Ana içeriğe geç
İslam Arşivi الأرشيف الإسلامي İslam Arşivi

İslam Arşivi artık mobilde

Binlerce kaynağa her an, her yerden ulaşın.
Web sitemizde bulunmayan özellikleri uygulamada keşfedin.
iOS ve Android uygulamalarımız şimdi yayında!

Güvenli • Hızlı • Ücretsiz

İslam Arşivi

Hz. Sâlih (a.s.) Kıssası: Kayaları Oyan Bir Kavmin Bir Deveye Yenilmesi

Hz. Sâlih (a.s.), Semûd kavmine gönderilen peygamberdir. Dağları oyup içine evler yapacak kadar güçlü bir medeniyet kuran bu kavim, kendilerine mucize olarak verilen deveye dokunmamaları konusunda uyarıldı. Uyarıyı dinlemediler, deveyi kestiler ve korkunç bir sesle helâk oldular.

Semûd kavminin hikâyesi, "gücü yeten haklıdır" sanan her nesle bakan bir aynadır. Çünkü onları helâk eden şey fakirlik, cehalet ya da çaresizlik değildi. Tam tersi: Onlar dönemlerinin en becerikli, en müreffeh, en donanımlı topluluğuydu.

Kayaları oyan bir medeniyet

Kur'an, Semûd kavminin yaşadığı yeri Hicr olarak anar; Arap Yarımadası'nın kuzeybatısında, bugün Medâin-i Sâlih diye bilinen bölgedir. Kayalara oyulmuş anıtsal cepheler hâlâ ayaktadır.

Hz. Sâlih (a.s.) kavmine seslenirken onların bu becerisini hatırlatır:

وَتَنْحِتُونَ مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا فَارِهِينَ

"Dağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz." (Şuarâ, 149)

Ovalarda köşkler kurmuş, dağları oyup içlerine yerleşmişlerdi (A'râf, 74). Sular akıyor, bağlar bahçeler veriyordu. Nimet vardı; ama nimet çoğaldıkça sorumluluk hissi azalmıştı.

İçlerinden çıkan bir davetçi

Hz. Sâlih (a.s.) onlara yabancı biri değildi. Kendi içlerinden, güvenilirliğiyle tanınan biriydi. Kavmi ona şöyle diyecekti:

"Ey Sâlih! Sen bundan önce aramızda ümit beslenen biriydin…" (Hûd, 62)

Bu cümle, kıssanın en dokunaklı yerlerinden biridir. Aynı insanlar, aynı adama, sadece söylediği söz değiştiği için tavır değiştiriyor. Onu güvenilir bulurken sevmişler; hakkı söyleyince "aramızdaki ümidi kırdın" demişlerdi.

Sâlih'in (a.s.) daveti tek cümleyle özetlenebilir:

"Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilâhınız yoktur. O sizi yerden yarattı ve orayı imar etmenizi istedi…" (Hûd, 61)

Dikkat çekici olan şu: Ayet, onların imar kabiliyetini kötülemiyor. Aksine imarı Allah'ın onlara verdiği bir görev olarak anıyor. Sorun taş oymak değildi; taşı oyan elin kime ait olduğunu unutmaktı.

Deve mucizesi ve paylaşılan su

Kavim bir işaret istedi, kendilerine bir deve mucize olarak verildi. Kur'an bu deveyi "Allah'ın devesi" diye anar ve şartı açıkça koyar:

"İşte size apaçık bir delil olarak Allah'ın bu devesi. Bırakın onu, Allah'ın arzında otlasın. Ona kötülükle dokunmayın; yoksa sizi acı bir azap yakalar." (A'râf, 73)

Ardından bir düzen kuruldu: Su, deve ile kavim arasında paylaştırılacaktı.

"Onlara suyun aralarında paylaştırıldığını haber ver; her içme sırasına uyulacaktır." (Kamer, 28)

Burada bir ihtiyat kaydı düşmek gerekir: Kur'an ve sahih hadisler, bu devenin nereden geldiğini, nasıl ortaya çıktığını, boyunu posunu anlatmaz. Halk anlatılarında dolaşan "kayanın yarılıp içinden çıktığı", "günde şu kadar süt verdiği" gibi ayrıntılar Kur'an'da ve sahih rivayetlerde yer almaz; bunlar sonradan eklenen, kaynağı sağlam olmayan anlatımlardır. Kıssanın anlamı da zaten devenin fizikî özelliklerinde değil, bir sınırın konulmuş ve o sınırın çiğnenmiş olmasında saklıdır.

Çünkü mesele basitti: Bir toplumun ilâhî bir işarete ve ortak bir hakka saygı gösterip gösteremeyeceği sınanıyordu.

Dokuz kişinin işlediği suç, bütün şehrin sonu

Sınavı geçemediler. Deveyi kesme işini bütün kavim yapmadı; içlerinden azgın bir grup yaptı.

"Derken arkadaşlarını çağırdılar; o da (kılıcı) alıp deveyi kesti." (Kamer, 29)

"Semûd kavmi azgınlığı yüzünden yalanladı. Hani en bedbahtları atılmıştı." (Şems, 11-12)

Fiili bir kişi işledi, birkaç kişi kışkırttı. Ama azap topluma geldi. Kur'an'ın burada anlattığı incelik şudur: Bir zulme razı olmak, onu bizzat işlemekle aynı sonucu doğurabilir. Şehirde deveyi kesmeyen ama kesilmesine ses çıkarmayan çoğunluk, kendini suçun dışında sanıyordu.

