bir hadise oldu. Kureyş'in en çekindiği isimlerden biri artık karşı safta değildi.
Bedir: sözünü kılıcıyla tutmak
Hicretten sonra Medine'de kurulan yeni toplumun ilk büyük imtihanı Bedir'de yaşandı. Hamza (r.a.), savaşın başında yapılan teke tek çarpışmalarda Ubeyde b. Hâris ve Hz. Ali (r.a.) ile birlikte öne çıktı. O gün gösterdiği cesaret dillere destan oldu; Efendimiz'in ona verdiği "Esedullah" — Allah'ın arslanı — lakabı bu dönemin hatırasıdır.
Fakat Bedir'de bir şey daha oldu: Kureyş'in ileri gelenlerinden bazıları öldürüldü. Bunların arasında Ebû Süfyân'ın hanımı Hind'in babası ve yakınları da vardı. Mekke'de sessizce bir intikam planı olgunlaşmaya başladı ve o planın merkezinde Hamza'nın adı vardı.
Uhud ve şehadeti
Uhud'a giderken Hamza (r.a.) yine ön saftaydı. Onun şehadetinin nasıl gerçekleştiğini, olayın bizzat faili olan Vahşî b. Harb'in kendi ağzından Buhârî nakleder. Vahşî, o gün Cübeyr b. Mut'im'in kölesiydi ve efendisi ona, Bedir'de öldürülen amcasının intikamı için Hamza'yı öldürmesi hâlinde azat edileceğini söylemişti. Vahşî bir kayanın arkasına gizlendi, Hamza'yı savaş meydanında beklerken mızrağını fırlattı ve onu şehit etti (Buhârî, Meğâzî 23).
Ardından yaşananlar daha ağırdı. Kureyş, Hamza'nın naaşına müsle yaptı; yani bedenini parçaladı. Efendimiz (s.a.s.) savaş sonrası amcasının bu hâlini gördüğünde derin bir hüzne kapıldı. Onun kadar üzüldüğü bir manzarayla karşılaşmadığı rivayet edilir. Ancak bu acı, ölçüsüz bir intikam çağrısına dönüşmedi; aksine müsle yapmak İslam'da kesin biçimde yasaklandı. Savaşta bile ölünün bedenine dokunulmaz, ahde vefa gözetilir, adaletten sapılmaz.
Ardından ağlayan kalmayınca
Uhud dönüşü Medine'de her ev kendi şehidine ağlıyordu. Efendimiz (s.a.s.) sokaktan geçerken ağlama seslerini duydu ve "Ama Hamza'nın ağlayanı yok" anlamında bir söz söyledi. Bunu duyan Ensar kadınları, kendi yakınlarından önce Hamza için ağıt yaktılar. Efendimiz uyandığında bunu öğrenince onlara dua etti ve bundan sonra ölünün ardından bağırıp çağırmamalarını, ölçüyü aşmamalarını istedi (İbn Mâce, Cenâiz 53).
Bu sahne, Efendimiz'in amcasına duyduğu sevgiyi de, ölçüyü elden bırakmadığını da aynı anda gösterir. Sevgi vardır ama taşkınlık yoktur; hüzün vardır ama isyan yoktur.
Şehitler ölü değildir
Uhud'un ardından inen ayetler, geride kalanların yüreğine su serpti:
وَلَا تَحْسَبَنَّ الَّذ۪ينَ قُتِلُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ اَمْوَاتاًۜ بَلْ اَحْيَٓاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ
"Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler; Rableri katında rızıklandırılmaktadırlar." (Âl-i İmrân, 169)
Efendimiz (s.a.s.) de şehadetin ağırlığını şöyle anlatmıştır: "Şehit, öldürülmenin acısını ancak sizden birinizin çimdik acısını hissettiği kadar duyar." (Tirmizî, Fedâilü'l-cihâd 26)
Hz. Hamza için kaynaklarda "seyyidü'ş-şühedâ" yani şehitlerin efendisi ifadesi nakledilir. Bu ifadenin geçtiği rivayeti bazı hadis âlimleri sahih, bazıları hasen kabul etmiştir; ümmetin ortak hafızasında ise Hamza (r.a.) asırlardır bu isimle anılagelmiştir.
