Hz. Ömer (r.a.): Hakkı Bâtıldan Ayıran Fâruk
Hz. Ömer (r.a.), İslam'ın ikinci halifesi, adaletin tarih boyunca sembolleşmiş ismidir. Müslüman olmadan önce İslam'ın en sert muhaliflerindendi; iman edince aynı kararlılığı hakkın emrine verdi. "Fâruk" lakabı, hakkı bâtıldan ayırışının nişanesidir. On yıllık halifeliği, devlet yönetiminde adaletin ders kitabı gibidir.
Mekke'nin sert delikanlısı
Ömer bin Hattâb, Kureyş'in Adiy koluna mensuptu. Okuma yazma bilen az sayıdaki Mekkeliden biriydi; güreşiyle, hitabetiyle, sözünü esirgemeyen mizacıyla tanınırdı. İslam daveti başladığında bu sertlik, ilk yıllarda Müslümanların aleyhine işledi. Ömer, yeni dine öfkeyle karşı çıkanlardandı. Öyle ki siyer kaynaklarının naklettiğine göre bir gün kılıcını kuşanıp Peygamberimiz'in (s.a.s.) canına kastetmek üzere yola bile çıkmıştı.
O günlerde Efendimiz'in (s.a.s.) diller üzerinde dolaşan bir duası vardı: "Allah'ım! İslam'ı bu iki adamdan sana daha sevimli olanıyla aziz eyle: Ebû Cehil ile veya Ömer bin Hattâb ile." Hadisin devamında Abdullah bin Ömer (r.a.) der ki: "İkisinden Allah'a daha sevimli olanı Ömer'di." (Tirmizî, Menâkıb 17; hasen-sahih)
Kız kardeşinin evinde duyduğu ayetler
Dönüm noktası, o öfkeli yolculuğun ortasında geldi. Yolda karşılaştığı biri, "Önce kendi evine bak; kız kardeşin Fâtıma da Müslüman oldu" deyince Ömer rotasını değiştirdi. Eve vardığında içeriden Kur'an sesi geliyordu. Kapıyı öfkeyle çaldı, tartışma büyüdü; eniştesine ve kız kardeşine el kaldırdı. Kardeşinin yüzündeki kana rağmen "İstediğini yap, biz dinimizden dönmeyeceğiz" deyişi, o sert adamı ilk kez durdurdu.
Sonra sayfayı eline aldı. Okuduğu, Tâhâ sûresinin ilk ayetleriydi. Kelimeler, yıllardır kılıçla korunamayan kalbine dokundu. Oradan doğruca Efendimiz'in (s.a.s.) bulunduğu eve gitti; ama bu kez kılıcıyla değil, kelime-i şehadetle. Siyer kaynakları, o gün Müslümanların tekbir sesleriyle sevindiğini nakleder.
Abdullah bin Mes'ûd'un (r.a.) şu sözü, bu imanın ilk meyvesini özetler: "Ömer Müslüman olduğundan beri biz hep aziz olduk." (Buhârî, Fezâilü's-Sahâbe 6) Çünkü Ömer, imanını gizlemedi; Müslümanlar onun yanında Kâbe'de açıktan namaz kılabilir hâle geldi. "Fâruk" (hakkı bâtıldan ayıran) lakabı da bu açık duruşun hatırasıdır.
Şeytanın yol değiştirdiği sahabi
Efendimiz (s.a.s.) bir gün ona şöyle buyurdu: "Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki ey Hattâb'ın oğlu, şeytan seninle bir yolda karşılaşsa mutlaka senin yolundan başka bir yola sapar." (Buhârî, Fezâilü's-Sahâbe 6; Müslim, Fezâilü's-Sahâbe 22)
Bu övgü, Ömer'in (r.a.) titizliğinin özetidir: Haram şüphesi taşıyan her şeyden uzak durur, nefsini hesaba çekmekte kimseye benzemezdi. Bedir'den Uhud'a, Hendek'ten Tebük'e bütün büyük imtihanlarda Efendimiz'in (s.a.s.) yanı başındaydı. Kızı Hafsa'yı (r.anhâ) Efendimiz'le evlendirerek ona kayınpeder olma şerefine de erişti.
Halife Ömer: Adaletin adı
Hz. Ebûbekir'in (r.a.) vefatından sonra, hicrî 13 (miladî 634) yılında halife oldu. On yıl süren halifeliğinde İslam coğrafyası Irak'tan Mısır'a, Şam'dan İran içlerine uzandı. Ama Ömer'i (r.a.) tarihe yazan fetihlerden çok, fethettiği yerlerde kurduğu düzendir: Beytülmal (devlet hazinesi) teşkilatlandırıldı, maaş divanı kuruldu, valiler denetlendi, hicreti başlangıç kabul eden hicrî takvim onun döneminde uygulamaya konuldu. Bugün 1448 yılını yaşadığımız takvimin sıfır noktasını belirleyen odur.