Hz. Sâlih (a.s.) onlara son bir mühlet verdi:

"Yurdunuzda üç gün daha yaşayın. Bu, yalanlanamayacak bir tehdittir." (Hûd, 65)

Üç gün. Tövbe için yeterli, kaçmak için yetersiz bir süre. Kimse kapıyı çalmadı.

Sonun sesi

Dördüncü gün geldiğinde:

"Zulmedenleri o korkunç ses yakaladı ve yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar." (Hûd, 67)

Hz. Sâlih (a.s.) ve ona iman edenler kurtuldu (Hûd, 66). Geriye, bir zamanlar övündükleri o muhteşem kaya evleri kaldı — içinde kimse olmadan.

Sâlih'in (a.s.) vedası, kıssanın en yalnız cümlesidir:

"Ey kavmim! Ben size Rabbimin gönderdiklerini tebliğ ettim ve size öğüt verdim. Fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz." (A'râf, 79)

Efendimiz (s.a.s.) o diyardan geçerken

Bu kıssanın en çarpıcı devamı, aradan yüzyıllar geçtikten sonra yaşandı. Hz. Peygamber (s.a.s.), Tebük seferi sırasında ordusuyla Hicr bölgesinden, yani Semûd'un yurdundan geçiyordu. Askerler kaya evleri gezmeye, kuyulardan su almaya başladı. Efendimiz (s.a.s.) onları durdurdu:

"Kendilerine azap edilmiş olan şu topluluğun yurduna, ancak ağlayarak girin. Ağlayamıyorsanız hiç girmeyin ki onların başına gelen sizin de başınıza gelmesin." (Buhârî, Enbiyâ 17; Müslim, Zühd 38-40)

Aynı rivayette, o kuyulardan alınan suyun dökülmesini ve hamurun atılmasını emrettiği de bildirilir.

Burada bir gezinti yasağından fazlası var. Efendimiz (s.a.s.), harabeye bakışın nasıl olacağını öğretiyor: Bir helâk yurdu, turistik bir merak nesnesi değil, ibret alınacak bir işarettir. "Bak ne kadar sağlam yapmışlar" demek yerine, "bunca sağlam yapan bir kavim niçin duramadı" diye sormak.

Bu kıssadan çıkan ders

Beceri, kurtuluş garantisi değildir. Semûd, çağının en yetenekli kavmiydi. Dağı oyabilmek, dağı verenin hakkını unutturmaya yetmez.

Zulme sessiz kalan, ortağı olur. Deveyi bir kişi kesti; ceza şehre geldi. Bir haksızlığa "beni ilgilendirmez" demek, çoğu zaman ona ortak olmanın kibarca söylenmiş hâlidir.

Ortak haklara dokunmak sıradan bir mesele değildir. Suyun paylaşılması, mera hakkı, bir canlının yaşama alanı… Kıssa, bunları küçük ayrıntı sanmanın bedelini gösteriyor.

Öğüde tahammülsüzlük, sonun başlangıcıdır. "Siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz" cümlesi, bir kavmin ne zaman çöktüğünü tarif eder: Doğruyu söyleyenin susturulduğu gün.

Mühlet, merhametin başka adıdır. Üç gün verildi. Kapı hâlâ açıktı. İnsan çoğu zaman kapı kapandığı için değil, kapının açık olduğu günleri boşa harcadığı için kaybeder.

Sıkça Sorulan Sorular

Hz. Sâlih (a.s.) hangi kavme gönderilmiştir?

Semûd kavmine gönderilmiştir. Kur'an bu kavmin yaşadığı bölgeyi "Hicr" olarak anar; Arap Yarımadası'nın kuzeybatısında, bugün Medâin-i Sâlih diye bilinen alandır.

Semûd kavmi nasıl helâk oldu?

Deveyi kesmelerinin ardından kendilerine üç gün mühlet verildi. Sürenin sonunda korkunç bir ses (sayha) onları yakaladı ve yurtlarında çöküp kaldılar (Hûd, 65-67). Hz. Sâlih ve iman edenler kurtuldu.

Sâlih peygamberin devesi nasıl ortaya çıktı?

Kur'an ve sahih hadisler devenin nasıl ortaya çıktığını anlatmaz; "Allah'ın devesi" olarak bir mucize verildiğini ve ona dokunulmaması emredildiğini bildirir. Halk anlatılarında yer alan ayrıntıların kaynağı sağlam değildir.

Deveyi bir grup kestiği hâlde neden bütün kavim cezalandırıldı?

Fiili işleyen azgın bir grup olsa da kavmin geri kalanı bu suça razı olmuş, engellemeye çalışmamıştır. Kıssa, bir zulme sessiz kalmanın sorumluluğu paylaşmak anlamına geldiğini gösterir.

Medâin-i Sâlih'i ziyaret etmenin dinî bir sakıncası var mı?

Hz. Peygamber (s.a.s.), Tebük seferinde bu bölgeden geçerken oraya ancak ibret ve gözyaşıyla girilmesini emretmiştir (Buhârî, Enbiyâ 17; Müslim, Zühd 38-40). Yani mesele girmenin kendisi değil, bakışın niteliğidir: eğlence ve merak değil, ibret.

Sitede keşfet
İslam Arşivi
Editöryal
İlgili yazılar
Yorumlar
Tüm yazılar