Vahşî'nin sonu: kapalı kalmayan bir kapı
Hikâyenin belki en şaşırtıcı yeri burasıdır. Mekke'nin fethinden sonra Vahşî, öldürülmekten korkarak kaçtı; sonunda gelip Müslüman oldu. Efendimiz (s.a.s.) onu kabul etti, ancak "Yüzünü benden gizleyebilir misin?" buyurdu; çünkü onu görmek amcasının acısını tazeliyordu (Buhârî, Meğâzî 23). Vahşî de bundan sonra Efendimiz'in görüş alanına girmemeye özen gösterdi. Yıllar sonra Yemâme'de, yalancı peygamber Müseylime'yi aynı mızrakla öldürdü ve "İnsanların en hayırlısını da en şerlisini de bu mızrakla vurdum" dedi.
Buradaki ders açık: İslam, en ağır suçu işlemiş birine bile tövbe kapısını kapatmaz. Ama insanın kalbindeki yara da yok sayılmaz. Efendimiz onu affetmiş, yine de kendi acısını inkâr etmemiştir. İkisi bir arada durabilmiştir.
Bu kıssadan çıkan ders
Hz. Hamza'nın hayatı üç şeyi hatırlatıyor. Birincisi, hidayet beklenmedik bir kapıdan girebilir; bir hakaretin karşısında duyulan öfke bile Allah'ın dilemesiyle imana giden yolun başlangıcı olabilir. İkincisi, imanın kıymeti başlangıcında değil devamındadır: Hamza (r.a.) o günü bir kabile gururuyla geçiştirmedi, tercihini bir ömre yaydı ve bedelini canıyla ödedi. Üçüncüsü de, en derin acının bile insanı adaletten çıkarmaması gerektiğidir. Efendimiz amcasını en ağır şekilde kaybetti; buna rağmen ümmetine bıraktığı miras intikam değil, ölçü oldu.
Sahip olduğumuz gücü, sesimizi, cesaretimizi nerede kullandığımız sorusu bugün de aynı yerde duruyor. Hamza (r.a.) gücünü avlanmakta ve kabile üstünlüğünde harcayabilirdi; hakkın yanında durmayı seçti.
Sıkça Sorulan Sorular
Hz. Hamza kimdir?
Peygamber Efendimiz'in (s.a.s.) amcası, süt kardeşi ve yakın yaşıtıdır. Mekke'nin cesaretiyle tanınan isimlerindendi. İslam'a girdikten sonra Bedir'de büyük yararlıklar göstermiş, Uhud Savaşı'nda şehit düşmüştür.
Hz. Hamza neden "Esedullah" olarak anılır?
"Allah'ın arslanı" anlamına gelen bu lakap, savaş meydanındaki cesareti ve İslam'ı savunmadaki kararlılığı sebebiyle kendisine verilmiştir.
Hz. Hamza'yı kim şehit etti?
Uhud Savaşı'nda Vahşî b. Harb tarafından şehit edilmiştir. Vahşî bu olayı yıllar sonra bizzat anlatmış ve rivayet Buhârî'de yer almıştır (Meğâzî 23). Vahşî daha sonra Müslüman olmuştur.
Hz. Hamza'ya neden "şehitlerin efendisi" denir?
Kaynaklarda Efendimiz'in (s.a.s.) onu "seyyidü'ş-şühedâ" diye andığı nakledilir. Rivayetin derecesi hakkında âlimler arasında sahih ve hasen olmak üzere farklı değerlendirmeler bulunmakla birlikte, bu unvan ümmetin ortak kabulü hâline gelmiştir.
Hz. Hamza'nın kabri nerededir?
Medine yakınlarındaki Uhud şehitliğindedir. Bölgeyi ziyaret edenler, kabir ziyareti adabına uygun biçimde selam verir ve dua ederler; ancak kabirden yardım istemek veya kabri tavaf etmek gibi davranışlar dinen doğru değildir.
