Hz. Osman (r.a.): Meleklerin Hayâ Ettiği Cömertlik Âbidesi
Hz. Osman bin Affân (r.a.); İslam'ın ilk müminlerinden, Efendimiz'in (s.a.s.) iki kez damadı, üçüncü halife ve Kur'an nüshalarını çoğaltarak ümmete tek imlâ üzere mushaf bırakan sahabidir. Hayâsı, cömertliği ve fitne gününde kan dökülmesin diye gösterdiği sabırla tanınır; hicrî 35 yılında Kur'an okurken şehit edilmiştir.
Sahabe kıssalarımızda Hz. Ebûbekir'in sadakatini ve Hz. Ömer'in adaletini anlatmıştık. Bugün sıra, o ikisinin ardından ümmetin emanetini omuzlayan adamda: Osman bin Affân (r.a.). Onu iki kelime özetler derler; hayâ ve sehâ. Yani utanma duygusunun en zarifi ile cömertliğin en genişi, aynı gönülde buluşmuş.
Mekke'nin Sayılı Tüccarından İslam'ın İlk Saflarına
Osman (r.a.), Kureyş'in Ümeyyeoğulları kolundan, Mekke'nin zengin ve itibarlı bir tüccarıydı. Efendimiz'den birkaç yaş küçüktü; ticaretteki dürüstlüğü ve yumuşak huyuyla cahiliye devrinde bile temiz kalmış nadir insanlardandı. Yakın arkadaşı Hz. Ebûbekir'in davetiyle, İslam'ın daha ilk günlerinde iman etti. Servetini ve konforunu kaybetme pahasına verilmiş bir karardı bu; nitekim kavminin baskısı yüzünden önce Habeşistan'a, sonra Medine'ye hicret etti. İki ayrı hicrete katlanan ilk muhacirlerdendir.
Efendimiz (s.a.s.) ona önce kızı Rukiyye'yi nikâhladı. Rukiyye vefat edince de diğer kızı Ümmü Külsûm'u. Resûlullah'ın iki kızıyla evlenme şerefine eriştiği için ona "Zinnûreyn", yani "iki nur sahibi" denildi. Bu lakabı tarihte taşıyan başka kimse yoktur.
Meleklerin Hayâ Ettiği Adam
Hz. Âişe (r.anhâ) anlatır: Efendimiz (s.a.s.) bir gün evinde rahat bir hâlde otururken Hz. Ebûbekir izin isteyip girdi; Efendimiz hâlini değiştirmedi. Hz. Ömer girdi; yine değiştirmedi. Ama Hz. Osman kapıda görününce toparlanıp oturuşunu düzeltti. Sebebi sorulduğunda verdiği cevap, bir insana yapılabilecek en zarif iltifatlardandır: "Meleklerin kendisinden hayâ ettiği bir adamdan ben hayâ etmeyeyim mi?" (Müslim, Fedâilü's-sahâbe 36)
Hayâ, Osman'ın (r.a.) yalnızca ahlâkı değil, âdeta kimliğiydi. Az konuşur, kimseyi kırmaz, öfkeye kapılmazdı. Ama bu yumuşaklık, yerinde durmasını bilen bir vakarla birleşmişti; Uhud'a, Hendek'e, Huneyn'e katıldı, gerektiğinde malını da canını da ortaya koydu.
Rûme Kuyusu ve Zorluk Ordusu
Medine'ye hicretin ilk günlerinde Müslümanlar içme suyu sıkıntısı çekiyordu. Tatlı su, Rûme adlı bir kuyudan alınıyor, sahibi de suyu pahalıya satıyordu. Efendimiz (s.a.s.) "Kim Rûme kuyusunu satın alıp Müslümanlara vakfederse, ona cennette ondan hayırlısı vardır" buyurdu. Osman (r.a.) kuyuyu kendi servetiyle satın aldı ve zengin fakir herkesin kullanımına açtı. Tarihin ilk su vakıflarından biri, onun imzasını taşır.
Tebük seferi hazırlığında ise ordunun donatılacak gücü yoktu; öyle ki bu orduya "Ceyşü'l-usre", zorluk ordusu denildi. Osman (r.a.) yüzlerce deveyi tam teçhizatıyla bağışladı, üstüne bir de altın getirip Efendimiz'in önüne koydu. Resûlullah (s.a.s.) o gün "Bugünden sonra yapacakları Osman'a zarar vermez" buyurdu. Her iki hadiseyi Tirmizî nakleder ve hadisin hasen olduğunu belirtir (Tirmizî, Menâkıb 18).
Bir keresinde de Efendimiz (s.a.s.) Hz. Ebûbekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman'la birlikte Uhud dağına çıkmıştı. Dağ sarsılınca şöyle buyurdu: "Sakin ol Uhud! Senin üzerinde bir peygamber, bir sıddîk ve iki şehid var." (Buhârî, Fedâilü ashâbi'n-nebî 5) Sözün iki muhatabı da yıllar sonra gerçekten şehit edilecekti.
