Hz. Nûh (a.s.) Kıssası: Dokuz Asırlık Davet, Gemi ve Tûfan
Hz. Nûh (a.s.), putperestliğe sapan kavmini asırlar boyunca tevhide çağıran büyük peygamberdir. Kur'an'a göre aralarında dokuz yüz elli yıl kaldı; iman edenler bir avuç insandı. Allah'ın emriyle gemiyi yaptı, tûfan inkârcıları helâk etti ve gemi Cûdî'ye oturdu. Kıssası, sabrın ve davette sebatın en çarpıcı örneğidir.
Yeryüzüne Gönderilen İlk Resul
İnsanlık tarihinde putlara tapmanın yaygınlaştığı ilk topluma Allah, Nûh aleyhisselamı gönderdi. Kur'an-ı Kerim onun kavmine Vedd, Süvâ, Yağûs, Yeûk ve Nesr adlı putlara tapmaktan vazgeçmeyi söylediğini haber verir (Nûh, 23). Sahih hadiste de bu öncülük açıkça anılır. Mahşer günü insanlar şefaat için ona gelecek ve şöyle diyeceklerdir: "Ey Nûh! Sen yeryüzü halkına gönderilen ilk resulsün; Allah seni 'çok şükreden kul' diye isimlendirdi" (Buhârî, Enbiyâ 3; Müslim, Îmân 322).
"Çok şükreden kul" nitelemesi Kur'an'dandır (İsrâ, 3). Rivayetlerde onun yemeğini yerken, suyunu içerken, elbisesini giyerken her nimete ayrı ayrı hamd ettiği nakledilir. Asırlarca sürecek çilesinin azığı da bu şükür ve bağlılıktı.
Dokuz Yüz Elli Yıl Süren Çağrı
Kur'an, davetinin süresini açıkça bildirir: "Andolsun ki biz Nûh'u kavmine gönderdik de o, aralarında bin yıldan elli yıl eksik kaldı" (Ankebût, 14). Dokuz yüz elli yıl... Bir insanın birkaç yıllık emeğinin karşılığını göremeyince ümidini yitirdiği dünyada, bu rakam üzerinde durup düşünmek gerekir.
Üstelik nasıl bir davetti bu! Nûh sûresinde kendi dilinden dinleriz: "Rabbim! Ben kavmimi gece gündüz davet ettim. Fakat benim davetim, ancak kaçmalarını artırdı" (Nûh, 5-6). Gizli konuştu, açık konuştu; ısrar etti, yalvardı. Onlar ise parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, büyüklendiler. Kavmin ileri gelenleri "Sana ancak ayak takımı uyuyor" diyerek iman edenleri küçümsedi (Hûd, 27). Nûh aleyhisselamın cevabı, davet ahlakının özetidir: o, kimseyi kovmadı; "Ben iman edenleri kovacak değilim" dedi (Hûd, 29).
Gemi: Alay Edenlerin Gözü Önünde İnşa
Asırlar sonra Allah, artık kavminden iman edeceklerin ettiğini, ötesinin gelmeyeceğini bildirdi ve ona gemiyi yapmasını emretti: "Bizim gözetimimiz altında ve vahyimize göre gemiyi yap" (Hûd, 37). Denizden uzakta gemi yapan Nûh'un yanından geçen kavmi onunla alay ediyordu. Kur'an bu sahneyi ve cevabını nakleder: "Siz bizimle alay ediyorsanız, biz de sizin alay ettiğiniz gibi sizinle alay edeceğiz; yakında bileceksiniz" (Hûd, 38-39).
Sonunda vakit doldu. Tandır kaynayıp sular yükselmeye başlayınca Allah ona her canlıdan birer çift ile ailesini ve iman edenleri gemiye bindirmesini emretti (Hûd, 40). Kur'an, iman edenlerin pek az olduğunu özellikle belirtir. Dokuz asırlık emeğin görünürdeki karşılığı bir gemi dolusu insandı; ama Allah katındaki karşılığı, kıyamete kadar anılan bir önderlik oldu.