Onun yönetim anlayışının özü, Kur'an'ın şu emriydi:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُونُوا قَوَّامِينَ لِلَّهِ شُهَدَاءَ بِالْقِسْطِ ۖ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ عَلَىٰ أَلَّا تَعْدِلُوا ۚ اعْدِلُوا هُوَ أَقْرَبُ لِلتَّقْوَىٰ
"Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz sizi adaletsizliğe itmesin. Âdil olun; bu, takvaya daha yakındır." (Mâide, 8)
Geceleri Medine sokaklarını dolaşır, halkın hâlini bizzat yoklardı. Nakledilir ki bir gece teftişinde, süte su katmayı reddeden bir genç kızın "Halife görmüyorsa Allah görüyor" dediğine şahit olmuş, bu dürüstlüğe hayran kalarak onu oğluyla evlendirmiştir. Yine tarih kaynakları, Kudüs'ün anahtarını teslim almaya giderken kölesiyle deveye nöbetleşe bindiğini; şehre girerken sıranın köleye geldiğini, halifenin ise devenin yularını çektiğini nakleder. Bu rivayetler bize bir devlet başkanının değil, "çoban" bilinciyle yaşayan bir kulun fotoğrafını verir.
Nitekim Efendimiz'in (s.a.s.) şu hadisi onun dilinden düşmezdi denilse yeridir: "Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüklerinizden sorumlusunuz." (Buhârî, Cum'a 11; Müslim, İmâre 20) Ömer (r.a.) bu sorumluluğu o kadar ciddiye aldı ki "Fırat kenarında bir oğlak kaybolsa, adaletin hesabını Ömer'den sorar diye korkarım" dediği nakledilir.
Mihraptaki şehadet
Hicrî 23 (miladî 644) yılında, bir sabah namazında Mescid-i Nebevî'de imamlık yaparken, Ebû Lü'lüe adlı Mecûsî bir köle tarafından hançerlendi. Yaralı hâlde bile ümmetin derdindeydi: Yerine geçecek halifenin seçimi için altı kişilik şûrâyı görevlendirdi. Vefat etmeden önce Hz. Âişe'den (r.anhâ) izin isteyerek Efendimiz'in (s.a.s.) ve Hz. Ebûbekir'in (r.a.) yanına defnedilmeyi diledi; bu son isteği kabul edildi. İki cihan güneşinin yanı başında, sevdikleriyle birlikte yatıyor.
Bu kıssadan çıkan ders
Hz. Ömer'in (r.a.) hayatı, hidayetin kimseye uzak olmadığını gösterir; dünün en sert muhalifi, yarının en büyük hâdimi olabilir. İkincisi, iman iddiasının ispatı adalettir: Güç eline geçtiğinde insanın nasıl davrandığı, kalbindekinin aynasıdır. Üçüncüsü, sorumluluk duygusudur; makam büyüdükçe hesap korkusu da büyümelidir, tersine değil. Son olarak, hakkı açıkça yaşama cesareti: Ömer (r.a.) Müslümanlığını da adaletini de gizlemedi. Bugün bize düşen; evimizde, işimizde, elimizin altındakilere karşı aynı "çoban" bilinciyle yaşamaktır.
Sıkça Sorulan Sorular
Hz. Ömer'e neden "Fâruk" denir?
Fâruk, "hakkı bâtıldan ayıran" demektir. Müslüman olduktan sonra imanını gizlemeyip İslam'ın açıkça yaşanmasına vesile olduğu için bu lakapla anılmıştır; hak ile bâtılın safları onun imanıyla belirginleşmiştir.
Hz. Ömer kaç yıl halifelik yaptı?
Hicrî 13-23 (miladî 634-644) yılları arasında yaklaşık on yıl halifelik yaptı. Bu dönemde Suriye, Irak, Mısır ve İran'ın büyük bölümü İslam topraklarına katıldı; devlet teşkilatının temelleri atıldı.
Hicrî takvimi kim başlattı?
Hicreti takvim başlangıcı kabul etme kararı, Hz. Ömer'in (r.a.) halifeliği döneminde sahabenin istişaresiyle alındı. Bugün kullanılan hicrî takvimin 1. yılı, Efendimiz'in (s.a.s.) Mekke'den Medine'ye hicretiyle başlar.
Hz. Ömer nasıl şehit oldu?
Hicrî 23 yılında, Mescid-i Nebevî'de sabah namazı kıldırırken Ebû Lü'lüe adlı bir köle tarafından hançerlenerek ağır yaralandı ve birkaç gün sonra vefat etti. Efendimiz'in (s.a.s.) ve Hz. Ebûbekir'in (r.a.) yanına defnedildi.
Yorumlar