Ağaç Altındaki Biat: "Bu da Osman'ın Eli"
Hudeybiye günü Efendimiz (s.a.s.), Kureyş'le görüşmesi için Mekke'ye elçi olarak Osman'ı gönderdi. Bir ara onun öldürüldüğü haberi yayıldı. Bunun üzerine Resûlullah, ashâbını bir ağacın altında toplayarak ölümüne çarpışmak üzere biat aldı; tarihe Bey'atü'r-Rıdvân diye geçen bu biatta Efendimiz bir elini diğerinin üzerine koydu ve "Bu da Osman'ın biatıdır" buyurdu (Buhârî, Fedâilü ashâbi'n-nebî 7). Kur'an-ı Kerim o günü şöyle anar:
لَقَدْ رَضِيَ اللَّهُ عَنِ الْمُؤْمِنِينَ إِذْ يُبَايِعُونَكَ تَحْتَ الشَّجَرَةِ
"Andolsun ki Allah, ağacın altında sana biat ederlerken müminlerden razı olmuştur." (Fetih, 18)
Kendisi orada yokken biatı Peygamber eliyle temsil edilen tek sahabi Osman'dır. Onun sadakati, gıyabında bile şahitliklerin en güzeliyle tescillenmiştir.
Halifelik Yılları ve Kur'an'a Hizmet
Hz. Ömer'in şehadetinden sonra, hicrî 23 yılında şûra ile halife seçildi; on iki yıl bu emaneti taşıdı. Döneminde İslam coğrafyası genişledi, ilk donanma kuruldu. Fakat onun ümmete en kalıcı armağanı başka bir şeydir: fetihlerle farklı beldelere dağılan Müslümanlar arasında Kur'an kıraatinde ihtilaf belirince, Hz. Ebûbekir devrinde toplanmış ana nüshayı esas alarak Zeyd bin Sâbit başkanlığındaki heyete mushafları yazdırdı ve büyük merkezlere gönderdi (Buhârî, Fedâilü'l-Kur'ân 3). Bugün dünyanın neresinde bir mushaf açsak aynı harfleri okuyorsak, bu birliğin temelinde onun gayreti vardır. Bu yüzden ona "câmiu'l-Kur'ân", Kur'an'ı toplayan da denir.
Fitne Günleri ve Şehadet
Halifeliğinin son yıllarında çeşitli beldelerde başlayan hoşnutsuzluklar, körüklene körüklene bir isyana dönüştü. Âsiler Medine'ye yürüyüp halifenin evini kuşattılar. Yanındaki sahabiler çarpışmak için izin istedikçe Osman (r.a.) aynı cevabı verdi: Müslüman kanı dökülmesin. Kaynaklar, kuşatma günlerinde ona su ve yiyecek verilmediğini, buna rağmen direniş çağrılarını reddettiğini nakleder. Hicrî 35 yılının Zilhicce ayında, seksenini geçmiş yaşında, oruçlu olduğu bir günde evine giren âsilerce şehit edildi. Rivayetlere göre o esnada Kur'an okuyordu; okuduğu mushafın üzerine kanının damladığı nakledilir.
Uhud'daki sözün ikinci şahidi de böylece gerçek oldu. Ümmetin en hayâlı adamı, ümmetin kanı dökülmesin diye kendi kanından geçti.
Bu Kıssadan Çıkan Ders
Osman (r.a.) bize iki şeyin kardeş olduğunu öğretir: hayâ ve cömertlik. İkisi de aynı yerden, kalpteki incelikten doğar. Utanma duygusunu yitirmemiş insan, elindekini de esirgemez. Onun hayatındaki ikinci büyük ders, fitne zamanı duruşudur: haklı olmak, her yolu mubah kılmaz. Kendi canı pahasına Müslüman kanına girmeyi reddeden bu tavır, öfkenin kolayca körüklendiği her devir için bir ölçüdür. Ve elbette şu: bir kuyu, bir vakıf, bir mushaf... Kalıcı olan, elde tutulan değil, Allah yolunda elden çıkarılandır.
Sıkça Sorulan Sorular
Zinnûreyn ne demek, Hz. Osman'a neden denilmiştir?
Zinnûreyn "iki nur sahibi" demektir. Hz. Osman, Efendimiz'in (s.a.s.) önce kızı Rukiyye ile, onun vefatından sonra da diğer kızı Ümmü Külsûm ile evlendiği için bu lakabı almıştır. Peygamberimizin iki kızıyla evlenme şerefi tarihte yalnızca ona nasip olmuştur.
Hz. Osman neden şehit edildi?
Halifeliğinin son yıllarında körüklenen hoşnutsuzluklar isyana dönüşmüş, âsiler Medine'de halifenin evini kuşatmıştır. Müslüman kanı dökülmesin diye çarpışma iznini vermeyen Hz. Osman, hicrî 35 yılında evinde, rivayete göre Kur'an okurken şehit edilmiştir.
Kur'an'ı çoğaltan halife kimdir?
Hz. Osman'dır. Kıraat ihtilaflarını önlemek için Hz. Ebûbekir devrinde toplanan ana nüshayı esas aldırarak Zeyd bin Sâbit başkanlığındaki heyete mushafları yazdırmış ve büyük şehirlere göndermiştir. Bu hizmeti sebebiyle kendisine "câmiu'l-Kur'ân" da denilmiştir.
Hz. Osman kaç yıl halifelik yapmıştır?
Hicrî 23 yılında halife seçilmiş, hicrî 35 yılında şehit edilinceye kadar yaklaşık on iki yıl halifelik yapmıştır. Dört halife içinde en uzun süre görevde kalan odur.
Yorumlar