Tûfan ve Bir Babanın En Ağır İmtihanı
Gökyüzü sağanak hâlinde boşandı, yer kaynaklar hâlinde fışkırdı. Zulme gömülen kavim, dağ gibi dalgalar arasında kaldı. Nûh aleyhisselamın duası Kur'an'da kısacıktır ama yüreğin ta içinden gelir:
فَدَعَا رَبَّهُ أَنِّي مَغْلُوبٌ فَانْتَصِرْ
"Bunun üzerine Rabbine, 'Ben yenilgiye uğradım, yardım et!' diye dua etti." (Kamer, 10)
Tûfanın en sarsıcı sahnesi ise bir baba ile oğul arasında geçer. Nûh (a.s.), kenarda duran oğluna seslendi: "Yavrucuğum, bizimle beraber bin, kâfirlerle beraber olma!" Oğlu "Beni sudan koruyacak bir dağa sığınırım" dedi. "Bugün Allah'ın emrinden koruyacak hiçbir şey yoktur" diyemeden aralarına dalga girdi ve oğlu boğulanlardan oldu (Hûd, 42-43).
Nûh, Rabbine "Oğlum benim ailemdendir, senin vaadin haktır" diye yakardı. Gelen cevap, iman bağının kan bağından önce geldiğini kıyamete kadar öğretir: "Ey Nûh! O senin ailenden değildir. Çünkü o, salih olmayan bir iş yapmıştır. Hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme" (Hûd, 45-46). Nûh aleyhisselam hemen istiğfara sarıldı; peygamber edebi budur.
Cûdî'ye Oturuş ve Yeni Başlangıç
Sonra emir geldi: "Ey yer, suyunu yut; ey gök, suyunu tut!" Su çekildi, iş bitirildi ve gemi Cûdî'ye oturdu (Hûd, 44). Nûh ve beraberindekiler, "gemiden esenlik ve bereketle in" hitabıyla karaya ayak bastılar (Hûd, 48). İnsanlık, iman eden o küçük topluluğun üzerinden yeniden yeşerdi.
Şunu da belirtelim: geminin yapısı, hayvanların sayısı, tûfanın ayrıntıları hakkında halk arasında dolaşan pek çok hikâye, Kur'an ve sahih hadislerde yer almayan sonradan eklemelerdir. Kıssanın sahih çerçevesi Kur'an'ın anlattığıdır; ibret de zaten oradadır.
Bu Kıssadan Çıkan Ders
Hz. Nûh kıssası önce sabrı öğretir: dokuz yüz elli yıl, sonuç görünmese de doğru yerde durmanın dersidir. Vazifemiz tebliğ ve gayrettir; hidayet ve netice Allah'a aittir. İkincisi, iman bağının en yakın akrabalıktan bile önce geldiğidir; hiç kimse başkasının imanıyla kurtulamaz. Üçüncüsü, istiğfarın bereketidir: Nûh (a.s.) kavmine "Rabbinizden bağışlanma dileyin ki üzerinize gökten bolluk indirsin; sizi mallar ve oğullarla desteklesin" demişti (Nûh, 10-12). Darlık ve kuraklık zamanlarında bu ayetler, tövbe ile rızık arasındaki bağı hatırlatır. Ve son ders: alay edenler unutulur gider; gemiye binenler kurtulur.
Sıkça Sorulan Sorular
Hz. Nûh kavmini kaç yıl davet etti?
Kur'an-ı Kerim, Nûh aleyhisselamın kavmi arasında "bin yıldan elli yıl eksik", yani dokuz yüz elli yıl kaldığını bildirir (Ankebût, 14). Toplam ömrünün ne kadar olduğu hakkında ise Kur'an'da ve sahih hadislerde açık bir sayı verilmez.
Nûh tûfanı bütün dünyayı mı kapladı?
Âlimler bu konuda ihtilaf etmiştir. Bir kısmı tûfanın bütün yeryüzünü kapladığını, bir kısmı ise Nûh kavminin yaşadığı bölgeyle sınırlı olduğunu söyler. Kur'an'da kesin bir belirleme yoktur; kesin olan, inkârcı kavmin tamamen helâk olduğudur.
Nûh'un gemisi nereye oturdu?
Kur'an-ı Kerim geminin Cûdî'ye oturduğunu açıkça bildirir (Hûd, 44). Cûdî'nin yeri hakkında kaynaklarda farklı görüşler bulunmakla birlikte, İslam âlimlerinin çoğunluğu bunu Anadolu'nun güneydoğusundaki Cûdî Dağı olarak anlamıştır.
Ülü'l-azm peygamber ne demek, Hz. Nûh neden onlardandır?
Ülü'l-azm, sabır ve kararlılıkta zirve kabul edilen büyük peygamberler için kullanılır; Nûh, İbrâhim, Mûsâ, Îsâ aleyhimüsselam ve Efendimiz (s.a.s.) bu vasıfla anılır (Ahkāf, 35; Ahzâb, 7). Hz. Nûh, asırlar süren daveti ve sarsılmayan sebatıyla bu vasfın ilk örneğidir.
Yorumlar